Şeytanı Korkutan Adam Hz. Ömer

Şeytanı Korkutan Adam Hz. Ömer (Radıyallahu anh)

İkinci Raşid Halife. İslamı yeryüzüne hakim kılmak için Resûlullah’ın (s.a.) verdiği mücadelede ona en yakın olan sahabilerden biri.

Hz. Ömer (r.a), Fil Olayından on üç sene sonra Mekke’de doğdu. Kendisinden nakledilen bir rivayete göre o, Büyük Ficar savaşından dört yıl sonra dünyaya gelmiştir.

Babası, Hattab b. Nüfeyl olup, nesebi Ka‘b’da Resûlullah’la (s.a.) birleşir. Kureyş’in Adiyoğulları boyuna mensup olup, annesi, Ebu Cehil’in kardeşi Hanteme bint Hişam’dır.

Faruk lakabını ona bizzat Efendimiz vermiştir.

Hz. Ömer’in (r.a) cahiliyye döneminde Mekke eşrafı arasında yer almakta olup, Mekke şehir devletinin sifâre (elçilik) görevine bakıyordu. Bir savaş çıkması durumunda karşı tarafa elçi olarak Ömer gönderilirdi. Ayrıca kabileler arasında çıkan anlaşmazlıkların çözümünde etkin rol alır ve verdiği kararlar bağlayıcılık vasfı taşırdı.

İslam’a Karşı Tavrı

Hz. Ömer, İslâma karşı aşırı tepki gösterenlerin arasında yer almaktaydı. Sonunda o, dedelerinin dinini inkâr eden ve tapındıkları putlara hakaret ederek insanları onlardan yüz çevirmeye çağıran Muhammed’i (s.a.) öldürmeye karar vermişti. Kılıcını kuşanarak, Peygamberi öldürmek için harekete geçmiş, ancak olayın sonunda müslümanların arasına katılmıştı.

İslam’a Girişi

Ömer’in (r.a) müslüman oluşu şöyle gerçekleşmişti: Ömer, Resûlullah’ı (s.a.) öldürmek için onun bulunduğu yere doğru giderken, yolda Nuaym b. Abdullah ile karşılaştı. Nuaym ona, böyle öfkeli nereye gittiğini sorduğunda o, Muhammed’i (s.a.) öldürmeye gittiğini söylemişti. Nuaym, Ömer’e, kız kardeşi ve eniştesinin yeni dine girdiklerini ve önce kendi ailesi ile ilgilenmesi gerektiğini söyledi. Bunu öğrenen Ömer, öfkeyle eniştesinin evine yöneldi. Kapıya geldiğinde içerde Kur’an sesi geliyordu. Kapıyı çalınca, içerdekiler okumayı kesip, Kur’an sayfalarını sakladılar. İçeri giren Ömer, eniştesini dövmeye başlamış, araya giren kız kardeşinin aldığı darbeden dolayı burnu kanamıştı. Kız kardeşi ona, ne yaparsa yapsın dinlerinden dönmeyeceklerini söyleyince, ona karşı merhamet duyguları kabardı ve okudukları şeyleri görmek istediğini söyledi. Kendisine verilen Kur’an ayetlerini okuyan Ömer, hemen orada iman etti ve Resûlullah’ın (s.a.) nerede olduğunu sordu. O sıralarda müslümanlar, Erkam’ın (r.a) evinde gizlice toplanıp Hz. Peygamber’in (s.a.) eğitiminden geçiyorlardı. Ömer, doğruca oraya gitti. Kapıyı çaldığında gelenin Ömer olduğunu öğrenen sahabiler endişelenmeye başladılar. Zira Ömer silahını kuşanmış kapının önünde duruyordu. Hz. Hamza: “İyi bir niyetle geldiyse mesele yok. Eğer kötü bir düşüncesi varsa, onu öldürmek bizim için kolaydır” diyerek kapıyı açtırdı. Resûlullah (s.a.), Ömer’in iki yakasını tutarak;

“Müslüman ol ey Hattab oğlu! Allahım ona hidayet ver!” dedi, Ömer, hemen Kelime-i Şehadet getirerek iman ettiğini açıkladı.

Resûlullah’ın (s.a.) Duası

Rivayetlere göre Ömer’in müslüman oluşu, Resûlullah’ın (s.a.) yapmış olduğu; Allahım! Bu dini Ömer b. el-Hattab veya Amr b. Hişam (Ebû Cehil) ile yücelt” şeklinde bir duanın sonucu olarak gerçekleşti.
Ömer (r.a), risaletin altıncı yılında müslüman olmuştur. O, iman edenlerin arasına katıldığı zaman müslümanların sayısı yetmiş seksen kişi kadardı (İbn Sa’d, aynı yer).
Mekkeli müşriklerin, gösterdiği zorbaca tepkiden dolayı müslümanlar, Beytullah’a gidip namaz kılamıyor, ancak gizlice bir araya gelebiliyorlardı. Ömer (r.a) müslüman olunca doğruca Beytullah’a gitti ve müslüman olduğunu haykırdı. Orada bulunanlar şiddetli tepki gösterdi. Ancak o, müşriklere karşı savaşını sürdürerek onların, müslümanlara gösterdiği muhalefeti kırdı ve bir avuç müslümanla birlikte herkesin gözü önünde Beytullah’ta namaza durdu. Onun bu şekilde saflarına katılması müslümanlara büyük bir moral desteği sağlamıştı. Abdullah İbn Mes’ud’un; “Ömer’in müslüman oluşu bir fetihti” sözü bunu açıkça ortaya koymaktadır.

