Duası Reddedilmeyen Sahabî Hz. Saîd b. Zeyd

Saîd b. Zeyd b. Amr b. Nüfeyl el-Kureşî

Babası Zeyd b. Amr b. Nüfeyl olup, nesebi Ka‘b’da Resûlüllah (s.a.) ile birleşmektedir.
Annesi Fatıma bint Ba‘ce b. Ümeyye’dir.
Künyesi Ebul-A‘ver’dir.
Adiyoğulları kabilesine mensuptur. Hz. Ömer de aynı kabiledendir.
Bi’setten 19 yıl önce Mekke’de doğdu.

Saîd b. Zeyd; Hz. Ömer’in kız kardeşi Fatıma ile evli idi. Hz. Ömer, onların yeni dine girdiklerini öğrendiği zaman son derece kızmış ve yaptıklarının hesabını sormak için hemen evlerine gitmişti. Ancak olaylar farklı gelişmiş ve Ömer (r.a) bu evde imanla tanışmıştı.
Hz. Ömer (r.a) de Saîd’in kız kardeşi Atîke ile evli bulunmaktaydı.
Saîd’in babası Zeyd b. Amr aynı zamanda Hz. Ömer’in amcasının oğludur.

Babası Bir Hanifdi

Babası Zeyd b. Amr, Mekke müşriklerinin cansız putlara tapınmalarına bir anlam veremiyordu. Kafasındaki sorulara cevap bulmak için araştırmaya başlamış ve Suriye taraflarına giderek yahudi ve hıristiyan âlimlerle görüşmüştü. Zeyd’in arayış içinde olduğunu gören bir papaz ona, şirkten ve hurâfelerden uzak, Hz. İbrahim’in (a.s) inancı olan Hanifliğe tabi olmasını tavsiye etmişti. Zeyd, Hanifliğin ne olduğunu öğrendiği zaman aradığını bulduğunu anladı ve Mekke’ye döndü. Tavırları sebebiyle kabilesi tarafından dışlanan Zeyd bir dönem Hira dağında yaşamaya mecbur kaldı.

Zeyd, Kâbe’ye yönelerek ibadet eder, Mekke’de İbrahim’in dini üzere bulunan tek kimse olduğunu Kureyş müşriklerine karşı iftihar ederek söyler ve şöyle dua ederdi: “Allahım! Şahit ol ki ben İbrahim’in dinindenim” . Zeyd, İsmail’in (a.s) neslinden bir peygamberin geleceğini öğrenmişti. Arkadaşı Amr b. Rabî‘a’ya, eğer ona ulaşırsa kendi selamını ona iletmesini söylemişti. Zeyd, Resûlüllah’ın (s.a.) Peygamberlikle görevlendirilmesinden beş sene önce vefat etti.

İslamı Kabulü

Saîd, babası Zeyd’in kendisine telkin ettiği hanîf dininin bilincinde olarak yetişmişti. Resûlüllah (s.a.), İslâm dinini tebliğe başladığı zaman, onun davet ettiği dinin babasının söylediği prensiplerle aynı olduğunu gördü ve ona tabi olmakta gecikmedi. Rivayetlere göre o, Resûlüllah’ın (s.a.) az sayıdaki ashabıyla Erkam’ın evinde toplanmaya başlamadan önce iman etmiştir.
Kaynaklarda on ikinci veya on üçüncü Müslüman olduğu kaydedilir.

Medine’ye Hicreti

Medine’ye hicret edildiği zaman Saîd, Rıfaa b. Abdul-Munzir’in (r.a) evinde misafir olmuştur. Muâhât olayında Hz. Peygamber tarafından; bir rivayete göre Ebu Lübâbe, başka bir rivayete göre de Rafi‘ b. Malik ile kardeş ilan edilmişti.

