Güzel Yaşayan, Şehit Olarak Ölen Hz. Sâbit b. Kays

Sâbit b. Kays b. Şemmâs el-Hazrecî

Babası Kays b. Şemmâs b. Mâlik’tir. Hz. Peygamber Yesrib’e hicret etmeden önce Evs ve Hazrec kabileleri arasında çıkan savaşta ölmüştür.
Annesi Kebşe bint Vâkıd’dir. Resûlullah’ın getirdiği dine iman etmiş ve sahabîlerden olmuştur.
Künyesi Ebû Abdurrahmân (ya da Ebû Muhammed)
Hatip ve şair bir kişiliğe sahiptir.
Sâbit b. Kays, Resûlullah’ın şairlerinden Abdullah b. Revâha ile anne bir kardeştir.

İslam’a Girişi

Sâbit, Resûlullah’ın Medine’yi şereflendirmesinden önce müslüman oldu. Allah resûlü (s.a.) Yesrib’e muallim olarak Musab b. Umeyr’i göndermişti. Musab gece gündüz tebliğ görevini yapıyor insanlara İslam’ı arz ediyordu. Sâbit b. Kays da Yesrib’in ilk muallimi Musab b. Umeyr’in elinden iman şerbetini yudumladı.

عَنْ أَنَسٍ، أَنَّ ثَابِتَ بْنَ قَيْسٍ خَطَبَ مَقْدَمَ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالَ: إِنَّا نَمْنَعُكَ مِمَّا نَمْنَعُ مِنْهُ أَنْفُسَنَا وَأَوْلَادَنَا، فَمَا لَنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ؟ قَالَ: «لَكُمُ الْجَنَّةُ» قَالُوا: رَضِينَا

Resûl-i Ekrem’in Medine’ye gelişi sırasında onu karşılarken Ensar adına Sâbit, “Kendimizin ve çocuklarımızın başına gelmesini istemediğimiz kötülüklerden seni koruyacağımıza söz veriyoruz, buna karşılık bize ne var?” diye sorunca Resûlullah, “Cennet var” buyurmuştu. Bu cevap üzerine orada bulunanlar hep bir ağızdan “kabul ettik ya Resûlullah! razıyız” dediler. (Ebu Ya‘la, Müsned, VI, 410)

Resûlullah’ın bu cevabı Allah’ın Kur’an’daki vaadiydi.

إِنَّ اللّهَ اشْتَرَى مِنَ الْمُؤْمِنِينَ أَنفُسَهُمْ وَأَمْوَالَهُم بِأَنَّ لَهُمُ الجَنَّةَ يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللّهِ فَيَقْتُلُونَ وَيُقْتَلُونَ وَعْدًا عَلَيْهِ حَقًّا فِي التَّوْرَاةِ وَالإِنجِيلِ وَالْقُرْآنِ وَمَنْ أَوْفَى بِعَهْدِهِ مِنَ اللّهِ فَاسْتَبْشِرُواْ بِبَيْعِكُمُ الَّذِي بَايَعْتُم بِهِ وَذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ

Allah müminlerden, mallarını ve canlarını, kendilerine (verilecek) cennet karşılığında satın almıştır. Çünkü onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler, ölürler. (Bu), Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da Allah üzerine hak bir vaaddir. Allah’tan daha çok sözünü yerine getiren kim vardır! O halde O’nunla yapmış olduğunuz bu alışverişinizden dolayı sevinin. İşte bu, (gerçekten) büyük kazançtır. (Tevbe 9/111)

Peygamber Hatibi

Güzel ve düzgün konuşması sebebiyle “Hatîbü’l-ensâr” diye bilinen Sâbit daha sonra bazı heyetlere Hz. Peygamber adına hitap edince “hatîbü’n-nebî” olarak da anıldı.
Temîmoğulları eşrafından aralarında Utârid b. Hâcib ve Akrâ‘ b. Hâbis’in de bulunduğu bir heyet esir edilen yakınlarını geri almak için Medine’ye geldiğinde heyet mensupları evinde istirahat etmekte olan Hz. Peygamber’e kabaca seslenmişlerdi. Resûlullah çıkıp onlarla oturunca hatip ve şairlerini Resûlullah’ın hatip ve şairleriyle yarışmasını istediklerini söylemişlerdi. Bunun üzerine Hz. Peygamber müslümanlar adına Sâbit b. Kays’ın konuşmasını ve Hassân b. Sâbit’in onların şairlerine cevap vermesini emretti. Sâbit, İslâmiyet’in yüceliğini ve Müslümanların şerefini güzel bir şekilde ifade etti. Resûlullah’ın (s.a.) hatibi şunları söyledi.

