Hz. Dâvûd’un (as) Zikri ve Tesbihi | Muhammed Emin Yıldırım

Siret-i Enbiyâ derslerimizin bu haftaki konusu Hz. Dâvûd’a indirilen Zebûr ve onun varlık ile beraber yaptığı tesbihi ve zikri idi. Muhammed Emin Yıldırım hocamız, “Hz. Dâvûd’un (as) Zikri ve Tesbihi” serlevhasının altında ona indirilen Zebûr’un özelliklerini ve Hz. Dâvûd’un dağlar ve kuşlar ile nasıl zikir ve tesbih yaptığını çok önemli mesaj ve vurgularla anlattı. Haftaya Hz. Dâvûd’un adâlet kıssaları ile derslerimiz inşallah devam edecek…

Dersten Cümleler

Hz. Dâvûd ile alakalı yolculuğumuz devam ediyor. O büyük İslâm peygamberini biraz olsun tanımaya çalışıyoruz, tanıdıkça da bizde 5 şey oluyor:

  • Hastalıklarımızı fark ediyor, onunla iyileşmeye çalışıyoruz.
  • Noksanlarımızı fark ediyor; onunla tamamlamaya gayret ediyoruz.
  • Bozulan ayarlarımızı fark ediyor; onunla fabrika ayarlarımıza dönüyoruz.
  • Eksilen heyecanlarımızı fark ediyor; onunla yeniden heyecan elde ediyoruz.
  • Daralan ufuklarımızı fark ediyor; onunla tekrar nebevî ufukları kendimize hedef olarak koyuyoruz.
  • Azalan umutlarımızı fark ediyor; onunla umutlarımıza umut ekliyoruz.      

Bugünkü dersimizin iki ana konusu:

Birincisi: Hz. Dâvûd’a verilen Zebûr’un özellikleri ve mesajları
İkincisi: Hz. Dâvûd’un Zikri ve Tesbihi

Zebur; kelimesinin kökeni “yazmak” anlamındaki zebr masdarıdır. (Lisânü’l-ʿArab, “zbr” md.; Tâcü’l-ʿarûs, “zbr” md.; Taberî, VII, 687; Fahreddin er-Râzî, XI, 109).

Zebr “akıl, düşünce; yazı, taşa nakşetme” gibi mânalara gelmekte; zibr (çoğulu zübûr) ve zebûr ise (çoğulu zübur) “yazılı metin, sahifeler, kitap” anlamı taşımaktadır.

Kur’an-ı Kerim’de hem tekil şekli olan “zebur” olarak, hem de çoğul şekli olan “zübûr” şeklinde geçmektedir. Tekil geçince Hz. Dâvûd’a indirilen kitap olarak, çoğul geçince diğer peygamberlere gönderilen kitaplar olarak veya amel defterleri olarak geçmektedir.

Önce Hz. Dâvûd’a indirilen kitap olarak geçtiği 3 ayete bir bakalım:

 اِنَّٓا اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ كَمَٓا اَوْحَيْنَٓا اِلٰى نُوحٍ وَالنَّبِيّٖنَ مِنْ بَعْدِهٖۚ وَاَوْحَيْنَٓا اِلٰٓى اِبْرٰهٖيمَ وَاِسْمٰعٖيلَ وَاِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَ وَالْاَسْبَاطِ وَعٖيسٰى وَاَيُّوبَ وَيُونُسَ وَهٰرُونَ وَسُلَيْمٰنَۚ وَاٰتَيْنَا دَاوُ۫دَ زَبُوراًۚ 

“Biz Nûh’a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. Ve (nitekim) İbrâhim’e, İsmâil’e, İshak’a, Ya’kûb’a, esbâta (torunlara), Îsâ’ya, Eyyûb’e, Yûnus’a, Hârûn’a ve Süleyman’a vahyettik. Dâvûd’a da Zebûr’u verdik.” (Nisâ 4/163)

