Hz. Îsâ’yı Öldüremediler! Asamadılar! Peki, Ne Oldu? | Muhammed Emin Yıldırım

Sîret-i Enbiyâ derslerimizi bu dönem itibari ile bitirdik. Dönemin son dersi Hz. Îsâ (as) ile alakalı da son ders oldu. 12 ders boyunca Hz. Îsâ’yı çok farklı yönleri ile tanımıştık, son dersimizde de Hz. Îsâ’nın son süreçlerini ve ref ile nüzulünü işledik. Muhammed Emin Yıldırım hocamız, “Hz. Îsâ’yı Öldüremediler! Asamadılar! Peki, Ne Oldu?” serlevhasının altında âyetler üzerinden dünyadaki son sürecini, Allah katına yükseltilmesini ve bir daha dünyaya gönderilmesini anlattı. Bu ders ile birlikte dönemi tamamlamış olduk. İnşallah yeni dönemde fetret döneminin kıssalarını işleyecek, böylece Sîret-i Enbiyâ derslerimizi tamamlayacağız. Bu dönemde bize eşlik eden tüm rahle kardeşlerimize teşekkür ediyoruz;  Allah (cc) hepinizden razı olsun. Muhterem Hocamıza sağlık, sıhhat ve afiyetle nice derslerini bizlerle paylaşmasını Rabbimizden niyaz ediyoruz…

Dersten Cümleler

Sîret-i Enbiyâ derslerimizin 177. sine ve bu dönemin son dersine ulaştık. Hz. Meryem’i de sayarsak 15, Hz. Meryem’i saymazsak bu ders dâhil 12 ders boyunca Hz. Îsâ’yı anlamaya gayret ettik.

Kur’ân, hem Hristiyanlara, hem Yahudilere, hem devrin siyasi otoritesi olan Roma’ya meydan okuyor…

وَمَا قَتَلُوهُ وَمَا صَلَبُوهُ وَلٰكِنْ شُبِّهَ لَهُمْۜ

“…Aslında onu öldürmediler ve onu asmadılar da. Fakat kendilerine öyle göründü/bu konuda onların zihinleri karıştı…” (Nisâ 4/157)

Hristiyanlığın en güçlü sembolü haçtır.

Haç çeşitleri ve bunların mânaları…

Hristiyanlar; Hz. Îsâ’yı tanrı görüyorlardı. Nasıl tanrı gördükleri birini çarmıha gerdiriyorlar? Hem de işkence ede ede öldürtüyorlar!

Hristiyanlara göre Hz. Îsâ çarmıha: güçsüz kaldığı için değil, insanlık için bilinçli şekilde “kendini feda ettiği” için gerilmiştir.  Yani Hz. Îsâ aslında engel olabilecek güce sahipti, fakat sevgiden dolayı bunu tercih etti.

Bu yüzden çarmıh onlara göre yenilgi değil, fedakârlık, günahların kefareti, ilahi sevginin sembolü kabul edilir.

Dört İncil’de ortak olarak Hz. Îsâ’nın süreci şöyle anlatılır: Îsâ tutuklanır,  yargılanır,  Roma valisi Pontius Pilatus döneminde idama gönderilir,  Golgota’da (Çarmıh Tepesi) çarmıha gerilir, ölür, çarmıhtan indirilir, bir beton mezara gömülür ve sonra dirildiği anlatılır.

Markos İncil: Burada Îsâ acı çeken, yalnız bırakılan,  terk edilmiş görünen
bir figürdür.

En dikkat çekici sözü: “”Eli, Eli, lama azavtani/Tanrım, Tanrım, beni neden terk ettin?”

Matta İncil: Yahudi okuyuculara daha yakındır. Çarmıh sırasında deprem olur, bazı mezarlar açılır, sembolik doğa olayları yaşanır.

Luka İncili: Îsâdaha sakin, daha bağışlayıcı, daha merhametli görünür.