Müslüman olduktan sonra sürekli Resulullah (s.a.)’ın yanında bulunmuş, onu korumak için elinden gelen gayreti göstermiştir.

Hicreti

Medine’ye hicret emrolunduğu zaman müslümanlar Mekke’den gizlice Medine’ye göç etmeye başladıklarında, Hz. Ömer, gizlenme ihtiyacı duymamıştı. Ömer (r.a), beraberinde yirmi arkadaşıyla birlikte Medine’ye doğru yola çıkmıştı. Hz. Ali (r.a) onun hicretini şu şekilde anlatmaktadır: “Ömer’den başka gizlenmeden hicret eden hiç bir kimseyi bilmiyorum. O, hicrete hazırlandığında kılıcını kuşandı, yayını omuzuna taktı, eline oklarını aldı ve Kâ’be’ye gitti. Kureyş’in ileri gelenleri Kâ’be’nin avlusunda oturmakta idiler. O, Kâbe’yi tavaf ettikten sonra, Makâm-ı İbrahim’de iki rekat namaz kıldı. Halka halka oturan müşrikleri tek tek dolaştı ve onlara; “Yüzler pisleşti. Kim anasını evladsız, çocuklarını yetim, karısını dul bırakmak istiyorsa şu vadide beni takip etsin” dedi. Onlardan hiç biri onu engellemeye cesaret edemedi. Bunun içindir ki İbn Mes’ud; “Onun hicreti bir zaferdi” demektedir.

Katıldığı Savaşlar

Ömer (r.a), Bedir, Uhud, Hendek, Hayber vb. gazvelerin hepsine ve çok sayıda seriyyeye katılmış, bunların bazısında komutan olarak görev yapmıştır.

Olaylara Net Tavır

Ömer (r.a), bütün meselelere karşı net ve tavizsiz tavır koymakla tanınır. Hudeybiye’de yapılan anlaşmanın müşrikler lehine görünen maddelerine karşı çıkışı bunlardan biridir. Ancak o, Resulün, Allah Teâlâ’nın gösterdiği doğrultuda hareket etmekten başka bir şey yapmadığı uyarısı karşısında, hemen kendini toparlamış ve olayın iç gerçeğini kavramıştı.

Resulullah (s.a.)’ın vefatının hemen peşinden ortaya çıkan karışıklığın Hz. Ebu Bekir’in halife seçilmesiyle yok edilmesinde Hz. Ömer büyük rol oynamıştır. Hz. Ebu Bekir’in kısa halifelik döneminde en büyük yardımcısı Ömer (r.a) olmuştur.

Hilafeti

Hz. Ebu Bekir (r.a) vefat edeceğini anladığında, Hz. Ömer’i kendisine halef tayin etmeyi düşünmüş ve bu düşüncesini açıklayarak bazı sahabilerle istişarelerde bulunmuştu. Herkes Ömer (r.a)’ın fazilet ve üstünlüğünü kabul etmekle beraber, onu bu iş için biraz sert mizaçlı buluyorlardı. Hatta Talha (r.a) ve diğer bazı sahabiler ona; “Rabbin seni Ömer’i halife tayin ettiğinden dolayı sorgularsa ona ne cevap vereceksin? Bilirsin ki Ömer oldukça sert bir kimsedir” demişlerdi. Hz. Ebu Bekir onlara; “Derim ki: Allahım! Kullarının en iyisini onlara halife yaptım” karşılığını vermişti. Sonra da Hz. Osman’ı çağırarak bir kâğıda Hz. Ömer’i halife tayin ettiğini yazdırdı. Kâğıt katlanıp mühürlendikten sonra, Hz. Osman dışarı çıkarak insanlardan kâğıtta yazılı olan kimseye biat edilmesini istedi. Oradakilerin biat etmesiyle Hz. Ömer’in II. Raşid halife olarak iş başına gelişi gerçekleşmiş oldu.

Hz. Ömer Döneminde İslam Devleti ve Fetihler

Hz. Ömer bir taraftan Suriye’nin fethinin tamamlanması için gayret gösterirken, öte taraftan İran cephesinde netice almak için ordular sevkediyordu. Kâdisiye savaşıyla İran ordusu hezimete uğratılmış ve Kisrâ, saraylarını İslam ordusuna terk ederek doğuya kaçmak zorunda kalmıştı.
Kuzeye yönelen Muğîre b. Şu’be, Azerbaycanı sulh yoluyla ele geçirmişti. Ermenistan bölgesi fethedilen yerler arasındaydı.

