Hz. Davud’u (as) Peygamberimiz’den (sas) Dinleyelim! | Muhammed Emin Yıldırım

Sîret-i Enbiyâ derslerimizde Hz. Dâvûd (as) ile alakalı yürüyüşümüze devam ediyoruz. Muhammed Emin Yıldırım hocamız bu hafta “Hz. Dâvûd’u (as) Peygamberimiz’den (sas) Dinleyelim!” serlevhası altında dersini yaptı. Hadisler ışığında Hz. Dâvûd’un ne gibi özellikleri olduğunu; onun dualarını, yönetim ve idare ahlâkının temellerini çok önemli mesaj ve vurgularla anlattı.  

Dersten Cümleler 

El-Vahîd isminin hürmetine bizleri topla Allah’ım!  

El-Kahhâr isminin hürmetine zalimleri kahreyle Allah’ım! 

Sîret-i Enbiyâ derslerimizde Hz. Dâvûd’dayız, kendisinden hüküm, siyaset, adâlet, ahlâk, ibadet ve daha nice önemli meseleyi öğreneceğimiz bu büyük İslâm peygamberini bugün biraz olsun hadisler bağlamında öğrenmeye gayret edeceğiz.  

Hatırlarsanız geçen dersimizde 5 başlık belirlemiştik, o 5 başlığın ilk 3’ünü işlemiş, ikisini ise bu derse bırakmıştık. Neydi o 5 başlık?   

1- Hz. Dâvûd’un soyu ve ailesi  
2- Hz. Dâvûd’un isminin anlamı ve mesajları  
3- Hz. Dâvûd’un Kur’ân-ı Kerîm’de nasıl anlatıldığı  
4- Hz. Dâvûd’un Hz. Peygamber’in (sas) lisanında nasıl anlatıldığı  
5- Hz. Dâvûd’a verilen Zebûr’un özellikleri ve mesajları   

Öncelikle şunu bilelim ki Efendimiz’in (sas) şimdiye kadar anlattığımız peygamberler içerisinde en fazla değindiği peygamber Hz. Dâvûd’dur. Tekrarları saymazsak, 40’ın üzerinde farklı rivayet ile Efendimiz (sas) bize Hz. Dâvûd’u anlatır.   

“Aldatan bizden değildir.” Bu hadisi biz, 500-600 sayfalık bir kitap olabilecek nitelikte anlatabiliriz…  

Burada iki soru soralım:    

– Bir siyaset nasıl nebevî siyaset olabilir?  
– Bir yönetim nasıl adil yönetim olabilir?  

Bir siyaset nasıl nebevî siyaset olabilir?  

İlkelerini, esaslarını ve ölçülerini vahyin belirlediği, peygamberlerin ise rehberlik ettiği bir siyaset ancak nebevî siyaset olabilir.  

Bir yönetim nasıl adil yönetim olabilir?  

Hiçbir aidiyete, mensubiyete ve menfaate takılmadan şeriat/hukuk esas alınarak verilen hükümlerle şekillenen bir yönetim ancak adil bir yönetim olabilir.   

Hz. Dâvûd ile alakalı 40 hadisten elde edilen 10 kavram:  

1- Tevhid  
2- Zikir  
3- Tesbih  
4- Takva  
5- Tazim  
6- 
Tedbir  
7- Tevekkül  
8- Kanaat  
9- Tecdid   
10- Dua   

Kanaat varsa adâlet olur.   
Takva varsa; emanet şuuru olur.   
Zikir varsa; merhamet, muhabbet olur.   

Şimdi bu 10 temel anahtar kavramı birer cümle ile anlamaya çalışalım:  

1- Tevhid  
Bir olanı, birlemek!    

2- Zikir  
Bir olanı, sürekli zihinde ve akılda tutmak! 

3- Tesbih  
Bir olanı, sürekli iç ve dış dünyada, dolayısı ile gündemde tutmak!  

