Hz. Peygamber (sas) ve Sadelik | Siyerden Ahlâka 23. Bölüm

Muhammed Emin Yıldırım Hocamızın anlatımı, Nuri Sardoğu ve Muhammed Cahit Şahinler’in sunumuyla Efendimiz’in (sas) güzel ahlâkını öğrenmeye gayret edeceğimiz Siyerden Ahlâka serimizin 23. bölümü.

1. Giriş

  • Günümüzde insanlar dinar, dirhem, kadife (üniforma/elbise), dolar, euro, makam, mevki ve şehvet gibi birçok kavrama farkında olmadan kul ve köle olmaktadır.
  • Moda ve “el alem ne der” putu insanları belirli şekillerde giyinmeye ve yaşamaya mecbur bırakarak esir almaktadır.
  • Sadelik; insanı mevki, makam, şöhret, alkış ve beğenilme arzusu gibi prangalardan kurtaran, aza kanaat etmeyi sağlayan ve insanı kendi hayatının ustası kılan bir hürriyet ilacıdır.

2. İslam’ın Özü: Sadelik ve Şeffaflık

  • İslam dini iki kelimeyle özetlenmek istense bu kelimeler “sadelik ve şeffaflık” olurdu.
  • Kabe’nin yapısı buna en güzel örnektir; ihtişamlı ve şatafatlı bir bina yerine, Hz. İbrahim ve Hz. Muhammed (sas) dönemlerinde dahi damı bile olmayan, sade dört duvardan ibaret bir yapı olarak inşa edilmiştir.
  • Camilerimiz ve ibadet yerlerimiz son derece sadedir; gizli saklı, esrarlı veya efsunlu mesajlar barındırmaz. Sünnete göre imam ile cemaat aynı zeminde durmalı, imamın durduğu mihrap yeri bile yüksekte olmamalıdır ki eşitlik sağlansın.
  • Dinin içinde “esrarlı dualar”, gizemler veya sırlar aramak yanlıştır; din son derece net, şeffaf ve durudur. Hac ve umrede giyilen tek tip ihram, makam ve mevkilerin (paşa, er vb.) sıfırlandığı, herkesin eşit olduğu o arı duru hali temsil eder.

3. Sadelik Kavramı ve “El-Bezeze”

  • Sadeliğin Arapçadaki karşılığı “el-bezeze” (veya bedeze) kelimesidir; doğal, saf, duru, katışıksız olma halini ifade eder.
  • Hz. Peygamber (sas), “El-bezâzetü minel iman” (Sadelik imandandır) buyurarak sadeliğin yalnızca bir tavsiye değil, imanın kemale ermesi için zorunlu bir vasıf olduğunu vurgulamıştır.
  • “La ilahe” diyebilmek, gösteriş, moda, taltif ve beğenilme arzusu gibi tüm sahte ilahları elinin tersiyle itmeyi ve tam anlamıyla “Abdullah” (Allah’ın kulu) olmayı gerektirir.

4. Peygamberlerin Ortak Hayat Tarzı Olarak Sadelik

  • Sadelik, gönderilmiş bütün peygamberlerin ortak hayat tarzıdır; hiçbir peygamber yaşadığı toplumda ayrıcalıklı, şatafatlı bir konumda yaşamamıştır.
  • Allah, peygamberlere gökten hazineler indirmemiş; insanlığın atası Hz. Adem’den itibaren onlara el emeği ve alın teriyle geçinmeyi öğretmiştir.
  • Örneğin; Hz. Adem çiftçi, Hz. Nuh ve Hz. Zekeriya marangoz, Hz. İdris terzi, Hz. Musa ve Hz. Harun çoban, Hz. Salih ve Hz. Hud tüccar, Hz. Davut demirci idi; Hz. İsa ise annesinin yaptığı sepetleri pazarda satarak geçinirdi.
  • Müşrikler, peygamberliği “güç, iktidar ve ekonomik üstünlük” zannettikleri için Hz. Muhammed’in (sas) çarşı pazarda dolaşıp yemek yemesini yadırgamış, ona gökten melekler veya hazineler inmesi gerektiğini savunmuşlardır.
  • Ancak bütün peygamberler, sıradan insanlar (min enfüsiküm) gibi acıkmış, yorulmuş, çalışmış ve “dinden konuşmuşlar ama dinden geçinmemişlerdir”.