Katıldığı Savaşlar

Saîd b. Zeyd, Bedir savaşı hariç, Resûlullah’ın (s.a.) diğer bütün savaşlarına katılmıştır.
Bedir savaşında Resûlüllah (s.a.), Saîd ile Talha b. Ubeydullah’ı (r.a), giden Kureyş kervanının dönüşü hakkında bilgi toplamak ve bu bilgileri hızlı bir şekilde Medine’ye ulaştırmak için Suriye taraflarına gönderdi. Saîd, Talha ile birlikte el-Havra denilen yere kadar gittiler ve kervanın dönüşünü beklemeye başladılar. Ancak kevanın başında bulunan Ebu Süfyan bazı haberler almış kervanın yolunu başka bir yöne çevirmişti. Kervanın izini kaybeden Saîd b. Zeyd ile Talha b. Ubeydullah, Bedir’den dönmekte olan İslam ordusuyla yolda karşılaştılar. Bedir savaşına fiilen iştirak edememiş olmalarına rağmen Resûlüllah (s.a.) onlara ganimetten pay vermişti.

Uhud ve Hendek gazveleri, Hudeybiye Antlaşması, Mekke’nin fethi, Huneyn ve Tebük Seferi ile Vedâ haccında bulunmuştur.
Hz. Ömer’in hilafeti döneminde Suriye bölgesinde sürdürülen askerî harekâtlara katılmış; Şam muhasarasında görev almış ve Yermuk savaşında bulunmuştur.

Fitneler Zamanındaki Tavrı

Hz. Ömer, vefatından önce oluşturduğu altı kişilik hilâfet şûrasına aşere-i mübeşşereden sağ kalanları aldığı halde onu dahil etmemesi yakın akraba olmalarıyla izah edilmektedir.

Saîd (r.a), Hz. Osman’ın (r.a) şehid edilmesiyle başlayan fitne olaylarıyla birlikte Medine’ye çekilmiş ve fitnelerden uzak bir hayat yaşamıştır. O, ümmetin içine sürüklendiği fitne belasından ve kendini bilmez bazı kimselerin ileri gelen ashabdan bazılarına dil uzatmalarından aşırı derecede rahatsız olmuştur.

Sa‘d b. Habib, Saîd b. Zeyd’in de aralarında bulunduğu, Cennetle müjdelenmiş sahabenin isimlerini zikrederek şöyle demektedir: Onlar her zaman savaşta Resûlüllah’ın (s.a.) önünde, namazda ise arkasında durmuşlardır. (İbn Hacer, el-Askalanî, a.g.e., II, 46)

Vefatı

Saîd (r.a), ömrünün son günlerini, Medine’nin dışında bulunan Akik vadisindeki çiftliğinde geçirdi ve burada Hicrî 51 yılında 80 yaşındayken vefat etti. Abdullah İbn Ömer onun öldüğünü öğrendiği zaman doğruca Akik vadisindeki evine gitti ve cenazesiyle ilgilendi. Saîd b. Zeyd’in (r.a) cenazesi Medine’ye taşındı ve aşere-i mübeşşere’nin bir diğer yiğidi Sa‘d b. Ebi Vakkas tarafından yıkandı. Cenaze namazını İbn Ömer kıldırdı ve onu mezara Sa‘d b. Ebi Vakkas ile birlikte indirdi. Kabri Cennetu’l-Bakî’dedir.

Evlilikleri ve Çocukları

Saîd b. Zeyd yedi evlilik yapmıştır. Hanımları: Fatıma bint Hattab, Zeynep bint Süveyd b. Sâmit, Harme bint Kays, Ümmü Esved vd.’dir. on iki erkek, on dört kız çocuğu dünyaya gelmiştir. Erkek çocuklarından bazıları şunlardır: Abdurrahman el-Ekber, Abdurrahman el-Asgar, Muhammed, Esved, Zeyd, Talha, Halid, İbrahim. Kızlarından bazıları şunlarıdır: Âtike, Ümmü Musa, Hafsa, Aişe, Zeynep, Ümmü Salih.
Saîd b. Zeyd, Resûlullah’dan (s.a.) 48 hadis rivayet etmiştir.

