Sünnet ve Mağfiret İle Azaptan Kurtulmak

Cumartesi derslerimiz gündeme özel Muhammed Emin Yıldırım hocamızın yaptığı derslerle devam ediyor. Bu haftaki dersimizin serlevhası “Sünnet ve Mağfiret İle Azaptan Kurtulmak” idi. Hocamız, Enfâl Sûresi’nin 33. ayetinin gölgesinde başımıza gelen bu büyük musibetten nasıl kurtulacağımız yönünde bizlere çok önemli mesajlar paylaştı. Özellikle topluca tevbe etme zorunluluğumuz ve bunun nasıl olması gerektiği konusunda hocamızın söyledikleri şu an ciddi bir şekilde üzerinde durmamız gereken meselelerdendi. İstifadeye vesile olmasını Rabbimizden niyaz ediyoruz.

Dersten Cümleler  

Biz bu millete Tevhidi, Teslimiyeti, Tevekkülü, Tazimi, Tevbeyi, Takvayı tam anlamı ile anlatamamışız… 

Ümmet-i Muhammed gibi konuşuyoruz ama Ümmet-i Musa gibi yaşıyoruz.  

İsrâiloğullarının Özellikleri 

İsrâiloğulları Allah’a inanmalarına rağmen, Allah’a tam anlamı ile güvenmiyorlardı. (Bakara 2/61)

İsrâiloğulları peygamberlerine inanmalarına rağmen, cehaleti hakikatle değiştiriyorlardı. (A’raf 7/78)

İsrâiloğulları ahirete inanmalarına rağmen, dünyayı ahiretin önüne almışlardı. (Bakara 2/96) 

İsrâiloğulları kendilerine gönderilen vahye inanmalarına rağmen, kitaba uyacaklarına kitabı kendilerine uydurmaya çalışıyorlardı. (Bakara 2/85) 

İsrâiloğulları bir çok imtihana ve mucizeye şahit olmalarına rağmen, kalplerini bir türlü yumuşatamıyorlardı. (Bakara 2/74)

İsrâloğulları üzerinden bir değerlendirme: 

Allah’a güvensizlik var mı yok mu?
İlim yerine cehaleti kuşanmak var mı yok mu?
Dünyaya büyük bir hırs ile yapışmak var mı yok mu? 
Kitab’a uyacağımıza, Kitab’ı kendimize uydurmaya çalışmak var mı yok mu?
Allah’ım! Sen bizim merhametsizliklerimize rağmen yinede bize merhamet eyle!

“Ey Allah’ım! ‘Eğer bu Kitap senin katından gelmiş bir gerçekse üzerimize gökten taş yağdır yahut bize elem verici bir azap getir!’ demişlerdi.” (Enfâl 8/32) 

 “Hâlbuki sen onların içinde iken Allah, onlara azap edecek değildir. Ve onlar mağfiret dilerlerken de Allah onlara azap edici değildir.” (Enfâl 8/33)  

Ayetin Mesajları 

Peygamberin Allah katında değer ve kıymeti
Peygamberin varlığının önemi
Peygambere ittibanın kazançları
Azap ve helakın yasası
Azabı önleyecek olan en önemli meselenin tevbe oluşu hakikati  
Peygamber varken azap yok; ama Peygamber yoksa azap var.
İstiğfar varken azap yok; ama istiğfar yoksa azap var. 

Sünnette ittiba nelere vesile olacak?

Biz Sünnet ile ayağa kalkacağız.
Sünnet ile insanlığı ayağa kaldıracağız.
Sünnet ile daralan ufuklarımızı genişleteceğiz. 
Sünnet ile kaybolan umutlarımızı yeniden yeşerteceğiz. 
Sünnet ile insanlığa şahit ümmet olma sorumluluğumuzu yerine getireceğiz. 
Sünnet, Müslümanca düşünmek ve Müslümanca yaşamaktır. 

Müslümanca düşünmek için ne yapmalıyız?

