Dünyanın Değiştirmediği Yiğit Hz. Ebu Ubeyde b. Cerrâh (r.a.)

Asıl adı Âmir b. Abdullah b. el-Cerrâh’tır.

Künyesi Ebu Ubeyde’dir. Ubeyde adında bir çocuğu olduğu kaynaklarda zikredilmemekle birlikte bu künyeyle niçin meşhur olduğunu bilemiyoruz.

Babasının adı Abdullah b. Cerrah’tır. Bedir savaşında müşriklerin safında yer almış, Ebu Ubeyde iman yolunda onu öldürülmüştür.

Annesinin adı Ümeyme bint Ğanem’dir. Oğlunun iman etmesinden bir müddet sonra Ümeyme hatun da İslam dinini kabul etmiştir.

Kureyş kabilesinin Harisoğulları kolundandır. Nesebi, Resûlullah’ın nesebiyle onuncu dedesi Fihr’de birleşir.

Bi’seten 27 yıl önce Mekke’de dünyaya gelmiştir.

Mekke’de okuma-yazma bilen birkaç kişiden biri de Ebu Ubeyde idi.

İslam’a Girişi

Hz. Peygamber tebliğ görevine başladığında sırada Ebu Ubeyde yirmi yedi yaşında bir delikanlıydı. Davet günlerinin başında, Osman b. Maz‘un, Abdurrahman b. Avf, Ubeyde b. Hâris ve Ebu Seleme’den oluşan bir grup arkadaşıyla Resûlullah’a gelerek İslam’ı kabul ettiler. İlk günlerde bu beş kişinin İslam’a girmesi Resûlullah’ı oldukça memnun etmişti.

Babası bu durumu öğrenince Ebu Ubeyde için sıkıntılı günler de başladı. Birkaç sene sıkıntılar yaşandı. Derken nübüvvetin beşinci yılında 15 müslüman Efendimizin işareti ile Habeşistan’a hicret ettiler. Bir müddet sonra yalan bir haberle geri döndüler. Haberin asılsız olduğunu öğrenince bu defa daha kalabalık bir grupla 101 kişi Habeşistan’a hicret etti. İşte bu ikinci kafilede Ebu Ubeyde de bulunuyordu.
Yedi yıl Habeşistan’da kaldıktan sonra Mekke’ye dönenler oldu. Bunların arasında Ebu Ubeyde de bulunuyordu.

Medine Günleri

Müslümanların yurtlarını terk ederek Yesrib’e hicretin başlamasıyla birlikte Ebu Ubeyde de muhacirler kervanına katıldı.
Medine’de Resûlullah onu Muhammed b. Mesleme ile kardeş yaptı. Ebu Ubeyde, kahramanlığıyla tanınmış bir sahabîdir. Kardeşi Muhammed b. Mesleme’yi de Yahudi şair Ka‘b b. Eşref’i öldüren bir kahramandır. Bu yönüyle kardeşler birbirlerine denktirler.

Ebu Ubeyde sahabe arasında “Emînü’l-Ümme (ümmetin emîni)” lakabıyla meşhur olmuştur. Resûlullah onunla ilgili: “Her ümmetin bir emini vardır, bu ümmetin emini Ebu Ubeyde b. Cerrah’tır” buyurmuştur. Esasında sahabenin tümü emin kişilerdir. Ancak bazı şahsiyetler bazı vasıflarıyla öne çıkmışlardır. İşte Hz. Peygamber, emîn olma vasfının ashabı içinde en fazla Ebu Ubeyde’de temayüz ettiğini belirtmiştir.

Resûlullah’ın sahabeyi öne çıkan özellikleriyle vasfettiği rivayeti görelim.

عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: أَرْحَمُ أُمَّتِي بِأُمَّتِي أَبُو بَكْرٍ، وَأَشَدُّهُمْ فِي أَمْرِ اللهِ عُمَرُ، وَأَصْدَقُهُمْ حَيَاءً عُثْمَانُ بْنُ عَفَّانَ، وَأَعْلَمُهُمْ بِالحَلاَلِ وَالحَرَامِ مُعَاذُ بْنُ جَبَلٍ، وَأَفْرَضُهُمْ زَيْدُ بْنُ ثَابِتٍ، وَأَقْرَؤُهُمْ أُبَيُّ بْنُ كَعْبٍ وَلِكُلِّ أُمَّةٍ أَمِينٌ وَأَمِينُ هَذِهِ الأُمَّةِ أَبُو عُبَيْدَةَ بْنُ الجَرَّاحِ.

Enes b. Mâlik (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Resûlullah (s.a.) şöyle buyurdu: “Ümmetim içinde ümmetime karşı en merhametlisi Ebu Bekir, Allah’ın emri konusunda en titizi Ömer, haya bakımından en doğrusu Osman, haram ve helal bilgisi bakımından en bilgili olanı Muâz b. Cebel, Ferâiz (Miras) taksimini en iyi bileni Zeyd b. Sâbit, en büyük kıraat âlimi Ubey b. Ka‘b’tır. Her ümmetin güvenilen bir şahsı vardır; Bu ümmetin güvenilir şahsı da Ebu Ubeyde b. Cerrâh’tır.” (Tirmizî, Menâkıb, 33; Buhârî, Menakîb: 27; Müslim, Fedail: 17)

Katıldığı Savaşlar

Müslümanlar Medine’ye hicretin sonra müşriklerle yapılan ilk savaş Bedir muharebesidir. Ancak Bedir savaşına kadar olan iki sene zarfında seriyyeler düzenlenmiştir. Bunların ilki Hz. Hamza’nın kumanda ettiği ve yaşlaşık 30 kişiden oluşan Seyfu’l-bahr seriyyesidir. Ebu Ubeyde bu seriyyede yerini aldığı gibi bundan sonraki seriyyelerin çoğunda da bulunmuştur.