Suriye’nin fethi tamamlandıktan sonra bu bölgedeki askerî harekât batıya doğru kaydırıldı.
Kudüs kuşatma altına alındı. Şehirdeki hristiyanlar bir süre direndilerse de sonunda barış istemek zorunda kaldılar. Ancak, komutanlardan çekindikleri için şart olarak şehri bizzat halifeye teslim etmek istediklerini bildirmişlerdi. Hz. Ömer, bizzat Kudüs’e kadar giderek şehri teslim aldı.
Amr b. el-As, hazırlayıp uygulamaya koyduğu harekât planıyla Mısır’ı fethetmeyi başarmış, müslümanları Mısır’dan geri püskürtmek için İskenderiyede hazırlıklara girişen Bizanslıların üzerine yürüyerek burayı ele geçirmişti (H. 21). Böylece Suriye’den sonra, Mısır’da da Bizans’ın hakimiyetine son verilmiş oluyordu.

Kocakarı ile Ömer

Bir defasında Eslem’le birlikte Harra taraflarında (Medine’nin dış bölgesi) dolaşırlarken ışık yanan bir yer gördü ve Eslem’e; “Şurada, gecenin ve soğuğun çaresizliğine uğramış biri var. Haydi onların yanına gidelim” dedi. Oraya gittiklerinde bir kadını iki çocuğuyla üzerinde tencere bulunan bir ateşin etrafında otururken gördüler. Hz. Ömer, onlara; “Işıklı aileye selâm olsun” dedi. Kadın selâmı aldıktan sonra yanlarına yaklaşmak için izin alan Hz. Ömer ona yanındaki çocukların neden ağladıklarını sordu. Kadın, karınlarının aç olduğunu söyleyince, Hz. Ömer merakla tencerede ne pişirdiğini sordu. Kadın, tencerede su bulunduğunu, çocukları yemek pişiyor diye avuttuğunu söyledi ve; “Allah bunu Ömer’den elbette soracaktır” diye ekledi. Hz. Ömer, ona; “Ömer bu durumu nereden bilsin ki?” diye sorduğunda kadın; “Madem bilemeyecekti ve unutacaktı neden halife oldu” karşılığını verdi.
Hz. Ömer bu cevap karşısında irkilerek Eslem’le birlikte doğruca erzak deposuna gitti. Doldurdukları yiyecek çuvalını Eslem taşımak istedi. Ancak Hz. Ömer (r.a); “Kıyamet gününde benim yüküme ortak olacak değilsin. Onun için bırak da yükümü kendim taşıyayım” diyerek buna izin vermedi; çuvalı omuzuna aldı ve kadının bulunduğu yere götürdü. Orada bizzat yemeği Hz. Ömer (r.a) hazırlayıp pişirdi ve onları doyurdu. Hz. Ömer oradan ayrılırken kadın; “Siz bu işe Ömer’den daha layıksınız” dedi. Hz. Ömer;

“Ömer’e dua et. Bir gün onu ziyarete gidersen beni orada bulursun” dedi.

Zühdü

Hz. Ömer (r.a)’in, şahsi hayatı oldukça sadeydi. O yamalı elbiseler, eskimiş sarık ve yırtık ayakkabılarla hayatını sürdüren bir kişidir. O, bazen dul bir kadına su taşırken görülür, bazen da günün yorgunluğunu hafifletmek için mescid’in çıplak zemini üzerinde uyuduğuna şahit olunurdu.
Yine bir gün, Ahnef b. Kays yanında Arapların ileri gelenlerinden bazı kimselerle birlikte Hz. Ömer (r.a)’i ziyarete gitmiş; onu, elbisesinin eteklerini beline sıkıştırmış koşarken bulmuştu. Ömer (r.a), Ahnef’i gördüğünde ona; “Gel de kovalamaya katıl. Devlete ait bir deve kaçtı. Bu malda kaç kişinin hakkı olduğunu biliyorsun” dedi. Bu esnada biri ona neden kendini bu kadar üzdüğünü ve deveyi yakalamak için bir köleyi görevlendirmediğini söyleyince O; “Benden daha iyi köle kimmiş?” diyerek karşılık vermiştir.

