İki Ecirli Sahabî Abdullah b. Selam

Abdullah b. Selâm b. el-Hâris. Asıl adı Husayn’dı, Müslüman olunca ismi Hz. Peygamber tarafından Abdullah olarak değiştirilmiştir.
Babası Selâm b. el-Hâris’tir. Kabilesinin ileri gelen ilim adamıdır.
Künyesi Ebû Yûsuf’tur.
Medine civarına yerleşmiş bulunan üç yahudi kabilesinden Benî Kaynuka‘a mensuptur. Hz. Yûsuf neslinden geldiği rivayet edilir. Babası gibi o da yahudi alimlerindendi.
Bi’setten yirmi bir yıl önce Medine-i Münevvere’de doğdu.
Saygın bir Yahudi âlimi iken daha sonra müslüman oldu.

Ehl-i Kitab

İlk insandan itibaren Allah, kullarına peygamberler göndermiş ve onlara emirlerini bildirmiştir. Kendisine suhuf inen peygamberler olduğu gibi, kitap hacminde vahiy gelen peygamberler de bulunmaktadır. Biz Kur’an-ı Kerim’den; Musa’ya (a.s.) Tevrât, Davud’a (a.s.) Zebûr, İsa’ya (a.s.) İncil indirildiğini, Kur’an-ı Kerim’in de son peygamber Muhammed’e (a.s.) indirildiğini öğreniyoruz.

Kendilerine kitap indirilen Yahudi ve Hıristiyanlara Ehl-i Kitap denilmektedir (Davud’un a.s. kavmi de Yahudi toplumuna dahildir). Bu Kurânî bir kavramdır. Dolayısıyla Kur’an-ı Kerim’de yer yer ehl-i kitaptan bahsedilmiştir. İnkarcı, kıskanç, inatçı, düzenbaz, Müslümanlara aşırı düşman vb. kötülükleriyle anılan bir gruptan bahsettiği gibi, için için inanan, son derece dürüst bir gruptan da söz etmiştir.

Son peygamber Muhammed (a.s.) tüm insanlığa gönderilmiştir. Getirip tebliğ ettiği Kur’an-ı Kerim’in muhatapları arasında ehl-i kitap da bulunmaktaydı. Ehl-i kitaba dahil Yahudi ve Hıristiyanların bu son peygambere inanmaları gerekmektedir.

فَإِنْ آمَنُوا بِمِثْلِ مَا آمَنْتُمْ بِهِ فَقَدِ اهْتَدَوْا وَإِنْ تَوَلَّوْا فَإِنَّمَا هُمْ فِي شِقَاقٍ فَسَيَكْفِيكَهُمُ اللَّهُ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ

“Eğer onlar da sizin inandığınız gibi inanırlarsa doğru yolu bulmuş olurlar; ama dönerlerse mutlaka anlaşmazlık içine düşerler. Onlara karşı Allah sana yeter. O, işitendir, bilendir.” (Bakara 2/137)

Bir başka ayet-i kerimede ehl-i kitabın iman etmesi gerektiği şöyle ifade edilmiştir.

وَلَوْ أَنَّ أَهْلَ الْكِتَابِ آمَنُوا وَاتَّقَوْا لَكَفَّرْنَا عَنْهُمْ سَيِّئَاتِهِمْ وَلَأَدْخَلْنَاهُمْ جَنَّاتِ النَّعِيمِ

“Eğer Kitap ehli iman edip (Allah’ın azabından) korunsalardı, onların kötülüklerini affeder ve onları nimeti bol cennetlere sokardık.” (Mâide 5/65)
Hz. Peygamber, ehl-i kitabın kendisine iman etme sorumluluğu olduğunu yemin ederek başladığı şu hadiste ifade etmiştir.

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنْ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَنَّهُ قَالَ: «وَالَّذِي نَفْسُ مُحَمَّدٍ بِيَدِهِ، لَا يَسْمَعُ بِي أَحَدٌ مِنْ هَذِهِ الْأُمَّةِ يَهُودِيٌّ، وَلَا نَصْرَانِيٌّ، ثُمَّ يَمُوتُ وَلَمْ يُؤْمِنْ بِالَّذِي أُرْسِلْتُ بِهِ، إِلَّا كَانَ مِنْ أَصْحَابِ النَّارِ»

“Nefsim kudret elinde bulunan Allah’a yemin ederim ki, bu toplumdan bir Yahudi veya bir Hıristiyan beni duyar da sonra benimle gönderilen (dine) iman etmeden ölürse mutlaka cehennemliklerden olur.” (Müslim, İman, 240)

Resûlullah (s.a.), Muaz b. Cebel’i Yemen’e vali olarak gönderirken şu talimatı vermiştir.

