Kudüs’ün Fatihi: Yuşa b. Nun (as) | Muhammed Emin Yıldırım | 4K

Siret-i Enbiyâ derslerimizde Rabbimize sonsuz hamdler olsun ki Hz. Yûşa’ya ulaştık. Muhammed Emin Yıldırım hocamız “Kudüs’ün Fatihi: Yûşa b. Nûn” serlevhasının altında bu önemli İslâm peygamberini, Kur’ân ve Hadisler ışığında bizlere anlattı. Hakkında çok az şey bildiğimiz bu komutan peygamberin hayatından bugünün dünyasına çok önemli mesajlar aldığımız bu derste; özellikle Kudüs’ün değer ve kıymetini, orayı fethedecek ordunun ne gibi hususiyetlere sahip olması gerektiğini ve daha nice önemli hususu bu vesile ile bir kez daha öğrenmiş olduk…

Dersten Cümleler

Yüreklerimizin Kudüs ve Gazze diye attığı bir zaman diliminde Siret-i Enbiyâ derslerimizdeki yürüyüşümüzde söz gelip Kudüs’ün ilk İslâm fatihi olan Hz. Yûşa’ya dayandı.

Hz. Yûşa’nın bizim için farklı bir yeri de var biliyorsunuz; o peygamberler içerisinde bize Ebû Eyyüb el-Ensarî gibidir.

Hz. Yûşa’nın soy silsilesi:

Yûşa b. Nûn b. Efraîm b. Yûsuf b. Ya’kûp b. İshak b. İbrâhim

Hz. Yûşa’yı şu 5 başlık altında işleyeceğiz:

1- Kur’ân-ı Kerîm’de Hz. Yûşa
2- Hadis-i Şerîfler’de Hz. Yûşa
3- İslâm Tarih kaynaklarında Hz. Yûşa
4- Kitab-ı Mukaddes’te Hz. Yûşa
5- Mesaj ve Dersleriyle Hz. Yûşa

Kur’ân-ı Kerîm’de Hz. Yûşa

Kehf Sûresi 60, 61, 62, 63, 64, 65. âyetler
Mâide Sûresi 12. âyet
Mâide Sûresi 21, 22, 23, 24, 25, 26. âyetler

Bu 13 âyeti dikkatle okuduğumuzda şu 5 sorunun cevabını bulabiliyoruz:

– Nasıl ideal talebe olunur?
– Nasıl ideal hoca/âlim olunur?
– Nasıl ideal asker/komutan olunur?
– Nasıl ideal lider/imam olunur?
– Nasıl ideal fatih olunur?

وَاِذْ قَالَ مُوسٰى لِفَتٰيهُ لَٓا اَبْرَحُ حَتّٰٓى اَبْلُغَ مَجْمَعَ الْبَحْرَيْنِ اَوْ اَمْضِيَ حُقُبًا

“Hani Mûsâ, beraberindeki gence şöyle demişti: “İki denizin birleştiği yere varıncaya kadar durmayacağım, ya da uzun zaman gideceğim.” (Kehf 18/60)

Feta’nın üç temel manası vardır: “genç, yiğit, cömert”

فَلَمَّا بَلَغَا مَجْمَعَ بَيْنِهِمَا نَسِيَا حُوتَهُمَا فَاتَّخَذَ سَب۪يلَهُ فِي الْبَحْرِ سَرَبًا

“Her ikisi, iki denizin birleştiği yere varınca balıklarını unuttular. Balık, denizde bir yol tutup gitmişti.” (Kehf 18/61)

فَلَمَّا جَاوَزَا قَالَ لِفَتٰيهُ اٰتِنَا غَدَٓاءَنَاۘ لَقَدْ لَق۪ينَا مِنْ سَفَرِنَا هٰذَا نَصَبًا

“Oradan uzaklaştıklarında Mûsâ beraberindeki gence, “Öğle yemeğimizi getir, bu yolculuğumuzdan dolayı çok yorgun düştük” dedi.” (Kehf 18/62)