“Yerleri ve göğü yaratan, bunlara hükmeden, ilmi her şeyi kuşatan, her şeyin kendi fazlı ve keremiyle olduğu, sonra da bizleri melikler olarak takdir eden, yarattıkları içinde nesep bakımından en iyi, güzelliğiyle en önde ve sözleri en doğru olanı bize elçi olarak gönderen, ona Kitab’ı indiren, onu yarattıkları için bir güven kaynağı kılan, onu kulları arasında en hayırlı kılan ve imana çağıran Allah’a hamdolsun. O elçi, akrabalarından oluşan Muhacirlerin onun sayesinde güvende olduğu, insanların kendisine değer verdiği, yaptıkları cihetiyle insanlar arasında en faziletlisidir. Bizleri davet ettiğinde insanların ona icabette en önde olanları olduk. Bizler Allah’ın ve Resûlü’nün yardımcılarıyız. İnsanlarla ‘Allah’tan başka İlah yoktur.’ deyinceye kadar savaşırız. Kim Allah’a ve Resûlü’ne inanırsa malını ve canını korumuş olur. Kim Allah’ı ve Resûlü’nü inkâr ettiyse ona karşı mücadele verdik ve onları öldürmek bize kolay geldi. Ben bunları söylüyor ve tüm müminler için de Allah’tan istiğfar diliyorum.” Sâbit bu sözlerden sonra oturdu.

Temîmoğulları heyeti Resûl-i Ekrem’in hatip ve şairlerinin üstünlüğünü kabul etmek zorunda kaldı.

Evliliği

Resûl-i Ekrem onu muhacirlerden Âmir b. Ebü’l-Bükeyr ile kardeş yaptı. Cemîle bint Übey b. Selûl ile evlendi ve ondan bir çocuğu oldu. Çocuğuna Muhammed adını verdiler.

Cemîle, münafıkların başı Übey b. Selûl’ün kızıdır. Sâbit’ten önce Uhud’un şehidi Hanzala’yla evliydi. Bu evlilikleri sadece bir gece sürdü. Düğünleri İslam ordusunun Uhud’a hareketinden bir gün önce olmuştu. Hanzala Resûlullah’dan o gece evinde zifafa girme izni almıştı. Sabah olunca kalkıp yıkandı, sabah namazını kıldı ve Uhud’a gitmek için evden çıkmak üzereyken Cemile onu geri çevirdi ve tekrar birlikte oldular. Bundan sonra Hanzala aceleyle evden çıkmış yıkanmaya vakit kalmamıştı. Bu ilişkiden Hanzala’nın bir oğlu dünyaya geldi. Adını Abdullah koydular.

Hanzale silahını kuşanıp Uhud’a yetişti. Bu sırada Hz. Peygamber (s.a.) ordunun saflarını düzeltiyordu. Müşriklerle savaş başlayınca Hanzala, Ebû Süfyân b. Harb ile karşılaştı. Hemen atının ökçesine vurdu. At sendeleyince Ebû Süfyân yere yuvarlandı ve “Ey Kureyşliler, ben Ebû Süfyânım, yardım edin!” diye bağırmaya başladı. Bu sesi duyanlardan biri Hanzala’ya bir mızrak fırlattı ve onu şehid etti.

Hanzala şehit olmuştu ve kendisi gibi şehit olan Hamza ve Abdullah b. Cahş’ın yanında yatıyordu. Babası Ebû Âmir, Hanzala’nın başına geldi ve şöyle dedi: “Ben seni bu çatışmadan önce bu adama uyma diye uyarmıştım. Allah’a yemin olsun ki, sen babana karşı iyi bir evlattın! Hayat boyu şerefli, yüce bir ahlaka sahiptin! Ölümün de arkadaşlarının en asil ve şereflileriyle birlikte oldu! Allah yanında yatan arkadaşın Hamza’yı hayırla ödüllendirsin! Muhammed’in arkadaşlarından her birini hayırla ödüllendirsin! Seni de hayırla ödüllendirsin! Ey Kureyşliler! Hanzale’ya müsle yapılamaz! O, her ne kadar bana ve size muhalif davranmış olsa da kendisinin hayrına gördüğü şeyde canını ortaya koymaktan çekinmedi!” Babası Ebû Âmir’in bu sözleri üzerine Hanzale’ya müsle yapmadılar.

Savaş sonrasında Hz. Peygamber (s.a.) ise Hanzala hakkında “Meleklerin yerle gök arasında, yağmur suyuyla ve gümüşten kaplarla Hanzala’yı yıkadıklarını gördüm.” buyurdu. Ebû Saʻîd es-Saʻîdî şöyle demiştir: “Hz. Peygamber’in (s.a.) bu sözü üzerine Hanzala’nın yanıına gidip baktık, başından sular damlıyordu. Hz. Peygamber’in (s.a.) yanına gidip durumu anlattım. O da Hanzala’nın hanımına birini gönderip Hanzala’nın savaşa çıktığı sıradaki durumunu sordurdu. Eşi de onun cünüp olarak evden çıktığını belirtti.” Bu olay sebebiyle Hanzala’nın çocuklarına, “Meleklerin yıkadığı adamın nesli” denmiştir.

Hanzale’nin şehadetinden sonra Cemîle Sâbit b. Kays ile evlendi. Ancak aralarındaki anlaşmazlıktan dolayı Resûlullah onları ayırdı.