«إِنَّكَ تَأْتِي قَوْمًا مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ، فَادْعُهُمْ إِلَى شَهَادَةِ أَنَّ لَا إِلَهَ إِلَّا اللهُ وَأَنِّي رَسُولُ اللهِ«…

“Ehl-i kitaptan bir topluma gidiyorsun. Onları Allah’dan başka ilah olmadığına ve benim Allah’ın Resûlü olduğuma şehadet etmeye davet et…” (Müslim, mân, 29)
Mekke’li Müslümanlar Yesrib’e hicret edince ve Yesribliler yavaş yavaş İslamı kabul etmeye başlayınca Yahudilerle Medine-i Münevvere’de birlikte yaşamaya başlamışlardır. Hicretten sonra nazil olan ayetler ehl-i kitabı, dolayısıyla Yahudileri de muhatap almaya başlamıştır.

İnançlı ve İnsaflı Yahudiler

Yahudilerden İslam dinine düşmanca tavırlarla yaklaşanlar çoğunlukta olmakla birlikte bazılarının insaflı ve içten içe iman dolu olduğunu Kur’an-ı Kerim’den öğreniyoruz.

وَإِذَا سَمِعُوا مَا أُنْزِلَ إِلَى الرَّسُولِ تَرَى أَعْيُنَهُمْ تَفِيضُ مِنَ الدَّمْعِ مِمَّا عَرَفُوا مِنَ الْحَقِّ يَقُولُونَ رَبَّنَا آمَنَّا فَاكْتُبْنَا مَعَ الشَّاهِدِينَ (.) وَمَا لَنَا لَا نُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَمَا جَاءَنَا مِنَ الْحَقِّ وَنَطْمَعُ أَنْ يُدْخِلَنَا رَبُّنَا مَعَ الْقَوْمِ الصَّالِحِينَ.

Resûle indirileni (Kur’anı) dinledikleri zaman, bildikleri gerçekten dolayı gözlerinin yaşla dolup taştığını görürsün. Derler ki: ‘Rabbimiz, inandık, bizi şâhidlerle beraber yaz! Biz, Rabbimizin bizi iyiler arasına katmasını umarken neden Allah’a ve bize gelen gerçeğe inanmayalım?’ (Mâide 5/83-84)

الَّذِينَ آتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِهِ هُمْ بِهِ يُؤْمِنُونَ (.) وَإِذَا يُتْلَى عَلَيْهِمْ قَالُوا آمَنَّا بِهِ إِنَّهُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّنَا إِنَّا كُنَّا مِنْ قَبْلِهِ مُسْلِمِينَ (.) أُولَئِكَ يُؤْتَوْنَ أَجْرَهُمْ مَرَّتَيْنِ بِمَا صَبَرُوا وَيَدْرَءُونَ بِالْحَسَنَةِ السَّيِّئَةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ.

Bundan önce kendilerine Kitap verdiklerimiz, bu (Kur’an’a) inanırlar. Onlara (Kur’an) okunduğu zaman: ‘Ona inandık, o, Rabbimizden gelen gerçektir… Zaten biz ondan önce de müslümanlar idik.’ derler. İşte onlara, sabretmelerinden ötürü mükafatları iki kez verilir; onlar kötülüğü iyilikle savarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (hayır yoluna) harcarlar. (Kasas 28/52-54)

İşte bu iz’an ve insaf sahibi Yahudilerden biri de Abdullah b. Selam’dır. o daha önce Tevrat’ta özellikleri okuyup öğrendiği son peygamberi görünce iman etmiş ve bu iman üzere yaşamış Yahudi asıllı bir sahabîdir.

İslamı Kabulü

Abdullah b. Selam İslam’ı kabul edişini şöyle anlatmıştır. Resûlullah’ın Yesrib’e geleceğini duyduğumda çok heyecanlanmış, onun gerçekten peygamber olup, olmadığını anlamak için aklımda üç soru belirlemiştim. Yanına gidecek o sorularımı soracak, aldığım cevaba göre de ya onun bir peygamber olduğunu, ya da bir yalancı olduğunu söyleyecektim. Resûlullah, Kuba’da Amr b. Avf oğullarının mahallesine gelince, hemen onunla görüşmek için koştum; Resûlullah’ı uzaktan görür görmez; ‘Bu Allah’ın Resûlü’dür!’ dedim. Bu sözümü duyan yanımdakiler: ‘Hani sorular soracaktın, aldığın cevaplar karşısında onun peygamber mi, yalancı mı olduğunu söyleyecektin?’ dediklerinde onlara şunu dedim: ‘Vallahi! Bu yüz yalancı yüzü olamaz!”