Bedir savaşı İslam tarihinin en önemli ve en şanlı savaşlarının başında sayılmalıdır. Zira o, hakla batılın ayrıştığı savaştır, o, Kur’an’ın isimlendirmesiyle yevmu’l-furkan’dır. Muhacirle bu savaşta akrabalarıyla karşı karşıya gelmişler, birbirlerine kılıç sallamışlardı. Meselâ, Hz. Ebu Bekir oğlu Abdurrahman ile, Mus‘ab b. Umeyr kardeşi Ebu Aziz ile, Hz. Ömer dayıları Mahzumoğulları ile çarpışmıştır.

Ebu Ubeyde de, bu savaşta müşriklerin safında çarpışan babası Abdullah’la karşılaşmış ona kılıç çekmek istememiş ama birkaç defa daha karşısına çıkınca Allah adına onu öldürmüştür.

Bu durumu anlayabilmemiz için İslamiyet’in ırkçılığa bakışını bilmemiz gerekir. O günün dünyasında ırkçılık Arap yarımadasının en büyük hastalığı idi. Haksız ve saldırgan olsa bile, eğer aynı aşiretten ise onun tarafı tutulur, zalimce bu tecavüzkâr şahıs/grup desteklenirdi. Hak ve adaletten söz etmek mümkün değildi. Bu karanlık çağda İslamiyet geldi ve ırkçılığı ayaklarının altına aldı. Adalet herkesim için geçerli kılındı. Yanlış, kimden gelirse gelsin reddedildi.
Ebu Ubeyde ve onun gibiler için Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyurulur:

لَا تَجِدُ قَوْمًا يُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ يُوَادُّونَ مَنْ حَادَّ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَلَوْ كَانُوا آبَاءهُمْ أَوْ أَبْنَاءهُمْ أَوْ إِخْوَانَهُمْ أَوْ عَشِيرَتَهُمْ أُوْلَئِكَ كَتَبَ فِي قُلُوبِهِمُ الْإِيمَانَ وَأَيَّدَهُم بِرُوحٍ مِنْهُ وَيُدْخِلُهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ أُوْلَئِكَ حِزْبُ اللَّهِ أَلَا إِنَّ حِزْبَ اللَّهِ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

Allah’a ve ahiret gününe inanan bir toplumun -babaları, oğulları, kardeşleri yahut akrabaları da olsa- Allah’a ve Resûlüne düşman olanlarla dostluk ettiğini göremezsin. İşte onların kalbine Allah, iman yazmış ve katından bir ruh ile onları desteklemiştir. Onları içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokacak, orada ebedî kalacaklardır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah’tan hoşnut olmuşlardır. İşte onlar, Allah’ın tarafında olanlardır. İyi bilin ki, kurtuluşa erecekler de sadece Allah’ın tarafında olanlardır. (Mücadele, 58/22)

Uhud’da Cesur Bir Savaşçı

Ebu Ubeyde, Uhud savaşına katılmış ve bu savaşta çok önemli bir görevi ifa etmişti.
Savaşın kızıştığı anlarda Allah Resûlü başıan bir darbe aldı ve miğferin halkaları iki yanağına sağlanıp kaldı. Halkalar damağını da parçalamış ve azı dişlerini yerinden sökmüştü. Efendimiz çok acı çekiyordu. Halkaların çıkarılması için Ebu Bekir (r.a.) hareketlendi ise de bu işi Ebu Ubeyde’ye bıraktı. Ebu Ubeyde eğildi yanağa batan halkayı dişleriyle iyice kavradı ve çekti. Halkalar çıkmıştı ama Ebu Ubeyde’nin ön dişleri de halkalarla birlikte çıkmıştı. O günden sonra ön iki dişi olmadan yaşadı.

Diğer Savaşları

Hendek’te, Beni Kureyza kuşatmasında, Rıdvan bey’atinde, Hudeybiye’de, Hayber’de, Tebük seferinde, Taif kuşatmasında, Veda haccında Ebu Ubeyde hep Resûlullah’ın yanında yerini almıştır.

Mekke fethinde on bin kişilik orduyu Mekke’ye girerken Allah Resûlü dört kola ayırmıştı. Her biri Mekke’nin farklı istikametlerinden şehre girecekti. İşte dördüncü kolu başında kumandan olarak Ebu Ubeyde’yi görüyoruz.

