İtaat Meselesi, Gerekliliği ve Sınırları

Muhteşem Ahlak dersinde bu hafta Muhammed Emin Yıldırım Hocamız, “İtaat Meselesi Gerekliliği ve Sınırları” başlığında, hizmet ahlakının en temel konularından biri olan itaat meselesini anlattı. Kur’an’da ve Hadislerde itaat konusunun nasıl ele alındığına dikkat çeken Hocamız, bu meselede nelere dikkat edilmesi gerektiğini, özellikle kimlere, nereye kadar itaat edileceğini Hz. Peygamber’in (sas) ve Kutlu Ashabının hayatından örneklerle izah etti.

Dersten Cümleler

İmam Mâlik: “Bu ümmetin evveli ne ile ıslah olduysa, sonra gelenleri de ancak aynı şey ile ıslah olacaktır.” (Kadı İyaz, Şifa-i Şerif, II/75)

Hz. Peygamber (sas) bizlere gecesi gündüz kadar aydınlık olan bir yol bıraktı.

Hizmet Ahlakı bahsimizin son dersindeyiz; bugün itaat meselesini, bunun gerekliliğini ve sınırlarını işleyeceğiz.

“Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygamber’e ve sizden olan Ülü’l-emr’e (idarecilere) de itaat edin. Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz -Allah’a ve ahirete gerçekten inanıyorsanız- onu Allah’a ve Resûl’e götürün (onların talimatına göre halledin); bu hem hayırlı, hem de netice bakımından daha güzeldir.” (Nisa, 59)

Bir idareci nasıl Ülü’l-Emr olabilir?

1. Bir şahsın Müslümanlara idareci olabilmesi için, Müslümanlardan olması şarttır.
2. Bir şahsın Müslümanlara idareci olabilmesi için, Kur’an ve Sünnet’e kayıtsız ve şartsız teslim olması gereklidir.
3. Bir şahsın Müslümanlara idareci olabilmesi için, ortaya çıkan anlaşmazlıkları kesinlikle Kur’an’a ve Sünnet’e götürerek çözüm bulması lazımdır.
4. Bir şahsın Müslümanlara idareci olabilmesi için, tevhid, adalet ve meşvereti esas alması en önemli yükümlüğüdür.
5. Bir şahsın Müslümanlara idareci olabilmesi için, meşveretten çıkan hükme, ne kadar ağır olursa olsun kesinlikle uyması zorunludur.

Ülü’l-Emr kimdir?

a) Ülü’l-Emr, raşid halifelerdir, yani Müslümanlardan biat alan devlet başkanlarıdır.
b) Ülü’l-Emr, devlet başkanın görevlendirdiği ordu komutanları, valiler ve diğer tüm idarecilerdir.
c) Ülü’l-Emr, şer’i hükümler konusunda fetva veren müçtehitler ve çeşitli konularda kendilerinden görüş alınan âlimlerdir.
d) Ülü’l-Emr, meşru ve hayırlı işlerin yapıldığı yerlerde idareci ve rehber olan öncüler ve imamlardır.

Efendimiz (sas), meşru olmayan emre uymayı düşünenlere hitaben: “Eğer o ateşe girseydiniz, kıyamete kadar o halde kalırdınız!” buyurdu. Diğerlerini tasvip ve takdir ettikten sonra sözlerini şöyle bitirdi: “Allah’a isyan olan yerde kula itaat yoktur. İtaat ancak meşru olanda gerekir.”(Müslim, İmâre, 39-40)

“Size, Allah’a karşı takvayı kuşanmanızı ve başınızda Habeşli bir köle olsa bile emirlerini dinleyip itaat etmenizi tavsiye ederim.” (Tirmizi, İlim,16; Ebû Davud, Sünne, 6)

Nereye kadar itaat edilir?

1. Eğer idareci, Kur’an ve Sünnet’e itaat etmeye devam ederse ona itaat edilir.
2. Eğer idareci, isyana, günaha, fıska çağırmasa ona itaat edilir.
3. Eğer idareci, meşru ve helal şeyleri istemeye devam ederse ona itaat edilir.
4. Eğer idareci, şeriatin sınırlarına riayet ederse ona itaat edilir.
5. Eğer idareci, nefsini işin içine karıştırmazsa, takatlerin üstünde bir şeyler istemezse ona itaat edilir.

İtaat ne demek?

Acıtmasına rağmen boyun eğmekmiş!

Sevmemesine rağmen isteneni yerine getirmekmiş!

Zoruna gitmesine rağmen nefsini ayaklar altına alıp, Allah (cc) için eyvallah demekmiş!

“Ma’siyet işlemesi emredilmedikçe Müslüman, istesin-istemesin, sevsin ya da sevmesin dinleyip itaat etmek zorundadır. Ancak günah işlemesi emredildiği zaman, ne dinler, ne de itaat eder!” (Buhâri, Âhâd, 1; Bey ‘at, 34)

Makil bin Yesar (radiyallahu anhu) Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in şöyle buyurduğunu nakleder: “Allah’ın bir sürüye çoban yaptığı hiç bir kul yoktur ki öldüğü gün sürüsüne hıyanet etmiş olarak ölsün de Allah ona cenneti haram kılmasın.” (Müslim, İmâre, 21)

Hz. Ömer (ra): “Bir evden bir kurban yeter!”

“Eğer bir emir Müslümanların işini üzerine alır, sonra onlar için çalışmaz, onlara nasihat etmez ve samimiyet göstermezse onlarla birlikte cennete giremez.” (Müslim, İmâre, 22)

Ebû Hureyre naklediyor, Resulullah (sas) buyurdu ki: “On kişiye emirlik yapan yoktur ki kıyamet günü eli bağlı olarak getirilmiş olmasın. Onu ya adaleti çözer veya zulmü yok eder.” (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 15/351, 352)

Bundan dolayı Sahabe asla idarecilik istemez, talip olmaz; ama verilince de görevden kaçmazlardı. Çünkü aldıkları nebevi terbiye böyleydi.