Şeytan Yolunu Değiştirir

1- حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ، حَدَّثَنِى أَبِى، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ، حَدَّثَنَا أَبِى، عَنْ صَالِحٍ، قَالَ ابْنُ شِهَابٍ: أَخْبَرَنِى عَبْدُ الْحَمِيدِ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ مُحَمَّدِ بْنِ زَيْدٍ، أَنَّ مُحَمَّدَ بْنَ سَعْدِ بْنِ أَبِى وَقَّاصٍ أَخْبَرَهُ، أَنَّ أَبَاهُ سَعْدَ بْنَ أَبِى وَقَّاصٍ قَالَ: اسْتَأْذَنَ عُمَرُ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَعِنْدَهُ نِسَاءٌ مِنْ قُرَيْشٍ يُكَلِّمْنَهُ وَيَسْتَكْثِرْنَهُ عَالِيَةٌ أَصْوَاتُهُنَّ، فَلَمَّا اسْتَأْذَنَ عُمَرُ قُمْنَ يَبْتَدِرْنَ الْحِجَابَ، فَأَذِنَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَعْنِى فَدَخَلَ وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَضْحَكُ، فَقَالَ عُمَرُ: أَضْحَكَ اللَّهُ سِنَّكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: « عَجِبْتُ مِنْ هَؤُلاَءِ اللاَّتِى كُنَّ عِنْدِى، فَلَمَّا سَمِعْنَ صَوْتَكَ ابْتَدَرْنَ الْحِجَابَ ». قَالَ عُمَرُ: فَأَنْتَ يَا رَسُولَ اللَّهِ كُنْتَ أَحَقَّ أَنْ يَهَبْنَ، – ثُمَّ قَالَ عُمَرُ -: أَىْ عَدُوَّاتِ أَنْفُسِهِنَّ! أَتَهَبْنَنِى وَلاَ تَهَبْنَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم؟ قُلْنَ: نَعَمْ! أَنْتَ أَغْلَظُ وَأَفَظُّ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم. قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: « وَالَّذِى نَفْسِى بِيَدِهِ مَا لَقِيَكَ الشَّيْطَانُ قَطُّ سَالِكاً فَجًّا إِلاَّ سَلَكَ فَجًّا غَيْرَ فَجِّكَ ».

Sa‘d b. Ebi Vakkas der ki: Hz. Ömer, Resûlullah’ın (s.a.) yanına girmek için izin istedi. Hz. Peygamber’in (s.a.) yanında Kureyşli bazı kadınlar vardı. Yüksek sesle konuşup ona
yükleniyorlardı. Ömer girmek için izin isteyince kadınlar hemen perdenin arkasına koşmaya başladılar. Resûlullah (s.a.), Ömer’in girmesine izin verdi. Girdiğinde Hz. Peygamber (s.a.) gülüyordu. Ömer: “Ey Allah’ın Resûlü! Allah seni hep güldürsün” deyince, Resûlullah (s.a.): “Şu yanımda olan kadınların haline şaştım! Senin sesini duyunca hemen perdenin arkasına koştular” buyurdu. Ömer: “Ey Allah’ın Resûlü! Oysa asıl senden çekinmeleri lazımdı!” dedi ve kadınlara: “Ey kendi nefislerinin düşmanları! Benden çekinirsiniz de Resûlullah’tan (s.a.) çekinmez siniz öyle mi!” diye bağırdı. Kadınlar: “Evet! Zira sen sert ve kabasın!” dediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.): “Canım elinde olana yemin olsun ki şeytan bile bir yolda yürürken seninle karşılaşsa mutlaka yolunu değiştirip başka bir yola sapar!” buyurdu. [Sahih] (Müsned, I, 171. Ayrıca bk: Buhârî, Bed’ul Halk, 11, 3683; Müslim, Fedâilu’s-sahabe, 22; Nesâî, Kübrâ, 8075) (Tercüme, XIX, 394)