Hicri sekizinci yılda Zâtü’s-selâsil seriyyesinde Amr b. As’a takviye olsun diye Resûlullah (s.a.) iki yüz kişilik bir müfreze tertip etti ve bunların başına Ebu Ubeyde’yi komutan olarak tayin etti. Bu müfreze’nin için Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer de bulunuyordu. Efendimizden sonra halife olacak bu iki değerli insana da kumandanlık yaptığı için Ebu Ubeyde’ye Emîru’l-umerâ denildi.

Habat Seriyyesi

Aynı yıl içerisinde Allah Resûlü 300 kişilik bir müfrezi hazırlattı. Başlarına kumandan olarak Ebu Ubeyde’yi görevlendirdi. O günlerde Medine’de kıtlık olduğundan bu birlik için çok az bir azığı Ebu Ubeyde’ye teslim etti ve şöyle buyurdu: “Allah’ın adıyla yürüyün, Rabbim size rızkınızı verecektir”. Uzun bir yolculuk sonunda azıkları bitti. Hatta açlıklarını bastırmak için ağaç yapraklarını silkeleyip yemeye başladılar. Bu sebeple seriyyeye Habat seriyyesi denildi. Birlik, sahile varınca büyük bir balinanın sahile vurduğunu gördüler. Balık o kadar büyüktü ki günlerce orada düşmanı beklediler ve bu sürede balıktan yediler, birazını da kurutarak yanlarında Medine’ye götürdüler.

Ümmetin Emini
Hicri 9. yılda Resûlullah Yemen taraflarındaki Necran hıristiyanlarını Medine’ye çağırarak onları İslam’a davet etti. Ancak hıristiyanlar, İslam’ı kabul etmeyip sadece cizye verebileceklerini bildirdiler. Cizyeleri teslim etmek üzere “güvenilir” birini göndermesini Resûlullah’tan istediler. Resûlullah da, “Size emîn bir adam göndereceğim” dedi. Sahabe dikkat kesildi. Acaba Efendimiz kime işaret edecekti. “Kalk ey Ebu Ubeyde b. Cerrâh” dedi. Ebu Ubeyde giderken arkasından şöyle buyuruyordu: “Her ümmetin bir emîni vardır. Benim ümmetimin emîni de Ebu Ubeyde’dir”.

Resûlullah, Bahreyn ile barış yaptıktan sonra onlardan toplanacak cizye’yi almaya da yine ümmetin emîni Ebu Ubeyde’yi görevlendirdi.

Beni Sakîfe’de

Resûlullah’ın vefatından sonra Ensar’dan bir grup Beni Saîde gölgeliğinde toplanmış Sa‘d b. Ubâde’yi halife seçmek üzere görüşüyorlardı. Olayı haber alan Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer ve Hz. Ebu Ubeyde birlikte Beni saîde’ye geldiler. Aralarında geçen bazı konuşmlaradan sonra Hz. Ebu Bekir, Ebu Ubeyde’nin ve Hz. Ömer’in elinden tutarak ortalarında durmuş, sahabeye bu iki zattan birisine bey’at etmelerini söylemişti. Bu sözlerin hemen ardından Hz. Ömer, Hz. Ebu Bekir’e bey’at edince, Ebu Ubeyde de Ebu Bekir’e bey’at etti ve diğer sahabe de bey’at ettiler. Ebu Bekir, vefat ederken bu olayı anımsatmış ve “Beni Saîde sakifesinde Hz. Ömer’i halifeliğe, Ebu Ubeyde’yi vezirliğe layık gördüğünü” söylemiştir.

Fetihlere Katıldı

Ebu Ubeyde b. el-Cerrâh, Hz. Ebu Bekir’in hilafetinde irtidat olayları bastırılıncaya kadar halifenin yanından hiç ayrılmadı. O günlerde İslam devletinin mali işlerine Ebu Ubeyde bakıyordu. İrtidat olayları bastırılınca Ebu Bekir onu Suriye tarafına gönderdiği birliklerin başına geçirdi. Bundan sonraki ömrünü cepheden cepheye koşarak İlayı kelimetullah adına sürdürdü.

Ebu Ubeyde Suriye bölgesindeki fetihlerde kumandan olarak yer aldı. Ayrıca o, Bisan, Taberiye, Baalbek, Humus, Hama, Şeyre, Maarra, Lazkiye, Antarius, Banyas, Selemiye, Halep, Antakya, Menbic, Delul fetihlerinde bulunmuştur.

635 yılında Fahl savaşı vuku buldu. Roma ordusu müslümanların sayıca üç-dört misliydi. İki ordu çarpışmadan önce Romalıların özel elçisi müslümanların karargahına gelip sulh şartlarını görüşmek istedi. Elçi, burada Ebu Ubeyde’yi komutan olarak büyük bir ihtişam içinde biri bekliyordu. Ancak her tarafta birbirine benzer insanlar ve diğer askerlerden farkı olmayan Ebu Ubeyde’yi görünce çok şaşırdı. Ebu Ubeyde, elçinin, Roma topraklarını terkederlerse askerlerine altın verme teklifini reddetti. İki ordu çarpıştı ve müslümanlar Romalıları yenilgiye uğrattılar. 635 yılında Suriye’nin tarihî şehri Humus fethedildi.