Son sözü: “Baba, onları bağışla; çünkü ne yaptıklarını bilmiyorlar.”

Yuhanna İncil: En teolojik ve en “ilahi” anlatım buradadır. Hz. Îsâ, bu İncil’de en “tanrısal” şekilde sunulur. Olayın kurbanı gibi değil, kaderini bilen biri gibi davranır.

Son sözü: “Kalah/Tamamlandı.”

Yahudilerin, Hz. Îsâ’yı Roma valisini ısrarla ve tekrarla şikâyete gidiyorlar…

Kur’ân-ı Kerîm’de Hz. Îsâ’nın Son Süreci

– Âl-i İmrân 3/55 Hz. Îsâ’nın akıbeti 
– Nisâ 4/157 Hz. Îsâ’nın çarmıha gerilmediği
– Nisâ 4/158 Hz. Îsâ’nın göğe yükseltildiği
– Nisâ 4/159 Hz. Îsâ’nın nüzulü ve sonrasında olacaklar
– Zuhruf 43/61 Hz. Îsâ’nın nüzulünün kıyamet alameti olması 
– Mâide 5/116-120 Hz. Îsâ’ya âhirette sorulacaklar

وَيُكَلِّمُ النَّاسَ فِي الْمَهْدِ وَكَهْلًا وَمِنَ الصَّالِح۪ينَ

“O hem beşikte iken hem de yetişkin halinde insanlarla konuşacak ve sâlih kişilerden olacak.” (Âl-i İmrân 3/46)

وَمَكَرُوا وَمَكَرَ اللّٰهُۜ وَاللّٰهُ خَيْرُ الْمَاكِر۪ينَ۟

“Onlar tuzak kurdular. Allah da tuzak kurdu. Allah, tuzak kuranların en hayırlısıdır.” (Âl-i İmrân 3/54)

اِذْ قَالَ اللّٰهُ يَا ع۪يسٰٓى اِنّ۪ي مُتَوَفّ۪يكَ وَرَافِعُكَ اِلَيَّ وَمُطَهِّرُكَ مِنَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَجَاعِلُ الَّذ۪ينَ اتَّبَعُوكَ فَوْقَ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِۚ ثُمَّ اِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ فَاَحْكُمُ بَيْنَكُمْ ف۪يمَا كُنْتُمْ ف۪يهِ تَخْتَلِفُونَ

“Hani Allah şöyle buyurmuştu ki: “Ey Îsâ! Ben seni vefat ettireceğim, seni katıma yükselteceğim, seni o inkârcılardan arındıracağım ve sana tâbi olanları kıyamet gününe kadar inkâr edenlerden üstün kılacağım. Sonra dönüşünüz bana olacak. İşte, ayrılığa düşüp durduğunuz hususlarda aranızda hükmü o zaman ben vereceğim.” (Âl-i İmrân 3/55)

Bu âyetteki iki kelime çok önemli: (مُتَوَفّ۪يكَ وَرَافِعُكَ) “muteveffîke/vefat ettireceğim” ve “ve râfi’uke ileyye/seni katıma yükselteceğim.”

Vefat,kelimesi de Arapça’da çok anlamlı olarak kullanılan kelimelerdendir. Mesela Kur’ân’da şu anlamlara gelmektedir:

– Ahde vefa (Bakara 2/40; Nahl 16/91)
– Ölçü ve tartıyı tam yapmak  (İsra 17/35)
– Kabzederek almak (Âl-i İmrân 3/55)
– Gerçek ölüm (Âl-i İmrân 4/193)

Bu âyetin bağlamına dikkatlice baktığımızda şunları görürüz:

1- Eğer ayetteki vefat, normal bir vefat olsaydı, “seni katıma yükselteceğim” denmezdi.

2- Eğer “seni katıma yükselteceğim” ifadesinde kastedilen normal bir ölüm olsaydı “seni inkârcılardan arındıracağım” denmezdi.

