Karanlıklardan Kurtaran Dua (Hz. Yunus’un Duası) | Muhammed Emin Yıldırım | 4K

Siret-i Enbiyâ derslerimizde Hz. Yûnus (as) ile olan yolculuğumuza devam ediyoruz. Bu haftaki dersimizde Muhammed Emin Yıldırım hocamız, “Karanlıklardan Kurtaran Dua” serlevhasının altında, Hz. Yûnus’un Ninova’dan çıkışını, gemiye binişini, denize atılışını ve balığın gelip onun yutmasını âyetler ışığında anlattı. Çok önemli mesajlara şahit olduğumuz bu dersimizde özellikle karanlıkların nasıl bir dua ile aydınlanacağını Hz. Yûnus üzerinden anlamış olduk. Haftaya Hz. Yûnus ile alakalı inşallah son dersimizi yapacağız….

Dersten Cümleler

Siret-i Enbiyâ derslerimizde Hz. Yûnus ile alakalı yürüyüşümüzü devam ettiriyoruz. Bu büyük İslâm peygamberi hakkında yaptığımız üçüncü dersimiz olacak bu ders, inşallah haftaya yapacağımız dördüncü ders ile Hz. Yûnus’u bitirip, yine çok ama çok önemli dersler alacağımız Hz. Dâvûd’a erişmiş olacağız…

Âyetlere geçmeden önce iki hususa değineceğiz.

Tertipte 37. sûre olan Sâffât sûresi, Nübüvvetin 6. yılının başlarında bir anda yani 182 âyetin tamamı bir anda nazil oldu. Bu muhteşem sûre, 75. âyetinden itibaren 9 peygamberi arka arkaya saymaya başlar. İlk olarak hangi peygamberi nazarlara verir? Gemi sahibi Hz. Nûh’u; son olarak hangi peygamberi nazarlara verir? Gemi ile hatırası olan Hz. Yûnus’u…

Sıra ile hangi peygamberleri anlattığını bir hatırlayalım; Hz. Nûh, sonra, Hz. İbrâhim, sonra isim verilmeden Hz. İsmâil, (kurban hadisesi burada anlatılır) sonra Hz. İshak, sonra Hz. Mûsâ ve Hz. Hârûn, sonra Hz. İlyâs, sonra Hz. Lût, en sonda da Hz. Yûnus

Aradan 37 gün geçtikten sonra artık yavaş yavaş azabın izleri görünmeye başlayınca Hz. Yûnus, “ben Hz. Nûh gibi bir gemiye hem de nasıl bir gemiye; ‘لْفُلْكِ الْمَشْحُونِۙ / fulki’l-meşhûn / dolu, yüklü bir gemiye’ binip” gitmek istemişti.

Mecaz; “asıl mânasından alınıp ilgili bulunduğu başka bir mânaya nakledilen lafız” demektir.

Neden kullanılır mecaz? Söze güzellik, güçlülük, canlılık, zarafet, derinlik veya genişlik verir.

Temel kaide: Kullanılan mecaz, dinin ve dilin müsaade ettiği, onay verdiği ölçüde olmalıdır.

Eğer kullanılan mecaz; dinin yani şeriatin ruhuna uymuyorsa kabul edilmez.
Eğer kullanılan mecaz; Arap dil kurallarını yerle bir ediyorsa yine kabul edilmez.

Bu ön bilgiler ışığında Sâffât sûresi 139. âyetten başlıyoruz.

وَاِنَّ يُونُسَ لَمِنَ الْمُرْسَل۪ينَۜ

“Şüphesiz Yûnus da gönderilen peygamberlerdendir.” (Sâffât 37/139)

اِذْ اَبَقَ اِلَى الْفُلْكِ الْمَشْحُونِۙ

“Hani o, dolu bir gemiye binip kaçmıştı.” (Sâffât 37/140)

Kullanılan fiile dikkat edelim; Kur’ân-ı Kerim’de tek bir yerde, o da burada geçmektedir.

Ebaka; ne demek? Kölenin efendisinin iznini almadan kaçması demek…

Hicret, bir kaçış, değil mukaddes bir göçtür.

“fulki’l-meşhûn / dolu, yüklü bir gemi” Kur’ân bu ifadeyi; Şuarâ 119 âyette ve Yasin 41. âyette de kullanıyor.

“Ey Yûnus! Sen de dolu bir gemiye bindin, senden önce Nûh da dolu bir gemiye binmişti. Nûh’u sahili selamete ulaştıran Rabbin seni ulaştırmayacak! Çünkü sen Nûh gibi yapmadın; beklemedin, izin almadın…”

فَسَاهَمَ فَكَانَ مِنَ الْمُدْحَض۪ينَۚ

“Gemide olanlarla karşılıklı kur’a çektiler de kaybedenlerden oldu.” (Sâffât 37/141)

فَالْتَقَمَهُ الْحُوتُ وَهُوَ مُل۪يمٌ

“Kendisini kınayıp dururken onu bir balık yuttu.” (Sâffât 37/142)

Balinaların onlarca farklı çeşidi var; yaşayan 90 türünden bahsediliyor. Tabi soyları tükenenlerde var. 20 ila 80 ton arasında ağırlıkları var. 40 metreye yakın uzunlukları bulunan balinalar var. Bu balinaların bazılarında diş olsa da -dişsiz balinalar da var- çiğnemeden yutarlar…