Ebu Ubeyde birçok yerleri sulh ile ele geçirip Antakya’ya yönelmişken halife Hz. Ömer’in emriyle askerlerini durdurdu ve Humus’a yerleşti. 636’da Herakleios Roma, İstanbul, el-Cezire, Ermenistan gibi Roma vilayetlerinden gelen askerlerle 240 bin kişilik büyük bir ordu topladı ve Suriye’ye hareket etti. Ebu Ubeyde Humus ve diğer fethedilen yerlerdeki kumandanlara mektup yazarak toplanan cizyelerin iâde edilmesini, geri çekileceklerini bildirdi. Daha sonra Şam’a gitti ve dağınık İslâm ordularını toplamak amacıyla Yermük’te karargah kurdu. Hz. Ömer’e acil haber yolladı; Roma ordusunun âdeta yağarak üzerlerine geldiğini bildirdi ve hemen yardım göndermesini istedi. Yardım için vakit yoktu; Hz. Ömer cevabında, “Onları yeneceğinize inanıyoruz” diyordu. Amr b. el-Âs da Ürdün’den Yermük’e gelince 40 bin kişilik İslam ordusuyla müslümanların maneviyatları kuvvetlendi. Yermük’e çok yaklaşan Roma ordusundan bir elçi Ebu Ubeyde’ye sordu: “Hz. İsa için ne düşünürsünüz?” Ebu Ubeyde şu cevabı verdi: Allah buyurur ki: “Ey ehl-i kitap, dininizde taşkınlık etmeyin. Allah hakkında ancak gerçeği söyleyin. Meryem oğlu İsa Mesih Allah’ın peygamberidir. Aynı zamanda Meryem’e ulaştırdığı kelimesi ve kendinden bir ruhtur. Allah’a ve peygamberlerine inanın, “üçtür” demeyin, vazgeçin, bu sizin hayrınızadır. Allah ancak bir tektir. Çocuğu olmaktan münezzehtir, göklerde uçanlar da yerde olanlar da O’nundur” (Nisâ, 4/171). Roma elçisi bu ayeti duyunca kelime-i şehâdet getirdi ve müslümanlara katıldı. Yermük savaşında müslümanlar inançlarıyla dev gibi Roma ordusunu korkunç bir yenilgiye uğrattı.

Herakleios artık bu yenilgiden sonra Antakya’yı terketti ve İstanbul’a giderken meşhur “Elveda Suriye” sözünü söyledi.

Dünya Seni Değiştiremedi

Nihayet Kudüs 637 tarihinde kuşatıldığında Ebu Ubeyde İslam ordusunun başkumandanıydı. Kudüs halkı İslam ordusu karşısında direnemeyeceklerini anlayınca şehrin din adamları Kudüs’ü teslim etmeye hazır olduklarını açıkladılar. Ancak bir şart ileri sürüyorlardı. Şehrin anahtarını Hz. Ömer’e teslim etmek istiyorlardı. Medine’de sahabeyle istişare eden Hz. Ömer Cabiye’ye gelerek Kudüs’ün anahtarlarını teslim aldı. Görüşmelerden sonra Hz. Ömer, Ebu Ubeyde’nin çadırına girdi. Gördükleri karşısında şaşkınlığını gizleyemedi. Gayet sıradan ve basit bu çadırın bir köşesinde daracık keçeden bir yataktan başka bir şey yoktu. Halife Ömer, çadırın sahibine dönerek şöyle dedi: “Ey Ebu Ubeyde! Dünya hepimizi değiştirdi. Bir seni değiştiremedi”.

Vasiyeti

Hicretin 18. yılında Suriye, Mısır ve Irak’ı Amvas Tâunu diye tarihe geçen veba salgını istilâ etmiş, birçok sahabî bu salgında vefat etmişti. Bu hastalık baş gösterdiğinde Hz. Ömer Şam yolundaydı. Halifenin Şam’a ziyaret için geldiğini haber alan Ebu Ubeyde yolda Hz. Ömer’i karşıladı. Ancak etrafındakiler Şam’a gitmesinin doğru olmayacağını halifeye söylediler ve yarı yoldan geri döndü. Hz. Ömer hastalığa yakalanmaması için Ebu Ubeyde’yi de Medine’ye götürmek istediyse de o bunu kabul etmeyerek askerlerinin yanına dönmeyi tercih etti.

Ebu Ubeyde de vebaya yakalanmıştı. Yerine Muaz b. Cebel’i bıraktığını açıkladı ve şöyle bir vasiyette bulundu: “Size bir vasiyetim var. Onu kabul ederseniz hayra erersiniz: Namazınızı kılın, orucunuzu tutun, sadakanızı verin, haccınızı yapın, birbirinizi gözetin, emirlerinize itaat edin ve onları aldatmayın. Dünya sizi aldatmasın. Bir insan bin sene de yaşasa akibet şu neticeye varır. Allah insanların alnına ölümü yazmıştır, onun için hepsi ölürler. İnsanların en akıllısı Allah’a en çok itaat eden, ahiret için çok çalışandır. Hepinize Allah’ın selam ve rahmetini, lütûf ve bereketini niyaz ederim. Haydi Muaz! Cemaate namaz kıldır.”

