Sahabe’nin Önderi Hz. Ebu Bekir

Sahabe’nin Önderi Hz. Ebu Bekir (Radıyallahu anh)

Konumuzla İlgisi

حَدَّثَنَا هَنَّادُ بْنُ السَّرِىِّ عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ مُحَمَّدٍ الْمُحَارِبِىِّ عَنْ عَبْدِ السَّلاَمِ بْنِ حَرْبٍ عَنْ أَبِى خَالِدٍ الدَّالاَنِىِّ عَنْ أَبِى خَالِدٍ مَوْلَى آلِ جَعْدَةَ عَنْ أَبِى هُرَيْرَةَ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ -صلى الله عليه وسلم-: « أَتَانِى جِبْرِيلُ فَأَخَذَ بِيَدِى فَأَرَانِى بَابَ الْجَنَّةِ الَّذِى تَدْخُلُ مِنْهُ أُمَّتِى ». فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ: يَا رَسُولَ اللَّهِ! وَدِدْتُ أَنِّى كُنْتُ مَعَكَ حَتَّى أَنْظُرَ إِلَيْهِ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ -صلى الله عليه وسلم-: « أَمَا إِنَّكَ يَا أَبَا بَكْرٍ أَوَّلُ مَنْ يَدْخُلُ الْجَنَّةَ مِنْ أُمَّتِى ».

Ebu Hüreyre’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Resûlullah (s.a.) şöyle buyurdu: “Cebrâil yanıma geldi, elimden tutup bana ümmetimin girdiği cennetin kapısını gösterdi.” Bunun üzerine Ebu Bekir şöyle dedi: Ya Resûlallah! Seninle birlikte olup ona bakmayı çok isterdim. Resûlullah (s.a.) ona şöyle buyurdu: “Ey Ebu Bekir! Ümmetimden cennete ilk girecek sen olacaksın”.

Ebu Bekir es-Sıddîk radıyallahu anh
Fil vakasından iki buçuk yıl sonra dünyaya geldi.
Asıl adı Abdullah’tır. Ancak, Bekir adında bir oğlu olmadığı halde Ebu Bekir (Bekir’in babası) künyesiyle meşhur olmuştur.

Hz. Ebu Bekir’in lakabı Atîk’tir. Hadis kaynaklarında geçen bir rivayete göre bu lakabı kendisine Resûlullah (s.a.) vermiştir. Hz. Âişe validemizin rivayet ettiği bu hadiste şöyle anlatılmaktadır;

حَدَّثَنَا الْأَنْصَارِيُّ، حَدَّثَنَا مَعْنٌ، حَدَّثَنَا إِسْحَقُ بْنُ يَحْيَى بْنِ طَلْحَةَ، عَنْ عَمِّهِ إِسْحَقَ بْنِ طَلْحَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ أَبَا بَكْرٍ دَخَلَ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالَ»: أَنْتَ عَتِيقُ اللَّهِ مِن النَّارِ« فَيَوْمَئِذٍ سُمِّيَ عَتِيقًا.

Ebu Bekir, Resûlullah’ın (s.a.) yanına girmişti, Resûlullah (s.a.): “Sen, Allah’ın Cehennem’den azad ettiği kimsesin” buyurdular. O günden sonra Ebu Bekir’e Atîk ismi verildi.

Sıddîk

Hz. Ebu Bekir’le adeta özdeşleşen lakabı “sıddîk”tır. Bu lakabı telaffuz eden yine efendimiz olmuştur.
حَدَّثَنِى مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ سَعِيدٍ، عَنْ قَتَادَةَ، أَنَّ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ رضى الله عنه حَدَّثَهُمْ، أَنَّ النَّبِىَّ صلى الله عليه وسلم صَعِدَ أُحُدًا؛ وَأَبُو بَكْرٍ، وَعُمَرُ، وَعُثْمَانُ، فَرَجَفَ بِهِمْ فَقَالَ: « اثْبُتْ أُحُدُ! فَإِنَّمَا عَلَيْكَ نَبِىٌّ، وَصِدِّيقٌ، وَشَهِيدَانِ »

Hz. Peygamber (s.a.), Ebu Bekir, Ömer ve Osman ile birlikte Uhud dağına çıkmışlardı. Dağ sallanmaya başladı. Resûlullah (s.a.): “Ey Uhud! Sakin ol, zira senin üzerinde bir Peygamber, bir sıddîk ve iki şehîd vardır” buyurdular.