4- Takva  
Bir olanın, yüklediği sorumlulukları büyük bir hassasiyet ile yerine getirmeye çalışmak!  

5- Tazim  
Bir olana, gösterilen saygı ve ihtiramı başka hiçbir şeye göstermemek!  

6- Tedbir  
Bir olanın, sebepler dairesinde istediği adımları yerine getirmek!  

7- Tevekkül  
Bir olana, işi ve neticeyi havale ederek, asla haddi aşmamak!  

8- Kanaat  
Bir olanın, takdir ettiği her şeye rıza gösterip teslim olmak!  

9- Tecdid   
Bir olanın, şeriatinin daha iyi anlaşılması için eskiyen zihinleri yenilemek!  

10- Dua  
Bir olandan hiçbir zaman umut kesmeden yakarışları ve niyazları ortaya koymak!   

قَالَ رَبِّ اغْفِرْ ل۪ي وَهَبْ ل۪ي مُلْكاً لَا يَنْبَغ۪ي لِاَحَدٍ مِنْ بَعْد۪يۚ اِنَّكَ اَنْتَ الْوَهَّابُ  

“Süleyman: Rabbim! Beni bağışla; bana, benden sonra kimsenin ulaşamayacağı bir hükümranlık ver. Şüphesiz sen, daima bağışta bulunansın, dedi.” (Sâd 38/35)   

Tevhid  

Ali el-Ezdî’den rivayet edildiğine göre Hz. Dâvûd (as) şöyle diyordu: “Allah’ım! Saptıran zenginlikten, unutkanlık veren fakirlikten, kendi arzularına razı olmaktan ve utanç veren davranışlardan sana sığınırım.” (İbn Ebî Şeybe, Musannef, 6/48)  

Kâ’b el-Ahbâr’dan rivayetle; Hz. Dâvûd’un (as) her gece üç defa şöyle dediği nakledilir: “Allah’ım! Bu gece gökten yeryüzüne inen her musibetten beni koru! Allah’ım! Bu gece gökten yeryüzüne inen her iyiliğe beni de ortak eyle!” (İbn Ebî Şeybe, Musannef, 10/276)  

Abdullah b. Abbas’ın naklettiğine göre Resûlullah (sas) şöyle buyurdu: “Hz. Dâvûd, Rabbi ile konuşurken: ‘Ey Rabbim! En fazla sevdiğin kulun kimdir? Ben de onu Senin sevginle seveyim!’ diye sordu. Yüce Allah: ‘Ey Dâvûd! En fazla sevdiğim kul; kalbi ve elleri temiz olan, kimseye kötülük yapmayan ve söz taşımayandır. Dağlar yok olsa da Beni seven, Beni seveni seven, Beni kullarıma sevdiren kişi yok olmaz!’ buyurdu.  

Dâvûd: ‘Ey Rabbim! Seni ve Seni seveni sevdiğimi biliyorsun. Ancak Seni kullarına nasıl sevdireyim?” diye sorunca, Yüce Allah: ‘Onlara âyetlerimi, musibetlerimi ve nimetlerimi hatırlat. Ey Dâvûd! Mazlum kişiye yardım eden veya ona destek olanın, ayakların kayacağı günde ayaklarını sabit kılarım!’ buyurdu.” (Beyhakî, Şu’abü’l-îmân,  6/119)  

Abbas el-Ammî naklediyor; Hz. Dâvûd şöyle yakarırdı: “Allah’ım! Seni bütün noksanlıklardan tenzih ederim. Sen benim Rabbimsin ve yüce olan arşın sahibisin. Sen, kendi korkunu göktekilerin ve yerdekilerin kalbine koydun. Yarattıklarından, Senden en fazla korkanları kendine en yakın olanlar kıldın. Senden korkmayanın nasıl bir ilmi olabilir ki? Veya Senin emrine itaat etmeyenin nasıl bir hikmeti olabilir ki?” (İbn Ebî Şeybe, Musannef, 14/439)  