Kalplerimizi arındırmalı
Akıllarımızı çalıştırmalı 
Zihinlerimizi berraklaştırmalı   
Bedenlerimizi hareketlendirmeli
Hayatlarımızı planlamalı 

Urve b. Mes’ûd: “Ey Kureyş topluluğu! Ben Kisra’nın, Kayser´in ve Necâşî´nin saraylarına gittim… Ben nice hükümdarlar gördüm. Muhammed´e (sas) ashabının hürmet ettiği gibi, milleti tarafından hürmet edilen hiçbir hükümdar görmedim. Ben onun etrafında Muhammed´î (sas) asla teslim etmeyecek bir topluluk gördüm…”

Ebû Süfyân: “Size, hepsinin kalpleri tek bir kalbe bağlı olan bir topluluktan geliyorum.” (Abdürrezzâk, Musannef, V/375-376)

Eğer Sâhabenin anladığı gibi bir sünnet anlayışımız olsaydı: 

İmanı her şeyin öncesinde ve üstünde görürdük.
Kurtulma derdimiz olduğu için kurtarmak için çırpınırdık.
Hiçbir alanda kimseye bağımlı bir halde yaşamazdık. 
Yaptığımız her işi en kaliteli bir şekilde yapardık. 
Şahıslara bağlılığı değil değerlere bağlılığı esas alırdık.

İstiğfar; kişinin günahlarından dolayı pişman olması ve bunların bağışlanmasını Allah’tan talep etmesidir. 

İstiğfar ile Tevbe arasındaki farklar: 

İstiğfar niyet, tevbe ameldir.
İstiğfar sözlü tevbe, tevbe fiili istiğfardır.
İstiğfar günahtan vazgeçmek, tevbe sevaba yönelmektir.
İstiğfar günahtan pişman olmak, tevbe o günahın etkilerini ve izlerini silmektir.
İstiğfar dilin, kalbin, aklın ameli, tevbe bedenin diğer uzuvlarının amelidir.

Yapılan bir tevbenin kabul şartları nelerdir?

Samimi bir nedâmet/pişmanlık duymak
İşlenen günahlardan nefret etmek ve onlara geri dönmeyi ateşe girmek kadar fecî görmek
Tevbeyi sâlih amellerle desteklemek
Tevbenin, Allah’ın kabulüne muhtaç olduğunu unutmamak
Tevbede ümitsiz olmamak
Tevbeyi ertelememek

“Ey mü’minler, hep birlikte tevbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz!” (Nûr 24/31)

Topluca Tevbe Ediniz!  

Eğer tevhid akidesinden bir sapma olursa topluca tevbe ediniz. (Bakara 2/54)

Eğer nifak yayılır, imanı ve ahlakı kemirecek bir hal alırsa topluca tevbe ediniz. (Tevbe 9/74)

Eğer ihmaller çoğalır cihaddan geri kalınırsa topluca tevbe ediniz. (Tevbe 9/118)

Eğer peygamberin getirdiği mesajlardan yüz çevirirseniz topluca tevbe ediniz. (Hûd 11/3)

Eğer kuraklık, kıtlık ve kuvvetsizlik üzerinizde çoğalmışsa topluca tevbe ediniz. (Hûd 11/52)

Eğer Allah’ın inayeti size gelmiyorsa ve dualarınız icabet görmüyorsa topluca tevbe ediniz. (Hûd 11/61)

Eğer Nuh’un (as), Hûd’un (as) Salih’in (as) ve Lut’un (as) kavimlerinin başına gelenler sizin başınıza da gelsin istemiyorsanız topluca tevbe ediniz. (Hûd 11/89, 90)

Eğer iffetsizlik perdesi aralanmışsa, mahremiyet zedelenmiş, sınırlar alt-üst edilmişse kurtuluşa ermek için topluca tevbe ediniz. (Nûr 24/31)

Eğer ahirette utanmak istemiyorsanız, büyük ve çok değerli mükâfatlara mazhar olmak arzusundaysanız topluca tevbe ediniz. (Tahrim 66/8)

Eğer inanmış erkeklere ve kadınlara eziyet edip işkenceler etmişseniz yakıcı cehennem azabına uğramak istemiyorsanız topluca tevbe ediniz. (Bürûc 85/10)

Anne ve babalar

– Çocuklarımızı bir emanet bilinciyle mi yetiştiriyoruz?