3- Eğer “seni inkârcılardan arındıracağım” ifadesi Hz. Îsâ’nın yeniden indirileceği anlamında olmasaydı “sana tâbi olanları kıyamet gününe kadar inkâr edenlerden üstün kılacağım.” denmezdi.

4- Eğer bu konuda tartışmalar sona erseydi; “ayrılığa düşüp durduğunuz hususlarda aranızda hükmü o zaman ben vereceğim.” denmezdi.

Elmalılı Âl-i İmrân 55. âyette “müteveffîke” ibaresinin “râfi’uke”den önce geçmesi ile ilgili şöyle bir nükteden bahsediyor: “Bu nükte ulûhiyeti Allah teâlâ’dan Îsâ’ya geçirerek Allah’ı Îsâ’da fâni kılmak ve Îsâ’ya lâhûtiyetle ebedî bir bekā-yı rûh tasavvur etmek iddiasında bulunan Nasârâ’ya karşı Îsâ’nın vefatını ve hâkimiyyet-i ilâhiyeyi evvelemirde tefhim ve bununla beraber Îsâ’yı da düşmanlarına karşı tatmin eylemektir.”

وَقَوْلِهِمْ اِنَّا قَتَلْنَا الْمَس۪يحَ ع۪يسَى ابْنَ مَرْيَمَ رَسُولَ اللّٰهِۚ وَمَا قَتَلُوهُ وَمَا صَلَبُوهُ وَلٰكِنْ شُبِّهَ لَهُمْۜ وَاِنَّ الَّذ۪ينَ اخْتَلَفُوا ف۪يهِ لَف۪ي شَكٍّ مِنْهُۜ مَا لَهُمْ بِه۪ مِنْ عِلْمٍ اِلَّا اتِّبَاعَ الظَّنِّۚ وَمَا قَتَلُوهُ يَق۪ينًاۙ

“Allah elçisi Meryem oğlu Îsâ Mesîh’i öldürdük” demeleri yüzünden (de lanete uğradılar) Aslında onu öldürmediler ve onu asmadılar da. Fakat kendilerine öyle göründü/bu konuda onların zihinleri karıştı. Onun hakkında ihtilâfa düşenler bu konuda tam bir kararsızlık içindedirler. Bu hususta zanna uyma dışında hiçbir bilgileri yoktur ve kesin olarak onu öldürmemişlerdir.”(Nisâ 4/157)

“şubbihe lehum” ifadesi nasıl anlaşılmalı?  

– Onlara öyle göründü.
– Onlara (bir başkası) benzetildi.Onlara öyle olmuş gibi gösterildi.Onların kafaları ve zihinleri karıştı.
– Onlar varsayımlara uyarak hareket ettiler.

بَلْ رَفَعَهُ اللّٰهُ اِلَيْهِۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَز۪يزًا حَك۪يمًا

“Bilâkis Allah onu kendi katına yükseltmiştir. Allah izzet ve hikmet sahibidir.” (Nisâ 4/158)

“bel, بل – bilakis / aksine) edatı geldiğinde daima iki zıt şey (anlam) arasına girer.

“Ref” kelime olarak, genel anlamda, “koymak, indirmek ve alçaltmanın zıddı olarak kullanılır.” (İbn Manzûr, Lisanu’l-Arab, VIII, 129).

Kur’ân-ı Kerîm’de ref’ kelimesi, hem maddi hem de manevi anlamlara gelmektedir.