Zikir  

Ebû Hureyre’den rivayet edilen bir hadiste belirtilmiştir ki: “Dâvûd’a kıraat kolaylaştırılmıştır. O bineğinin hazırlanmasını emreder ve daha bineği hazırlanmadan Zebûr’u okurdu.”  (Buhârî, “Enbiyâ”, 37)  

İbn Abbas’dan rivayet edildiğine göre; Allah (cc) Dâvûd’â (as) şöyle vahyetti: “Zalimlere de ki: Onlar beni anmıyorlar, çünkü beni ananları anmak benim görevimdir ve eğer onları anarsam onları anmam sadece onlara lanet etmek olur.” (İbn Ebî Şeybe, Musannef, 11/558)  

Tesbih  

Hasan-ı Basrî naklediyor, diyor ki: “Hz. Dâvûd şöyle derdi: İlahî! Şayet bedenimdeki her kılın iki dili olsa da gece gündüz Seni tesbih etseler yine de bana verdiğin nimetlerin hakkını tam anlamı ile Sana ödeyemem.” (İbn Ebî Şeybe, Musannef, 13/250)  

Hz. Âişe’den rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber, Ebû Mûsâ el-Eş’arî’nin sesini işittiğinde şöyle buyurmuştur: “Ebû Mûsâ’ya Dâvûd’un sedasından bir seda verilmiştir.”  (Müslim, “Salâtü’l-müsâfirîn”, 34)  

Ebû Hureyre’den gelen rivâyette “Resûlullah mescide girdiğinde bir adamın Kur’ân okuduğunu duydu ve bu kimdir?” diye sorunca kendisine Abdullah b. Kays cevabı verildi. Bunun üzerine Resûlullah, “Bu adama Dâvûd ailesinin nağmelerinden bir nağme/bir güzel ses ahengi verilmiştir.” buyurdu. (Buhârî, “Fezâilü’l-Kur’ân”, 31; Müslim, “Salâtü’l-müsâfirîn”, 34)  

Takva  

Abdullah b. Amr’ın bildirdiğine göre Hz. Peygamber kendisine şöyle tavsiyede bulunmuştur: “Allah’a en sevimli olan oruç, Dâvûd Peygamber’in orucudur. Dâvûd bir gün oruç tutar, bir gün tutmazdı. Allah’a en sevimli gelen namaz da yine Dâvûd Peygamber’in namazıdır, O gecenin yarısını uyur, üçte birinde namaz kılar, altıda birinde tekrar uyurdu.” (Buhârî, “Enbiyâ”, 37, “Teheccüd”, 7; Müslim, “Sıyâm”, 188)   

Tazim  

Ubey b Ka’b (ra) şöyle dedi: “Allah Teâla, kulu ve peygamberi Dâvûd’a (as) bir Ev inşa etmesini emretti. Dâvûd (as) ‘Ya Rabb! Ev nerede olacak?’ diye sordu. Allah Teâla ‘Meleğin kılıcını çekmiş hâlde gördüğün yerde.’ diye buyurdu. Dâvûd (as) bir kayanın üzerinde bir meleği böyle gördü. Orada o günlerde İsrâiloğulları’ndan bir gencin koyunları vardı. Dâvûd (as) gence yaklaştı ve ‘Allah Teâla bana burada bir Ev inşa etmemi emretti.’ dedi. Genç, ‘Allah rızam olmadan burayı almanı mı emretti?’ diye sordu. Dâvûd (as) ‘Hayır’ dedi. Bunun üzerine Allah Teâla Dâvûd’a (as) ‘Dünyanın hazineleri senin elindedir. Onu satın alarak memnun et!’ diye vahyetti. Dâvûd (as) gence tekrar gitti ve ‘Allah bana seni razı ederek burayı satın almamı emretti. Sana bunun karşılığında bir kantar altın vereceğim.’ dedi. Genç ‘Peki ya bir kantar altından daha iyi bir şey olursa?’ dedi. Dâvûd (as) ‘Daha iyi bir şey olamaz.’ dedi. Genç ‘O zaman yerimi sana satarım.’ dedi. Dâvûd (as) gence üç kantar altın verdi. Genç, Dâvûd’a (as) ‘Yerimi sana sattığım için pişmanım!’ demeye başladı. Dâvûd (as) ‘Neden pişman oldun?’ diye sordu. Genç, Dâvûd (as) ile dokuz kantar altın karşılığı oluncaya dek pazarlık yaptı. Sonunda genç pes etti, yerini Dâvûd’a (as) dokuz kantara sattı.” (Beyhakî, Sünen, 6/277)   