Ailesi ve Kabilesi

Babası Ebu Kuhâfe künyesiyle bilinen Osman b. Âmir’dir.
Annesi Ümmü’l-Hayr lakaplı Selma bint Sahr’dır.
Teym kabilesine mensuptur.

İslam Öncesi

İslam’dan önce de toplum içinde saygın, dürüst, kişilikli, putlara tapmayan ve evinde put bulundurmayan “hanif” bir tüccardı.

Arapların nesep (soy bilimi) ilimlerinde meşhur olmuştur.
Mekke’de “eşnak” diye bilinen kan diyeti ve kefalet ödenmesi işlerinin yürütülmesiyle görevliydi.
Hz. Muhammed (s.a.) ile büyük bir dostlukları vardı. Sık sık buluşur, Allah’ın birliği, Mekke müşriklerinin durumu ve ticaret gibi konularda konuşurlardı.

İslâm’ı Benimsemesi

Hz. Ebu Bekir, Hira dağından dönen Hz. Muhammed (s.a.) ile karşılaştığında, Resûlullah (s.a.) ona “Allah’ın Peygamber’i” olduğunu söyleyip Alak sûresinin ilk ayetlerini bildirdiği zaman hemen ona inanmıştı. Hz. Hatice’den sonra Resûlullah’a ilk iman eden odur. Hz. Peygamber (s.a.) İslam’ı tebliğinin ilk günlerinde kiminle konuştuysa en azından bir tereddüt görmüş, ancak Ebu Bekir tereddütsüz bir şekilde İslam’ı kabul etmiştir.

İslam’a Davet Ettikleri

Ebu Bekir Mekke döneminde güçlü kabilelere mensup kişileri İslam’a kazandırmaya çalıştı. Osman b. Affân, Sa‘d b. Ebi Vakkas, Abdurrahman b. Avf, Zübeyir b. Avvâm, Talha b. Ubeydullah gibi ilk müslümanları İslam’a davet eden odur. Öte yandan müşriklerin işkencelerine maruz kalan güçsüzleri, köleleri korudu; eziyet gören köleleri satın alıp azat etti. İslam’ın müezzini Bilâl ve Habbâb b. Eret bunlardan sadece ikisidir.

Hicreti

Yesrib’e hicret başladığında Ebu Bekir de Peygamberimiz’e müracaat ederek hicret için izin istedi ancak Efendimiz ona, beklemesini, belki kendisine bir yol arkadaşı çıkabileceğini söyleyerek izin vermedi. Nihayet Allah’tan emir geldiğinde Peygamberimiz de hicrete hazırlandı ve yol arkadaşı olarak yanına Ebu Bekir’i aldı. İşte bu yol arkadaşlığı Ebu Bekir’e “ikinin ikincisi” unvanını verdi ve bu birliktelik Kur’an-ı Kerim’de anlatıldı.

إِلاَّ تَنصُرُوهُ فَقَدْ نَصَرَهُ اللّهُ إِذْ أَخْرَجَهُ الَّذِينَ كَفَرُواْ ثَانِيَ اثْنَيْنِ إِذْ هُمَا فِي الْغَارِ إِذْ يَقُولُ لِصَاحِبِهِ لاَ تَحْزَنْ إِنَّ اللّهَ مَعَنَا فَأَنزَلَ اللّهُ سَكِينَتَهُ عَلَيْهِ وَأَيَّدَهُ بِجُنُودٍ لَمْ تَرَوْهَا وَجَعَلَ كَلِمَةَ الَّذِينَ كَفَرُوا السُّفْلَى وَكَلِمَةُ اللّهِ هِيَ الْعُلْيَا وَاللّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ

Eğer siz ona (Resûlullah’a) yardım etmezseniz (bu önemli değil); ona Allah yardım etmiştir: Hani, kâfirler onu, iki kişiden biri olarak (Ebu Bekir ile birlikte Mekke’den) çıkarmışlardı; hani onlar mağaradaydı; o, arkadaşına. Üzülme, çünkü Allah bizimle beraberdir, diyordu. Bunun üzerine Allah ona (sükûnet sağlayan) emniyetini indirdi, onu sizin görmediğiniz bir ordu ile destekledi ve kâfir olanların sözünün/davasının değerini düşürdü. Allah’ın sözü ise zaten yücedir. Çünkü Allah üstündür, hikmet sahibidir. (Tevbe 9/40)

İkinin İkincisi

1- حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ، قَالَ: حَدَّثَنِى أَبِى، قَالَ: حَدَّثَنَا عَفَّانُ، قَالَ: حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، قَالَ: أَخْبَرَنَا ثَابِتٌ، عَنْ أَنَسٍ، أَنَّ أَبَا بَكْرٍ حَدَّثَهُ قَالَ: قُلْتُ لِلنَّبِىِّ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ فِى الْغَارِ – وَقَالَ مَرَّةً: وَنَحْنُ فِى الْغَارِ -: لَوْ أَنَّ أَحَدَهُمْ نَظَرَ إِلَى قَدَمَيْهِ لأَبْصَرَنَا تَحْتَ قَدَمَيْهِ. قَالَ: فَقَالَ: « يَا أَبَا بَكْرٍ! مَا ظَنُّكَ بِاثْنَيْنِ اللَّهُ ثَالِثُهُمَا؟ ».

Ebu Bekir (r.a.) mağarada kaldıkları günü şöyle anlatır: Resûlullah (s.a.) ile beraber mağaradayken ona şöyle dedim. Bunlardan biri ayağına baksa bizi ayaklarının dibinde görür. Hz. Peygamber (s.a.) şöyle buyurdu: “Ya Ebu Bekir! Üçüncüleri Allah olan iki kişiyle ilgili niye endişe ediyorsun?”.
Savaşlara Katılması

Hz. Ebu Bekir, Resûlullah (s.a.) ile birlikte bütün savaşlarda yer aldı. Adeta Hz. Peygamber’in “veziri” gibiydi.

Bedir’de, oğlu Abdurrahman müşrikler safındaydı ve Ebu Bekir oğluyla çarpıştı.
Hicretin 9. yılında Medine’de büyük bir kıtlık oldu. Bu arada Bizans İmparatoru, Şam’da Hicaz bölgesine saldırmak üzere büyük bir ordu hazırladı. Resûlullah (s.a.), bu ordunun karşısına çıkaracağı İslam mücahitlerini hazırlarken maddi olarak çok zorlandı. Ordusun hazırlıkları için o gün Ebu Bekir malının hepsini getirip Resûlullah’ın önüne yığdı.

Cennet Ehli

2ز- حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ، حَدَّثَنِى وَهْبُ بْنُ بَقِيَّةَ الْوَاسِطِىُّ، حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ يُونُسَ – يَعْنِى الْيَمَامِىَّ -، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ الْيَمَامِىِّ، عَنِ الْحَسَنِ بْنِ زَيْدِ بْنِ حَسَنٍ، حَدَّثَنِى أَبِى، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَلِىٍّ قَالَ: كُنْتُ عِنْدَ النَّبِىِّ صلى الله عليه وسلم، فَأَقْبَلَ أَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ فَقَالَ: « يَا عَلِىُّ! هَذَانِ سَيِّدَا كُهُولِ أَهْلِ الْجَنَّةِ وَشَبَابِهَا بَعْدَ النَّبِيِّينَ وَالْمُرْسَلِينَ ».