Maddi anlamlara geldiği yerlerden birkaç tanesi şöyledir:

– “Göğün nasıl yükseltildiğine (rufiât) bakmıyorlar mı?” (Gaşiye 88/18)
– “Göğü o yükseltti” (refa’aha). (Rahman 55/7)
– “Ana-babasını tahtın üstüne çıkardı (oturttu)” (refa’a) (Yûsuf 12/100)

“Ref’” kökünün manevî anlamlarda kullanıldığına dair âyetler:

– “…Size verdiği şeylerde, sizi denemek için, kiminizi kiminizden derecelerle üstün(refa’a) kılan O’dur.” (En’am 6/165)
– “…Dilediğimizi derecelerle yükseltiriz (nerfa’û)…” (Yûsuf 12/76)
– “…Birbirlerine iş gördürmeleri için kimini ötekine derecelerle üstün kıldık (refa’nâ)” (Zuhruf 43/32)

وَاِنْ مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ اِلَّا لَيُؤْمِنَنَّ بِه۪ قَبْلَ مَوْتِه۪ۚ وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِ يَكُونُ عَلَيْهِمْ شَه۪يدًاۚ

“Ehl-i kitap’tan her biri ölümünden önce ona mutlaka iman edecektir; o da kıyamet gününde onlara şahit olacaktır.” (Nisa 4/159)

Ne anlıyoruz bu âyetten?

1- “kable mevtihi/ölümünden önce” ifadesi Hz. Îsâ’nın kıyamet gününe kadar diri olduğunun en önemli delilidir.

2- Ehli Kitab’ın tamamının iman edeceği geçmişte değil gelecekte olacak olan bir hadisenin delilidir.

3- Ehli Kitab’ın tamamının iman edeceği hadislerde beyan buyrulan haberlerin doğruluğunun delilidir.

4- Hz. Îsâ’nın kıyamet gününe şahit olması onun nüzulünün en önemli delilidir.

Hz. Peygamber (sas) Mekkeli müşriklere: “Siz ve Allah’tan başka tapındığınız şeyler cehennem odunusunuz” (Enbiyâ 21/98) âyetini okuyunca, kızmışlar ve bu hüküm yalnız bize ve ilâhlarımıza mı aittir, yoksa bütün ümmetlere mi? dediler. Hz. Peygamber: “Size ve bütün ümmetlere şamildir.” buyurdu. Onlar: “O halde öğretmekte olduğun Meryem’in oğlu Îsâ’ya da Hristiyanlar, Allah’ın oğludur diye ibadet ediyorlar. Biz ise Meleklere ibadet ediyoruz, onlar cehennemlik iseler biz de cehennemlik olmaya razıyız.” dediler ve gülüştüler. Bunun üzerine ilgili ayetler nazil olmuştur.

وَلَمَّا ضُرِبَ ابْنُ مَرْيَمَ مَثَلًا اِذَا قَوْمُكَ مِنْهُ يَصِدُّونَ

“Meryem oğlu Îsâ bir misal olarak anlatılınca, senin kavmin hemen ondan bir delil bulduklarını sanarak bağrışmaya başladılar.” (Zuhruf 43/57)

وَقَالُٓوا ءَاٰلِهَتُنَا خَيْرٌ اَمْ هُوَۜ مَا ضَرَبُوهُ لَكَ اِلَّا جَدَلًاۜ بَلْ هُمْ قَوْمٌ خَصِمُونَ

“Bizim tanrılarımız mı hayırlı, yoksa o (Îsâ) mı daha hayırlı, dediler. Bunu sadece seninle tartışmak için ortaya attılar. Şüphesiz onlar kavgacı bir toplumdur.” (Zuhruf 43/58)

اِنْ هُوَ اِلَّا عَبْدٌ اَنْعَمْنَا عَلَيْهِ وَجَعَلْنَاهُ مَثَلًا لِبَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَۜ

“Muhakkak ki o (Îsâ), sadece, kendisine nimet verdiğimiz ve İsrâiloğulları’na örnek kıldığımız bir kuldur.” (Zuhruf 43/59)

وَلَوْ نَشَٓاءُ لَجَعَلْنَا مِنْكُمْ مَلٰٓئِكَةً فِي الْاَرْضِ يَخْلُفُونَ

“Eğer dileseydik, içinizden, yeryüzünde yerinize geçecek melekler yaratırdık.” (Zuhruf 43/60)