قَالَ اَرَاَيْتَ اِذْ اَوَيْنَٓا اِلَى الصَّخْرَةِ فَاِنّ۪ي نَس۪يتُ الْحُوتَۘ وَمَٓا اَنْسَان۪يهُ اِلَّا الشَّيْطَانُ اَنْ اَذْكُرَهُۚ وَاتَّخَذَ سَب۪يلَهُ فِي الْبَحْرِۗ عَجَبًا

“(Genç adam:) ‘Gördün mü!’ dedi, kayaya sığındığımız sırada balığı unuttum. Onu hatırlamamı bana şeytandan başkası unutturmadı. O, şaşılacak bir şekilde denizde yolunu tutup gitmişti.” (Kehf 18/63)

قَالَ ذٰلِكَ مَا كُنَّا نَبْغِۗ فَارْتَدَّا عَلٰٓى اٰثَارِهِمَا قَصَصًاۙ

“Mûsâ: “İşte aradığımız bu idi” dedi. Bunun üzerine tekrar izlerini takip ederek gerisingeri döndüler.” (Kehf 18/64)

فَوَجَدَا عَبْدًا مِنْ عِبَادِنَٓا اٰتَيْنَاهُ رَحْمَةً مِنْ عِنْدِنَا وَعَلَّمْنَاهُ مِنْ لَدُنَّا عِلْمًا

“Bu arada ikisi katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve kendisine ilim öğrettiğimiz kullarımızdan birini buldular.”(Kehf 18/65)

Bu 6 âyet, ilim yolu için bize şu mesajları verir:

1- İlim yolu, rehbersiz ve hocasız olamaz.
2- 
İlim yolu, azıksız ve hazırlıksız yürünemez.
3- İlim yolu, aşksız, sevdasız ve iştiyaksız gidilemez.
4- İlim yolu, sabır etmeden, sebat gösterilmeden tamamlanamaz.
5- İlim yolu, haddini bilmeden menzile, çıkanı vardıramaz.

Şimdi gelelim Mâide sûresindeki 6 âyete… Bu 6 âyeti de Hz. Yûşa ekseninde okuduğumuzda; ideal asker/komutan, lider/imam ve fatih olmanın yollarını öğrenmiş oluyoruz.

وَلَقَدْ اَخَذَ اللّٰهُ م۪يثَاقَ بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَۚ وَبَعَثْنَا مِنْهُمُ اثْنَيْ عَشَرَ نَق۪يبًاۜ وَقَالَ اللّٰهُ اِنّ۪ي مَعَكُمْۜ لَئِنْ اَقَمْتُمُ الصَّلٰوةَ وَاٰتَيْتُمُ الزَّكٰوةَ وَاٰمَنْتُمْ بِرُسُل۪ي وَعَزَّرْتُمُوهُمْ وَاَقْرَضْتُمُ اللّٰهَ قَرْضًا حَسَنًا لَاُكَفِّرَنَّ عَنْكُمْ سَيِّـَٔاتِكُمْ وَلَاُدْخِلَنَّكُمْ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۚ فَمَنْ كَفَرَ بَعْدَ ذٰلِكَ مِنْكُمْ فَقَدْ ضَلَّ سَوَٓاءَ السَّب۪يلِ

“Andolsun ki Allah İsrâiloğulları’ndan söz almıştı. Onlardan on iki de nakîb (temsilci) göndermiştik. Allah onlara şöyle demişti: “Ben sizinle beraberim. Eğer namazı dosdoğru kılarsanız, zekâtı verirseniz, peygamberlerime iman eder ve onları desteklerseniz, bir de Allah rızası için borç verirseniz andolsun ki sizin günahlarınızı örterim ve sizi mutlaka altından ırmaklar akan cennetlere koyarım. Artık bundan sonra içinizden kim inkâr ederse kesinlikle doğru yoldan sapmış olur.” (Mâide 5/12)

Bu âyette dikkat çekilen 5 sorumluluk:

1- Namazı dosdoğru kılmak
2- Zekâtı tastamam vermek
3- Peygamberlere iman edip, yollarını yol olarak edinmek
4- Peygamberlerin davasına sahip çıkıp, o davayı desteklemek
5- Karz-ı Hasen’i yani Allah’a güzelce borç vermenin adı olan infakları çoğaltmak 

يَا قَوْمِ ادْخُلُوا الْاَرْضَ الْمُقَدَّسَةَ الَّت۪ي كَتَبَ اللّٰهُ لَكُمْ وَلَا تَرْتَدُّوا عَلٰٓى اَدْبَارِكُمْ فَتَنْقَلِبُوا خَاسِر۪ينَ

“Ey kavmim! Allah’ın size yazdığı kutsal yere girin, ardınıza dönmeyin, yoksa kaybedenler olarak dönersiniz” demişti.” (Mâide 5/21)

قَالُوا يَا مُوسٰٓى اِنَّ ف۪يهَا قَوْمًا جَبَّار۪ينَۗ وَاِنَّا لَنْ نَدْخُلَهَا حَتّٰى يَخْرُجُوا مِنْهَاۚ فَاِنْ يَخْرُجُوا مِنْهَا فَاِنَّا دَاخِلُونَ

“Dediler ki: “Ey Mûsâ! Orada zorba bir topluluk var, onlar oradan çıkmadıkça biz oraya asla giremeyiz. Ama oradan çıkarlarsa biz hemen gireriz.” (Mâide 5/22)

قَالَ رَجُلَانِ مِنَ الَّذ۪ينَ يَخَافُونَ اَنْعَمَ اللّٰهُ عَلَيْهِمَا ادْخُلُوا عَلَيْهِمُ الْبَابَۚ فَاِذَا دَخَلْتُمُوهُ فَاِنَّكُمْ غَالِبُونَ وَعَلَى اللّٰهِ فَتَوَكَّلُٓوا اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَ

“Allah’ın nimetine mazhar olan ve sorumluluk bilinciyle yaşayanlardan iki (yiğit) kişi şöyle dedi: “Kapıdan üzerlerine hücum edin; oraya girdiğiniz an artık kesinlikle siz galipsiniz. Eğer müminler iseniz ancak Allah’a güvenin.” (Mâide 5/23)

Âyette bahsedilen iki kişi kim?

Yûşa b. Nûn
Kaleb b. Yufenna

Mâide 23’de sayılan 7 temel özellik:

1- رَجُلَانِ / Kahramanlık sahibi: Yiğit, cesur, korkusuz, bahadır ve cengâver adam
2- يَخَافُونَ / Havf sahibi: Allah’tan hakkıyla korkan adam
3- اَنْعَمَ اللّٰهُ عَلَيْهِمَا / Nimetler sahibi: Allah tarafından nimetlere mazhar olmuş adam
4- ادْخُلُوا عَلَيْهِمُ الْبَابَۚ / Cesaret sahibi: Kapıdan girecek kadar cesur adam
5- غَالِبُونَ / Galibiyet sahibi: Galibiyeti sadece ve sadece Allah’tan bilen adam
6- فَتَوَكَّلُٓوا / Tevekkül sahibi: Allah’a gerçek manada sırt dayayan adam
7- مُؤْمِن۪ينَ / İman sahibi: Allah’a gerçek manada iman eden ve imanında şüphe etmeyen adam

قَالُوا يَا مُوسٰٓى اِنَّا لَنْ نَدْخُلَهَٓا اَبَدًا مَا دَامُوا ف۪يهَا فَاذْهَبْ اَنْتَ وَرَبُّكَ فَقَاتِلَٓا اِنَّا هٰهُنَا قَاعِدُونَ

“Dediler ki: “Ey Mûsa! Onlar orada bulundukça, biz oraya asla girmeyeceğiz. Sen ve Rabbin gidin, onlarla savaşın. Biz burada oturacağız.” (Mâide 5/24)