Bundan sonra Hz. Peygamber’in yanına gelmiş, yönelttiği soruların doğru cevaplarını aldıktan sonra, bunların ancak bir peygamber tarafından bilinebileceğini söyleyerek müslüman olmuştur. (Buhârî, Enbiyâ’, 1; Menâkıbü’l-ensâr, 51; Müslim, Hayz, 34)

Abdullah bin Selâm, İslam nuruyla müşerref olduktan sonra ailesini teker te¬ker İslam’a davet etti. Onların da İslam’a girmelerine vesile oldu. Halası Hâlide de (r.a.) bu nurlu müminler halkasına girdi.

Yahudilerin En Bilgini

Abdullah b. Selâm’ın İslam’a girmesi Yahudileri kızdırdı. Daha önce onu büyük ve önder kabul ederlerken, İslam’a girdiğini duyunca tam aksini söylemekten çe¬kinmediler. Nitekim bir defasında Re¬sû¬lul¬lah’ın (s.a.) evinde, Ab¬dullah b. Selâm gizlendi. Efendimiz Yahudileri davet etti ve Abdullah’ı nasıl bildiklerini sordu. Müs¬lüman olduğunu henüz duymayan Yahudiler, onun hakkında övgü dolu söz¬ler söylediler. Bu konuşma üzerine Abdullah b. Selâm gizlendiği yerden çıktı ve oradakilere şöyle seslendi:

“Ey Yahudi topluluğu, Allah’tan korkun! Size gelen bu haki¬kati kabul edin. Yemin ederim ki, bu zatın Allah’ın Peygamber’i olduğunu biliyor¬sunuz. Elinizdeki Tevrat’ta hem ismini hem de vasıflarını okuyorsunuz. Ben şehadet ederim ki o, Allah’ın Resûl’üdür. Ona iman ettim, onu tasdik ettim.”
Ondan hiç beklemedikleri bu sözleri duyan Yahudiler, bu defa daha önce söylediklerinin tam aksine Abdullah b. Selâm’ı itham etmeye başladılar. Abdullah b. Selâm Resûlullah’a dönerek, “Yâ Resûlallah, Yahudi milletinin yalancı, iftiracı, zalim ve gaddar bir millet olduğunu söylemedim mi?” der. (Buhârî, Ehâdîsu’l-enbiyâ, 1)
Yine bir defasında Yahudiler zina eden iki kişiyle alakalı Hz. Peygamber’in hakemliğine başvurmuşlardı. Resûlullah onlara: “Tevratta bu konuyla alakalı bir hüküm yok mu?” diye sordu. Onlar: “Onları teşhir edip kamçılama cezası var” dediler. Olayı dinleyen Abdullah b. Selam: “Yalan söylüyorsunuz! Zina edenlere Tevratta recim cezası var” dedi. Tevrat getirildi ilgili yeri açıldı. Okuyan kişi parmağıyla recim hükmünün yazılı olduğu yeri kapayarak öncesini ve sonrası okudu. Abdullah ona: “Kaldır parmağını!” dedi. Bunun üzerine Yahudilerin işlerine gelmedikleri yeri kapayarak insanları yanlış yönlendirdikleri ortaya çıktı. (Buhârî, Menâkıb, 26)

Katıldığı Savaşlar

Bedir savaşında bulundu.
Uhud Savaşı’na katıldı.
Hendek’te İslam ordusuyla birlikte Medine-i Münevvere’yi mudafa etti.
Medine civarında bulunan yahudi kabilelerinden Benî Nâdir’in muhasarasında bulundu, Benî Kurayza’dan esir alınan kadın ve çocukların muhafaza edilmesi işi de ona verilmiştir.
Ayrıca Hz. Ömer devrinde Kudüs’ün fethine ve Câbiye’deki toplantıya katıldı, hicri 21 yılında Sâsânîler’le yapılan Nihâvend Savaşı’nda da bulundu.

Halifeler Devri

Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer devrinde halifelere yakın bulunmuştur. Bu iki halifeyi öven sözleri kaynaklarda yer almaktadır. Aynı zamanda kendisi Medine-i Münevvere’de fetva veren sahabiler arasında sayılmaktadır.
Halife Osman’ın evini kuşatan âsilere engel olmaya çalışmış, başlatılacak bir fitnenin Müslümanlar arasında devam edeceğini söylemişse de muvaffak olamamıştır.
Hz. Ali’ye biat etmemekle beraber ona Irak’a gitmemek ve Âişe ile mücadeleye girişmemek konusunda telkinde bulunmuştur.

