Kur’an’ın Mücahidi: Halid b. Velid | Diyarbakır Dicle Üniversitesi

Siyer Vakfımızın Kur’an Yılı projesi kapsamında gerçekleştirdiği programlardan biri olan Vahyin Yetiştirdiği Gençler programının 7.si Diyarbakır’da bulunan Dicle Üniversitesi’nde gerçekleştirildi. Bilgi Erdem Topluluğu ve Bilge Gençlik Platformu’nun organizasyonunu üstlendiği programa birçok STK üye ve temsilcileri, öğretim üyeleri, öğrenciler ve Diyarbakır halkından yoğun bir katılım oldu.

Kur’an’ı Kerim tilavetiyle başlayan programda Bilge Gençlik Platformu adına Yasin Duran’ın yapmış olduğu açılış konuşmasının ardından söz, “Kur’an’ın Mücahidi: Hz. Hâlid b. Velîd (ra)” başlıklı dersini yapmak üzere Muhammed Emin Yıldırım Hocamıza bırakıldı.

Kur’an’ın Mücahitlerinin Vasıfları

Diyarbakır’da konuşmanın kendisi için zor olduğunu belirten Muhammed Emin Yıldırım Hocamız “Aşk anlatsam, içinizde aşkı benden daha fazla olan delikanlılar var. Şehadet anlatsam, şehadeti hayat tarzı haline getirmiş mücahitler var içinizde. İffet anlatsam, iffeti nasıl içselleştirdiğine şahit olduğum mücahide kardeşlerim var içinizde… Allah sizin aşkınızdan bana da versin.” Diye dua ederek konuşmasına başladı.

Mücahid denilince akıllarımıza elinde kılıç olan insanlar geldiğini söyleyen Hocamız Kur’an’ın mücahidi olabilmek için Kur’an’ın insandan istediği bazı vasıflar olduğunu ve ancak bunlara sahip olunursa Kur’an’ın mücahidi olunabileceğini belirtti ve “Biz bugün, burada Kur’an’ın mücahidi olmayı Hâlid b. Velîd’in (ra) hayatından öğreneceğiz.” Diyerek söz konusu vasıfları şöyle sıraladı:

1- Kur’an’ın mücahidi mi olmak istiyorsunuz? Öncelikle Kur’an’ın muvahhidi olmak zorundasınız. Muvahhid olmayan mücahid olamaz. Tevhid hayat tarzınız olacak. Allah’tan başka ne varsa yürekten silip atacaksınız.

2- Kur’an’ın mücahidi olmak mı dediniz? Öncelikle Kur’an’ın muhsini olmak zorundasınız. İhsan; Allah’ı görüyormuşçasına Allah’a kulluk etmektir. Biz O’nu göremesek de O bizi görüyor. İhsan şuurunu tam anlamıyla hayatına geçirebilenler gerçek manada muhsindir. Ancak Kur’an’ın muhsini olanlar Kur’an’ın mücahidi olacaktır.

3- Kur’an’ın mücahidi mi dediniz? Öncelikle Kur’an’ın muhaciri olacaksınız. Hicret edeceksiniz… Hicret sadece bir beldeden bir beldeye hicret etmek değildir. Eğer siz günahlardan sevaplara, şirkten tevhide, dalaletten hidayete, karanlıklardan aydınlığa geldiyseniz bu sizin için bir hicrettir.

4- Kur’an’ın mücahidi mi dediniz? Öncelikle Kur’an’ın müstakimi olmanız lazım. İstikamet sahibi olmanız, Allaha verdiğiniz sözün her zaman arkasında olmanız lazım. Kur’an’ın müstakimi olabildiğin zaman Kur’an’ın mücahidi olacaksın.

5- Kur’an’ın mücahidi olmak mı dediniz? Öncelikle Kur’an’ın muhafızı olacaksınız. Allah’ın kelamını önce Allah’ın sana emanet ettiği yerlerde yani evinde hâkim kılacaksın.

Kalemlerin ve Kelamların Anlatmakta Aciz Kaldığı Kumandan

Hâlid b. Velîd’in (ra) miladi 583 yılında doğduğunu ve 47 yaşında iman ettiğini söyleyen Hocamız, yabancı kaynakların onu “Kalemlerin ve kelamların anlatmakta aciz kaldığı kumandan” olarak tanımladığını belirtti.