قَالَ رَبِّ اِنّ۪ي لَٓا اَمْلِكُ اِلَّا نَفْس۪ي وَاَخ۪ي فَافْرُقْ بَيْنَنَا وَبَيْنَ الْقَوْمِ الْفَاسِق۪ينَ

“Mûsâ, “Rabbim! Ben kendimden ve kardeşimden başkasına söz geçiremiyorum. Artık bizimle bu yoldan çıkmış kavim arasında sen hükmet” dedi.” (Mâide 5/25)

قَالَ فَاِنَّهَا مُحَرَّمَةٌ عَلَيْهِمْ اَرْبَع۪ينَ سَنَةًۚ يَت۪يهُونَ فِي الْاَرْضِ فَلَا تَأْسَ عَلَى الْقَوْمِ الْفَاسِق۪ينَ۟

“Allah, şöyle dedi: “O hâlde, orası onlara kırk yıl haram kılınmıştır. Bu süre içinde yeryüzünde şaşkın şaşkın dönüp dolaşacaklar. Artık böyle yoldan çıkmış kavme üzülme.” (Mâide 5/26)

Kur’ân Hz. Yûşa’nın şahsiyetini iki anahtar kavram üzerinden bize verdi: Feta ve Racül…

Hz. Yûşa’da bir feta olarak ve bir racül olarak fütüvvet nesli yetiştirdi.

Önemli iki cümle:

Kudüs’e âşık bir nesil yetiştirmeden Kudüs fethedilemiyor…
Fütüvvet ahlâkını kuşanmadan da Kudüs’e âşık bir nesil yetiştirilemiyor…

Hadis-i Şerîfler’de Hz. Yûşa (as)

Efendimiz’in (sas) kutlu beyanlarını biz 3 ana konuya ayırabiliriz:

1- Kudüs’ün fethi nasıl mümkün olabilir?
2- Allah’ın (cc) yardımı nasıl bir boyuta ulaşabilir?
3- Helak, bir kavme nasıl ve ne için gelebilir?

Soruların cevapları:

1- Kudüs’ün fethi nasıl mümkün olabilir?
Derin bir aşk ve sarsılmaz bir ihlâs ile

2- Allah’ın (cc) yardımı nasıl bir boyuta ulaşabilir?
Güneş dâhil her şeyi ama her şeyi hak edenin hizmetine vermesi ile

3- Helak, bir kavme nasıl ve ne için gelebilir?
Zalimi sevme, zalimi destekleme ve zalim ile arana mesafeler koymama ile

Şimdi bu rivayetler bir hatırlayalım:

“Peygamberlerden bir peygamber gazaya/sefere çıkmak üzereyken kavmine şöyle dedi:

Nikâhla bir kadına sahip olup onunla ilk geceyi geçirmek istemesine rağmen halen bunu yapamamış bir erkek/damat bana tâbi olmasın. (yâni benimle beraber cihâda gelmesin).

Başka biri ev yapmış fakat tavanını çekememişse yani çatısını bitirmemişse o da benimle gelmesin!

Bir başkası koyun veya gebe develer satın almış doğurmalarını bekliyorsa o da gelmesin!” (Buhârî, “Humus”, 8, “Nikâh”, 58, Müslim, “Cihad”, 32)

40 yıl boyunca bir nesil yetiştirmiş Hz. Yûşa; fütüvvet nesli, işin nihayetinden sefer günü gelip çattığında ordusunu toplamış, onlara bir konuşma yapıyor ve üç şey söylüyor:

1- Aklı yeni evlendiği hanımında kalan bizimle gelmesin.
2- Kalbi yeni yaptırdığı evinde kalan bizimle gelmesin.
3- Zihni koyun ve develerinde yani malında, ticaretinde kalan bizimle gelmesin.