Vefatı

Allah Resûlünün dilinden cennet müjdesi almış büyük insan Ebu Ubeyde b. Cerrah h.18 yılında 58 yaşında Suriye’de vefat etti. Cenaze namazını Muaz b. Cebel kıldırdı. Kabri Suriye’de Anta köyü civarındadır.

Hz. Ömer bir gün şöyle demiştir: “Keşke Ebu Ubeyde sağ olsaydı da benden sonra halife olarak onu yerime bıraksaydım. Rabbim bana niçin Ebu Ubeyde’yi bıraktığımı sorunca şöyle cevap verirdim. Ben Resûlullah’dan işittim onun için “Ümmetimin emîni” dedi. Ben de onu yerime bıraktım, derdim”.
Ebu Ubeyde Resûlullah’tan on dört hadis rivayet etmiştir.

Ümmetin Emîni

1– حَدَّثَنَا حَسَنٌ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ، عَنْ ثَابِتٍ الْبُنَانِيِّ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ؛ أَنَّ أَهْلَ الْيَمَنِ قَدِمُوا عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالُوا: ابْعَثْ مَعَنَا رَجُلًا يُعَلِّمُنَا، فَأَخَذَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بِيَدِ أَبِي عُبَيْدَةَ بْنِ الْجَرَّاحِ فَأَرْسَلَهُ مَعَهُمْ فَقَالَ: هَذَا أَمِينُ هَذِهِ الْأُمَّةِ.

Enes b. Mâlik der ki: Yemen halkı Resûlullah’a geldiklerinde: “Dinimizi öğretmesi için bize birini gönder” dediler. Hz. Peygamber (s.a.), Ebu Ubeyde b. el-Cerrâh’ın elinden tutup onlarla gönderdi ve şöyle buyurdu: “Bu ümmetin emîni budur”. [Sahih] (Müsned, III, 175) (Tercüme, I, 391)

Ashabdan Hayırlısı Var mı?

2– حَدَّثَنَا أَبُو الْمُغِيرَةِ قَالَ: حَدَّثَنَا الْأَوْزَاعِيُّ قَالَ: حَدَّثَنِي أَسِيدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ قَالَ: حَدَّثَنِي صَالِحٌ أَبُو مُحَمَّدٍ قَالَ: حَدَّثَنِي أَبُو جُمُعَةَ قَالَ: تَغَدَّيْنَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَمَعَنَا أَبُو عُبَيْدَةَ بْنُ الْجَرَّاحِ، قَالَ: فَقَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ! هَلْ أَحَدٌ خَيْرٌ مِنَّا أَسْلَمْنَا مَعَكَ وَجَاهَدْنَا مَعَكَ؟ قَالَ: نَعَمْ! قَوْمٌ يَكُونُونَ مِنْ بَعْدِكُمْ يُؤْمِنُونَ بِي وَلَمْ يَرَوْنِي.

Ebu Cumu‘a dedi ki: Bir defasında Resûllah (s.a.) ile birlikte yemek yiyiyorduk. Bizimle birlikte bulunan Ebu Ubeyde b. Cerrâh (r.a.): “Ey Allah’ın Resûlü! Biz seninle Müslüman olduk ve seninle birlikte cihad ettik. Bizden daha hayırlısı var mıdır?” diye sordu. Allah Resûlü (s.a.) şöyle cevap verdi: “Evet, var. Onlar, sizden sonra gelecek olanlar ve beni görmedikleri halde bana iman edeceklerdir”. [Sahih] (Müsned, IV, 106. Ayrıca bk. Dârimî, 2744) (Tercüme, I, 287)

Necranlılarla Gönderiliyor

3– حَدَّثَنَا أَسْوَدُ قَالَ: وَأَخْبَرَنَا خَلَفُ بْنُ الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا إِسْرَائِيلُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ صِلَةَ، عَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ قَالَ: جَاءَ الْعَاقِبُ وَالسَّيِّدُ صَاحِبَا نَجْرَانَ قَالَ: وَأَرَادَا أَنْ يُلَاعِنَا رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: فَقَالَ أَحَدُهُمَا لِصَاحِبِهِ: لَا تُلَاعِنْهُ فَوَاللَّهِ لَئِنْ كَانَ نَبِيًّا فَلَعَنَّا، قَالَ خَلَفٌ: فَلَاعَنَّا لَا نُفْلِحُ نَحْنُ وَلَا عَقِبُنَا أَبَدًا، قَالَ: فَأَتَيَاهُ فَقَالَا: لَا نُلَاعِنُكَ وَلَكِنَّا نُعْطِيكَ مَا سَأَلْتَ، فَابْعَثْ مَعَنَا رَجُلًا أَمِينًا، فَقَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: لَأَبْعَثَنَّ رَجُلًا أَمِينًا حَقَّ أَمِينٍ حَقَّ أَمِينٍ، قَالَ: فَاسْتَشْرَفَ لَهَا أَصْحَابُ مُحَمَّدٍ، قَالَ: فَقَالَ: قُمْ يَا أَبَا عُبَيْدَةَ بْنَ الْجَرَّاحِ! قَالَ: فَلَمَّا قَفَّا قَالَ: هَذَا أَمِينُ هَذِهِ الْأُمَّةِ.