وَرَبُّكَ اَعْلَمُ بِمَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَلَقَدْ فَضَّلْنَا بَعْضَ النَّبِيّ۪نَ عَلٰى بَعْضٍ وَاٰتَيْنَا دَاوُ۫دَ زَبُورًا

 “Rabbin, göklerde ve yerde olan herkesi en iyi bilendir. Gerçekten biz, peygamberlerin kimini kiminden üstün kıldık; Dâvûd’a da Zebûr’u verdik.” (İsrâ 17/55)

وَلَقَدْ كَتَبْنَا فِي الزَّبُورِ مِنْ بَعْدِ الذِّكْرِ اَنَّ الْاَرْضَ يَرِثُهَا عِبَادِيَ الصَّالِحُونَ

“Andolsun Zikir’den sonra Zebûr’da da: ‘Yeryüzüne iyi kullarım vâris olacaktır!’ diye yazmıştık.” (Enbiyâ 21/105)

Bu 3 âyetin o kadar çok mesajı var ki, biz bu mesajlardan 5 tanesine dikkat çekelim:

1- Zebûr, Allah’ın (cc) gönderdiği vahiylerdendir.
2- Zebûr, özel olarak Hz. Dâvûd’a indirilen kitaptır.
3- Zebûr, Hz. Dâvûd’un başka peygamberlerden ayrıcalık ve fazilet itibari ile üstünlük kazandığı bir ikram-ı ilâhidir.

“Gerçekten biz, peygamberlerin kimini kiminden üstün kıldık; Dâvûd’a da Zebûr’u verdik.” (İsrâ 17/55)

4- Zebûr, vahiylerin ortak mesajlarının yer aldığı bir kitaptır.

“Andolsun Zikir’den sonra Zebûr’da yazmıştık..” (Enbiyâ 21/105)

5- Zebûr, Kur’ân tarafından âyetleri bize de aktarılan bir kitaptır.  

Zübûr/ yani Zeburlar şeklinde geçen 6 âyete de hızlıca bir bakalım:

“(Resûlüm!) Eğer seni yalancılıkla itham ettilerse (yadırgama); gerçekten, senden önce apaçık mucizeler, sahifeler (zübûr) ve aydınlatıcı kitap getiren nice peygamberler de yalancılıkla itham edildi.”  (Âl-i İmrân 3/184)

“Apaçık mucizeler ve kitaplarla (zübûr)  gönderildiler. İnsanlara, kendilerine indirileni açıklaman için ve düşünüp anlasınlar diye sana da bu Kur’ân’ı indirdik.”  (Nahl 16/44)

“O, şüphesiz daha öncekilerin kitaplarında da (zübûr) vardır.” (Şuarâ 26/196)

“Eğer seni yalanlıyorlarsa (üzülme), onlardan öncekiler de yalanlamışlardı. (Oysa ki) peygamberleri onlara açık âyetler (mucizeler), sahifeler (zübûr) ve aydınlatıcı kitap getirmişlerdi.”   (Fâtır 35/25)

“Şimdi sizin kâfirleriniz, onlardan daha mı iyidirler? Yoksa kitaplarda (zübûr) sizin için bir berât mı var?” (Kamer 54/43)

“Yaptıkları her şey kitaplarda/amel defterlerinde (zübûr) mevcuttur.” (Kamer 54/52)

Hz. Dâvûd’a (as) verilen Zebûr başta Kur’an-ı Kerim (el-Kadr 97/1) olmak üzere diğer tüm kutsal kitaplar gibi Ramazan ayında indirildiği belirtilmiştir. (Beyhakî, es-Sünenü’l-Kübra, 9/317; Şeybânî, el-Müsned 4, 107)

Zebûr’un içeriğine gelince,ahkâm ve helâl-haram konularını içermeyen bir hikmet ve öğüt kitabı olduğunu ve 150 sûreden meydana geldiğini bildirmiştir (el-Câmiʿ, VII, 223). Yine Kurtubî’nin belirttiğine göre kelimenin aslı “sağlamlaştırma” (tevsîk) mânasındadır; bağlantısının kuvvetli oluşu dolayısıyla Dâvûd’un kitabına Zebûr ismi verilmiştir.