Sâbit, Habibe bint Sehl adlı hanımla da evlenmiştir. Evlilik hayatı yürümeyince Habibe Resûlullah’a müracaat etti ve kocasından ayrılmak istediğini söyledi. Sâbit’in görüşünü de aldıktan sonra Habibe’ye, mehir olarak verilen bahçeyi geri verip vermeyeceğini sordu. Kadın geri verebileceğini söyleyince Resûlullah Sâbit’i eşinden boşadı. (Buhârî, Talak, 11; Ebu Davud, Talak, 17-18)

Ben Yandım Bittim

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَرْفَعُوا أَصْوَاتَكُمْ فَوْقَ صَوْتِ النَّبِيِّ وَلَا تَجْهَرُوا لَهُ بِالْقَوْلِ كَجَهْرِ بَعْضِكُمْ لِبَعْضٍ أَن تَحْبَطَ أَعْمَالُكُمْ وَأَنتُمْ لَا تَشْعُرُونَ

Ey iman edenler! Seslerinizi Peygamber’in sesinin üstüne yükseltmeyin. Birbirinize bağırdığınız gibi, Peygamber’e yüksek sesle bağırmayın; yoksa siz farkına varmadan amelleriniz boşa gidiverir. (Hucurât 49/2)

Temîm heyetinin saygısız tutumu üzerine Resûlullah’ın yanında onun sesini bastıracak şekilde konuşmayı yasaklayan ayet inince Sâbit b. Kays, gür sesli oluşundan dolayı günaha girdiğini ve cehennemlik olduğunu düşünerek bir daha Resûlullah’ın yanına gitmeyeceğine dair yemin etti. Resûl-i Ekrem onu göremeyince rahatsız olup olmadığını sordu; komşusu Sa‘d b. Muâz’ın durumu kendisine bildirmesi üzerine de onun cehennemlik değil cennetlik olduğunu söyledi. (Müslim, Îmân, 187)

Güzel Giyimli Sâbit

Sâbit b. Kays, şık giyinmeyi sever ve daime güzel elbiselerle dolaşırdı. Birgün şu ayet nazil oldu:

وَلَا تُصَعِّرْ خَدَّكَ لِلنَّاسِ وَلَا تَمْشِ فِي الْأَرْضِ مَرَحًا إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ كُلَّ مُخْتَالٍ فَخُورٍ

Küçümseyerek insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Zira Allah, kendini beğenmiş övünüp duran kimseleri asla sevmez. (Lokman 31/18)

Sâbit’in durumu değişti, evine kapanıp ağlamaya ve tövbe et¬meye başladı. Çünkü bu ayetle, kendisi gibi şık giyinenlerin kastedil¬diğini anlamıştı. Evinden dışarı çıkmıyor, gözyaşları içerisinde Rabb’ine tövbe ve iltica ediyordu. Onun bu durumunu Re¬sû¬lul¬lah’a haber verdiler. Re¬sû¬lul¬lah bir adam göndererek böyle davranmasının sebebini sordu. Sâbit, “Ben şık giyinmeyi severim. Acaba Allah’ın sevmediği bir iş mi yapıyorum?” dedi. Resûl-i Ekrem, onu rahatlatan şu cevabı verdi: “Sen ayette sözü edilenlerden değilsin, iyi bir hayat sürüyorsun. Hayırlı bir şekilde öleceksin ve Allah seni cennete sokacak.”

Resûlullah’ın Kâtibi

Hz. Peygamber, “Sâbit b. Kays ne güzel adam!” diye onu övmüş, hastalandığı zaman ziyaretine gidip kendisine dua etmişti. (Ebû Dâvûd, “Tıb”, 18).

Sâbit okuma yazma bildiğinden Allah Resûlü zaman zaman ona mektuplar yazdırmıştır. Abdullah b. Ales es-Sümâlî ve Müsliye b. Hüzzân el-Hud¬dânî Mekke’nin fethinden sonra, kavimlerinden birer grupla birlikte Resû¬lullah’ın (s.a.) yanına geldiler. İslamı kabul ettiler ve kavimleri adına Resû¬lullah’a biat ettiler. Resûlullah (s.a.) onlara, mallarına farz olarak düşen zekâtla ilgili bir belge yazdırdı. Belgeyi Sâbit b. Kays kaleme aldı.

Yine Umeyr b. Efsâ, Eslem’den bir cemaatle birlikte gelip İslama girdiklerini ve Resûle tabi uyduklarını beyan ettiler. Bunun üzerine Efendimiz onlara ve Gıfâr kabilesine şöyle dua etti: “Allah Eslem kabilesini salim eylesin. Gıfâr kabilesine de mağfiret eylesin.” Eslem ve onunla birlikte İslâm’a giren Arap kabilelerine, malların ve hayvanların zekâtıyla ilgili bir belge yazdırdı. Sahifeyi Sâbit b. Kays yazdı.

Katıldığı Savaşlar

Sâbit b. Kays, Bedir savaşına katılamadı; fakat Uhud Gazvesi’nde, Rıdvan Bey‘atında, Hendek’te, Mekke’nin fethinde, Huneyn’de, Tebük’te hep Resûlullah’ın yanında yerini aldı.