Hz. Ali (r.a.) der ki: Hz. Peygamber (s.a.) ile beraberken Ebu Bekir ile Ömer karşıdan göründüler. Resûlullah (s.a.) bana: “Ey Ali! Şu ikisi, peygamber ve resullerden sonra cennetlik olan olgun kişilerin efendileri ve gençleridirler” buyurdu. [Sahih] (Müsned, I, 80. Ayrıca bk. Tirmizî, IV, 310; İbn Mâce, I, 25, 26) (Tercüme, XVIII, 559)

حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ حَدَّثَنَا شُعَيْبٌ عَنْ الزُّهْرِيِّ قَالَ أَخْبَرَنِي حُمَيْدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَوْفٍ أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ قَالَ :سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ: « مَنْ أَنْفَقَ زَوْجَيْنِ مِنْ شَيْءٍ مِنْ الْأَشْيَاءِ فِي سَبِيلِ اللَّهِ دُعِيَ مِنْ أَبْوَابِ يَعْنِي الْجَنَّةَ: يَا عَبْدَ اللَّهِ! هَذَا خَيْرٌ، فَمَنْ كَانَ مِنْ أَهْلِ الصَّلَاةِ دُعِيَ مِنْ بَابِ الصَّلَاةِ، وَمَنْ كَانَ مِنْ أَهْلِ الْجِهَادِ دُعِيَ مِنْ بَابِ الْجِهَادِ، وَمَنْ كَانَ مِنْ أَهْلِ الصَّدَقَةِ دُعِيَ مِنْ بَابِ الصَّدَقَةِ، وَمَنْ كَانَ مِنْ أَهْلِ الصِّيَامِ دُعِيَ مِنْ بَابِ الصِّيَامِ وَبَابِ الرَّيَّانِ. « فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ: مَا عَلَى هَذَا الَّذِي يُدْعَى مِنْ تِلْكَ الْأَبْوَابِ مِنْ ضَرُورَةٍ؟ وَقَالَ: هَلْ يُدْعَى مِنْهَا كُلِّهَا أَحَدٌ يَا رَسُولَ اللَّهِ؟ قَالَ: « نَعَمْ وَأَرْجُو أَنْ تَكُونَ مِنْهُمْ يَا أَبَا بَكْرٍ «

Ebu Hureyre’den (r.a.) rivayet edildiğine göre şöyle dedi: Resûlullah’tan (s.a.) işittim şöyle buyurdu: Kim malından Allah yolunda çift sadaka verirse cennet kapılarından davet edilir. Ey Allah’ın kulu! Bu hayırdır. Eğer namaz kılanlardansa namaz kapısından, cihad edenlerdense cihad kapısından, sadaka verenlerdense sadaka kapısından, oruç tutanlardansa oruç/reyyân kapısından cennete davet edilir. Ebu Bekir: Kişinin bu kapıların hepsinden davet edilmesi gerekmez. Peki, hiç kimse bu kapıların hepsinden birden çağırılacak mı ya Resûlullah? diye sordu. Allah Resûlü (s.a.): “Evet, dilerim sen onlardan biri olursun” buyurdu. [Sahih] (Müsned, II, 268. Ayrıca bk. Buhârî, Fedâilu’s-sahâbe, 5) (Tercüme, VII, 279)

Peygamber’den Sonra İnsanların En Hayırlısı

3- حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ، حَدَّثَنِى أَبِى، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ سُفْيَانَ وَشُعْبَةَ، عَنْ حَبِيبِ بْنِ أَبِى ثَابِتٍ، عَنْ عَبْدِ خَيْرٍ، عَنْ عَلِىٍّ أَنَّهُ قَالَ: أَلاَ أُنَبِّئُكُمْ بِخَيْرِ هَذِهِ الأُمَّةِ بَعْدَ نَبِيِّهَا صلى الله عليه وسلم؟ أَبُو بَكْرٍ ثُمَّ عُمَرُ.
Hz. Ali’den (r.a.) rivayet edildiğine göre şöyle dedi: Size, Peygamberden sonra bu ümmetin en hayırlısı kimdir söyleyeyim mi? Ebu Bekir’dir sonra Ömer’dir. (Müsned, I, 126)

Sünneti Tatbiki

4- حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ، قَالَ: حَدَّثَنَا أَبِى، قَالَ: حَدَّثَنَا أَبُو كَامِلٍ، قَالَ: حَدَّثَنَا حَمَّادٌ – يَعْنِى ابْنَ سَلَمَةَ -، عَنِ ابْنِ أَبِى عَتِيقٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِى بَكْرٍ الصِّدِّيقِ، أَنَّ النَّبِىَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ: « السِّوَاكُ مَطْهَرَةٌ لِلْفَمِ مَرْضَاةٌ لِلرَّبِ ».