Peki şimdi Zebûr, kitap olarak elimizde mevcut mudur? Zebûr, şu an Kitab-ı Mukaddes’in içerisinde bir bölüm olarak mevcuttur. Yahudi kutsal kitabının (Tanah / Ahd-i Atîk) “Kutsal Yazılar” (Ketuvim) bölümü içinde yer alan, dua-hikmet kitabı özelliğine sahip “Mezmûrlar kitabı” aslında Zebur’dur.

“Ne mutlu o insana ki, kötülerin öğüdüyle yürümez, Günahkârların yolunda durmaz, Alaycıların arasında oturmaz. Böylesi akarsu kıyılarına dikilmiş ağaca benzer; meyvesini mevsiminde verir, yaprağı hiç solmaz. Yaptığı her işi başarır.” (Mezmûrlar 1)

Zikir ve tesbih kavramlarında en büyük 5 eksiğimiz:

1- Zikir ile tesbih aynı şeylerdir.
2- Zikir ve tesbih çekilen şeylerdir.
3- Zikir Allah’ı hatırlamak, tesbih namaz sonraları çekilen zikirlerdir.
4- Zikir ve tesbihte dille söylenen dualardır.
5- Zikir ve tesbih sesli veya sessiz yapılan ibadetlerdir.

Zikir
Bir olanı, sürekli zihinde ve akılda tutmak!

Tesbih
Bir olanı, sürekli iç ve dış dünyada, dolayısı ile gündemde tutmak!

Sözlükte “suda hızla yüzüp mesafe almak” mânasındaki sebh (sibâha) kökünden türemiştir. Bu kök anlamından yola çıkarak; Râgıb el-İsfahânî, “kulun Allah’a ibadet etme niyetiyle her türlü kötülükten hızla uzaklaşması” anlamı verir (el-Müfredât, “sbḥ” md.).

Buradan hareketle tesbihe “insanın sürekli biçimde ilâhî kontrol altında bulunduğunu bilmesi, daima iyi ve yararlı işler yapmaya çalışması” şeklinde daha kapsamlı bir içerik belirlemek mümkündür.

Hamd ve şükre dair sözleri söylemek dilin zikri, Allah’a inanmak, O’nun zât ve sıfatlarına delâlet eden delilleri, emir ve yasaklarının mâna ve hikmetlerini, yaratıklarının sırlarını düşünmek kalbin/aklın zikri, emredileni yerine getirip yasaklardan kaçınmak da organların zikridir.

Zikir ve tesbihin, doğru bir şekilde yapılabilmesi için Allah’ın insana en büyük ikramı olan ve bir ismi de “Zikir” olan vahyin iyice anlaşılması gerekir.

Hz. Dâvûd’un zikri ve tesbihi ile alakalı 3 âyet:

فَفَهَّمْنَاهَا سُلَيْمٰنَۚ وَكُلًّا اٰتَيْنَا حُكْمًا وَعِلْمًاۘ وَسَخَّرْنَا مَعَ دَاوُ۫دَ الْجِبَالَ يُسَبِّحْنَ وَالطَّيْرَۜ وَكُنَّا فَاعِل۪ينَ

“Biz hüküm vermeyi Süleyman’a kavratmıştık. Zaten her birine hükümranlık ve ilim vermiştik. Dâvûd ile birlikte, Allah’ı tesbih etmeleri için dağları ve kuşları onun emrine verdik. Bunları yapan bizdik.” (Enbiyâ 21/79)