Aşere-i Mübeşşere Hadisi

1- حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ، حَدَّثَنِى أَبِى، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ صَدَقَةَ بْنِ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنِى رِيَاحُ بْنُ الْحَارِثِ، أَنَّ الْمُغِيرَةَ بْنَ شُعْبَةَ كَانَ فِى الْمَسْجِدِ الأَكْبَرِ، وَعِنْدَهُ أَهْلُ الْكُوفَةِ عَنْ يَمِينِهِ وَعَنْ يَسَارِهِ، فَجَاءَهُ رَجُلٌ يُدْعَى سَعِيدَ بْنَ زَيْدٍ، فَحَيَّاهُ الْمُغِيرَةُ وَأَجْلَسَهُ عِنْدَ رِجْلَيْهِ عَلَى السَّرِيرِ، فَجَاءَ رَجُلٌ مِنْ أَهْلِ الْكُوفَةِ، فَاسْتَقْبَلَ الْمُغِيرَةَ فَسَبَّ وَسَبَّ، فَقَالَ: مَنْ يَسُبُّ هَذَا يَا مُغِيرَةُ؟ قَالَ: يَسُبُّ عَلِىَّ بْنَ أَبِى طَالِبٍ. قَالَ: يَا مُغِيرَ بْنَ شُعْبَ! يَا مُغِيرَ بْنَ شُعْبَ! ثَلاَثاً، أَلاَ أَسْمَعُ أَصْحَابَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُسَبُّونَ عِنْدَكَ لاَ تُنْكِرُ وَلاَ تُغَيِّرُ؟ فَأَنَا أَشْهَدُ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِمَا سَمِعَتْ أُذُنَاىَ وَوَعَاهُ قَلْبِى مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، فَإِنِّى لَمْ أَكُنْ أَرْوِى عَنْهُ كَذِباً يَسْأَلُنِى عَنْهُ إِذَا لَقِيتُهُ، أَنَّهُ قَالَ: « أَبُو بَكْرٍ فِى الْجَنَّةِ، وَعُمَرُ فِى الْجَنَّةِ، وَعَلِىٌّ فِى الْجَنَّةِ، وَعُثْمَانُ فِى الْجَنَّةِ، وَطَلْحَةُ فِى الْجَنَّةِ، وَالزُّبَيْرُ فِى الْجَنَّةِ، وَعَبْدُ الرَّحْمَنِ فِى الْجَنَّةِ، وَسَعْدُ بْنُ مَالِكٍ فِى الْجَنَّةِ، وَتَاسِعُ الْمُؤْمِنِينَ فِى الْجَنَّةِ ». لَوْ شِئْتُ أَنْ أُسَمِّيَهُ لَسَمَّيْتُهُ، – قَالَ: – فَضَجَّ أَهْلُ الْمَسْجِدِ يُنَاشِدُونَهُ؛ يَا صَاحِبَ رَسُولِ اللَّهِ! مَنِ التَّاسِعُ؟ قَالَ: نَاشَدْتُمُونِى بِاللَّهِ – وَاللَّهُ عَظِيمٌ – أَنَا تَاسِعُ الْمُؤْمِنِينَ، وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْعَاشِرُ. ثُمَّ أَتْبَعَ ذَلِكَ يَمِيناً قَالَ: وَاللَّهِ لَمَشْهَدٌ شَهِدَهُ رَجُلٌ يُغَبِّرُ فِيهِ وَجْهَهُ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَفْضَلُ مِنْ عَمَلِ أَحَدِكُمْ وَلَوْ عُمِّرَ عُمُرَ نُوحٍ عَلَيْهِ السَّلاَمُ.

Riyâh b. el-Haris bildiriyor: Muğire b. Şu‘be büyük mescidde oturmuştu. Sağında ve solunda Kûfeliler oturuyordu. Saîd b. Zeyd adında bir adam gelince Muğire onu hoş bir şekilde karşıladı ve divanda ayaklarının yanına oturttu. O esnada Kûfelilerden bir adam geldi. Muğire’nin karşısında durdu ve sövüp saymaya başladı. Saîd: “Ey Muğire! Bu adam kime sövüyor?” diye sorunca, Muğire: “Ali b. Ebi Tâlib’e sövüyor” karşılığını verdi. Bunun üzerine Saîd üç defa: “Ey Muğire b. Şu‘be!” dedikten sonra şöyle devam etti: “Yanında Hz. Peygamber’in (s.a.) ashabına sövüldüğünü duyduğun halde neden karşı çıkıp düzeltmiyorsun? Resûlullah’ın (s.a.) şu sözünü kulaklarımla işittiğime ve aklımda iyice tuttuğuma dair şehadet ederim ki, onun adına size yalan söyleyecek değilim. Zira onunla karşılaştığımızda bunun hesabını benden sorar: “Ebu Bekir cennettedir. Ömer cennettedir. Ali cennettedir. Osman cennettedir. Talha cennettedir. Zübeyr cennettedir. Abdurrahman (b. Avf) cennettedir. Sa‘d b. Mâlik cennettedir.” Müminlerin dokuzuncusu da cennettedir ve istesem onun da adını verebilirim.”