Hâlid b. Velîd’in (ra) Medine’ye Efendimiz’in (sas) huzuruna gelerek iman edişini anlatan Hocamız onun, belindeki kılıcı göstererek Efendimiz’e (sas) “Bu zamana kadar bu kılıcı sana karşı kullandım, bundan sonra bu kılıcı kullanmayacağım.” deyince, Efendimiz’in (sas) kılıcı alıp onun dizlerine koyarak “Hayır, bundan önce bu kılıcı İslam’ın aleyhine kullandın, bundan sonra İslam’ın lehine kullanacaksın. Sen bundan sonra Seyfullahsın, Alllah’ın kılıçlarından bir kılıçsın.” Dediğini dinleyicilerle paylaştı.

Müslüman olana kadar Hâlid b. Velîd’in İslam ile arasına özel olarak mesafe koyduğuna değinen Hocamız, “Bugün İslam’dan önce Hz. Halid’in yaptığı gibi bazı insanlar İslam ile aralarına mesafe koyuyorlarsa, bu belki de bizim temsiliyet adına yaşadığımız zafiyetimizden dolayıdır.” Dedi.

İman ettikten sonra Hâlid b. Velîd’in (ra) Allah Resulü (sas) nereye görevlendirdiyse orada olduğunu belirten Hocamız, Hicri 12 yılında gerçekleşen Yermuk muharebesinden bazı tabloları dinleyicilerle paylaştı.

Geceleri Abid Gündüzleri Fursan

“Herakliyus bir askerini casus olarak Müslümanların içine gönderiyor. Casus birkaç gün Müslümanların arasında kaldıktan sonra rapor vermeye geliyor. “Ne gördün?” sorusuna casusun verdiği cevap şöyle: Öyle adamlar gördüm ki onlar hiçbir adama benzemiyor. Onlar geceleri âbid, gündüzleri atlarının sırtında fursan. Öyle adamlar gördüm ki, haksızlık yapan komutanları olsa, komutanlarının yakını olsa, halifelerinin yakını dahi olsa, haksızlığın bedelini ödetiyorlar. Bunun üzerine Herakliyus şunları söyleyecek ‘Eyvah ki eyvah! Desene yerin üstünde bu adamlarla karşılaşmaktansa, yerin altında olmak daha hayırlı. Elveda Suriye, ebediyen elveda!’

O gün Herakliyus bunu dedi ama bugün Suriye binlerce Herakliyusa teslim olmuş durumda. Bugün Suriye’de Herakliyuslar varsa eğer bu, karşılarında Hâlid’lerin olmayışındandır. Karşılarında Sahabe gibi ölümü öldüren adamlar olsaydı, Herakliyusun sözü ebediyete kadar devam edecekti.”

İslam Ordusu Diyarbakır’da

İslam ordusunun hicri 17’de Antakya’dan başlayarak Anadolu’nun birçok yerini İslam’la buluşturduğunu ve 8 bin kişilik ordu ile Diyarbakır’a geldiğini ancak surlarla korunan Diyarbakır’a karşı 5-6 ay boyunca başarılı bir saldırı gerçekleştiremediklerini belirten Hocamız, İslam ordusunun İyâz b. Ganm (ra) komutanlığında Diyarbakır’a nasıl girdiğini şöyle aktardı:

“Aylardan Ramazan, Hâlid b. Velîd (ra) surlara yakın bir yerde konaklamış, savaşa dair bazı planlar yapıyor. Bakıyor ki iftar vakti çadırına girdiğinde ekmeği azalıyor. Acaba ordunun mu ekmeği azaldı diye birkaç gün sonra askerine sorunca “Hayır, biz ekmeği tam veriyoruz.” Cevabını alıyor ve anlıyor ki birisi çadıra gelip ekmeğini alıyor. Hâlid durumu anlayıp gözlemeye başlayınca bakıyor ki bir köpek geliyor ekmeklerden birkaçını alıp surların içinden geçerek gözden kayboluyor. Köpek takip edilince surda bir gedik olduğu anlaşılıyor. Hâlid hemen ordunun komutanı İyâz b. Ganm’e (ra) giderek bana 200 gönüllü asker ver, surdaki o gedikten girelim, kapılardan bir kaçını açarak İslam ordusunu içeri alalım. Böyle giderse fetih mümkün olmayacak. İyâz b. Ganm (ra) tehlikeli bir taktik olmasına rağmen Hâlid b. Velîd’in (ra) ısrarına boyun eğerek kabul ediyor. Bu şekilde fetih gerçekleşiyor. Ancak bu fetih kılıç zoruyla değil, en az kan dökülen fetihlerden biri olarak gönül rızasıyla gerçekleşiyor.”