Kur’an’a Konu Oldu

Tevrat ve Talmud’u babasından okumuş olan Abdullah b. Selâm, Medine’deki yahudilerin meşhur âlimlerindendi. Şuarâ sûresinin 197. âyetinde işaret edilen İsrâiloğulları alimlerinden biri de Abdullah b. Selam’dır

وَإِنَّهُ لَفِي زُبُرِ الْأَوَّلِينَ . أَوَلَمْ يَكُنْ لَهُمْ آيَةً أَنْ يَعْلَمَهُ عُلَمَاء بَنِي إِسْرَائِيلَ

Kur’ân, şüphesiz daha öncekilerin kitaplarında da vardır. İsrâiloğullarının bilginlerinin onu bilmesi, onlar için bir delil değil midir? (Şuarâ 26/196-197)
Ra‘d sûresinde konu edilen “kitap bilgisine sahip” kişiyle de Abdullah b. Selam’ın kastedildiği kanaati yaygındır.

وَيَقُولُ الَّذِينَ كَفَرُوا لَسْتَ مُرْسَلاً قُلْ كَفَى بِاللّهِ شَهِيدًا بَيْنِي وَبَيْنَكُمْ وَمَنْ عِندَهُ عِلْمُ الْكِتَابِ

İnkâr edenler, “Sen peygamber değilsin” diyorlar. De ki: “Benim ile sizin aranızda tanık olarak Allah ve kitabı bilenler yeter.” (Ra‘d 13/43)

لَيْسُوا سَوَاءً مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ أُمَّةٌ قَائِمَةٌ يَتْلُونَ آيَاتِ اللَّهِ آنَاءَ اللَّيْلِ وَهُمْ يَسْجُدُونَ (.) يُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَيَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَيُسَارِعُونَ فِي الْخَيْرَاتِ وَأُولَئِكَ مِنَ الصَّالِحِينَ

“Ehl-i Kitab’ın hepsi bir değildir. Ehl-i Kitap içinde istikamet sahibi bir topluluk vardır ki, gece saatlerinde secde ede¬rek Allah’ın ayetlerini okurlar. Onlar Allah’a ve ahiret gününe inanırlar, iyiliği emreder ve kötülükten menederler, hayırlı işlere koşuşurlar. İşte, bunlar salih insanlardır.” (Âli İmrân 3/113-114)
Ayette belirtilen salih kişilerden biri de Abdullah b. Selam’dır.

Vefatı

Abdullah b. Selam hicri 43 yılında Medine-i Münevvere’de vefat etti.
Abdullah b. Selâm’a nisbet edilen bazı risâleler zamanımıza kadar gelmiştir. Hz. Peygamber’e sorduğu sorularla bunlara verilen cevapları ihtiva eden ve birçok yazması bulunan el-Mesâ’il’i Kahire’de basılmıştır (1867). Büyüye dair üç varaklık bir risâlesi ile Hz. Peygamber’in kavlî ve fiilî bazı sünnetlerini içine alan başka bir risâlesi ve Daniel’e nisbet edilen kitaptan aldığı bazı parçalar ise yazma halindedir (bk. Sezgin, GAS, I, 304).

Abdullah b. Selam’dan hadis kaynaklarımıza 25 hadis intikal etmiştir.

İki Ecirli Sahabî

حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ، حَدَّثَنَا صَالِحُ بْنُ صَالِحٍ الْهَمْدَانِىُّ، حَدَّثَنَا الشَّعْبِىُّ قَالَ: حَدَّثَنِى أَبُو بُرْدَةَ، عَنْ أَبِيهِ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: « أَيُّمَا رَجُلٍ كَانَتْ عِنْدَهُ وَلِيدَةٌ فَعَلَّمَهَا فَأَحْسَنَ تَعْلِيمَهَا، وَأَدَّبَهَا فَأَحْسَنَ تَأْدِيبَهَا، ثُمَّ أَعْتَقَهَا وَتَزَوَّجَهَا فَلَهُ أَجْرَانِ، وَأَيُّمَا رَجُلٍ مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ آمَنَ بِنَبِيِّهِ وَآمَنَ بِى فَلَهُ أَجْرَانِ، وَأَيُّمَا مَمْلُوكٍ أَدَّى حَقَّ مَوَالِيهِ وَحَقَّ رَبِّهِ فَلَهُ أَجْرَانِ » .