Mescittekiler bir anda ayaklanıp: “Ey Hz. Peygamber’in (s.a.) sahabisi! Bu dokuzuncu kişi kim?” diyerek adını söylemesi konusunda ısrar ettiler. Saîd: “Allah adına söylemem konusunda bana ısrar ettiniz. Allah da pek yücedir. Müminlerin dokuzuncusu olan o kişi benim. Resûlullah (s.a.) de onuncu kişidir” dedi ve yemin ederek şöyle devam etti: “Vallahi kişinin Hz. Peygamber’in (s.a.) yanında bulunup da sadece yüzünün tozlanması, sizden birinize Hz. Nuh’un ömrü kadar ömür verilip de ölene kadar salih amel işlemesinden daha hayırlıdır.” [Sahih] (Müsned, I, 187. Ayrıca bk. Ebu Davud, Sünne, 9; İbn Mâce, I, 32, 33) (Tercüme, XVIII, 591)

2- حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ، حَدَّثَنِى أَبِى، حَدَّثَنَا عَلِىُّ بْنُ عَاصِمٍ، قَالَ حُصَيْنٌ: أَخْبَرَنَا عَنْ هِلاَلِ بْنِ يِسَافٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ ظَالِمٍ الْمَازِنِىِّ قَالَ: لَمَّا خَرَجَ مُعَاوِيَةُ مِنَ الْكُوفَةِ اسْتَعْمَلَ الْمُغِيرَةَ بْنَ شُعْبَةَ، – قَالَ: – فَأَقَامَ خُطَبَاءَ يَقَعُونَ فِى عَلِى،ٍّ- قَالَ: – وَأَنَا إِلَى جَنْبِ سَعِيدِ بْنِ زَيْدِ بْنِ عَمْرِو بْنِ نُفَيْلٍ، قَالَ: فَغَضِبَ فَقَامَ فَأَخَذَ بِيَدِى فَتَبِعْتُهُ، فَقَالَ: أَلاَ تَرَى إِلَى هَذَا الرَّجُلِ الظَّالِمِ لِنَفْسِهِ الَّذِى يَأْمُرُ بِلَعْنِ رَجُلٍ مِنْ أَهْلِ الْجَنَّةِ؟ فَأَشْهَدُ عَلَى التِّسْعَةِ أَنَّهُمْ فِى الْجَنَّةِ، وَلَوْ شَهِدْتُ عَلَى الْعَاشِرِ لَمْ آثَمْ. قَالَ: قُلْتُ: وَمَا ذَاكَ؟ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: « اثْبُتْ حِرَاءُ! فَإِنَّهُ لَيْسَ عَلَيْكَ إِلاَّ نَبِىٌّ أَوْ صِدِّيقٌ أَوْ شَهِيدٌ ». قَالَ: قُلْتُ: مَنْ هُمْ؟ فَقَالَ: رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، وَأَبُو بَكْرٍ، وَعُمَرُ، وَعُثْمَانُ، وَعَلِىٌّ، وَالزُّبَيْرُ، وَطَلْحَةُ، وَعَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَوْفٍ، وَسَعْدُ بْنُ مَالِكٍ. قَالَ: ثُمَّ سَكَتَ، قَالَ: قُلْتُ: وَمَنِ الْعَاشِرُ؟ قَالَ: قَالَ: أَنَا.