Cennetle Müjdele

2- حَدَّثَنِى أَبُو هُرَيْرَةَ قَالَ: كُنَّا قُعُودًا حَوْلَ رَسُولِ اللَّهِ -صلى الله عليه وسلم-، مَعَنَا أَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ فِى نَفَرٍ، فَقَامَ رَسُولُ اللَّهِ -صلى الله عليه وسلم- مِنْ بَيْنِ أَظْهُرِنَا، فَأَبْطَأَ عَلَيْنَا وَخَشِينَا أَنْ يُقْتَطَعَ دُونَنَا وَفَزِعْنَا، فَقُمْنَا فَكُنْتُ أَوَّلَ مَنْ فَزِعَ، فَخَرَجْتُ أَبْتَغِى رَسُولَ اللَّهِ -صلى الله عليه وسلم- حَتَّى أَتَيْتُ حَائِطًا لِلأَنْصَارِ لِبَنِى النَّجَّارِ، فَدُرْتُ بِهِ هَلْ أَجِدُ لَهُ بَابًا فَلَمْ أَجِدْ، فَإِذَا رَبِيعٌ يَدْخُلُ فِى جَوْفِ حَائِطٍ مِنْ بِئْرٍ خَارِجَةٍ – وَالرَّبِيعُ الْجَدْوَلُ -، فَاحْتَفَزْتُ كَمَا يَحْتَفِزُ الثَّعْلَبُ فَدَخَلْتُ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ -صلى الله عليه وسلم-، فَقَالَ: « أَبُو هُرَيْرَةَ ؟» فَقُلْتُ: نَعَمْ يَا رَسُولَ اللَّهِ. قَالَ: « مَا شَأْنُكَ ؟» قُلْتُ: كُنْتَ بَيْنَ أَظْهُرِنَا فَقُمْتَ فَأَبْطَأْتَ عَلَيْنَا فَخَشِينَا أَنْ تُقْتَطَعَ دُونَنَا فَفَزِعْنَا فَكُنْتُ أَوَّلَ مَنْ فَزِعَ فَأَتَيْتُ هَذَا الْحَائِطَ فَاحْتَفَزْتُ كَمَا يَحْتَفِزُ الثَّعْلَبُ وَهَؤُلاَءِ النَّاسُ وَرَائِى، فَقَالَ: « يَا أَبَا هُرَيْرَةَ » وَأَعْطَانِى نَعْلَيْهِ قَالَ: « اذْهَبْ بِنَعْلَىَّ هَاتَيْنِ، فَمَنْ لَقِيتَ مِنْ وَرَاءِ هَذَا الْحَائِطِ يَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ مُسْتَيْقِنًا بِهَا قَلْبُهُ فَبَشِّرْهُ بِالْجَنَّةِ » فَكَانَ أَوَّلَ مَنْ لَقِيتُ عُمَرُ، فَقَالَ: مَا هَاتَانِ النَّعْلاَنِ يَا أَبَا هُرَيْرَةَ؟ فَقُلْتُ: هَاتَانِ نَعْلاَ رَسُولِ اللَّهِ -صلى الله عليه وسلم-، بَعَثَنِى بِهِمَا مَنْ لَقِيتُ يَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ مُسْتَيْقِنًا بِهَا قَلْبُهُ بَشَّرْتُهُ بِالْجَنَّةِ، فَضَرَبَ عُمَرُ بِيَدِهِ بَيْنَ ثَدْيَىَّ فَخَرَرْتُ لاِسْتِى، فَقَالَ: ارْجِعْ يَا أَبَا هُرَيْرَةَ! فَرَجَعْتُ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ -صلى الله عليه وسلم- فَأَجْهَشْتُ بُكَاءً، وَرَكِبَنِى عُمَرُ فَإِذَا هُوَ عَلَى أَثَرِى، فَقَالَ لِى رَسُولُ اللَّهِ -صلى الله عليه وسلم-: « مَا لَكَ يَا أَبَا هُرَيْرَةَ ؟» قُلْتُ: لَقِيتُ عُمَرَ فَأَخْبَرْتُهُ بِالَّذِى بَعَثْتَنِى بِهِ، فَضَرَبَ بَيْنَ ثَدْيَىَّ ضَرْبَةً خَرَرْتُ لاِسْتِى، قَالَ: ارْجِعْ! فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ -صلى الله عليه وسلم-: « يَا عُمَرُ! مَا حَمَلَكَ عَلَى مَا فَعَلْتَ ؟». قَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ! بِأَبِى أَنْتَ وَأُمِّى، أَبَعَثْتَ أَبَا هُرَيْرَةَ بِنَعْلَيْكَ مَنْ لَقِىَ يَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ مُسْتَيْقِنًا بِهَا قَلْبُهُ بَشَّرَهُ بِالْجَنَّةِ؟ قَالَ: « نَعَمْ ». قَالَ: فَلاَ تَفْعَلْ! فَإِنِّى أَخْشَى أَنْ يَتَّكِلَ النَّاسُ عَلَيْهَا فَخَلِّهِمْ يَعْمَلُونَ. قَالَ رَسُولُ اللَّهِ -صلى الله عليه وسلم-: « فَخَلِّهِمْ »

Ebu Hureyre’nin (r.a.) rivayet ettiğine göre o şöyle dedi: Bir grup insanla Resûlüllah’ın (s.a.) etrafında oturuyorduk. Yanımızda Ebu Bekir ile Ömer de vardı. Bir ara Resûlüllah (s.a.) kalktı gitti. Dönmesi biraz gecikti. Biz kendisine bir kötülük yapılmasından korkarak endişeye kapıldık. İlk telâşa kapılan bendim. Resulüllah’ı (s.a.) aramaya çıktım. Nihayet Ensardan Beni Neccâr’a ait bir bahçeye gelince acaba bir kapı bulabilirmiyim diye etrafını dolaştım. Fakat bulamadım. Birde baktım akar bir kuyudan (meydana gelen) bir su akıntısı bahçenin içine giriyor. Ben de tilki gibi eğilerek Resûlüllah’ın (s.a.) yanma giriverdim. “Ebu Hureyre sen misin?” diye sordu. “Evet yâ Resulallah” dedim. “Niye geldin?” dedi. “Aramızda idin. Sonra birden kalkıp gittin; yanımıza dönmen gecikti. Doğrusu sana bir kötülük yapılmasından korkarak endişeye düş¬tük. İlk endişe eden de ben oldum. Şu bahçeye kadar geldim ve hemen