Ebu Bekir es-Sıddîk’ın (r.a.) bildirdiğine göre Resûlullah (s.a.) şöyle buyurdu: “Misvak kullanmak, ağzı temizler ve Rabbin rızasına vesile olur”. [Senedi Kopuk] (Müsned, I, 3) (Tercüme II, 13)
İlim Peşinde

5- حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ، قَالَ: حَدَّثَنِى أَبِى، قَالَ: حَدَّثَنَا هَاشِمُ بْنُ الْقَاسِمِ، قَالَ: حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، قَالَ: حَدَّثَنِى يَزِيدُ بْنُ أَبِى حَبِيبٍ، عَنْ أَبِى الْخَيْرِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو، عَنْ أَبِى بَكْرٍ الصِّدِّيقِ: أَنَّهُ قَالَ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: عَلِّمْنِى دُعَاءً أَدْعُو بِهِ فِى صَلاَتِى. قَال: « قُلِ: اللَّهُمَّ إِنِّى ظَلَمْتُ نَفْسِى ظُلْماً كَثِيرًا وَلاَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلاَّ أَنْتَ، فَاغْفِرْ لِى مَغْفِرَةً مِنْ عِنْدِكَ وَارْحَمْنِى، إِنَّكَ أَنْتَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ ». وَقَالَ يُونُسُ « كَبِيرًا ».

Abdullah b. Amr bildiriyor: Ebu Bekir es-Sıddık, Resûlullah’a (s.a.): “Bana namazda edeceğim bir dua öğret” deyince, Allah Resûlü (s.a.) şu karşılığı verdi: “Şöyle de: Allahım! Ben kendi nefsime çok zulüm ettim. Günahları ancak sen bağışlarsın. Senin katından bana bir mağfiret buyur, bana merhamet et, çünkü Sen çok mağfiret ve çok merhamet edensin.” (Müsned, I, 3) (Tercüme, IV, 395)
Karakterini Yansıtan Bir Hadis

6- حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ، قَالَ: حَدَّثَنِى أَبِى، قَالَ: حَدَّثَنَا أَبُو سَعِيدٍ مَوْلَى بَنِى هَاشِمٍ، قَالَ: حَدَّثَنَا صَدَقَةُ بْنُ مُوسَى صَاحِبُ الدَّقِيقِ، عَنْ فَرْقَدٍ، عَنْ مُرَّةَ بْنِ شَرَاحِيلَ، عَنْ أَبِى بَكْرٍ الصِّدِّيقِ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: « لاَ يَدْخُلُ الْجَنَّةَ بَخِيلٌ، وَلاَ خِبٌّ، وَلاَ خَائِنٌ، وَلاَ سَيِّئُ الْمَلَكَةِ. وَأَوَّلُ مَنْ يَقْرَعُ بَابَ الْجَنَّةِ الْمَمْلُوكُونَ إِذَا أَحْسَنُوا فِيمَا بَيْنَهُمْ وَبَيْنَ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ وَفِيمَا بَيْنَهُمْ وَبَيْنَ مَوَالِيهِمْ ».

Ebu Bekir es-Sıddîk der ki: Resûlullah (s.a.) şöyle buyurdu: “Cimri, fesatçı, hain ve kölelere kötü davranan kişi cennete giremeyecektir. Cennetin kapısını ilk çalacak kişiler Allah’ın ve efendilerinin haklarını güzel bir şekilde ifa eden kölelerdir”. [Zayıf] (Müsned, I, 4. Ayrıca bk. Tayâlisî, 7, 8) (Tercüme, X, 32)