Abdullah b. Zâlim el-Mâzinî der ki: Muâviye, Kûfe’den çıktığında Muğire b. Şu‘be’yi oraya vali olarak bıraktı. Muğire bazı hatipler görevlendirdi. Bunlar Hz. Ali’ye dil uzatıyorlardı. Ben de Saîd b. Zeyd b. Amr b. Nüfeyl’in (r.a.) yanında oturuyordum. Saîd bunları duyunca kalktı. Elimden tutunca ben de peşinden kalktım. Çıktığımızda: “Şu kendine zulmeden adamı görüyor musun? Cennet ahalisinden bir adama lanet okunmasını söylüyor. Şehadet ederim ki dokuz kişi cennetliktir. Onuncu kişinin de cennetlik olduğuna şehadet etsem günaha girmem” dedi. Ona: “Neden?” diye sorduğumda: “Çünkü Resûlullah (s.a.): “Sakin ol ey Hira! Zira üzerinde olanlar; peygamber, sıddık ve şehitten başkası değil” buyurdu” dedi. Ona: “Bunlar kim?” diye sorduğumda, Saîd (r.a.): “Resûlullah (s.a.), Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali, Zübeyr, Talha, Abdurrahman b. Avf, Sa‘d b. Mâlik” dedi ve sustu. Ona: “Onuncu kişi kim?” diye sorduğumda: “Benim” dedi. [Sahih] (Müsned, I, 189) (Tercüme, XVIII, 594)

Sakin Ol Hira!

3- حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ، حَدَّثَنِى أَبِى، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ حُصَيْنٍ وَمَنْصُورٍ، عَنْ هِلاَلِ بْنِ يَسَافٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ زَيْدٍ – قَالَ وَكِيعٌ مَرَّةً، قَالَ مَنْصُورٌ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ زَيْدٍ؛ وَقَالَ مَرَّةً حُصَيْنٌ، عَنِ ابْنِ ظَالِمٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ زَيْدٍ، – أَنَّ النَّبِىَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ: « اسْكُنْ حِرَاءُ! فَلَيْسَ عَلَيْكَ إِلاَّ نَبِىٌّ أَوْ صِدِّيقٌ أَوْ شَهِيدٌ ». قَالَ: وَعَلَيْهِ النَّبِىُّ صلى الله عليه وسلم، وَأَبُو بَكْرٍ، وَعُمَرُ، وَعُثْمَانُ، وَعَلِىٌّ، وَطَلْحَةُ، وَالزُّبَيْرُ، وَسَعْدٌ، وَعَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَوْفٍ، وَسَعِيدُ بْنُ زَيْدٍ.

Saîd b. Zeyd (r.a.) bildiriyor: Resûlullah (s.a.) Hira’ya: “Sakin ol ey Hira! Üzerindekiler; bir peygamber, bir sıddık ve bir şehitten başkası değil!” buyurdu. O sırada bu dağın üzerinde, Hz. Peygamber (s.a.), Ebu Bekir, Ömer, Osman; Ali, Talha, Zübeyir, Sa‘d, Abdurrahman b. Avf ve Saîd b. Zeyd vardı. [Sahih] (Müsned, I, 187. Ayrıca bk. Ebu Davud, IV, 343; Tirmizî, III, 336; İbn Mâce, I, 33) (Tercüme, XVIII, 592)

Malı İçin Öldürülen Kişi

4- حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ، حَدَّثَنِى أَبِى، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ دَاوُدَ الْهَاشِمِىُّ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِى عُبَيْدَةَ بْنِ مُحَمَّدِ بْنِ عَمَّارِ بْنِ يَاسِرٍ، عَنْ طَلْحَةَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَوْفٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ زَيْدٍ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: « مَنْ قُتِلَ دُونَ مَالِهِ فَهُوَ شَهِيدٌ، وَمَنْ قُتِلَ دُونَ أَهْلِهِ فَهُوَ شَهِيدٌ، وَمَنْ قُتِلَ دُونَ دِينِهِ فَهُوَ شَهِيدٌ، وَمَنْ قُتِلَ دُونَ دَمِهِ فَهُوَ شَهِيدٌ ».

Saîd b. Zeyd (r.a.) der ki: Resûlullah (s.a.) şöyle buyurdu: “Malını muhafaza ederken öldürülen şehittir. Ailesini muhafaza ederken öldürülen şehittir. Dinini muhafaza ederken öldürülen şehittir. Kanını (canını) muhafaza ederken öldürülen şehittir.” [Sahih] (Müsned, I, 190. Ayrıca bk. Tirmizî, II, 316) (Tercüme, IX, 318)

5- حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ، حَدَّثَنِى أَبِى، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ قَالَ: هَذَا حَفِظْنَاهُ عَنِ الزُّهْرِىِّ، عَنْ طَلْحَةَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَوْفٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ زَيْدِ بْنِ عَمْرِو بْنِ نُفَيْلٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ: « مَنْ قُتِلَ دُونَ مَالِهِ فَهُوَ شَهِيدٌ، وَمَنْ ظَلَمَ مِنَ الأَرْضِ شِبْراً طُوِّقَهُ مِنْ سَبْعِ أَرَضِينَ ».