Tilki gibi eğilip girdim. Öteki insanlar da arkamdalar” dedim. Resûlüllah (s.a.): “Ya Ebu Hureyre!” dedi ve bana ayakkabılarını vererek: “Şu ayakkabımı al. Bu bahçenin dışında kalben tam bir imanla: Lâ ilâhe illallah diye şehâdet getiren kime rastlarsan onu cennetle müjdele” buyurdu. İlk rastladığım Ömer oldu. (Bana) “Bu ayakkabılar nedir ya Ebu Hureyre?” dedi. “Bunlar Resûlüllah’ın (s.a.) ayakkabılarıdır. Beni bunlarla gönderdi ve kalbinden tam bir imanla Lâ ilâhe illallah diye şehadet getiren kime rastlarsam onu cennetle müj¬deleyeceğim” dedim. Bunun üzerine Ömer eliyle iki göğsüme vurdu. Ben de oturuverdim. Ömer: “Geri dön ya Ebu Hureyre!” dedi. Ben de Resûlüllah’ın (s.a.) yanına döndüm. Ama nerde ise ağlamak üzere idim. Ömer beni tâkib etmiş. Bir de baktım arkamdan geliyor. Resûlüllah. (s.a.): “Ne oldu sana ya Ebu Hureyre?” dedi. “Ömer’e rastladım. Benimle gönderdiğin haberi kendisine söyledim. Bunun üzerine Ömer göğsüme öyle bir vurdu ki, kalçamın üstüne düştüm. Bana: geri dön!” dedi; dedim. Resûlüllah (s.a.) (ona) : “Ya Ömer! Bunu neden yaptın?” dedi. Hz. Ömer: “Ya Resûlallah! Anam babam sana feda olsun! Sen, kalben tam bir imanla Lâ ilâhe illallah diyen kime rastlarsa onu cennetle müjdelesin diye Ebu Hureyre’yi ayakkabılarınla gönderdin mi?” dedi. Resûlüllah (s.a.) : “Evet” buyurdu. Ömer:
“Aman yapma! Zira, korkarım insanlar buna güvenip otururlar. Bırak insanları amel etsinler.” dedi. Resûlüllah (s.a.) da: “Öyle ise bırak!” buyurdular.

Cennet Ehlinden İki Kişi

3ز- حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ، حَدَّثَنِى وَهْبُ بْنُ بَقِيَّةَ الْوَاسِطِىُّ، حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ يُونُسَ – يَعْنِى الْيَمَامِىَّ -، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ الْيَمَامِىِّ، عَنِ الْحَسَنِ بْنِ زَيْدِ بْنِ حَسَنٍ، حَدَّثَنِى أَبِى، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَلِىٍّ قَالَ: كُنْتُ عِنْدَ النَّبِىِّ صلى الله عليه وسلم، فَأَقْبَلَ أَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ فَقَالَ: « يَا عَلِىُّ! هَذَانِ سَيِّدَا كُهُولِ أَهْلِ الْجَنَّةِ وَشَبَابِهَا بَعْدَ النَّبِيِّينَ وَالْمُرْسَلِينَ ».

Hz. Ali (r.a.) der ki: Hz. Peygamber (s.a.) ile beraberken Ebu Bekir ile Ömer karşıdan göründüler. Resûlullah (s.a.) bana: “Ey Ali! Şu ikisi, peygamber ve resullerden sonra cennetlik olan olgun kişilerin efendileri ve gençleridirler” buyurdu. [Sahih] (Müsned, I, 80. Ayrıca bk. Tirmizî, Menâkıb, 16; İbn Mâce, Mukaddime, 12) (Tercüme, XVIII, 559)

Peygamber’den Sonra İnsanların En Hayırlısı

4- حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ، حَدَّثَنِى أَبِى، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ سُفْيَانَ وَشُعْبَةَ، عَنْ حَبِيبِ بْنِ أَبِى ثَابِتٍ، عَنْ عَبْدِ خَيْرٍ، عَنْ عَلِىٍّ أَنَّهُ قَالَ: أَلاَ أُنَبِّئُكُمْ بِخَيْرِ هَذِهِ الأُمَّةِ بَعْدَ نَبِيِّهَا صلى الله عليه وسلم؟ أَبُو بَكْرٍ ثُمَّ عُمَرُ.

Hz. Ali’den (r.a.) rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: “Size, Peygamberinden sonra bu ümmetin en hayırlısını haber vereyim mi? Ebu Bekir sonra Ömer’dir”. Müsned, I, 115, 127