Abdurrahman b. Semure’nin (ra) rivayet ettiği hadîs de Hz. Peygamber ona şöyle demiştir: “Ey Abdurrahman! Emîrliği isteme! Zira sen istemeden emirlik verilirse, o hususta yardıma mazhar olursun. Eğer istemenle emirlik sana verilirse, o işe havale edilmiş olursun. Yani o iş ile baş başa bırakılırsın!” (Buhari, Ahkâm, 5; Müslim, İman, 2)

Attab b. Esid örneği, itaat meselesinde önemli bir örnektir.

“Her ümmetin bir emini vardır, benim ümmetimin emini de Ebû Ubeyde b. Cerrah’tır.” (İbn Hacer, el-İsabe, c. 2, s. 977, 978)

“Gel, Ey Ümmetimin emini! Necranlılarla birlikte git ve aralarındaki her türlü ihtilafı adaletle çözüme kavuştur.” (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, c. 1, s. 18)

Ebû Ubeyde bir serriyyede, Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer’e komutanlık yaptığı için, daha sonraları ‘Emirü’l-Ümera/Emirlerin Emiri’diye anılacaktır.

“Ey Ebû Ubeyde! Komutan sensin, ama Amr b. Âs’ın yanına vardığında sakın onunla ihtilafa düşme!” (İbn Sa’d, Tabakat, c.2, s. 131)

İtaat Ahlakı

1. Marifet olmadan, Muhabbet
2. Muhabbet olmadan, Mensubiyet
3. Mensubiyet olmadan, Mesuliyet
4. Mesuliyet olmadan, Meşveret
5. Meşveret olmadan, Mazhariyet
6. Mazhariyet olmadan, Mahcubiyet
7. Mahcubiyet olmadan, Muvaffakiyet
8. Muvaffakiyet olmadan, Medeniyet

Filistinli sahabî olan Temimî Dâri naklediyor, diyor ki: “Ömer’in halifeliği döneminde insanlar bina yapımında yarışa girmişlerdi. Binalar yapıp, şehrin dışında kendilerine bir hayat kurmaya, cemaatten kopmaya başlamışlardı. Bu hali görünce Ömer, bir gün halkı topladı ve onlara şöyle dedi: ‘Ey Arap topluluğu! Dünyadan sakının. Dünyadan sakının. Muhakkak ki cemaatsiz İslam olmaz. Emirsiz cemaat olmaz. İtaatsiz emirlik olmaz. Herhangi bir kimseyi onun etrafındakiler, sahip olduğu ilim (ehliyet ve liyakat) sebebiyle başlarına geçirecek olurlarsa, bu o kişi için de çevresindeki topluluk için de bir hayattır. Herhangi bir kimseyi çevresindekiler, ilmi olmaksızın başa geçirecek olurlarsa, onun için de onlar için de bir helâk sebebidir.” (Dârimî, Mukaddime, 257)

Abdullah b. Amr naklediyor, Efendimiz (sas) buyurmuşlardır ki: “Bir arazi boşluğunda üç kişi bulunup da içlerinden birinin emir olmaması helal değildir.”  (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned,2/176-177)

Ebû Said el-Hudrî naklediyor, Efendimiz (sas) buyurmuşlardır ki: “Üç kişi yola çıktığında içlerinden birini, başlarına emir seçsinler.” (Ebû Dâvûd, Cihâd, 80)

Buradan da siz anlayın itaat meselesinin gerekliğini…

Sahabe’den bir örnek vermek gerekirse elbette verilecek örnek itaat meselesinde çok hassas olan Hz. Ömer’den verilmelidir.

Gayet açık mesajlar değil mi bunlar?

Şimdi gelelim, itaat meselesinin sınırlarına?

Bu sınırın ne olduğunu anlayabileceğimiz çok güzel bir örnek var önümüzde… Hazreti Ali anlatıyor: “Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem askeri bir birliği, başlarına Medineli bir

Şu an herkes ağalık peşinde, “ee sen ağa, ben ağa; sarı ineği kim sağa!”

Mecburen birimiz ağa, birimiz, Allah’ın dini için maraba olacağız, başka çaresi yok bu işin…

Peki, ağalık, yani idarecilik çok mu matah bir şey?

Olup, olmadığını Resulullah’tan öğrenelim:

Şimdi tüm bunları anlayacağımız somut bir tablo aktarmak istiyorum sizlere?

İtaat meselesini Sahabe’den öğrenmek istediğimizde onlarca örnek aklımıza gelir. Mesela hepiniz Hz. Üsame’yi hatırlarsınız…

Mekke’nin ilk valisi olan Attab b. Esid’i hatırlarsınız…

Zeyd b. Hârise’yi hatırlarsınız, köle olmasına rağmen 12 tane askeri sefere komutan olarak tayin edilmesini…

Ve daha nice nice tabloları hatırlarsınız da, ben size anlatmak istediğimi Ümmetin Emini Olan Ebu Ubeyde b. Cerrah üzerinden vermek istiyorum.

Aşere-i Mübeşşere’de olan o büyük kamet, o büyük ruh…

Ona nasıl ümmetin emini dedi Resulullah (sas) biliyorsunuz değil mi?

Medine’ye gelen heyetler üzerine iki kez Allah Resulü’nün Ebû Ubeyde’nin emninliğini/ güvenirliğini âleme duyurduğuna şahit oluyoruz.

(1121)