Saîd b. Zeyd b. Amr b. Nufeyl (r.a.) bildiriyor: Resûlullah (s.a.) şöyle buyurdu: “Malını muhafaza ederken öldürülen şehittir. Kim bir karış toprağı haksızlıkla alırsa, o yer (kıyamet gününde) yedi kat olarak boynuna geçirilecektir”. [Sahih] (Müsned, I, 187. Ayrıca bk. Ebu Davud, 4772; Tirmizî, I, 266; Nesâî, II, 172; İbn Mâce, II, 64) (Tercüme, IX, 316)

Toprak Gasbı

6- حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ، حَدَّثَنِى أَبِى، حَدَّثَنَا يَزِيدُ، أَنْبَأَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إِسْحَاقَ، عَنِ الزُّهْرِىِّ، عَنْ طَلْحَةَ بْنِ عَبْدِ اللَّه بْنِ عَوْفٍ قَالَ: أَتَتْنِى أَرْوَى بِنْتُ أُوَيْسٍ فِى نَفَرٍ مِنْ قُرَيْشٍ فِيهِمْ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَمْرِو بْنِ سَهْلٍ، فَقَالَتْ: إِنَّ سَعِيدَ بْنَ زَيْدٍ قَدِ انْتَقَصَ مِنْ أَرْضِى إِلَى أَرْضِهِ مَا لَيْسَ لَهُ، وَقَدْ أَحْبَبْتُ أَنْ تَأْتُوهُ فَتُكَلِّمُوهُ. قَالَ: فَرَكَبْنَا إِلَيْهِ وَهُوَ بِأَرْضِهِ بِالْعَقِيقِ، فَلَمَّا رَآنَا قَالَ: قَدْ عَرَفْتُ الَّذِى جَاءَ بِكُمْ، وَسَأُحَدِّثُكُمْ مَا سَمِعْتُ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، سَمِعْتُهُ يَقُولُ: « مَنْ أَخَذَ مِنَ الأَرْضِ مَا لَيْسَ لَهُ طُوِّقَهُ إِلَى السَّابِعَةِ مِنَ الأَرَضِينَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، وَمَنْ قُتِلَ دُونَ مَالِهِ فَهُوَ شَهِيدٌ ».

Talha b. Abdullah b. Avf der ki: Ervâ bint Üveys aralarında Abdurrahman b. Amr b. Sehl’in de bulunduğu bir grupla yanıma gelip: “Saîd b. Zeyd benim tarlamdan kendisinin olmayan bir kısmı kendi tarlasına kattı. Bu konuda gidip onunla görüşmenizi isterim” dedi. Bunun üzerine kalkıp yanına gittik. O, Akik’teki tarlasındaydı. Bizi görünce şöyle dedi: “Niçin geldiğinizi biliyorum. Size Resûlullah’tan (s.a.) işittiğim bir hadisi anlatacağım. Hz. Peygamber’in (s.a.) şöyle buyurduğunu işittim: “Kim kendisinin olmayan bir yeri (gasbeder) alırsa o yer kıyamet gününde yedi kat yerin dibinden itibaren onun boynuna dolanır. Malını muhafaza yolunda öldürülen kimse şehittir.” [Sahih] (Müsned, I, 189) (Tercüme, XI, 361)

Karanlık Geceler Gibi Fitneler

7- حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ، حَدَّثَنِى أَبِى، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ أُسَامَةَ، أَخْبَرَنِى مِسْعَرٌ، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ مَيْسَرَةَ، عَنْ هِلاَلِ بْنِ يِسَافٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ ظَالِمٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ زَيْدٍ قَالَ: ذَكَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِتَناً كَقِطَعِ اللَّيْلِ الْمُظْلِمِ، أُرَاهُ قَالَ: « قَدْ يَذْهَبُ فِيهَا النَّاسُ أَسْرَعَ ذَهَابٍ ». قَالَ: فَقِيلَ: أَكُلُّهُمْ هَالِكٌ أَمْ بَعْضُهُمْ؟ قَالَ: « حَسْبُهُمْ أَوْ بِحَسْبِهِمُ الْقَتْلُ ».