Kalbinde İslam Filizleniyor

5- حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ، حَدَّثَنِى أَبِى، حَدَّثَنَا أَبُو الْمُغِيرَةِ، حَدَّثَنَا صَفْوَانُ، حَدَّثَنَا شُرَيْحُ بْنُ عُبَيْدٍ قَالَ: قَالَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ: خَرَجْتُ أَتَعَرَّضُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَبْلَ أَنْ أُسْلِمَ، فَوَجَدْتُهُ قَدْ سَبَقَنِى إِلَى الْمَسْجِدِ، فَقُمْتُ خَلْفَهُ، فَاسْتَفْتَحَ سُورَةَ الْحَاقَّةِ فَجَعَلْتُ أَعْجَبُ مِنْ تَأْلِيفِ الْقُرْآنِ، قَالَ: فَقُلْتُ: هَذَا وَاللَّهِ شَاعِرٌ كَمَا قَالَتْ قُرَيْشٌ، قَالَ: فَقَرَأَ: ﴿ إِنَّهُ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرِيمٍ وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَاعِرٍ قَلِيلاً مَّا تُؤْمِنُونَ ﴾ قَالَ: قُلْتُ: كَاهِنٌ، قَالَ: ﴿ وَلاَ بِقَوْلِ كَاهِنٍ قَلِيلاً مَا تَذَكَّرُونَ. تَنْزِيلٌ مِن رَبِّ الْعَالَمِينَ. وَلَوْ تَقَوَّلَ عَلَيْنَا بَعْضَ الأَقَاوِيلِ. لأَخَذْنَا مِنْهُ بِالْيَمِينِ. ثُمَّ لَقَطَعْنَا مِنْهُ الْوَتِينَ. فَمَا مِنْكُمْ مِنْ أَحَدٍ عَنْهُ حَاجِزِينَ ﴾ إِلَى آخِرِ السُّورَةِ. قَالَ: فَوَقَعَ الإِسْلاَمُ فِى قَلْبِى كُلَّ مَوْقِعٍ.

Ömer b. el-Hattab anlatıyor: Henüz müslüman olmamıştım. Birgün Resûlullah’ı (s.a.) aramaya çıktım. Baktım ki, benden önce Mescid’e (Mescid-i Haram’a) gitmiş. Arkasında durdum, Hâkka suresini okumaya başladı. Kur’an’ın içindekilere hayran kaldım ve: “Vallahi bu, Kureyş’in dediği gibi şairdir” dedim. Resûlullah (s.a.): «Hiç şüphesiz o (Kur’an) çok şerefli bir elçinin sözüdür. O şair sözü değildir. Ne az inanıyorsunuz» ayetini okuyunca: “Bu kâhindir” dedim. Sonra Resûlullah (s.a.): «Kâhin sözü de değildir. Ne az düşünüyorsunuz. Kur’an, alemlerin Rabbinden indirilmedir.» ayetinden sürenin sonuna kadar okudu. O anda İslam kalbimin her tarafını kapladı. [Zayıf] (Müsned, I, 17) (Tercüme. XVII, 315)

Ömer’in İmanı

6- حَدَّثَنَا حَسَنٌ، حَدَّثَنَا ابْنُ لَهِيعَةَ، حَدَّثَنِي حُيَيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ أَبَا عَبْدِ الرَّحْمَنِ حَدَّثَهُ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو ،أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ذَكَرَ فَتَّانَ الْقُبُورِ، فَقَالَ عُمَرُ: أَتُرَدُّ عَلَيْنَا عُقُولُنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ؟ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: نَعَمْ، كَهَيْئَتِكُمْ الْيَوْمَ، فَقَالَ عُمَرُ: بِفِيهِ الْحَجَرُ.
Abdullah b. Amr bildiriyor: Resûlullah (s.a.) sual meleklerinden bahsedince, Hz. Ömer (r.a.): “Ey Allah’ın Resûlü! O anda şuurumuz yerinde olacak mı?” diye sordu. Hz. Peygamber (s.a.): “Evet, bu günkü gibi” buyurunca, Hz. Ömer (r.a.): “O zaman onların ağızlarına taş doldururum (cevaplarını veririm)” dedi.[Hasen] (Müsned, II, 172. Ayrıca bk. İbn Hibbân, 3115) (Tercüme, VI, 595)

Sünnetten Taviz Yok

7- حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ، حَدَّثَنِى أَبِى، حَدَّثَنَا حَسَنُ بْنُ مُوسَى وَحُسَيْنُ بْنُ مُحَمَّدٍ قَالاَ: حَدَّثَنَا شَيْبَانُ، عَنْ يَحْيَى، عَنْ أَبِى سَلَمَةَ، عَنْ أَبِى هُرَيْرَةَ: أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ بَيْنَا هُوَ يَخْطُبُ يَوْمَ الْجُمُعَةِ، إِذْ جَاءَ رَجُلٌ، فَقَالَ عُمَرُ: لِمَ تَحْتَبِسُونَ عَنِ الصَّلاَةِ؟ فَقَالَ الرَّجُلُ: مَا هُوَ إِلاَّ أَنْ سَمِعْتُ النِّدَاءَ فَتَوَضَّأْتُ، فَقَالَ أَيْضاً: أَوَلَمْ تَسْمَعُوا أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ؟ « إِذَا رَاحَ أَحَدُكُمْ إِلَى الْجُمُعَةِ فَلْيَغْتَسِلْ ».