وَلَقَدْ اٰتَيْنَا دَاوُ۫دَ مِنَّا فَضْلًاۜ يَا جِبَالُ اَوِّب۪ي مَعَهُ وَالطَّيْرَۚ وَاَلَنَّا لَهُ الْحَد۪يدَۙ

“Andolsun, Davud’a tarafımızdan bir üstünlük verdik. ‘Ey dağlar ve kuşlar! Onunla beraber tesbih edin!’ dedik. Ona demiri yumuşattık.” (Sebe 34/10)

Bu âyetin üç önemli mesajı:

1- Hz. Dâvûd’a verilen üstünlükler
2- Dağların ve kuşların Hz. Dâvûd ile Allah’ı tesbih etmeleri
3- Demirin Hz. Dâvûd’un elinde yumuşaması

Hz. Dâvûd’a verilen üstünlükler: “Peygamberlik, hükümdarlık, Zebûr isimli kutsal kitap, ilim, adâletle hükmetme yeteneği, savaşta üstün cesaret, güç ve kuvvet, bol nimet, güzel ses, sağlıklı uzun ömür, insanların işlerini düzeltme ve aralarını bulma mahareti, dağları etkileme veya buyruğuna alma kudreti, özel zırhlar imal etme becerisi ve bu sayede başkalarına muhtaç olmadan geçimini sağlayabilmesi ve daha neler, neler…” (Şevkânî, IV, 360; İbn Âşûr XXII, 155-156)

اِصْبِرْ عَلٰى مَا يَقُولُونَ وَاذْكُرْ عَبْدَنَا دَاوُ۫دَ ذَا الْاَيْدِۚ اِنَّهُٓ اَوَّابٌ

“(Ey Resûlüm!) Onların söylediklerine karşı sabret. Güçlü kulumuz Dâvûd’u hatırla. O, Allah’a çok yönelen bir kimse idi.” (Sâd 38/17)

اِنَّا سَخَّرْنَا الْجِبَالَ مَعَهُ يُسَبِّحْنَ بِالْعَشِيِّ وَالْاِشْرَاقِۙ

“Biz, dağları onun emrine vermiştik. Akşam-sabah onunla birlikte tesbih ederlerdi.” (Sâd 38/18)

Âyete “Sabah-Akşam” değil, “Akşam-Sabah”… Âl-i İmrân 41’de, Mü’min 55’de de “Akşam-Sabah”, ama Meryem 11 ve Meryem 62’de “Sabah-Akşam” Bu ayrıntıya dikkat edelim.

وَالطَّيْرَ مَحْشُورَةًۜ كُلٌّ لَهُٓ اَوَّابٌ

“Kuşları da toplu olarak onun emrine vermiştik. Hepsi de ona uyarak zikir ve tesbih ederlerdi.” (Sâd 38/19)

Biz Kur’ân-ı Kerîm’de onlarca ayetten iki hakikati öğreniyoruz:

1- Varlık âlemi içerisinde cansız hiçbir varlık yoktur; her varlığın canı vardır; bunların bazılarının şuurları vardır, bazılarının yoktur, bazılarının aklı vardır, bazılarının yoktur ama nihayetinde varlık âlemi içerisinde her ne varsa hepsi canlıdır.

2- Varlık âlemi içerisinde var olan her canlı, kendi lisanı halleri ile her daim Allah’ı tesbih etmektedirler.

Ne diyordu Aziz Kur’ân’ımız:

سَبَّحَ لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ

“Göklerde ve yerde bulunan her şey Allah’ı tesbih etmektedir. O, Azîz’dir, Hakîm’dir.” (Hadîd 57/29)

تُسَبِّحُ لَهُ السَّمٰوَاتُ السَّبْعُ وَالْاَرْضُ وَمَنْ ف۪يهِنَّۜ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِه۪ وَلٰكِنْ لَا تَفْقَهُونَ تَسْب۪يحَهُمْۜ اِنَّهُ كَانَ حَل۪يمًا غَفُورًا

“Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanların hepsi Allah’ı tesbih ederler. Her şey O’nu hamd ile tesbih eder. Ancak, siz onların tesbihlerini anlamazsınız/ kavrayamazsınız. (velâkin lâ tefkahûne tesbîhahum) O, Halîm’dir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir) ve Gafûr’dur; çok bağışlayandır.” (İsrâ 17/44)

Evvâb ne demektir?