Saîd b. Zeyd (r.a.) der ki: Resûlullah (s.a.) gecenin koyu karanlığı gibi olan bir fitneden bahsetti ve şöyle buyurdu: “Bu fitnede insanlar çok hızlı bir şekilde yok olacaklar”. “Hepsi mi yoksa bir kısmı mı helâk olacak?” diye sorulunca şöyle cevap verdi: “(Hayır!) Öldürülmeleri günahlarının kefareti olarak yeterli olacaktır”. [Sahih] (Müsned, I, 189. Ayrıca bk. Ebu Davud, Fiten, 7) (Tercüme, XX, 263)

Putlara Kesilen Kurban

8- حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ، حَدَّثَنِى أَبِى، حَدَّثَنَا يَزِيدُ، حَدَّثَنَا الْمَسْعُودِىُّ، عَنْ نُفَيْلِ بْنِ هِشَامِ بْنِ سَعِيدِ بْنِ زَيْدِ بْنِ عَمْرِو بْنِ نُفَيْلٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ قَالَ: كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِمَكَّةَ هُوَ وَزيدُ بْنُ حَارِثَةَ، فَمَرَّ بِهِمَا زَيْدُ بْنُ عَمْرِو بْنِ نُفَيْلٍ، فَدَعَوَاهُ إِلَى سُفْرَةٍ لَهُمَا، فَقَالَ: يَا ابْنَ أَخِى! إِنِّى لاَ آكُلُ مِمَّا ذُبِحَ عَلَى النُّصِبِ. قَالَ: فَمَا رُئِىَ النَّبِىُّ صلى الله عليه وسلم بَعْدَ ذَلِكَ أَكَلَ شَيْئاً مِمَّا ذُبِحَ عَلَى النُّصِبِ. قَالَ: قُلْتُ: يَا رَسُولَ اللَّهِ! إِنَّ أَبِى كَانَ كَمَا قَدْ رَأَيْتَ وَبَلَغَكَ، وَلَوْ أَدْرَكَكَ لآمَنَ بِكَ وَاتَّبَعَكَ، فَاسْتَغْفِرْ لَهُ. قَالَ: « نَعَمْ، فَأَسْتَغْفِرُ لَهُ فَإِنَّهُ يُبْعَثُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ أُمَةً وَحْدَهُ ».

Nufeyl b. Hişâm b. Saîd b. Zeyd b. Amr b. Nufeyl, babasından, o da dedesinden (Saîd b. Zeyd) bildiriyor: Resûlullah (s.a.) Mekke’de Zeyd b. Hârise (r.a.) ile birlikteyken oradan Zeyd b. Amr b. Nufeyl geçti. Kurmuş oldukları sofraya onu da davet ettiler. Ancak Zeyd b. Amr: “Yeğenim! Şu taşların (putların) yanında kesilen hayvanların etinden yemiyorum” dedi. O günden sonra Allah Resûlü’nün (s.a.) bu taşların yanında kesilen hayvanların etinden yediği görülmedi.”
Saîd b. Zeyd der ki: “Ey Allah’ın Resûlü! Babamın (Zeyd b. Amr’ın) nasıl biri olduğunu biliyorsun. Şayet risaletine yetişseydi sana iman edip tabi olurdu. Onun bağışlanması için dua et” deyince: “Evet, bağışlanması için dua ediyorum. O, kıyamet gününde tek başına haşredilecektir” buyurdu. [Hasen] (Müsned, I, 189. Ayrıca bk. Tayâlisî, 234; Taberânî, Mu ‘cemu’l-kebîr, 350) (Tercüme, XIX, 200)