Ebu Hureyre (r.a.) bildiriyor: Ömer b. el-Hattab (r.a.) Cuma günü hutbe verirken adamın biri namaza geldi. Ömer (r.a.): “Neden bu saate kadar kalıyorsunuz?” diye sorunca, adam: “Ezanı duyar duymaz abdestimi alıp geldim” dedi. Bunun üzerine Ömer (r.a.): “Bir de sadece abdest aldın öyle mi? Resûlullah’ın (s.a.) “Biriniz Cuma namazına gideceği zaman yıkansın” buyurduğunu işitmediniz mi?” dedi. [Sahih] (Müsned, I, 15. Ayrıca bk. Buhârî, Cuma, 5; Müslim, Cuma, 4; Ebu Davud, Taharet, 130) (Tercüme, V, 686)

…فَعَلِمُوا أَنَّهُ مَيِّتٌ ، فَدَخَلْنَا عَلَيْهِ ، وَجَاءَ النَّاسُ يُثْنُونَ عَلَيْهِ ، وَجَاءَ رَجُلٌ شَابٌّ ، فَقَالَ أَبْشِرْ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ بِبُشْرَى اللَّهِ لَكَ مِنْ صُحْبَةِ رَسُولِ اللَّهِ – صلى الله عليه وسلم – وَقَدَمٍ فِى الإِسْلاَمِ مَا قَدْ عَلِمْتَ ، ثُمَّ وَلِيتَ فَعَدَلْتَ ، ثُمَّ شَهَادَةٌ . قَالَ وَدِدْتُ أَنَّ ذَلِكَ كَفَافٌ لاَ عَلَىَّ وَلاَ لِى . فَلَمَّا أَدْبَرَ ، إِذَا إِزَارُهُ يَمَسُّ الأَرْضَ . قَالَ رُدُّوا عَلَىَّ الْغُلاَمَ قَالَ ابْنَ أَخِى ارْفَعْ ثَوْبَكَ ، فَإِنَّهُ أَبْقَى لِثَوْبِكَ وَأَتْقَى لِرَبِّكَ

… Bunun üzerine herkes, Ömer’in bu yaradan öleceğini anladılar. Biz de Ömer’in yanına girdik. Artık insanlar geliyor ve Ömer’in iyiliklerini sayıyorlardı. Bu sırada Ömer’in yanına (Ensar’dan) bir genç gel¬di ve şöyle dedi: Ey Müminlerin Emîri! Allah’ın sana olan lutûf ve ihsaniyle sevin: Resûlullah’la (s.a.) beraberliğin ve bildiğin gibi İslâm’da öncülüğün var. Sonra halife oldun, hep ada¬letle davrandın. Şimdi de şehitliğe yürüyorsun! Ömer: Bu halifelik işinde ne aleyhime ne lehime, sadece kurtulabilmeyi çok isterim, dedi. O genç dönüp giderken Ömer onun paçalarının yerde süründüğünü görünce: “Şu genci bana çağırın” dedi. O genç huzura geldi. Ömer şöyle dedi: “Yeğenim! Elbiseni yukarı çek. Böylece elbiseni daha uzun süre kullanırsın, Rabbine karşı da daha takvalı olursun”. (Buhârî, Fedâilu Ashab, 8)

Haceru’l-Esved

8- حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ، حَدَّثَنِى أَبِى، حَدَّثَنَا أَسْوَدُ بْنُ عَامِرٍ قَالَ: حَدَّثَنَا زُهَيْرٌ، عَنْ سُلَيْمَانَ الأَعْمَشِ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ، عَنْ عَابِسِ بْنِ رَبِيعَةَ قَالَ: رَأَيْتُ عُمَرَ نَظَرَ إِلَى الْحَجَرِ فَقَالَ: أَمَا وَاللَّهِ لَوْلاَ أَنِّى رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُقَبِّلُكَ مَا قَبَّلْتُكَ، ثُمَّ قَبَّلَهُ.

Âbis b. Rebîa der ki: Hz. Ömer’in (r.a.) Haceru’l-Esved’e bakıp: “Vallahi Resûlullah’ın (s.a.) seni öptüğünü görmeseydim, seni öpmezdim” dediğini gördüm. Ardında da onu öptü. [Sahih] (Müsned, I, 16. Ayrıca bk. Buhârî, Hac, 50; Müslim, Hac, 248; Ebu Davud, Menâsik, 48; Tirmizî, Hac, 37) (Tercüme, VIII, 455)

Kardeşim! Bizi Duanda Unutma

9- حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ، حَدَّثَنِى أَبِى، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَاصِمِ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنْ سَالِمٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، عَنْ عُمَرَ، عَنِ النَّبِىِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ اسْتَأْذَنَهُ فِى الْعُمْرَةِ، فَأَذِنَ لَهُ فَقَالَ: « يَا أَخِى! لاَ تَنْسَنَا مِنْ دُعَائِكَ ». وَقَالَ بَعْدُ فِى الْمَدِينَةِ « يَا أَخِى! أَشْرِكْنَا فِى دُعَائِكَ ». فَقَالَ عُمَرُ: مَا أُحَبُّ أَنَّ لِى بِهَا مَا طَلَعَتْ عَلَيْهِ الشَّمْسُ لِقَوْلِهِ « يَا أَخِى ».

İbn Ömer bildiriyor: Babam Ömer (r.a.), umreye gitmek için Resûlullah’tan (s.a.) izin isteyince, Allah Resûlü (s.a.) ona izin verdi ve: “Kardeşim! Orada dualarında bizi de unutma” buyurdu. Henüz Medine’den ayrılmadan yine ona : “Karde

(608)