– Her daim kalbi Allah ile olan
– Sadece yüzünün kıblesi değil gönlünün kıblesi de Allah’a yönelik olan

– Günaha düşmeme hassasiyeti ile yaşayan
– Günaha düştüğünde hemen tevbe edip Allah’a yönelen
– Zikri ve tesbihi hayatının eksenine yerleştiren

Allah (cc) dağlar ve kuşlara hitap etti değil mi?

“Yâ cibâlu evvibî me’ahu ve’t-tayra/Ey dağlar ve ey kuşlar! Hepiniz Davud ile beraber tesbih edin!”

Allah (cc) iki türe hitap etti:

Biri yerde diğeri gökte;
Biri nesne diğeri hayvan;
Biri kanatsız diğeri kanatlı;
Biri canlı diğeri hem canlı hem sesli
Biri heybetli diğeri mütevazı…

Hz. Dâvûd’un yaptığı bir orkestra şefi gibi bütün bir varlığı kendi Dâvûdî sesi ve sedası ile yönetiyor, ortaya evrensel bir koro çıkıyor…Allah (cc) kâinatı, varlığı bir peygamberinin emrinde bir ahenge ve bir toplu zikir ve tesbih meclisine çeviriyor.

Sizi son bir âyete götürmeden Şair Bakî’nin şu dizelerini okumak isterim:

Âvâzeyi bu ‘âleme Dâvûd gibi sal
Bâkî kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş
Görmez cihânı gözlerümüz yâri görmese
Mir’ât-ı hüsni var ise ‘âlem-nümâ imiş
Zülfün esîri Bâkî-i bî-çâre dûstum
Bir mübtelâ-yı bend-i kemend-i belâ imiş

Günümüz Türkçesi ile:

Yüksek sesini bu âleme Davut gibi sal
Çünkü bu gök kubbede baki kalan ancak hoş bir seda imiş.
Gözlerimiz sevgiliyi görmezse dünyayı görmez olur.
Onun güzelliğinin aynası varsa dünya görünür olur.
Bu biçare Baki zülfünün esiridir sevdiğim,
Bela kemendinin esaretinin bir tiryakisi imiş.

وَلَقَدْ كَتَبْنَا فِي الزَّبُورِ مِنْ بَعْدِ الذِّكْرِ اَنَّ الْاَرْضَ يَرِثُهَا عِبَادِيَ الصَّالِحُونَ

“Andolsun Zikir’den sonra Zebûr’da da: ‘Yeryüzüne iyi kullarım vâris olacaktır!’ diye yazmıştık.” (Enbiyâ 21/105)

“Çünkü kötülerin kökü kazınacak, Ama Rab’be umut bağlayanlar ülkeyi miras alacak. Yakında kötünün sonu gelecek, Yerini arasan da bulunmayacak. Ama alçakgönüllüler ülkeyi miras alacak, derin bir huzurun zevkini tadacak. Çünkü kötülerin gücü kırılacak, Ama doğrulara Rab destek olacak. Rab yetkinlerin her gününü gözetir, Onların mirası sonsuza dek sürecek. Çünkü Rab doğruyu sever, sadık kullarını terk etmez. Onlar sonsuza dek korunacak, Kötülerinse kökü kazınacak. Doğrular ülkeyi miras alacak, Orada sonsuza dek yaşayacak.” (Mezmurlar 37)

Yeryüzüne kim varis olacak?
Salih kullar…

Salih kulların en belirgin iki özelliği nedir?
Niyetleri selim
Amelleri doğru…

(203)