Kader Meselesini Peygamberimize Sorması

7- حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ، قَالَ: حَدَّثَنِى أَبِى، قَالَ: حَدَّثَنَا عَلِىُّ بْنُ عَيَّاشٍ، قَالَ: حَدَّثَنَا الْعَطَّافُ بْنُ خَالِدٍ، قَالَ: حَدَّثَنِى رَجُلٌ مِنْ أَهْلِ الْبَصْرَةِ، عَنْ طَلْحَةَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِى بَكْرٍ الصِّدِّيقِ، عَنْ أَبِيهِ: قَالَ: سَمِعْتُ أَبِى يَذْكُرُ، أَنَّ أَبَاهُ سَمِعَ أَبَا بَكْرٍ وَهُوَ يَقُولُ: قُلْتُ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: يَا رَسُولَ اللَّهِ! أَنَعْمَلُ عَلَى مَا فُرِغَ مِنْهُ، أَوْ عَلَى أَمْرٍ مُؤْتَنَفٍ؟ قَالَ: « بَلْ عَلَى أَمْرٍ قَدْ فُرِغَ مِنْهُ ». قَالَ: قُلْتُ: فَفِيمَ الْعَمَلُ يَا رَسُولَ اللَّهِ؟ قَالَ: « كُلٌّ مُيَسَّرٌ لِمَا خُلِقَ لَهُ ».

Hz. Ebu Bekir (r.a.) bildiriyor: “Ey Allah’ın Resûlü! (Bizim için) takdir edilip bitmiş bir şey için mi amel ediyoruz, yoksa daha sonra ortaya çıkacak bir şey için mi?” diye sorduğumda, Allah Resûlü (s.a.): “Takdir edilip bitmiş bir şey için” buyurdu. Ben: “Ey Allah’ın Resûlü! O zaman ne diye amel ediyoruz?” diye sorduğumda, Hz. Peygamber (s.a.): “Herkese amelle kendisi için takdir edilmiş olan şeye ulaşması kolaylaştırılır” buyurdu.’ [Zayıf] (Müsned, I, 5) (Tercüme, I, 364)

Hac Emirliği

8- حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ، قَالَ: حَدَّثَنِى أَبِى، قَالَ: حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، قَالَ: قَالَ إِسْرَائِيلُ: قَالَ أَبُو إِسْحَاقَ، عَنْ زَيْدِ بْنِ يُثَيْعٍ، عَنْ أَبِى بَكْرٍ: أَنَّ النَّبِىَّ صلى الله عليه وسلم بَعَثَهُ بِبَرَاءَةَ لأَهْلِ مَكَّةَ « لاَ يَحُجُّ بَعْدَ الْعَامِ مُشْرِكٌ، وَلاَ يَطُوفُ بِالْبَيْتِ عُرْيَانٌ، وَلاَ يَدْخُلُ الْجَنَّةَ إِلاَّ نَفْسٌ مَسْلِمَةٌ، مَنْ كَانَ بَيْنَهُ وَبَيْنَ رَسُولِ اللَّهِ مُدَّةٌ فَأَجَلُهُ إِلَى مُدَّتِهِ، وَاللَّهُ بَرِىءٌ مِنَ الْمُشْرِكِينَ وَرَسُولُهُ ». قَالَ: فَسَارَ بِهَا ثَلاَثاً، ثُمَّ قَالَ لِعَلِىٍّ: « الْحَقْهُ، فَرُدَّ عَلَىَّ أَبَا بَكْرٍ، وَبَلِّغْهَا أَنْتَ ». قَالَ: فَفَعَلَ. قَالَ: فَلَمَّا قَدِمَ عَلَى النَّبِىِّ صلى الله عليه وسلم أَبُو بَكْرٍ بَكَى، قَالَ: يا رَسُولَ اللَّهِ! حَدَثَ فِىَّ شَىْءٌ؟ قَالَ: « مَا حَدَثَ فِيكَ إِلاَّ خَيْرٌ، وَلَكِنْ أُمِرْتُ أَنْ لاَ يُبَلِّغَهَا إِلاَّ أَنَا أَوْ رَجُلٌ مِنِّى »