Diyarbakır’ın fethinin Hicri 18, miladi 639’da gerçekleştiğini söyleyen Hocamız “Biz şu an 1437’deyiz. 1419 yıldır Diyarbakır’da hiç ezan susmamıştır. Vallahi billahi, tallahi Halid’in çocukları bu memlekette olduğu sürece bu topraklardan İslam’ın ve ezanın sesini hiç kimse kesemeyecek.” Dedi.

Hâlid b. Velîd’in (ra) 14 yıllık mümin hayatına 35 savaş sığdırdığını ve bu savaşların hepsinden muzaffer olarak ayrıldığını belirten Muhammed Emin Yıldırım Hocamız onun, Hicri 21 yılında Şam’da yatağa düştüğünü söyledi ve onun son zamanlarını bizlere aktardı:

“Saîd b. Zeyd (ra) onu ziyarete gidiyor. Hâlid, Zeyd’i görünce gözyaşlarını tutamıyor. Saîd b. Zeyd “Ne o kumandan ölüm korkusu mu? Deyince Hâlid şu cevabı verecek: “Sen beni benden daha iyi tanırsın. O Hâlid ki savaştan savaşa koşan birisiydi. Göğsünü açarak vücudundaki yaraları göstererek, bütün vücudum ok, mızrak, kılıç yaraları içinde. Ama şimdi o Hâlid develer gibi yatakta ölerek gidecek. Şehadet Hâlid’e nasip olmayacak. O Hâlid ki her cihadı bir düğün gecesi olarak bilirdi. Vallahi Allah yolunda çıkacağım bir cihadı, bana bir erkek evladın müjdelenmesinden daha çok severdim. Ben şehadeti düğün gecesi olarak bilirdim. Ama Allah bana nasip etmedi. Ben korkaklar gibi yatağa mahkûm olmuş, yatakta ölmüş olarak Rabbime gideceğim.”

Saîd b. Zeyd onu rahatlatacak ve Hâlid diyecek “Sen duymadın mı Allah Resulünü (sas)? Eğer bir kul gönlünün ta derinliklerinden şehadet şehadet diye tutuşursa, bunu sadece meydanlarda değil Allah ile baş başa kaldığında dualarının en başına alırsa, o insanın şehadet arzusundan dolayı, yatağında yatsa ve ölüm onu orada bulsa Allah onu katında şehitlerden yazacaktır.”

Kahramanlar Kılıç Sesinden Hoşlanır

Muhammed Emin Yıldırım Hocamız Hâlid b. Velîd’in (ra) ölmeden evvel evlatlarına yaptığı vasiyeti bizlere şu sözlerle aktardı: “Evlatlarım, Medine’de bir evim, şu kadar da borcum var. Evimi satın, borcumu ödeyin. Geriye bıraktığım yalnızca iki şey var; bir atım bir de kılıcım. Atımı Medine’de Halife Ömer’e gönderin. Kılıcımı da benimle beraber mezara getirin. Mezarım kazılırken kılıcımı da orada bulunan bir taşa vurun çünkü kahramanlar kılıç sesinden hoşlanır. Ben Allah’ın huzuruna giderken bile kılıç seslerini duyarak gitmek istiyorum. Daha sonra kılıcımı da Ömer’e gönderin diyor.”

Hz. Ömer’e onun atı ve kılıcı ulaştığında hıçkırıklarını tutamadığını ve “Allah Ebû Süleyman’a rahmet etsin. Vallahi analar onun gibisini doğurmamıştır.” Diyerek ona dua ettiğini belirten Hocamız sözlerini şöyle noktaladı:

“Eğer bir toprakta sahabenin ektiği tohumlar varsa, belki gecikebilir ama Allah o tohumu zayi etmez. Bu topraklara iman tohumunu Sahabe ekmiştir. Ümmetin yüz akı gençler de bu topraklardan yetişecektir inşallah. Bu kadar çabaya rağmen bu topraklardan ve bu topraklarda yaşayan gençlerin yüreğinden imanı alamamışlarsa bu sahabenin ektiği tohumdur. O tohum yeşerecek ve bir gün Diyarbakır Allah’ın izniyle Dâr’ul-İslam olacak, Hâlid’in ektiği tohumlar o zaman meyve verecek.”

(343)