Benî Mustaliķ Gazvesi’nde ele geçen esirlerden biri ve kabile reisi Hâris b. Dırâr’ın kızı olan Cüveyriye bint Hâris onun payına düştü. Cüveyriye esaretten kurtulmak için ödeyeceği fidye miktarı üzerinde Sâbit’le anlaştı. Fidyesini ödeyebilmek için Resûlullah’tan yardım isteyince Resûl-i Ekrem fidyesini Sâbit’e ödedi ve kendisiyle evlendi. Cüveyriye annemiz o kadar bereketli bir annedir ki, onun sayesinde kabilesinden esir alınan tüm kişiler salıverilmiştir.

Yemâme Savaşı

Sâbit b. Kays hicri 12 yılında yalancı peygamber Müseylime ve taraftarlarıyla yapılan Yemâme Savaşı’nda bulundu. Bu savaşta Sâbit (r.a.) Ensar’ın sancağını taşıyordu. Muhacilerin sancağı ise o gün Huzeyfe’nin azatlısı Sâlim’in elindeydi. Ordu kumandanı Allah’ın kılıcı Halid b. Velid idi. Müseylime’nin askerleri kuvvetli bir saldırı yaptılar. İslam ordusu dağılmaya başladı. Müslümanlar oraya buraya kaçıştıkları sırada Sâbit o gür sesiyle meydana çıktı. Dağılmaya yüz tutmuş orduya şöyle seslendi. “Ne oluyor size? Vallahi biz Resûlullah zamanında böyle savaşmıyorduk”. Daha sonra okuduğu şiirlerle onları cesaretlendirmeye çalıştı. Ardından bir kenara çekildi, kefen niyetine elbisesini giydi, güzel koku süründü ve meydana çıktı. O gün o meydanda kendisi gibi yiğitçe savaşan; Berâ b. Mâlik vardı, Zeyd b. Hattab vardı, Huzeyfe vardı, Huzeyfe’nin azatlısı ve çok sevdiği dostu Sâlim vardı ve daha niceleri vardı. Hepsi kahramanca savaştı ve Sâbit Resûlullah’ın müjdesine şahit oldu, Yemâme’de şehadete ulaştı.

Rüyada Görüldü

Sâbit’in şehid edilmesinden sonra müslüman askerlerden biri onun giydiği kıymetli zırhı çıkarıp almıştı. Ertesi gün bir arkadaşı Sâbit’i rüyasında görmüş, Sâbit bu kişiye zırhını kimin aldığını ve şu anda nerede olduğunu haber verdi. Ordu kumandanı Hâlid b. Velîd’in zırhı geri alıp Halife Ebû Bekir’e götürmesini tembihledi. Halifenin de zırhı satarak Sâbit’in borçlarını ödemesini vasiyet etti. Ayrıca kendisine ait iki kölesinin bulunduğunu ve bu kölelerin azatlı olduğunu haber vermesini söyledi. Zırh geri alındı ve Sâbit’in söyledikleri yerine getirildi. Sâbit’ten başkası için bu şekilde rüya yoluyla vasiyetin yerine getirildiği bilinmemektedir.

Çocukları

Sâbit b. Kays, şehit olduğunda geriye Muhammed Abdullah, Yahya, Abdurrahman, Abdullah ve İsmail isimlerinde çocukları kaldı.

Ben Yandım Bittim

حَدَّثَنَا عَلِىُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا أَزْهَرُ بْنُ سَعْدٍ، أَخْبَرَنَا ابْنُ عَوْنٍ، قَالَ: أَنْبَأَنِى مُوسَى بْنُ أَنَسٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ رضى الله عنه، أَنَّ النَّبِىَّ صلى الله عليه وسلم افْتَقَدَ ثَابِتَ بْنَ قَيْسٍ، فَقَالَ رَجُلٌ: يَا رَسُولَ اللَّهِ! أَنَا أَعْلَمُ لَكَ عِلْمَهُ . فَأَتَاهُ فَوَجَدَهُ جَالِسًا فِى بَيْتِهِ مُنَكِّسًا رَأْسَهُ، فَقَالَ لَهُ: مَا شَأْنُكَ ؟ فَقَالَ: شَرٌّ، كَانَ يَرْفَعُ صَوْتَهُ فَوْقَ صَوْتِ النَّبِىِّ صلى الله عليه وسلم فَقَدْ حَبِطَ عَمَلُهُ ، وَهْوَ مِنْ أَهْلِ النَّارِ . فَأَتَى الرَّجُلُ النَّبِىَّ صلى الله عليه وسلم فَأَخْبَرَهُ أَنَّهُ قَالَ كَذَا وَكَذَا، فَقَالَ مُوسَى: – فَرَجَعَ إِلَيْهِ الْمَرَّةَ الآخِرَةَ بِبِشَارَةٍ عَظِيمَةٍ فَقَالَ: « اذْهَبْ إِلَيْهِ فَقُلْ لَهُ: إِنَّكَ لَسْتَ مِنْ أَهْلِ النَّارِ ، وَلَكِنَّكَ مِنْ أَهْلِ الْجَنَّةِ »