Zeyd b. Yusey‘ bildiriyor: Resûlullah (s.a.), hac mevsiminde Mekke ahalisine bildirilmek üzere Hz. Ebu Bekir’le birlikte şöyle bir ihtarname gönderdi: “Bu yıldan sonra müşrikler haccetmeyecek! Hiç kimse çıplak olarak Kâbe’yi tavaf etmeyecek! Cennete ancak müslüman olanlar girebilecek! Resûlullah ile anlaşması bulunanlara gelince müddeti bitene kadar anlaşma geçerli olacaktır. Bilinsin ki Allah ve Resûlü müşriklerden uzaktır!” Ebu Bekir bu ihtarla üç gün yol aldıktan sonra Allah Resûlü (s.a.), Hz. Ali’ye: “Ebu Bekir’e yetiş ve ihtarnameyi (Mekke ahalisine) sen bildir!” buyurdu. Ali de (r.a.) denileni yaptı. Ebu Bekir (r.a.) dönünce Hz. Peygamber’e (s.a.) ağlayarak: “Ey Allah’ın Resûlü! Benim aleyhimde bir şey mi oldu?” diye sordu. Allah Resûlü (s.a.): “Senin hakkında hayırdan başka bir şey olmadı. Ancak bunu (Mekke ahalisine) ya bizzat benim ya da benden olan bir kişinin iletmesi emredildi” buyurdu.’ [Hasen] (Müsned, I, 3) (Tercüme, VIII, 413)

Bilgi Hazinesi

9- حَدَّثَنَا عَبْدُاللَّهِ، قَالَ: حَدَّثَنِى أَبِى، قَالَ: حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، قَالَ: أَخْبَرَنِى ابْنُ جُرَيْجٍ، قَالَ: أَخْبَرَنِى أَبِى، أَنَّ أَصْحَابَ النَّبِىِّ صلى الله عليه وسلم لَمْ يَدْرُوا أَيْنَ يَقْبُرُونَ النَّبِىَّ صلى الله عليه وسلم، حَتَّى قَالَ أَبُو بَكْرٍ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ: « لَنْ يُقْبَرَ نَبِىٌّ إِلاَّ حَيْثُ يَمُوتُ ». فَأَخَّرُوا فِرَاشَهُ، وَحَفَرُوا لَهُ تَحْتَ فِرَاشِهِ.

İbn Cüreyc, babasından bildiriyor: Sahabe, Resûlullah’ı (s.a.) nereye defnedeceklerini bilemediler. Sonunda Ebu Bekir (r.a.): Resûlullah’ın (s.a.): “Bir peygamber ancak vefat ettiği yere defnedilir” buyurduğunu işittim, dedi. Efendimizin yattığı yatak kenara çekilip altına mezarını kazdılar. [Hasen] (Müsned, I, 7. Ayrıca bk. İbn Mâce, 1628; Abdurrezzak, Musannef, 6534) (Tercüme, XVIII, 145)

10- حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ، حَدَّثَنِى أَبِى، حَدَّثَنَا أَبُو سَعِيدٍ مَوْلَى بَنِى هَاشِمٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ مُحَمَّدٍ وَسَعِيدُ بْنُ سَلَمَةَ بْنِ أَبِى الْحُسَامِ، عَنْ عَمْرِو بْنِ أَبِى عَمْرٍو، عَنْ أَبِى الْحُوَيْرِثِ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ جُبَيْرِ بْنِ مُطْعِمٍ، أَنَّ عُثْمَانَ قَالَ: تَمَنَّيْتُ أَنْ أَكُونَ سَأَلْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: مَاذَا يُنْجِينَا مِمَّا يُلْقِى الشَّيْطَانُ فِى أَنْفُسِنَا؟. فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ: قَدْ سَأَلْتُهُ عَنْ ذَلِكَ، فَقَالَ: « يُنْجِيكُمْ مِنْ ذَلِكَ أَنْ تَقُولُوا مَا أَمَرْتُ بِهِ عَمِّى أَنْ يَقُولَهُ فَلَمْ يَقُلْهُ ».