Tedbir  

Abdulaziz b. Ömer den rivayetle; “Allah (cc) Hz. Dâvûd’a: Ey Dâvûd! Beni talep eden birini gördüğün zaman ona hizmetçi ol!  Ey Dâvûd! Rızık konusunda sabret ki, sana yardım gelsin!” diye vahyetti.” (Beyhakî, Şuʿabü’l-îmân, 7/190, 191)  

Tevekkül  

Ebû Hüreyre, Hz. Peygamber’den şöyle aktarmaktadır: “İki kadın ve beraberlerinde onların iki erkek çocukları vardı. (Bunlar yolda giderlerken) kurt geldi, bunlardan birisinin çocuğunu kapıp gitti. Bunun üzerine (yaşça büyük) kadın, arkadaşı küçük kadına “Kurt senin çocuğunu götürdü” dedi. Diğer kadın da “Hayır, senin çocuğunu götürdü” dedi. Nihayet bu iki kadın muhakemelerini Dâvûd’a arzettiler. O da büyük kadın lehine hükmetti (Kurdun kaptığı çocuk, küçük kadının olmuş oldu). Bunlar mahkemeden çıkıp Dâvûd’un oğlu Süleyman ‘a gittiler. Ve babasının hükmünü yeniden ona bildirdiler. O da “Bana bir bıçak getirin de çocuğu iki kadın arasında paylaştırayım” dedi. Bunun üzerine küçük kadın “Aman öyle yapma! Allah sana merhamet etsin! Çocuk bu kadınındır.” dedi. Süleyman bu söz üzerine çocuğun küçük kadının olduğuna hükmetti.” (Buhârî, “Enbiyâ”, 40, “Ferâiz”, 30; Müslim, “Hudûd”, 20; Nesâî, “Âdâbu’k-Kudâd”, 14-16)  

Ebû Zer’den rivayetle; Efendimiz (sas) şöyle buyurmuştur: “Hz. Dâvûd (as) Allah’a şöyle dua etti: ‘Ey Allah’ım! Kulların senin evine geldiklerinde onlara ne vaad edersin? Muhakkak ki her ziyarete gelenin ziyaret edilen kişiye bir hakkı vardır.’ Allah Teâla da Hz. Dâvûd’a (as) şöyle cevap verdi: ‘Ey Dâvûd! Onların hakkı, onları dünyada affetmem ve onlarla karşılaştığımda ise onları bağışlamamdır.”  (Taberânî, Müsnedü’ş-Şâmiyyîn, 1/382)  

Kanaat  

“Kişinin yediğinin en güzeli kendi kazandığıdır. Allah’ın nebisi Dâvûd da kendi eliyle kazandığını yerdi.” (Buhârî, “Büyû’”, 15, “Enbiyâ”, 37)  

Bişr b. Hazn el-Nasrî’den rivayet edildiğine göre; “Deve ve koyun sahipleri Peygamber Efendimiz’in yanında övündüler. Bunun üzerine Efendimiz (sas) de şöyle buyurdu: “Mûsâ Aleyhisselam peygamber olarak gönderilmişti, kendisi koyun güderdi. Dâvud Aleyhisselam peygamber olarak gönderilmişti, o da koyun güderdi. Ben de peygamber olarak gönderildim ve Ecyad’da ailemin koyunlarını güderdim.” (İbn Ebî Şeybe, Musannef, 2/21)  