5. Hz. Peygamber’in (sas) Hayatından Sadelik Örnekleri

  • Ayrıcalıksız Oturma: Medine’ye dışarıdan gelen elçiler veya bedeviler mescide girdiklerinde, Hz. Peygamber (sas) ashabıyla aynı seviyede oturduğu için onu ayıramaz ve “Eyyüküm Muhammed?” (Hanginiz Muhammed?) diye sormak zorunda kalırlardı.
  • Ayağa Kalkılmasını İstememesi: Sahabeden bazılarının gelişi sırasında hürmeten ayağa kalkılmasını emretse de, kendisi mekana girdiğinde insanların ayağa kalkmasına asla müsaade etmemiş, nerede boş yer varsa oraya oturmuştur.
  • Bedevi ile Yemek: Bir bedevi liderin ziyareti sırasında yere bir örtü serip oturmuş, sofraya sığmaya çalışanlar kendisini ittirince alçakgönüllülükle kenara çekilmiş ve “Ben ayrıcalıklı olmamakla emrolundum” mesajını vermiştir.
  • Gölgelik İstememesi: Uhud kahramanı Abdullah b. Cübeyr, güneşte kalan Efendimize (sas) cübbesiyle gölge yapmak istediğinde, Efendimiz diğer sahabiler güneşte olduğu için bunu reddetmiş ve “Ben de sizin gibiyim” demiştir.
  • Kendi Yükünü Taşıması: Pazardan dönerken eşyalarını taşımak isteyen Ebu Hureyre’ye engel olmuş ve “Herkes kendi yükünü taşısın, ancak aciz kalırsa ona yardım edin” buyurmuştur.
  • Hicret Yolculuğu: Medine’ye girerken kılık kıyafeti ve bineği ashabından (Hz. Ebubekir’den) farksız olduğu için Ensar hangisinin peygamber olduğunu anlayamamıştır.
  • Halkın İçinde Olması: Amcası Hz. Abbas, kalabalıktan uzaklaşması için ona özel bir oda yapılmasını ve kapıcılar konulmasını teklif etmiş; Efendimiz “Velev ki topuklarıma bassınlar, eziyet versinler, ben onların içinde yaşayacağım” diyerek reddetmiştir.
  • Müşriklerin Talebini Reddetmesi: Mekke’nin zengin müşrikleri, Efendimiz’i dinlemek için Bilal, Habbab, Ammar ve Süheyb gibi fakir/köle sahabelerin meclisten kovulmasını şart koşmuşlardır. Hz. Peygamber (sas) İslam’a girerler mi umuduyla bunu bir an içinden geçirse de, Allah inen ayetlerle onu sarsıcı bir şekilde uyarmış ve bu ayrımcılığa kesinlikle izin verilmemiştir. Hatta Hz. Ebubekir bu fakir sahabelere Ebu Süfyan karşısında sert çıktığı için Efendimiz tarafından uyarılmıştır.
  • Ev Hali ve Konuşması: Evde kendi söküğünü dikmiş, yatağını düzeltmiş, kendi suyunu kalkıp kendisi almış ve asla “bana şunu getirin” şeklinde emredici bir dil kullanmamıştır. Konuşması da şairlerin ağdalı, üst perdeden dili gibi değil; son derece sade, net ve tane tanedir.

6. Sahabe Efendilerimizin Hayatından Sadelik Örnekleri

  • Hz. Ömer ve Sasani Elçisi: Sasanilerin elçisi, halifenin görkemli bir sarayını görmeyi beklerken, Hz. Ömer’i Medine dışında bir ağacın altında tek başına uyurken bulmuştur. Elçi gördüğü bu muazzam sadelik karşısında: “Ey Ömer! Adaletle hükmettin, emin oldun ve böylece (huzurla) uyudun” tarihi sözünü söylemiştir.
  • Selman-ı Farisi (Medain Valisi): Irak-İran coğrafyasının valisi olmasına rağmen, kılık kıyafeti sıradan olduğu için dışarıdan gelen biri onu tanımamış ve yükünü taşıtmıştır. Selman bu durumu hiç gocunmadan kabul etmiş ve adamı gideceği yere kadar götürmüştür. Medain’de sel felaketi olduğunda tüm eşyasını küçük bir bohçaya sığdırıp bir taşa çıkmış ve “Yükü az olan kurtuldu” diyerek dünyaya bağlanmamanın huzurunu özetlemiştir. Ayrıca devlet görevini “Emilmesi tatlı, terk edilmesi acı” bir imtihan olarak tarif etmiştir.

7. Günümüze Tavsiyeler (Reçete)

  • Eşya Esaretinden Kurtulmak: Günümüzde evlerdeki fazla eşyalar insanlara hizmet edeceğine, insanlar eşyaların hamalı (temizleyicisi, koruyucusu) haline gelmiştir. Ahir zamanda insanların “şehirlerden köylere hicret etmesi” hadisi, bir yönüyle teknoloji ve eşya kalabalığından, sadeliğe ve huzura kaçış olarak yorumlanabilir.
  • Sadelik İçin İki İlaç: Samimiyet ve İnfak. Samimiyet, riyayı, gösterişi ve “el alem ne der” putunu yıkar. İnfak (verme mutluluğu) ise israfın ve tüketim çılgınlığının en büyük ilacıdır.
  • Düğünlerde Sadelik: Hz. Fatıma’nın düğünü, şatafattan tamamen uzak, imkanlar ölçüsünde yapılmış sade bir düğün örneğidir ve gerçek huzurun israfta değil sadelikte olduğunu gösterir.

(65)