İbn Mesud der ki: Necrân (Hıristiyanları) liderlerinden Âkib ile Seyyid lanetleşmek için Hz. Peygamber’in (s.a.) yanına geldiler. Biri diğerine: “Onunla lanetleşmeyelim! Vallahi şayet gerçekten bir peygamberse, lanetleşmemiz durumunda ne biz, ne de bizden sonra gelen çocuklarımız kurtulabilir!” dedi. Sonra Resûlullah’a (s.a.) gelip: “Seninle lanetleşmek istemiyoruz. Bunun yerine istediklerini vereceğiz. Bizimle birlikte emin olan birini gönder” dediler. Hz. Peygamber (s.a.): “Sizinle birlikte gerçekten de tam anlamıyla emin olan birini göndereceğini!” buyurdu. Muhammed’in (s.a.) ashabı kendilerini seçer umuduyla başlarını kaldırıp kendilerini göstermeye çalıştılar, ancak Resûlullah (s.a.): “Ey Ebu Ubeyde b. el-Cerrâh kalk!” buyurdu. Ebu Ubeyde onlarla birlikte giderken Hz. Peygamber (s.a.): “Bu ümmetin emîni işte budur!” buyurdu. [Sahih] (Müsned, I, 414. Ayrıca bk: İbn Mâce, 136; Nesâî, Kübrâ, 8140) (Tercüme XIX, 158)

Ebu Ubeyde’ye Hasta Ziyareti

4- حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ، حَدَّثَنِى أَبِى، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، أَنْبَأَنَا هِشَامٌ، عَنْ وَاصِلٍ، عَنِ الْوَلِيدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ عِيَاضِ بْنِ غُطَيْفٍ قَالَ: دَخَلْنَا عَلَى أَبِى عُبَيْدَةَ نَعُودُهُ، قَالَ: إِنِّى سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ: « مَنْ أَنْفَقَ نَفَقَةً فَاضِلَةً فِى سَبِيلِ اللَّهِ فَبِسَبْعِمِائَةٍ، وَمَنْ أَنْفَقَ عَلَى نَفْسِهِ، أَوْ عَلَى أَهْلِهِ، أَوْ عَادَ مَرِيضاً، أَوْ مَازَ أَذًى عَنْ طَرِيقٍ فَهِىَ حَسَنَةٌ بِعَشْرِ أَمْثَالِهَا، وَالصَّوْمُ جُنَّةٌ مَا لَمْ يَخْرِقْهَا، وَمَنِ ابْتَلاَهُ اللَّهُ بِبَلاَءٍ فِى جَسَدِهِ فَهُوَ لَهُ حِطَّةٌ ».

İyad b. Ğudayf der ki: Hasta olan Ebu Ubeyde’yi (r.a.) ziyarete gittiğimizde dedi ki: “Resûlullah’ın (s.a.) şöyle buyurduğunu işittim: “Kim Allah yolunda malının fazlasını infak ederse karşılığı yedi yüz katıyla verilir. Kim kendisi veya ailesi için harcamada bulunursa veya bir hastayı ziyaret ederse veya zarar veren bir şeyi yoldan kaldırırsa böylesi bir iyiliğin karşılığı on katıyla verilir. Sevabını zedeleyecek bir şey yapmadıktan sonra oruç kişiyi (günaha bulaşmaktan) koruyan bir kalkandır. Allah kişinin bedenine bir hastalık verirse, o musibet bu kişinin (günahlarının) kefareti olur.” [Sahih] (Müsned, I, 196. Ayrıca bk.: Hâkim, Müstedrek, III, 265) (Tercüme, XVI, 270)

Hz. Peygamber’in Son Tavsiyesi

5- حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ، حَدَّثَنِى أَبِى، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مَيْمُونٍ، حَدَّثَنَا سَعْدُ بْنُ سَمُرَةَ بْنِ جُنْدُبٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِى عُبَيْدَةَ قَالَ: آخِرُ مَا تَكَلَّمَ بِهِ النَّبِىُّ صلى الله عليه وسلم: « أَخْرِجُوا يَهُودَ أَهْلِ الْحِجَازِ وَأَهْلِ نَجْرَانَ مِنْ جَزِيرَةِ الْعَرَبِ! وَاعْلَمُوا أَنَّ شِرَارَ النَّاسِ الَّذِينَ اتَّخَذُوا قُبُورَ أَنْبِيَائِهِمْ مَسَاجِدَ ».

Ebu Ubeyde (r.a.) der ki: Allah Resûlü’nün (s.a.) en son söylediği söz şuydu: “Hicaz Yahudilerinin ve Necran Hıristiyanlarını Arap yarımadasından çıkarın. Bilin ki, insanların kötüsü, peygamberlerinin mezarlarını mescidler (mabedler) edinenlerdir”. [Sahih] (Müsned, I, 195) (Tercüme, VI, 634)

Deccal Zamanında Müslümanlar

6- حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ، حَدَّثَنِى أَبِى، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ خَالِدٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ شَقِيقٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ سُرَاقَةَ، عَنْ أَبِى عُبَيْدَةَ بْنِ الْجَرَّاحِ، عَنِ النَّبِىِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ ذَكَرَ الدَّجَّالَ فَحَلاَّهُ بِحِلْيَةٍ لاَ أَحْفَظُهَا، قَالُوا: يَا رَسُولَ اللَّهِ! كَيْفَ قُلُوبُنَا يَوْمَئِذٍ كَالْيَوْمِ؟ فَقَالَ: « أَوْ خَيْرٌ ».