Ebu Musa şöyle demiştir: Resûlullah (s.a.) şöyle buyurdu: “Herhangi bir adamın bir câriyesi bulunur da ona ilim öğretir ve öğretimini güzel yapar, onu terbiye eder ve edebini güzel yapar, sonra onu âzâd edip onunla evlenirse, bu adama iki ecir vardır. Ehli kitaptan biri hem kendi peygamberine iman etmiş, hem de bana iman etmişse, onun için de iki ecir vardır. Herhangi bir köle hem efendisinin hakkın riayet etmiş, hem de Rabbinin hakkına riayet etmişse, onun için de iki ecir vardır”. (Buhârî, Nikâh, 13; Müslim, İmân, 241)

Abdullah b. Selam’ın Rüyası

1- حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ، حَدَّثَنِى أَبِى، حَدَّثَنَا حَسَنُ بْنُ مُوسَى وَعَفَّانُ قَالاَ: حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ، عَنْ عَاصِمِ بْنِ بَهْدَلَةَ، عَنِ الْمُسَيَّبِ بْنِ رَافِعٍ، عَنْ خَرَشَةَ بْنِ الْحُرِّ قَالَ: قَدِمْتُ الْمَدِينَةَ فَجَلَسْتُ إِلَى أَشْيِخَةٍ فِى مَسْجِدِ النَّبِىِّ صلى الله عليه وسلم، فَجَاءَ شَيْخٌ يَتَوَكَّأُ عَلَى عَصاً لَهُ، فَقَالَ الْقَوْمُ: مَنْ سَرَّهُ أَنْ يَنْظُرَ إِلَى رَجُلٍ مِنْ أَهْلِ الْجَنَّةِ فَلْيَنْظُرْ إِلَى هَذَا. فَقَامَ خَلْفَ سَارِيَةٍ فَصَلَّى رَكْعَتَيْنِ، فَقُمْتُ إِلَيْهِ فَقُلْتُ لَهُ: قَالَ بَعْضُ الْقَوْمِ كَذَا وَكَذَا. فَقَالَ: الْجَنَّةُ لِلَّهِ عَزَّ وَجَلَّ يُدْخِلُهَا مَنْ يَشَاءُ، وَإِنِّى رَأَيْتُ عَلَى عَهْدِ النَّبِىِّ صلى الله عليه وسلم رُؤْيَا، رَأَيْتُ كَأَنَّ رَجُلاً أَتَانِى فَقَالَ: انْطَلِقْ، فَذَهَبْتُ مَعَهُ، فَسَلَكَ بِى مَنْهَجاً عَظِيماً، فَعَرَضَتْ لِى طَرِيقٌ عَنْ يَسَارِى، فَأَرَدْتُ أَنْ أَسْلُكَهَا، فَقَالَ: إِنَّكَ لَسْتَ مِنْ أَهْلِهَا، ثُمَّ عَرَضَتْ لِى طَرِيقٌ عَنْ يَمِيِنِى، فَسَلَكْتُهَا حَتَّى انْتَهَيْتُ إِلَى جَبَلٍ زَلِقٍ، فَأَخَذَ بِيَدِى فَزَجَلَ بِى، فَإِذَا أَنَا عَلَى ذُرْوَتِهِ فَلَمْ أَتَقَارَّ وَلَمْ أَتَمَاسَكْ، فَإِذَا عَمُودٌ مِنْ حَدِيدٍ فِى ذُرْوَتِهِ حَلْقَةٌ مِنْ ذَهَبٍ، فَأَخَذَ بِيَدِى فَزَجَلَ بِى حَتَّى أَخَذْتُ بِالْعُرْوَةِ، فَقَالَ: اسْتَمْسِكْ، فَقُلْتُ: نَعَمْ، فَضَرَبَ الْعَمُودَ بِرِجْلِهِ، فَاسْتَمْسَكْتُ بِالْعُرْوَةِ. فَقَصَصْتُهَا عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ: « رَأَيْتَ خَيْراً، أَمَّا الْمَنْهَجُ الْعَظِيمُ فَالْمَحْشَرُ، وَأَمَّا الطَّرِيقُ الَّتِى عَرَضَتْ عَنْ يَسَارِكَ فَطَرِيقُ أَهْلِ النَّارِ وَلَسْتَ مِنْ أَهْلِهَا، وَأَمَّا الطَّرِيقُ الَّتِى عَرَضَتْ عَنْ يَمِينِكَ فَطَرِيقُ أَهْلِ الْجَنَّةِ، وَأَمَّا الْجَبَلُ الزَّلِقُ فَمَنْزِلُ الشُّهَدَاءِ، وَأَمَّا الْعُرْوَةُ الَّتِى اسْتَمْسَكْتَ بِهَا فَعُرْوَةُ الإِسْلاَمِ فَاسْتَمْسِكْ بِهَا حَتَّى تَمُوتَ ». قَالَ: فَأَنَا أَرْجُو أَنْ أَكُونَ مِنْ أَهْلِ الْجَنَّةِ. قَالَ: وَإِذَا هُوَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَلاَمٍ.