Hişâm babasından naklediyor: “Hz. Dâvûd elinde bir sepet hurma yaprağı varken insanlara hitap ederdi. Konuşması bitince de yanındaki birine satması için elindeki o sepeti verir, işine bakardı.” (İbn Ebî Şeybe, Musannef, 13/248)  

Tecdid   

Abdurrahman b. Ebî Leyla’dan rivayetle Efendimiz (sas) şöyle buyurdu: “Hz. Dâvûd şöyle derdi: Yetime karşı merhametli baba gibi ol ve bil ki ektiğini biçersin. Unutma ki güzelliğiyle beraber kocasına karşı saliha olan kadın, erkek için altınla süslenmiş taç gibidir. Kocası için kötü kadın, ihtiyar birinin sırtındaki ağır yük gibidir. Bir kavmin ahmağına konuşmak, ölüye şarkı söylemek gibidir. İhtiyaç anında sana yardım etmeyen, unuttuğunda hatırlatmayan dosttan Allah’a sığın. Zenginlikten sonra fakirlik, hidâyetten sonra dalâlet ne kötüdür.” (Beyhakî, Şu’abü’l-îmân, 7/473)  

Dua   

Hz. Dâvûd’un duaları epey fazladır. Onlardan sadece iki tanesini aktaracağız.  

Ebû Abdullah el-Bedelî naklediyor; Hz. Dâvûd şöyle dua ederdi: “Allah’ım! Gözü beni (kötü olarak) gören, kalbi ise beni yine (kötü olarak) gözetleyen, bir iyiliğimi gördüğünde gizleyen, kötü bir şeyimi gördüğünde ise bunu ifşa edip yayan bir komşudan sana sığınırım.” (İbn Ebî Şeybe, Musannef, 13/206)   

Ebü’d-Derdâ radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Davut Aleyhisselâm şöyle dua ederdi:   

اللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ حُبَّكَ، وَحُبَّ مَنْ يُحِبُّكَ، وَالعَمَلَ الَّذِي يُبَلِّغُنِي حُبَّكَ،  

 اللَّهُمَّ اجْعَلْ حُبَّكَ أَحَبَّ إِلَيَّ مِنْ نَفْسِي وَأَهْلِي، وَمِنَ الْمَاءِ البَارِد  

“Allah’ım! Senden Seni sevmeyi, Seni sevenleri sevmeyi ve Senin sevgine ulaştıracak amelleri sevmeyi dilerim. Allah’ım! Senin sevgini bana canımdan, ailemden ve (sıcak bir günde) soğuk sudan daha ileri kıl!” (Tirmizî, “Daavât”, 73; “Tefsîrü’l-Kur’ân”, 39)  

Bu rivayeti naklederken Ebû’d Derdâ diyor ki: “Resûlullah (sas), Dâvûd’u andığı zaman ondan bahseder ve insanların en çok ibadet edeniydi.”  

Resûlullah, bir gün uzunca bir dua edince Ebü Umâme dedi ki: “Ey Allah’ın Rasûlü! Uzunca bir dua yaptınız bundan bir şey ezberleyemedik.”   

Bunun üzerine Resûlullah şöyle buyurdu: “Size tüm duaları toplayan bir dua öğreteyim mi? Şöyle dua edersiniz: “Allah’ım! Peygamber’in Muhammed (as), senden hayır namına ne istemişse biz de istiyoruz ve Peygamber’in Muhammed (as), neyin şerrinden sana sığınmışsa biz de sığınıyoruz. Yardımına müracaat edilen tek kapı sensin eninde sonunda sana ulaşacağız hiçbir güç ve kuvvet yoktur ancak tüm güçler senin elindedir.”  (Tirmizî, “Daavât”, 89)

(209)