Ebû Ubeyde b. el-Cerrâh bildiriyor: Allah Resûlü (s.a.) Deccâl’ı anlatıp onu şu anda hatırlamadığım bir şekilde tarif etti. Oradakiler: “Ey Allah’ın Resûlü! O gün kalplerimiz nasıl olacak? Bugünkü gibi mi olacak?” diye sorunca: “(Bugünkü gibi) veya bugünkünden daha da iyi olacaktır” buyurdu. [Sahih] (Müsned, I, 195. Ayrıca bk. Ebu Davud, IV, 385; Tirmizî, 2234) (Tercüme, XX, 344)

7- حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ، حَدَّثَنِى أَبِى، حَدَّثَنَا عَفَّانُ، وَعَبْدُ الصَّمَدِ قَالاَ: حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ، أَنْبَأَنَا خَالِدٌ الْحَذَّاءُ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ شَقِيقٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ سُرَاقَةَ، عَنْ أَبِى عُبَيْدَةَ بْنِ الْجَرَّاحِ قَالَ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ: « إِنَّهُ لَمْ يَكُنْ نَبِىٌّ بَعْدَ نُوحٍ إِلاَّ وَقَدْ أَنْذَرَ الدَّجَّالَ قَوْمَهُ، وَإِنِّى أُنْذِرُكُمُوهُ ». قَالَ: فَوَصَفَهُ لَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَقَالَ: « لَعَلَّهُ يُدْرِكُهُ بَعْضُ مَنْ رَآنِى أَوْ سَمِعَ كَلاَمِى ». قَالُوا: يَا رَسُولَ اللَّهِ! كَيْفَ قُلُوبُنَا يَوْمَئِذٍ أَمِثْلُهَا الْيَوْمَ؟ قَالَ: « أَوْ خَيْرٌ ».

Ebu Ubeyde b. el-Cerrâh (r.a.) der ki: Resûlullah’ın (s.a.) şöyle buyurduğunu işittim: “Nuh’tan sonra hiçbir peygamber yoktur ki, kavmini Deccal konusunda uyarmış olmasın. Bu hususta ben de sizi uyaracağım.” Sonra bize onu tarif etti ve şöyle buyurdu: “Umulur ki beni gören veya beni işitmiş olan bir kimse onunla karşılaşır.” Oradakiler: Ey Allah’ın Resûlü! O gün kalplerimiz nasıl olacak? diye sordular. Efendimiz şöyle cevap verdi: “(Bugünkü gibi) veya bugünkünden daha iyi/sağlam olacak”. [Sahih] (Müsned, I, 195) (Tercüme, XX, 345)

Resûlullah (s.a.) Zamanındaki Gibi Yaşamak

8- حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ، حَدَّثَنِى أَبِى، حَدَّثَنَا أَبُو الْمُغِيرَةِ، حَدَّثَنَا صَفْوَانُ بْنُ عَمْرٍو، حَدَّثَنَا أَبُو حِسْبَةَ مُسْلِمُ بْنُ أُكَيْسٍ مَوْلَى عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَامِرٍ، عَنْ أَبِى عُبَيْدَةَ بْنِ الْجَرَّاحِ قَالَ: ذَكَرَ مَنْ دَخَلَ عَلَيْهِ فَوَجَدَهُ يَبْكِى، فَقَالَ: مَا يُبْكِيكَ يَا أَبَا عُبَيْدَةَ؟ فَقَالَ: نَبْكِى أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ذَكَرَ يَوْماً مَا يَفْتَحُ اللَّهُ عَلَى الْمُسْلِمِينَ وَيُفِىءُ عَلَيْهِمْ حَتَّى ذَكَرَ الشَّامَ فَقَالَ: « إِنْ يُنْسَأْ فِى أَجْلِكَ يَا أَبَا عُبَيْدَةَ فَحَسْبُكَ مِنَ الْخَدَمِ ثَلاَثَةٌ؛ خَادِمٌ يَخْدُمُكَ، وَخَادِمٌ يُسَافِرُ مَعَكَ، وَخَادِمٌ يَخْدُمُ أَهْلَكَ وَيَرُدُّ عَلَيْهِمْ. وَحَسْبُكَ مِنَ الدَّوَابِّ ثَلاَثَةٌ؛ دَابَّةٌ لِرَحْلِكَ، وَدَابَةٌ لِثَقَلِكَ، وَدَابَةٌ لِغُلاَمِكَ ». ثُمَّ هَا أَنَا أَنْظُرُ إِلَى بَيْتِى قَدِ امْتَلأَ رَقِيقاً، وَأَنْظُرُ إِلَى مِرْبَطِى قَدِ امْتَلأَ دَوَابَّ وَخَيْلاً، فَكَيْفَ أَلْقَى رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَعْدَ هَذَا؟ وَقَدْ أَوْصَانَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: « إِنَّ أَحَبَّكُمْ إِلَىَّ وَأَقْرَبَكُمْ مِنِّى مَنْ لَقِيَنِى عَلَى مِثْلِ الحالِ الَّذِى فَارَقَنِى عَلَيْهَا ».