Enes b. Mâlik’ten (r.a.) haber verdi ki, Pey¬gamber (s.a.), Sabit b. Kays’ı bir müddet göremedi. Sahâbîlerden biri: Yâ Resûlallah! Ben Sâbit’le ilgili bilgiyi öğreni¬r gelirim, dedi ve Sâbit’in evine gitti. Onu evinde, başını önüne eğmiş otururken buldu. Ona dedi ki: Ne oldu sana? diye O da: Çok kötü bir şey oldu. Sâbit, sesini Hz. Peygamber’in sesinden fazla yükseltiyor. Şimdiye kadar yaptığı ameli boşa gitti. Artık Sâbit cehennemliktir, diye cevap verdi. Bu adam Hz. Peygamber’e gelip, Sâbit şöyle şöyle dedi, diye ha¬ber verdi.

Râvî Musa dedi ki: O sahâbî ikinci defa Sâbit’in yanına büyük bir müjde ile döndü. Şöyle ki, Hz. Peygamber o sahâbîye şöyle buyurdu: “Sâbit’e git de ona: Sen cehennemlik kişilerden değilsin. Sen cennetliksin! de”. (Buhârî, Tefsir, 49/1)

İbn Hazm ez-Zahiri Esmau’s-sahabeti’r-ruvat adlı eserinde (s. 374) Sabit b. Kays’ı (r.a.) bir hadis rivayet eden sahabiler arasında saymaktadır.

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِى شَيْبَةَ حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ مُوسَى حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ عَنْ ثَابِتٍ الْبُنَانِىِّ عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ أَنَّهُ قَالَ لَمَّا نَزَلَتْ هَذِهِ الآيَةُ (يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لاَ تَرْفَعُوا أَصْوَاتَكُمْ فَوْقَ صَوْتِ النَّبِىِّ) إِلَى آخِرِ الآيَةِ جَلَسَ ثَابِتُ بْنُ قَيْسٍ فِى بَيْتِهِ وَقَالَ أَنَا مِنْ أَهْلِ النَّارِ. وَاحْتَبَسَ عَنِ النَّبِىِّ -صلى الله عليه وسلم- فَسَأَلَ النَّبِىُّ -صلى الله عليه وسلم- سَعْدَ بْنَ مُعَاذٍ فَقَالَ « يَا أَبَا عَمْرٍو مَا شَأْنُ ثَابِتٍ أَشْتَكَى ». قَالَ سَعْدٌ إِنَّهُ لَجَارِى وَمَا عَلِمْتُ لَهُ بِشَكْوَى. قَالَ فَأَتَاهُ سَعْدٌ فَذَكَرَ لَهُ قَوْلَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ثَابِتٌ أُنْزِلَتْ هَذِهِ الآيَةُ وَلَقَدْ عَلِمْتُمْ أَنِّى مِنْ أَرْفَعِكُمْ صَوْتًا عَلَى رَسُولِ اللَّهِ -صلى الله عليه وسلم- فَأَنَا مِنْ أَهْلِ النَّارِ. فَذَكَرَ ذَلِكَ سَعْدٌ لِلنَّبِىِّ -صلى الله عليه وسلم- فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ -صلى الله عليه وسلم- « بَلْ هُوَ مِنْ أَهْلِ الْجَنَّةِ ».

Enes b. Mâlik der ki: “Ey iman edenler! Seslerinizi Peygamber’in sesinin üstüne yükseltmeyin. Birbirinize çağırdığınız gibi Peygamber’i yüksek sesle çağırmayın. Yoksa siz farkına varmadan amelleriniz boşa gidiverir”(Hucurât) ayeti nazil olduğu zaman Sabit b. Kays üzülerek evinde oturup: “Ben Cehennemliklerdenim” diyerek Resûlullah’ın (s.a.) yanına gitmez oldu. Hz. Peygamber (s.a.) Sa‘d b. Muaz’a: “Ey Ebu Amr! Sâbitin neyi ver, hasta mı?” diye sorunca, Sa‘d: “Sabit komşumdur ve bildiğim kadarıyla hasta değildir” cevabını verdi. Sa‘d, Sâbit’in yanına gidip Resûlullah’ın (s.a.) söylediklerini aktarınca, Sâbit: “Ben Cehennemliklerdenim” dedi. Sa‘d, Resûlullah’ın (s.a.) onun hakkında söylediklerini aktarınca, Sâbit: “Şu ayet nazil oldu. Siz de biliyorsunuz ki, aranızda Resûlullah’a karşı sesini en fazla yükselten kişi bendim ve ben artık Cehennemliklerden biri oldum” dedi. Sa‘d, Sâbit’in bu sözünü Resûlullah’a (s.a.) aktarınca Hz. Peygamber (s.a.): “Bilakis! O, Cennetliklerden biridir” buyurdu. (Müsned, III, 146. Ayrıca bk. Müslim, İman, 187) (Tercüme, XV, 212)