وَاِنَّهُ لَعِلْمٌ لِلسَّاعَةِ فَلَا تَمْتَرُنَّ بِهَا وَاتَّبِعُونِۜ هٰذَا صِرَاطٌ مُسْتَق۪يمٌ

“Bilin ki, o (Îsâ) kıyamete ait bir bilgidir. Sakın ondan şüphe etmeyin ve bana tâbi olun. Bu dosdoğru yoldur.”  (Zuhruf 43/61)

Müfessirlerimiz 61. âyette ki “hu/o” zamirinin kime gittiği konusunda farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Üç temel görüş ileri çıkmıştır:

1. Bu zamirle kastedilen Hz. Îsâ’dır.
2. Bu zamirle kastedilen Kur’ân-ı Kerîm’dir.
3. Bu zamirle kastedilen Peygamberimiz’dir.

Âyetlerdeki “hu/o” zamiri:

وَلَمَّا ضُرِبَ ابْنُ مَرْيَمَ مَثَلًا اِذَا قَوْمُكَ مِنْهُ يَصِدُّونَ  

وَقَالُٓوا ءَاٰلِهَتُنَا خَيْرٌ اَمْ هُوَۜ مَا ضَرَبُوهُ لَكَ اِلَّا جَدَلًاۜ بَلْ هُمْ قَوْمٌ خَصِمُونَ 

اِنْ هُوَ اِلَّا عَبْدٌ اَنْعَمْنَا عَلَيْهِ وَجَعَلْنَاهُ مَثَلًا لِبَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَۜ

وَاِنَّهُ لَعِلْمٌ لِلسَّاعَةِ فَلَا تَمْتَرُنَّ بِهَا وَاتَّبِعُونِۜ هٰذَا صِرَاطٌ مُسْتَق۪يمٌ  

وَاِذْ قَالَ اللّٰهُ يَا ع۪يسَى ابْنَ مَرْيَمَ ءَاَنْتَ قُلْتَ لِلنَّاسِ اتَّخِذُون۪ي وَاُمِّيَ اِلٰهَيْنِ مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ قَالَ سُبْحَانَكَ مَا يَكُونُ ل۪ٓي اَنْ اَقُولَ مَا لَيْسَ ل۪ي بِحَقٍّۜ اِنْ كُنْتُ قُلْتُهُ فَقَدْ عَلِمْتَهُۜ تَعْلَمُ مَا ف۪ي نَفْس۪ي وَلَٓا اَعْلَمُ مَا ف۪ي نَفْسِكَۜ اِنَّكَ اَنْتَ عَلَّامُ الْغُيُوبِ

“Allah, (hesap/kıyamet günü) şöyle diyecek: ‘Ey Meryem oğlu Îsâ! Sen mi insanlara, Allah’ı bırakarak beni ve anamı iki ilâh edinin!’ dedin? Îsâ da şöyle diyecek: Seni bütün eksikliklerden uzak tutarım. Hakkım olmayan bir şeyi söylemem, benim için söz konusu olamaz. Eğer ben onu söylemiş olsaydım, elbette sen bunu bilirdin. Sen benim içimde olanı bilirsin, ama ben sende olanı bilemem. Şüphesiz ki yalnızca sen gaybları hakkıyla bilensin.” (Mâide 5/116)

مَا قُلْتُ لَهُمْ اِلَّا مَٓا اَمَرْتَن۪ي بِه۪ٓ اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ رَبّ۪ي وَرَبَّكُمْۚ وَكُنْتُ عَلَيْهِمْ شَه۪يدًا مَا دُمْتُ ف۪يهِمْۚ فَلَمَّا تَوَفَّيْتَن۪ي كُنْتَ اَنْتَ الرَّق۪يبَ عَلَيْهِمْۜ وَاَنْتَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَه۪يدٌ