Lokman’ın Oğluna Tavsiyesi

9- حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ حَدَّثَنِى أَبِى حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ أَنْبَأَنَا شُعَيْبٌ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِى حُسَيْنٍ قَالَ: بَلَغَنِى أَنَّ لُقْمَانَ كَانَ يَقُولُ: يَا بُنِىَّ! لاَ تَعَلَّمِ الْعِلْمَ لِتُبَاهِىَ بِهِ الْعُلَمَاءَ، أو تُمَارِىَ بِهِ السُّفَهَاءَ، وَتُرَائِىَ بِهِ فِى الْمَجَالِسِ. فَذَكَرَهُ وَقَالَ: حَدَّثَنَا نَوْفَلُ بْنُ مُسَاحِقٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ زَيْدٍ، عَنِ النَّبِىِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ قَالَ: « مِنْ أَرْبَى الرِّبَا الاِسْتِطَالَةُ فِى عِرْضِ الْمُسْلِمِ بِغَيْرِ حَقٍّ، وَإِنَّ هَذِهِ الرَّحِمَ شِجْنَةٌ مِنَ الرَّحْمَنِ، فَمَنْ قَطَعَهَا حَرَّمَ اللَّهُ عَلَيْهِ الْجَنَّةَ ».

Abdullah b. Abdurrahman b. Ebi Hüseyin der ki: “Bana bildirilene göre Lokman Hekim oğluna şöyle derdi: “Evladım! İlmi, alimlere karşı gösteriş yapmak, cahillerle tartışmak ve meclislerde gösteriş yapmak için öğrenme…” Sonrasında ravi söz konusu hadisi zikreder. Saîd b. Zeyd’in (r.a.) bildirdiğine göre Hz. Peygamber (s.a.) şöyle buyurmuştur: “Taşkınlığın en büyüğü, haksız yere bir müslümanın namusuna dil uzatmaktır. Akrabalık bağı (Allah’ın) Rahmân isminden bir parçadır. Bundan dolayı Allah, bu bağı kesene cenneti haram kılar” [Sahih] (Müsned, I, 190. Ayrıca bk.: Ebu Davud, Edeb, 40) (Tercüme, XVI, 316)

Ey Arap Halkı

10- حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ حَدَّثَنِى أَبِى حَدَّثَنَا الْفَضْلُ بْنُ دُكَيْنٍ حَدَّثَنَا إِسْرَائِيلُ عَنْ إِبْرَاهِيمَ بْنِ مُهَاجِرٍ حَدَّثَنِى مَنْ سَمِعَ عَمْرَو بْنَ حُرَيْثٍ يُحَدِّثُ عَنْ سَعِيدِ بْنِ زَيْدٍ قَالَ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ: « يَا مَعْشَرَ الْعَرَبِ! احْمَدُوا اللَّهَ الَّذِى رَفَعَ عَنْكُمُ الْعُشُورَ ».
Saîd b. Zeyd (r.a.) der ki: Resûlullah’ın (s.a.) şöyle buyurduğunu işittim: “Ey Araplar (Bedeviler)! Üzerinizden öşür vergisini kaldıran Allah’a hamdedin”. [Zayıf] (Müsned, I, 190) (Tercüme, X, 653)

Mantar Kudret Helvası

11- حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ حَدَّثَنِى أَبِى حَدَّثَنَا مُعْتَمِرُ بْنُ سُلَيْمَانَ قَالَ سَمِعْتُ عَبْدَ الْمَلِكِ بْنَ عُمَيْرٍ عَنْ عَمْرِو بْنِ حُرَيْثٍ عَنْ سَعِيدِ بْنِ زَيْدِ بْنِ عَمْرِو بْنِ نُفَيْلٍ، أَنَّ نَبِىَّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ: « الْكَمْأَةُ مِنَ الْمَنِّ، وَمَاؤُهَا شِفَاءٌ لِلْعَيْنِ ».

Saîd b. Zeyd b. Amr b. Nufeyl’in (r.a.) bildirdiğine göre Hz. Peygamber (s.a.) şöyle buyurmuştur: “Yer mantarı (Kem’e) kudret helvası cinsindendir (yani külfetsiz bir bitkidir). Suyu gözlere şifâdır.” [Sahih] (Müsned, I, 187. Ayrıca bk. Müslim, Eşribe, 157-162; Tirmizî, Tıb, 22) (Tercüme, XIII, 440)

(699)