Sâbit Ne Güzel Adamdır

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ مُحَمَّدٍ، عَنْ سُهَيْلِ بْنِ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ : قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: « نِعْمَ الرَّجُلُ أَبُو بَكْرٍ، نِعْمَ الرَّجُلُ عُمَرُ، نِعْمَ الرَّجُلُ أَبُو عُبَيْدَةَ بْنُ الْجَرَّاحِ، نِعْمَ الرَّجُلُ أُسَيْدُ بْنُ حُضَيْرٍ، نِعْمَ الرَّجُلُ ثَابِتُ بْنُ قَيْسِ بْنِ شَمَّاسٍ، نِعْمَ الرَّجُلُ مُعَاذُ بْنُ جَبَلٍ، نِعْمَ الرَّجُلُ مُعَاذُ بْنُ عَمْرِو بْنِ الْجَمُوحِ «

Ebû Hüreyre’den (r.a.) rivayete göre, Resûlullah (s.a.) şöyle buyurdu: “Ebû Bekir ne iyi adamdır, Ömer ne iyi adamdır, Ebû Ubeyde b. Cerrâh ne iyi adamdır. Üseyd b. Hudayr ne iyi adamdır. Sâbit b. Kays b. Şemmâs ne iyi adamdır. Muâz b. Cebel ne iyi adamdır. Muâz b. Amr b. Cemûh ne iyi adamdır.” Tirmizi, Menakıb, 33; Nesai, Kübra, Menakıb, 26; Ahmed b. Hanbel, II, 419

Sâbit’in Vasiyeti

قَالَ أَبُو يَعْلَى الْمُوصِلِيُّ : حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ عِيسَى الْمِصْرِيُّ ، حَدَّثَنَا قَيْسُ بْنُ بَكْرٍ ، حَدَّثَنَا ابْنُ جَابِرٍ ، حَدَّثَنِي عَطَاءٌ الْخُرَسَانِيُّ ، قَالَ : قَدِمْتُ الْمَدِينَةَ ، فَلَقِيتُ رَجُلاً مِنَ الأَنْصَارِ ، فَقُلْتُ : حَدَّثْنِي بِحَدِيثِ ثَابِتِ بْنِ قَيْسِ بْنِ شَمَّاسٍ ، قَالَ : نَعَمْ ، قُمْ مَعِي ، فَقُمْتُ مَعَهُ ، حَتَّى وَقَفَ إِلَى بَابِ دَارٍ ، فَأَجْلَسَنِي عَلَى بَابِهَا ، ثُمَّ دَخَلَ ، فَلَبِثَ مَلِيًّا ، ثُمَّ دَعَانَا ، فَدَخَلْنَا عَلَى امْرَأَةٍ ، فَقَالَ الرَّجُلُ : هَذِهِ بِنْتُ ثَابِتِ بْنِ قَيْسِ بْنِ شَمَّاسٍ ، فَسَلْهَا عَنْ مَا بَدَا لَكَ فَقُلْتُ : حَدِّثِينِي عَنْهُ ، رَحِمَكِ الله ، قَالَتْ …