“Ben onlara, ancak bana emrettiğini söyledim: ‘Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin!’ dedim. İçlerinde bulunduğum müddetçe onlar üzerine kontrolcü idim. Beni vefat ettirince artık onlar üzerine gözetleyici yalnız sen oldun. Sen her şeyi hakkıyla görensin.” (Mâide 5/117)

اِنْ تُعَذِّبْهُمْ فَاِنَّهُمْ عِبَادُكَۚ وَاِنْ تَغْفِرْ لَهُمْ فَاِنَّكَ اَنْتَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ

“Eğer kendilerine azap edersen şüphesiz onlar senin kullarındır (dilediğini yaparsın). Eğer onları bağışlarsan şüphesiz sen izzet ve hikmet sahibisin, dedi.” (Mâide 5/118)

قَالَ اللّٰهُ هٰذَا يَوْمُ يَنْفَعُ الصَّادِق۪ينَ صِدْقُهُمْۜ لَهُمْ جَنَّاتٌ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَٓا اَبَدًاۜ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُۜ ذٰلِكَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُ

“Bu, doğrulara, doğruluklarının fayda vereceği gündür. Onlara, içinde ebedî kalacakları, zemininden ırmaklar akan cennetler vardır. Allah onlardan razı olmuştur, onlar da O’ndan razı olmuşlardır. İşte büyük kurtuluş ve kazanç budur.” (Mâide 5/119)

لِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا ف۪يهِنَّۜ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ

“Göklerin, yerin ve içlerindeki her şeyin hükümranlığı Allah’a aittir. O her şeye kādirdir.” (Mâide 5/120)

Âyetlerde “Hz.Îsâ ve kıyamet” arasındaki bağlar:

اِذْ قَالَ اللّٰهُ يَا ع۪يسٰٓى اِنّ۪ي مُتَوَفّ۪يكَ وَرَافِعُكَ اِلَيَّ وَمُطَهِّرُكَ مِنَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَجَاعِلُ الَّذ۪ينَ اتَّبَعُوكَ فَوْقَ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِۚ ثُمَّ اِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ فَاَحْكُمُ بَيْنَكُمْ ف۪يمَا كُنْتُمْ ف۪يهِ تَخْتَلِفُونَ  (Âl-i İmrân 3/55)

وَاِنْ مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ اِلَّا لَيُؤْمِنَنَّ بِه۪ قَبْلَ مَوْتِه۪ۚ وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِ يَكُونُ عَلَيْهِمْ شَه۪يدًاۚ  (Nisâ 4/159)

وَاِنَّهُ لَعِلْمٌ لِلسَّاعَةِ فَلَا تَمْتَرُنَّ بِهَا وَاتَّبِعُونِۜ هٰذَا صِرَاطٌ مُسْتَق۪يمٌ  (Zuhruf 43/61)

Hz. Îsâ’nın ref’inden sonra Hz. Meryem’in hayatı…

Hz. Meryem’in kabri nerede? Hz. Meryem’in kabrinin bulunduğu yerle ilgili üç görüş vardır: Kudüs,  Efes-İzmir, Suriye-Humus.

Önümüzdeki hafta inşallah Zilhicce programı yapacağız. İBRAHİMÎ MİRASIN ON GECESİ: ZİLHİCCE MEVSİMİ

Seneye bizim serlevhamız; “el-Hâdî” isminin gölgesinde “Hz. Peygamber ve Hidâyet” olacak… Bunun için serlevha önerilerinizi gönderin. 25 Ağustos’a kadar gönderebilirsiniz.

Yaz dönemi okumaları: Hidâyet Vârisleri…4 Kitap ve Müzakereler…

Hz. Îsâ (as) ile alakalı 15 dersin yeniden dinlenilmesi ve müzakerelerinin yapılması…

Ravdü’l-ünüf okumalarına katılım imkânı…

Siyer Coğrafyası –Mekke- Belgesi’nin duyurulması ve bu konuda el atacak kardeşlerimizin haberdar olması…

(24)