– Onlara örnek olma sorumluluğumuz ile temsil makamının hakkını verebiliyor muyuz?

– Helal lokma adına istenilen hassasiyete sahip miyiz?

– Evlerimizde ve hayatlarımızda israf adına olan şeyleri ne kadar önleyebiliyoruz?

– Onların topluma, insanlığa faydalı olabilmeleri için ne gibi telkinlerde bulunuyoruz?

Talebeler

– Talebeliğin hakkı istikrardı; ben ne kadar bunu sağladım?

– İlmin hakkı istiğnaydı; ben ne kadar buna bağlı kaldım?

– Mektebin hakkı şahitlikti; ben ne kadar bu şahitliğe uygun davrandım?

– Müfredatın hakkı hakikatti; ben ne kadar bu hakikati elde etmek için bedel ödedim?

– Menhecin hakkı sadakatti; ben ne kadar bu zorlu yolun sadık yolcusu olabildim?

Hocalar

– Talebelerimizi veya cemaatimizi annece bir merhamet ile kuşatmamız gerekiyordu; bunu hakkıyla yapabildik mi? 

– İnsanlara anlayabilecekleri şekilde İslam’ı, İman’ı, Kur’ân’ı, Sünnet’i anlatmamız ve hayatımız ile göstermemiz gerekiyordu; söz ve amel noktasında istenilen oranda vazifemizi yapabildik mi? 

– Dinden konuşup asla din binasını, davet kapısını bir geçim ve menfaat edinme aracına dönüştürmememiz gerekiyordu; bunu istenilen oranda sağladık mı?

– Verasetin bir hakkı vardı, asla mülk sahiplerinden, iktidar sahiplerinden korkmadan hakikati haykırmak gerekiyordu; bunu Ahmed b. Hanbelce yapabildik mi?

– Hakkın hatırı âlidir, hiçbir hatıra feda edilmez ilkesi gereği hep hakkın hatırını öncellememiz gerekiyordu; bunu tam anlamı ile yerine getirebildik mi?

İmkân Sahipleri

– Daha çok kazanma tutkusu ile değil daha helal kazanma iştiyakı ile çalışabildik mi?

– Yanımızdaki işçilerimizi evlatlarımız gibi görüp, hak ve hukuklarına tam anlamı ile riayet edebildik mi?

– Umumi bir bela haline gelen faiz meselesinde istenilen oranda hassas davranabildik mi?

– Sadece zekâtı vermekle yetinmeyip, gönüllü vermenin adı olan infakı yerine getirme adına bir gayret içerisine girdik mi?

– Ticari alanımızı kendimize bir cihad alanı edinip, oradan ümmete fayda sağlayacak bir örneklik oluşturabildik mi? 

İdareciler

– Bize emanet edilen makamların sahibi değil şahidiyiz diyerek, şahitliğin hakkını yerine getirebildik mi?

– Yaptığımız işlerde insanların takdirinden ziyade Allah’ın rızasını öne alarak, kulluğun bize yüklediği sorumluluğu ortaya koyabildik mi?

– Elimizin altındaki tüm insanlara mutlak manada adil davranıp, haklarını ve hukuklarını en ince ayrıntısına kadar ikame edebildik mi?

– Milletin malı, tüyü bitmemiş yetimin hakkı, tek bir kuruşun hesabı deyip, kılı kırk yararcasına millete ait olan bir mumu bile kendi şahsımız ve ailemiz için kullanmama adına bir hassasiyet ortaya koyduk mu?

– Vazifelendirmelerde sadakati değil ehliyet ve liyakati esas alıp, “benim ailem, benim adamlarım, benim dostlarım” demeden hak edene hak ettiğini eksiksiz olarak verdik mi?

(519)