Hz. Osman (r.a.) şöyle dedi: Resûlullah’a (s.a.) şunu çok sormak istedim: Şeytan içimize vesvese soktuğu zaman bize kurtaracak şey nedir? Ebu Bekir dedi ki: Bunu Resûlullah’a (s.a.) ben sordum, şöyle buyurdu: “Sizi bundan, amcamdan söylemesini istediğim ancak bir türlü söylemediği söz kurtaracaktır.” (Müsned, I, 7)

Allah’ın Azabından Emin Değil

11- حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ، حَدَّثَنِى أَبِى، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ نُمَيْرٍ، قَالَ: أَخْبَرَنَا إِسْمَاعِيلُ، عَنْ أَبِى بَكْرِ بْنِ أَبِى زُهَيْرٍ قَالَ: أُخْبِرْتُ أَنَّ أَبَا بَكْرٍ قَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ! كَيْفَ الصَّلاَحُ بَعْدَ هَذِهِ الآيَةِ؟ ﴿ لَيْسَ بِأَمَانِيِّكُمْ وَلاَ أَمَانِىِّ أَهْلِ الْكِتَابِ مَنْ يَعْمَلْ سُوءاً يُجْزَ بِهِ ﴾ فَكُلَّ سُوءٍ عَمِلْنَاهُ جُزِينَا بِهِ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: « غَفَرَ اللَّهُ لَكَ يَا أَبَا بَكْرٍ! أَلَسْتَ تَمْرَضُ، أَلَسْتَ تَنْصَبُ، أَلَسْتَ تَحْزَنُ، أَلَسْتَ تُصِيبُكَ اللأْوَاءُ؟ ». قَالَ: بَلَى. قَالَ: « فَهُوَ مَا تُجْزَوْنَ بِهِ ».

Ebu Bekir b. Ebi Züheyr der ki: Bana bildirildiğine göre Hz. Ebu Bekir (r.a.), Resûlullah’a (s.a.): “Ey Allah’ın Resûlü! «İş, ne sizin kuruntunuza, ne de kitap ehlinin kuruntusuna göredir. Kim kötü bir iş yaparsa onunla cezalandırılır…» ayetinden sonra, her yaptığımız işin cezasını göreceksek nasıl kurtuluşa ulaşırız?” diye sordu. Resûlullah (s.a.): “Allah seni bağışlasın ey Ebu Bekir! Hastalanmıyor musun, meşakkat çekmiyor musun, üzülmüyor musun, Zorlukla karşılaşmıyor musun?” karşılığını verince, Ebu Bekir (r.a.) : “Evet, karşılaşıyorum” dedi. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.): “İşte cezalandırılmanız budur” buyurdu. [Sahih] (Müsned, I, 11) (Tercüme, XIV, 617)

Müslümanlara Hitap Ediyor

12- حَدَّثَنَا أَبُو عَبْدِ الرَّحْمَنِ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَحْمَدَ بْنِ مُحَمَّدِ بْنِ حَنْبَلٍ رَضِىَ اللَّهُ تَعَالَى عَنْهُمْ، قَالَ: حَدَّثَنِى أَبِى أَحْمَدُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ حَنْبَلِ بْنِ هِلاَلِ بْنِ أَسَدٍ مِنْ كِتَابِهِ، قَالَ: حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ نُمَيْرٍ، قَالَ: أَخْبَرَنَا إِسْمَاعِيلُ – يَعْنِى ابْنَ أَبِى خَالِدٍ – عَنْ قَيْسٍ، قَالَ: قَامَ أَبُو بَكْرٍ، فَحَمِدَ اللَّهَ وَأَثْنَى عَلَيْهِ، ثُمَّ قَالَ: يَا أَيُّهَا النَّاسُ! إِنَّكُمْ تَقْرَءُونَ هَذِهِ الآيَةَ ﴿ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا عَلَيْكُمْ أَنْفُسَكُمْ لاَ يَضُرُّكُمْ مَنْ ضَلَّ إِذَا اهْتَدَيْتُمْ ﴾ وَإِنَّا سَمِعْنَا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ: « إِنَّ النَّاسَ إِذَا رَأَوُا الْمُنْكَرَ فَلَمْ يُغَيِّرُوهُ أَوْشَكَ أَنْ يَŸ

(448)