فَلَمَّا كَانَ يَوْمُ الْيَمَامَةِ ، خَرَجَ مَعَ خَالِدِ بْنِ الْوَلِيدِ إِلَى مُسَيْلِمَةَ الْكَذَّابِ ، فَلَمَّا لَقِيَ أَصْحَابَ رَسُولِ الله صَلَّى الله عَلَيه وسَلَّم وحُمِلَ عَلَيْهِمْ ، فَانْكَشَفُوا ، قَالَ ثَابِتٌ لِسَالِمٍ مَوْلَى أَبِي حُذَيْفَةَ : مَا هَكَذَا كُنَّا نُقَاتِلُ مَعَ رَسُولِ الله صَلَّى الله عَلَيه وسَلَّم ، ثُمَّ حَفَرَ كُلُّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا حُفْرَةً فَحَمَلَ عَلَيْهِمُ الْقَوْمُ ، فَثَبَتَا يُقَاتِلاَنِ حَتَّى قُتِلاَ رَحِمَهُمَا الله ، وَكَانَتْ عَلَى ثَابِتٍ دِرْعٌ لَهُ نَفِيسَةٌ ، فَمَرَّ بِهِ رَجُلٌ مِنَ الْمُسْلِمِينَ ، فَأَخَذَهَا ، فَبَيْنَا رَجُلٌ مِنَ الْمُسْلِمِينَ نَائِمًا ، إِذْ أَتَاهُ ثَابِتُ بْنُ قَيْسٍ فِي مَنَامِهِ ، فَقَالَ : إِنِّي أُوصِيكَ بِوَصِيَّةٍ : إِيَّاكَ أَنْ تَقُولَ : هَذَا حُلْمٌ ، فَتُضَيِّعَهُ ، إِنِّي لَمَّا قُتِلْتُ أَمْسَ ، مَرَّ بِي رَجُلٌ مِنَ الْمُسْلِمِينَ فَأَخَذَ دِرْعِي ، وَمَنْزِلُهُ أَقْصَى الْعَسْكَرِ ، وَعِنْدَ خِبَائِهِ فَرَسٌ يَسْتَنُّ فِي طِوَلِهِ ، وَقَدْ كَفَأَ عَلَى الدِّرْعِ بُرْمَةً ، وَجَعَلَ فَوْقَ الْبُرْمَةِ رَحْلاً ، فَأْتِ خَالِدَ بْنَ الْوَلِيدِ ، فَمُرْهُ أَنْ يَبْعَثَ إِلَى دِرْعِي فَيَأْخُذَهَا ، فَإِذَا قَدِمْتَ عَلَى خَلِيفَةِ رَسُولِ الله صَلَّى الله عَلَيه وسَلَّم ، فَأَخْبِرْهُ أَنَّ عَلَيَّ مِنَ الدَّيْنِ كَذَا وَكَذَا ، وَلِي مِنَ الدَّيْنِ كَذَا وَكَذَا ، وَفُلاَنٌ رَقِيقِي عَتِيقٌ ، وَفُلاَنٌ ، وَإِيَّاكَ أَنْ تَقُولَ : هَذَا حُلْمٌ ، فَتُضَيَّعَهُ. فَأَتَى الرَّجُلُ خَالِدَ بْنَ الْوَلِيدَ فَأَخْبَرَهُ ، فَبَعَثَ إِلَى الدِّرْعِ فَنَظَرَ إِلَى خِبَاءٍ فِي أَقْصَى الْعَسْكَرِ ، فَإِذَا عِنْدَهُ فَرَسٌ يَسْتَنُّ فِي طِوَلِهِ ، فَنَظَرَ فِي الْخِبَاءِ فَإِذَا لَيْسَ فِيهِ أَحَدٌ ، فَدَخَلُوا وَرَفَعُوا الرَّحْلَ ، فَإِذَا تَحْتَهُ بُرْمَةٌ ، فَعَرَفُوهَا فَإِذَا الدِّرْعُ تَحْتَهَا ، فَأَتَى بِهَا خَالِدُ بْنُ الْوَلِيدِ ، فَلَمَّا قَدِمَ الْمَدِينَةَ ، حَدَّثَ الرَّجُلُ أَبَا بَكْرٍ بِرُؤْيَاهُ ، فَأَجَازَ وَصِيَّتَهُ بَعْدَ مَوْتِهِ ، فَلاَ نَعْلَمُ أَحَدًا مِنَ الْمُسْلِمِينَ ، جُوِّزَ وَصِيَّتُهُ بَعْدَ مَوْتِهِ غَيْرَ ثَابِتِ بْنِ قَيْسِ بْنِ شَمَّاس , رَضِيَ الله عَنْهُ

Atâ el-Horasânî anlatıyor: Medine’ye geldim. Ensardan biriyle karşılaştım. Ona: “Sâbit b. Kays b. Şemmâs’ın hikayesini bana anlat” dedim. O da: “olur, kalk beraber gidelim” dedi. Beraber kalktık, bir evin kapısına geldik. Beni oraya oturttu kendisi içeri girdi. bir müddet sonra bizi çağırdı, bir kadının yanına girdik. Adam, “bu kadın Sâbit b. Kays b. Şemmâs’ın kızıdır. Ona istediğini sorabilirsin” dedi. Ben de “Allah’ın rahmetiyle olasın, bana onu anlat” dedim. Anlatmaya başladı…
… Yemâme savaşı günü Halid b. Velid ile birlikte Müseylime’nin ordusuyla savaşmak üzere yola çıktılar. Resûlullah’ın ashabıyla birlikte düşman ordusuyla kaşılaştılar. Düşman saldırınca Müslümanlar dağıldı. Sâbit, Ebu Huzeyfe’nin azatlısı Sâlim’e “Resûlullah ile birlikteyken biz böyle savaşmazdık” dedi. İki birer çukur kazıp içine girerek savaşmaya başladılar. Düşman ordusu saldırdı ve onları öldürdü. Allah ikisine de rahmet eylesin. Sâbit’in (r.a.) üzerinde kıymetli bir zırh vardı. Oradan geçen bir Müslüman bu zırhı aldı.

Müslümanlardan biri rüyasında Sâbit’i gördü. Sâbit ona şöyle dedi: “Sana bir vasiyette bulunacağım; sakın bu bir rüyadır deyip önemsemezlik etme. Dün şehit olduğumda Müslümanlardan biri benim zırhımı aldı. Bulunduğu yer ordunun en uzak noktasındadır. Atı yularıyla beklemekte, zırhın üstüne bir ip ve onun üstüne de bir eyer koydu. Halid’e git ve ona birini gönderip zırhımı aldırmasını söyle. Medine’ye Resûlullah’ın (s.a.) halifesi Ebu Bekir’in yanına gidersen ona bazı borçlarımın olduğunu ve onları ödemesini söyle.