Hareşe b. el-Hur der ki: Medine’ye geldiğimde Mescitte bir ihtiyarın yanına oturdum. O sırada bastonuna dayanarak yaşlı bir adam geldi. Cemaat: “Cennetlik bir adam görmek isteyen kişi şu adama baksın” demeye başladı. Adam bir direğin arkasına durup iki rekat namaz kıldı. Namaz sonrası yanına gittim ve: “Bazıları senin için şöyle şöyle söyledi” dedim. Adam şu karşılığı verdi: “Cennet Allah’ındır ve oraya dilediğini sokar. Ancak Hz. Peygamber (s.a.) zamanında bir rüya gördüm. Rüyamda yanıma bir adam geldi ve: “Hadi gidelim” dedi. Onunla birlikte giderken geniş bir caddeye girdik. Caddede yürürken sol tarafımdaki yola girmek istediğimde adam bana: “Sen bu yolun ahalisinden değilsin” dedi. Daha sonra sağ tarafımdaki yola girdim. Kaygan bir dağın yanına geldim. Adam elimden tutup fırlatınca kendimi dağın tepesinde buldum. Ancak kayganlığından duramıyor ve bir yere de tutunamıyordum. Sonra ucunda altın halka bulunan demir bir direk gördüm. Adam elimden tutup direğin tepesine fırlatınca oradaki altın halkaya tutundum. Adam: “Ona iyice tutun” dedi, ben de: “Tamam” dedim. Adam aşağıdan ayağıyla demir direğe vurunca ben bu halkaya sıkıca tutundum. Daha sonra bu rüyamı Resûlullah’a (s.a.) anlattım. Hz. Peygamber (s.a.): “Hayırlı bir şey görmüşsün” buyurdu ve rüyamı şöyle yorumladı: “Girdiğin geniş cadde mahşer yeriydi. Sol tarafında gördüğün yol cehennem ahalisinden olanların yoluydu. Sağ tarafında gördüğün yol ise cennet ahalisinden olanların yoludur. Kaygan olan dağ şehitlerin yeridir ve sen o konuma ulaşamayacaksın. Sıkıca tutunduğun kulp ise İslam’ın kulpudur ve ölene kadar sen o kulpu bırakma.”
Sonra adam: “Ben de cennet ahalisinden biri olmayı umuyorum” dedi. Bu adamın da Abdullah b. Selam olduğunu öğrendim.’ [Sahih] (Müsned, V, 452. Ayrıca bk: Buhârî, Menâkıbu’l-ensâr, 19; Müslim, Fedâilu’s-sahâbe, 148-150) (Tercüme XIX, 42, 43)

Cennet Müjdesi

2- حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ، حَدَّثَنِى أَبِى، حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ عِيسَى، حَدَّثَنِى مَالِكٌ – يَعْنِى ابْنَ أَنَسٍ -، عَنْ سَالِمٍ أَبِى النَّضْرِ، عَنْ عَامِرِ بْنِ سَعْدِ بْنِ أَبِى وَقَّاصٍ قَالَ: سَمِعْتُ أَبِى يَقُولُ: مَا سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ يَقُولُ لِحَىٍّ مِنَ النَّاسِ يَمْشِى: إِنَّهُ فِى الْجَنَّةِ، إِلاَّ لِعَبْدِ اللَّهِ بْنِ سَلاَمٍ.

Âmir b. Sa‘d b. Ebi Vakkâs, babasından bildiriyor: “Abdullah b. Selâm dışında Resûlullah’ın (s.a.) hayatta olan biri için “Bu cennetliktir” buyurduğunu işitmedim.” [Sahih] (Müsned, I, 169, 177; Ayrıca bk: Buhârî, Menâkıbu’l-ensâr, 19; Müslim, Fedâilu’s-sahâbe, 147)

3- حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ، حَدَّثَنِى أَبِى، حَدَّثَنَا عَفَّانُ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ، أَنْبَأَنَا عَاصِمُ بْنُ بَهْدَلَةَ، عَنْ مُصْعَبِ بْنِ سَعْدٍ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ النَّبِىَّ صلى الله عليه وسلم أُتِىَ بِقَصْعَةٍ فَأَكَلَ مِنْهَا فَفَضَلَتْ فَضْلَةٌ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: « يَجِىءُ رَجُلٌ مِنْ هَذَا الْفَجِّ مِنْ أَهْلِ الْجَنَّةِ يَأْكُلُ هَذِهِ الْفَضْلَةَ ». قَالَ سَعْدٌ: وَكُنْتُ تَرَكْتُ أَخِى عُمَيْراً يَتَوَضَّأُ – قَالَ: – فَقُلْتُ: هُوَ عُمَيْرٌ – قَالَ: – فَجَاءَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَلاَمٍ فَأَكَلَهَا.