Ne kadar kaldı Hz. Yûnus balığın karnında?Bunu Kur’ân söylemiyor. Ama tefsirlerimizde çeşitli tahminler yapılıyor. Mesela; es-Süddî, el-Kelbî ve Mukatil b. Süleymân 40 gün demişlerdir. Dahhak’a göre 20, Atâ’ya göre 7, Mukatil b. Hayyan’a göre ise 3 gün kalmıştır. (Kurtubî, Tefsir c. 14, s. 553)

فَلَوْلَٓا اَنَّهُ كَانَ مِنَ الْمُسَبِّح۪ينَۙ

“Eğer (Allah’ı çokça) tesbih edenlerden olmasaydı;” (Sâffât 37/143)

لَلَبِثَ ف۪ي بَطْنِه۪ٓ اِلٰى يَوْمِ يُبْعَثُونَ

“Onun (balığın) karnında (insanların) dirilip-kaldırılacakları güne kadar kalakalmıştı.” (Sâffât 37/144)

Hz. Yûnus, eğer tesbih ehli olmasaydı; 33 yıl tevhid ve tebliğ eri olabilir miydi?

Hz. Yûnus’un 33 yıl boyunca aklında, zihninde, dilinde tesbih vardı…

Gemi de tesbih, denizde tesbih, balığın karnında tesbih, ondan sonraki hayatında da hep tesbih hep tesbih vardı…

فَاصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ وَلَا تَكُنْ كَصَاحِبِ الْحُوتِۢ اِذْ نَادٰى وَهُوَ مَكْظُومٌۜ

“Sen, Rabbinin hükmüne sabret. (Sahibü’l-Hut) Balığın arkadaşı (Yûnus) gibi olma. Hani o, (balığın karnında) kederli bir hâlde Rabbine yakarmıştı.” (Kalem 68/48)

لَوْلَٓا اَنْ تَدَارَكَهُ نِعْمَةٌ مِنْ رَبِّه۪ لَنُبِذَ بِالْعَرَٓاءِ وَهُوَ مَذْمُومٌ

“Şayet Rabbinden ona bir nimet yetişmemiş olsaydı o, mutlaka, kınanacak bir halde ıssız bir diyara atılacaktı.” (Kalem 68/49)

فَاجْتَبٰيهُ رَبُّهُ فَجَعَلَهُ مِنَ الصَّالِح۪ين

“(Fakat böyle olmadı.) Rabbi onu (peygamber olarak) seçti ve salih kimselerden kıldı.” (Kalem 68/50)

وَذَا النُّونِ اِذْ ذَهَبَ مُغَاضِبًا فَظَنَّ اَنْ لَنْ نَقْدِرَ عَلَيْهِ فَنَادٰى فِي الظُّلُمَاتِ اَنْ لَٓا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنْتَ سُبْحَانَكَۗ اِنّ۪ي كُنْتُ مِنَ الظَّالِم۪ينَۚ

“Zünnûn’u da hatırla. Hani öfkelenerek (halkından ayrılıp) gitmişti de kendisini asla sıkıştırmayacağımızı sanmıştı. Derken karanlıklar içinde, “Senden başka hiçbir ilâh yoktur. Seni her türlü eksikliklerden tenzih ederim/uzak tutarım. Ben gerçekten (nefsine) zulmedenlerden oldum” diye dua etti.” (Enbiyâ 21/87)

fenâdâ fî-zzulumâti / Karanlıklar içerisinde kalınca…”

Hangi karanlıklar?

– Denizin karanlığı
– Gecenin karanlığı
– Balığın karnının karanlığı
– Akıbetinin ne olacağının karanlığı
– Pişmanlığının karanlığı

Bu karanlıklar içerisinde kalınca, nasıl dua etti?

“lâ ilâhe illâ ente subhâneke innî kuntu mine-zzâlimîn”

“Senden başka hiçbir ilâh yoktur. Seni her türlü eksikliklerden tenzih ederim/uzak tutarım. Ben gerçekten (nefsine) zulmedenlerden oldum”

Üç ifade var dikkat etiniz mi?

lâ ilâhe illâ ente
subhâneke
innî kuntu mine-zzâlimîn

Bu üç ifadenin anlamı?

lâ ilâhe illâ ente; Tevhidin ilanı
subhâneke; Tenzihin ikrarı
innî kuntu mine-zzâlimîn; Tevbenin izharı

Tevbe, mazeret kabul etmiyor…

فَاسْتَجَبْنَا لَهُۙ وَنَجَّيْنَاهُ مِنَ الْغَمِّۜ وَكَذٰلِكَ نُنْجِي الْمُؤْمِن۪ينَ

“Biz de duasını kabul ettik ve kendisini kederden kurtardık. İşte biz mü’minleri böyle kurtarırız.”  (Enbiyâ 21/87)

Sa’d b. Ebî Vakkas rivayet ediyor, diyor ki: “Efendimiz (sas) şöyle buyurdu: “Zünnûn’un balığın karnındaki: ‘Senden başka hiçbir ilâh yoktur. Seni her türlü eksikliklerden tenzih ederim/uzak tutarım. Ben gerçekten (nefsine) zulmedenlerden oldum.’ duasını Müslüman bir kimse her ne husus ile ilgili olarak okursa okusun mutlaka onun duası kabul edilir.” (Tirmizî, Daavât, 81; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 1/170)

Ödevimiz:

Yûnus 10/98
Sâffât 37/145-148

(183)