Abdullah b. Âmir’in azatlısı Ebu Hisbe Müslim b. Ukeys bildiriyor: Ebu Ubeyde b. el-Cerrâh’ın (r.a.) yanına giren kişinin anlattığına göre, (Ebu Ubeyde) ağlıyordu. Kendisine: “Ey Ebu Ubeyde! Neden ağlıyorsun?” diye sorduğunda, Ebu Ubeyde (r.a.) şöyle dedi:
“Resûlullah (s.a.) bir gün Allah’ın, Müslümanlara zaferler ve ganimetler bahşedeceğinden, Şam’ın bile fethedileceğinden bahsetti ve bana şöyle buyurdu: “Ey Ebu Ubeyde! Şayet ömrün yeter de o günlere yetişirsen üç tane hizmetçiyle yetin. Biri sana hizmet etsin, biri seninle yolculuk etsin, biri de ailenin ihtiyaçlarını görsün. Bineklerden de; binmen için bir tane, yükün için bir tane, kölen (hizmet) için bir tane olmak üzere üç tanesi sana yetsin”. Oysa şimdi evime bakıyorum kölelerle dolmuş, ahıra bakıyorum hayvanlarla ve atlarla dolmuş. Bu durumdayken: “İçinizden en sevdiğim ve bana en yakın olan kişi, onu bıraktığım haliyle bana kavuşandır” buyuran Resûlullah’ın (s.a.) karşısına nasıl çıkayım! İşte bu yüzden ağlıyorum.” [Zayıf] (Müsned, I, 195) (Tercüme, XV, 672)

Tâun Hastalığı

9- حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ، حَدَّثَنِى أَبِى، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ، حَدَّثَنَا أَبِى، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِسْحَاقَ، حَدَّثَنِى أَبَانُ بْنُ صَالِحٍ، عَنْ شَهْرِ بْنِ حَوْشَبٍ الأَشْعَرِىِّ، عَنْ رَابِّهِ رَجُلٍ مِنْ قَوْمِهِ كَانَ خَلَفَ عَلَى أُمِّهِ بَعْدَ أَبِيهِ، كَانَ شَهِدَ طَاعُونَ عَمَوَاسَ قَالَ: لَمَّا اشْتَعَلَ الْوَجَعُ قَامَ أَبُو عُبَيْدَةَ بْنُ الْجَرَّاحِ فِى النَّاسِ خَطِيباً فَقَالَ: أَيُّهَا النَّاسُ! إِنَّ هَذَا الْوَجَعَ رَحْمَةُ رَبِّكُمْ، وَدَعْوَةُ نَبِيِّكُمْ، وَمَوْتُ الصَّالِحِينَ قَبْلَكُمْ، وَإِنَّ أَبَا عُبَيْدَةَ يَسْأَلُ اللَّهَ أَنْ يَقْسِمَ لَهُ مِنْهُ حَظَّهُ. قَالَ: فَطُعِنَ فَمَاتَ رَحِمَهُ اللَّهُ، وَاسْتَخْلَفَ عَلَى النَّاسِ مُعَاذَ بْنَ جَبَلٍ، فَقَامَ خَطِيباً بَعْدَهُ، فَقَالَ: أَيُّهَا النَّاسُ! إِنَّ هَذَا الْوَجَعَ رَحْمَةُ رَبِّكُمْ، وَدَعْوَةُ نَبِيِّكُمْ، وَمَوْتُ الصَّالِحِينَ قَبْلَكُمْ، وَإِنَّ مُعَاذاً يَسْأَلُ اللَّهَ أَنْ يَقْسِمَ لآلِ مُعَاذٍ مِنْهُ حَظَّهُ. قَالَ: فَطُعِنَ ابْنُهُ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مُعَاذٍ فَمَاتَ، ثُمَّ قَامَ فَدَعَا رَبَّهُ لِنَفْسِهِ فَطُعِنَ فِى رَاحَتِهِ، فَلَقَدْ رَأَيْتُهُ يَنْظُرُ إِلَيْهَا، ثُمَّ يُقَبِّلُ ظَهْرَ كَفِّهِ، ثُمَّ يَقُولُ: مَا أُحِبُّ أَنَّ لِى بِمَا فِيكِ شَيْئاً مِنَ الدُّنْيَا. فَلَمَّا مَاتَ اسْتَخْلَفَ عَلَى النَّاسِ عَمْرَو بْنَ الْعَاصِ، فَقَامَ فِينَا خَطِيباً فَقَالَ: أَيُّهَا النَّاسُ! إِنَّ هَذَا الْوَجَعَ إِذَا وَقَعَ فَإِنَّمَا يَشْتَعِلُ اشْتِعَالَ النَّارِ، فَتَجَبَّلُوا مِنْهُ فِى الْجِبَالِ. قَالَ: فَقَالَ لَهُ أَبُو وَاثِلَةَ الْهُذَلِىُّ: كَذَبْتَ وَاللَّهِ! لَقَدْ صَحِبْ

(647)