Musab b. Sa‘d, babasından bildiriyor: Allah Resûlü’ne (s.a.) bir tabak yemek getirildi. Yedikten sonra biraz arttı: “Birazdan şu yoldan cennetlik olan bir adam gelecek ve arta kalan bu yemeği yiyecek” buyurdu. Ben meclise girdiğimde kardeşim Umeyr abdest alıyordu. Onun gelmesini beklerken Abdullah b. Selâm geldi ve o yemeği yedi. [Sahih] (Müsned, I, 169, 183; Ayrıca bk: İbn Hibbân, Sahih, III, 416; Hâkim, Müstedrek, III, 416)

Bu Yüz Yalancının Yüzüne Benzemiyor

4- وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا عَوْفٌ، عَنْ زُرَارَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ سَلاَمٍ قَالَ: لَمَّا قَدِمَ النَّبِىُّ صلى الله عليه وسلم الْمَدِينَةَ انْجَفَلَ النَّاسُ عَلَيْهِ، فَكُنْتُ فِيمَنِ انْجَفَلَ، فَلَمَّا تَبَيَّنْتُ وَجْهَهُ عَرَفْتُ أَنَّ وَجْهَهُ لَيْسَ بِوَجْهِ كَذَّابٍ، فَكَانَ أَوَّلُ شَىْءٍ سَمِعْتُهُ يَقُولُ: « أَفْشُوا السَّلاَمَ، وَأَطْعِمُوا الطَّعَامَ، وَصِلُوا الأَرْحَامَ، وَصَلُّوا وَالنَّاسُ نِيَامٌ، تَدْخُلُوا الْجَنَّةَ بِسَلاَمٍ »
انجفل : ذهبوا إليه مسرعين

Abdullah b. Selam (r.a.) der ki: Hz. Peygamber (s.a.) Medine’ye gelince halk ona doğru koşuştu. Ben de bu koşuşanların arasındaydım. Resûlullah’ın (s.a.) yüzünü gördüğüm an onun yalancı biri olmadığını anladım. Konuştuğu ilk söz şuydu: “Selamı yayınız, yemek yediriniz, akrabalık bağlarını gözetiniz, insanlar uyurken siz namaz kılınız, esenlikle cennete giriniz”. [Sahih] (Müsned, V, 451; Tirmizî, 2485; İbn Mâce, 1334) (Tercüme, V, 23)

Resûlullah (s.a.) İsmini Değiştiriyor

5- حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ، حَدَّثَنَى أَبِى، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَعْلَى أَبُو مُحَيَّاةَ التَّيْمِىُّ، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ عُمَيْرٍ، حَدَّثَنَى ابْنُ أَخِى عَبْدِ اللَّهِ بْنِ سَلاَمٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ سَلاَمٍ قَالَ: قَدِمْتُ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَلَيْسَ اسْمِى عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَلاَمٍ، فَسَمَّانِى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَبْدَ اللَّهِ بْنَ سَلاَمٍ.

Abdullah b. Selam (r.a.) der ki: Resûlullah’ın (s.a.) yanına geldiğim zaman adım Abdullah b. Selam değildi. Abdullah b. Selam adını bana Resûlullah (s.a.) koydu. [Zayıf] (Müsned, V, 451; Tirmizî, 3256, 3803; İbn Mâce, 3734) (Tercüme, IX, 148)

Cuma Günü İcabet Saati

6- حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ حَدَّثَنِى أَبِى حَدَّثَنَا يُونُسُ وَسُرَيْجٌ قَالاَ حَدَّثَنَا فُلَيْحٌ عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْحَارِثِ عَنْ أَبِى سَلَمَةَ قَالَ كَانَ أَبُو هُرَيْرَةَ يُحَدِّثُنَا عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ قَالَ: « إِنَّ فِى الْجُمُعَةِ سَاعَةً ». فَذَكَرَ الْحَدِيثَ قُلْتُ: وَاللَّهِ لَوْ جِئْتُ أَبَا سَعِيدٍ فَسَأَلْتُهُ، فَذَكَرَ الْحَدِيثَ ثُمَّ خَرَجْتُ مِنْ عِنْدِهِ، فَدَخَلْتُ عَلَى عَبْدِ اللَّهِ بْنِ سَلاَمٍ فَسَأَلْتُ عَنْهَا، فَقَالَ: خَلَقَ اللَّهُ آدَمَ يَوْمَ الْجُمُعَةِ، وَأُهْبِطَ إِلَى الأَرْضِ يَوْمَ الْجُمُعَةِ، وَقَبَضَهُ يَوْمَ الْجُمُعَةِ، وَفِيهِ تَقُومُ السَّاعَةُ، فَهِىَ آخِرُ سَاعَةٍ. وَقَالَ سُرَيْجٌ: فَهِىَ آخِرُ سَاعَتِهِ. فَقُلْتُ: إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ: « فِى صَلاَةٍ ». وَلَيْسَتْ بِسَاعَةِ صَلاَةٍ. قَالَ: أَوَلَمْ تَعْلَمْ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ: « مُنْتَظِرُ الصَّلاَةِ فِى صَلاَةٍ ». قُلْتُ: بَلَى! هِىَ وَاللَّهِ هِىَ.