Adam uykudan uyanınca Halid’e gidip rüyasını anlattı. Halid zırhı getirmesi için birini gönderdi. Gönderdiği kişi ordunun en uzak noktasında bulunan çadırı buldu. Yanında yularıyla birlikte atı duruyordu. Çadıra baktı, kimse yoktu. İçeri girdiler ve eyeri kaldırdılar, altında ip vardı, ipi kaldırdılar altından zırh çıktı. Zırhı alıp Halid b. Velid’e getirdiler. Müslümanlar Medine’ye dönünce o kişi rüyasını Ebu Bekir’e anlattı. Ebu Bekir Sâbit’in vasiyetini yerine getirdi.
Sâbit b. Kays b. Şemmâs’ın dışında İslam’da ölümünden sonra hiç kimsenin vasiyeti bu şekilde yerine getirildiğini bilmiyoruz. (Bûsîrî İthâf, III, 418)

باب وصية ثابت بن قيس بن شماس بعد موته رضي الله عنه
3010- قَالَ أَبُو يَعْلَى الْمُوصِلِيُّ : حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ عِيسَى الْمِصْرِيُّ ، حَدَّثَنَا قَيْسُ بْنُ بَكْرٍ ، حَدَّثَنَا ابْنُ جَابِرٍ ، حَدَّثَنِي عَطَاءٌ الْخُرَسَانِيُّ ، قَالَ : قَدِمْتُ الْمَدِينَةَ ، فَلَقِيتُ رَجُلاً مِنَ الأَنْصَارِ ، فَقُلْتُ : حَدَّثْنِي بِحَدِيثِ ثَابِتِ بْنِ قَيْسِ بْنِ شَمَّاسٍ ، قَالَ : نَعَمْ ، قُمْ مَعِي ، فَقُمْتُ مَعَهُ ، حَتَّى وَقَفَ إِلَى بَابِ دَارٍ ، فَأَجْلَسَنِي عَلَى بَابِهَا ، ثُمَّ دَخَلَ ، فَلَبِثَ مَلِيًّا ، ثُمَّ دَعَانَا ، فَدَخَلْنَا عَلَى امْرَأَةٍ ، فَقَالَ الرَّجُلُ : هَذِهِ بِنْتُ ثَابِتِ بْنِ قَيْسِ بْنِ شَمَّاسٍ ، فَسَلْهَا عَنْ مَا بَدَا لَكَ فَقُلْتُ : حَدِّثِينِي عَنْهُ ، رَحِمَكِ الله ، قَالَتْ : لَمَّا أَنْزَلَ الله , عَزَّ وَجَلَّ , عَلَى رَسُولِهِ صَلَّى الله عَلَيه وسَلَّم ﴿ يَأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لا تَرْفَعُوا أَصْوَاتَكُمْ فَوْقَ صَوْتِ النَّبِيِّ ﴾ إِلَى آخِرِ الآيَةِ ، دَخَلَ بَيْتَهُ ، وَأَغْلَقَ بَابَهُ ، وَطَفِقَ يَبْكِي ، فَافْتَقَدَهُ رَسُولُ الله صَلَّى الله عَلَيه وسَلَّم ، فَقَالَ : مَا شَأْنُ ثَابِتٍ ؟ قَالُوا : يَا رَسُولَ الله! مَا نَدْرِي شَأْنَهُ ، إِلاَّ أَنَّهُ قَدْ أَغْلَقَ بَابَهُ وَهُوَ يَبْكِي فِيهِ ، فَدَعَاهُ رَسُولُ الله صَلَّى الله عَلَيه وسَلَّم ، فَسَأَلَهُ مَا شَأْنُكَ ؟ قَالَ : يَا رَسُولَ الله ، أَنْزَلَ الله عَلَيْكَ هَذِهِ الآيَةَ : ﴿ يَأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لا تَرْفَعُوا أَصْوَاتَكُمْ فَوْقَ صَوْتِ النَّبِيِّ ﴾ وَأَنَا شَدِيدُ الصَّوْتِ ، وَأَخَافُ أَنْ أَكُونَ قَدْ حَبِطَ عَمَلِي قَالَ : « لَسْتَ مِنْهُمْ، بَلْ تَعِيشُ بِخَيْرٍ، وَتَمُوتُ بِخَيْرٍ» قَالَ : ثُمَّ أَنْزَلَ الله عَلَى رَسُولِهِ صَلَّى الله عَلَيه وسَلَّم : ﴿ إِنَّ الله لا يُحِبُّ كُلَّ مُخْتَالٍ فَخُورٍ ﴾ فَأَغْلَقَ بَابَهُ ، وَطَفِقَ يَبْكِي ، فَافْتَقَدَهُ رَسُولُ الله صَلَّى الله عَلَيه وسَلَّم ، وَقَالَ : ثَابِتٌ َمَا شَأْنُهُ ؟ قَالُوا : يَا رَسُولَ الله! وَالله مَا نَدْرِي غَيْرَ أَنَّهُ قَدْ أَغْلَقَ بَابَهُ ، فَأَرْسَلَ إِلَيْهِ رَسُولُ الله صَلَّى الله عَلَيه وسَلَّم ، فَقَالَ : مَا شَأْنُكَ ؟ قَالَ : يَا رَسُولَ الله! أَنْزَلَ الله عَلَيْكَ : ﴿ إِنَّ الله لا يُحِبُّ كُلَّ مُخْتَالٍ فَخُورٍ وَالله إِنِّي لأُحِبُّ الْج

(520)