Mesajlar:

1- Kudüs’ü kendine şan, şöhret, itibar kazanmaya vesile kılmak isteyen bizimle gelmesin.
2- Kudüs’ü takipçi kazanmaya ve beğenilme arzusunu gidermeye çalışmak isteyen bizimle gelmesin.
3- Kudüs’ü tabelasına, grubuna, aidiyetine adam toplamaya araç kılmak isteyen bizimle gelmesin.
4- Kudüs’ü ticaretine, kazancına ve rantına menfaat kazandırma amacı taşıyan bizimle gelmesin.
5- Kudüs’ü siyasetine, iktidarına ve mülküne güç devşirme planı olan bizimle gelmesin.

Hadisin devamında Efendimiz (sas) diyor ki:

“Peygamber bu talimatı verdikten sonra gazaya gitti ve nihayet ikindi namazı vaktinde yahut buna yakın bir zamanda fethedeceği beldeye yaklaşınca güneşe hitaben: “Sen bir memursun, ben de bir memurum!” dedi ve: “Ey Allah’ım! Bu güneşi bizim üzerimizde biraz daha durdur!” diye dua etti. Müteakiben Allah bu peygambere fetih verinceye kadar güneş onun üzerinde durduruldu.”

“Neticede o peygamber ganimetleri topladı. Derken onları kabul etmesi için (gökten bir) ateş geldi. Fakat ateş, o ganimetleri kabul etmedi. Bunun üzerine peygamber, ordusuna: “Sizin içinizde ganimet malına hıyanet eden biri vardır. Dolayısıyla her bir kabileden bir kimse bana biat etsin!” dedi. (Biat ettiler.) Bu biat sırasında birisinin eli o peygamberin eline yapıştı. Peygamber: “Hıyanet muhakkak sizin içinizdedir. Binâenaleyh senin kabilenin tamamı benimle bir daha biatlesin” dedi.  

Kabilenin tamamı biatlaştı. Bu sırada iki veya üç kişinin elleri peygamberin eline yapıştı. Peygamber: “Hıyanet fiili sizdedir, sizler hıyanet ettiniz!” dedi. Akabinde onlar sığır başı gibi altından bir baş getirdiler ve bunu yere koydular. Akabinde ateş geldi ve o ganimet malını yaktı.”

Bunları Efendimiz (sas) anlattıktan sonra dedi ki:

“Sonra Allah bizler için ganimeti helâl kıldı. Allah bizim zayıflığımızı ve aczimizi gördü de ganimetleri bize helâl kıldı dedi.” (Buhârî, “Humus”, 8, “Nikâh”, 58, Müslim, “Cihad”, 32)  

Allah’ın (cc) yardımı nasıl bir boyuta ulaşabilir?

“Yûşa’nın Beytülmakdis’e yürüdüğü geceler dışında hiçbir insan için güneş tutulmuyordu.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 14/65)

“Peygamber bu talimatı verdikten sonra gazaya gitti ve nihayet ikindi namazı vaktinde yahut buna yakın bir zamanda fethedeceği beldeye yaklaşınca güneşe hitaben: “Sen bir memursun, ben de bir memurum!” dedi ve: “Ey Allah’ım! Bu güneşi bizim üzerimizde biraz daha durdur!” diye dua etti. Müteakiben Allah bu peygambere fetih verinceye kadar güneş onun üzerinde durduruldu.” (Buhârî, “Humus”, 8, “Nikâh”, 58, Müslim, “Cihad”, 32)

Beyhakî’nin Delâil’inde geçen güzel bir rivayet …(Beyhakî, Delâil, 2/404)

Helak, bir kavme nasıl ve ne için gelebilir?

Atâ’dan rivayetle; “Cenâb-ı Hak, Yûşa b. Nun’a vahiy gönderdi. “Ben senin kavminin iyilerinden kırk bin, kötülerinden de altmış bin kişiyi helâk edeceğim.” dedi. Yûşa (as): “İyilerin suçu nedir ki onları helâk ediyorsun?” diye sorunca Allah: “Onlar, zalimlerle yer ve içerler (zalimlerle aralarını ayırmazlar) ayrıca benim gazabımdan dolayı da onlara gadaplanmadılar!” dedi.” (Beyhakî, Şuabü’l-Îmân, 7/35)

(390)