Ebu Seleme der ki: Ebu Hureyre (r.a.) bize Resûlullah’ın (s.a.) şöyle buyurduğunu söylerdi: “Cuma gününde öyle bir an var ki…” -sonrasında Ebu Seleme, Ebu Hureyre’den söz konusu hadisi zikreder ve şöyle devam eder:- Bunun üzerine kendi kendime Ebu Saîd’in yanına gidip Cuma günü (duaların kabul gördüğü) bu anı soracağım dedim. Ebu Seleme, Ebu Saîd’in yanına gidişini ve olanları anlattıktan sonra da şöyle devam etti: Ebu Saîd’in (r.a.) yanından çıkıp Abdullah b. Selam’ın (r.a.) yanına girdim, ona Cuma günündeki söz konusu o anı sorduğumda şöyle dedi: “Allah, Adem’i Cuma günü yarattı, yeryüzüne Cuma günü indirdi, canını da Cuma günü aldı. Söz konusu o anda cumanın son anlarıdır.” Ona: “Ama Resûlullah (s.a.) bu an hakkında “Namaz vaktinde” değil de “Namazdayken” buyurmuştur” dediğimde, Abdullah (r.a.): “Resûlullah’ın (s.a.): “Namazı bekleyen kişi namazda gibidir.” buyurduğunu bilmiyor musun?” diye sordu. Ben: “Evet, biliyorum” dedim. Abdullah (r.a.): “Vallahi söz konusu an, dediğim zamandır” dedi. [Hasen] (Müsned, V, 450) (Tercüme, V, 646)

Allah’a En Sevimli Amel

7- حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ، حَدَّثَنِى أَبِى، حَدَّثَنَا هَارُونُ بْنُ مَعْرُوفٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ الْحَارِثِ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِى هِلاَلٍ، أَنَّ يَحْيَى بْنَ عَبْدِ الرَّحْمَنِ حَدَّثَهُ، عَنْ عَوْنِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ يُوسُفَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ سَلاَمٍ، عَنْ أَبِيهِ قَالَ: بَيْنَمَا نَحْنُ نَسِيرُ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، إِذْ سَمِعَ الْقَوْمَ وَهُمْ يَقُولُونَ: أَىُّ الأَعْمَالِ أَفْضَلُ يَا رَسُولَ اللَّهِ؟ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: « إِيمَانٌ بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ، وَجِهَادٌ فِى سَبِيلِ اللَّهِ، وَحَجٌّ مَبْرُورٌ ». ثُمَّ سَمِعَ نِدَاءً فِى الْوَادِى يَقُولُ: أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَأَنَّ مُحَمَّداً رَسُولُ اللَّهِ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: « وَأَنَا أَشْهَدُ وَأَشْهَدُ أَنْ لاَ يَشْهَدَ بِهَا أَحَدٌ إِلاَّ بَرِئَ مِنَ الشِّرْكِ ».

Yusuf b. Abdullah b. Selam, babasından bildirir: Resûlullah (s.a.) ile birlikte yol alırken bazıları: “Ey Allah’ın Resûlü! En üstün ameller hangileridir?” diye sordular. Hz. Peygamber (s.a.): “Allah’a ve Resûlüne iman, Allah yolunda cihad ve kabul görmüş hacdır” buyurdu. O sırada vadinin bir tarafında (ezan okuyan) birinin: “Şehadet ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur ve Muhammed, Allah’ın Resûlüdür” diyen sesi işitildi. Bunu duyan Resûlullah (s.a.): “Ben de buna şehadet ederim. Yine şehadet ederim ki böylesi bir şeye şehadet eden kişi, şirkten kurtulmuş olur” buyurdu. [Sahih] (Müsned, V, 451. Ayrıca bk. İbn Hibbân, Sahih, 4595) (Tercüme, I, 109)

(543)