Hz. Esma bint Ebu Bekir ve Hz. Ümmü Süleym (r.a.)

İki Kuşaklı Hanım Hz. Esma Bint Ebu Bekir (Radıyallahu anha)

Esmâ bint Ebu Bekir es-Sıddık b. Ebu Kuhâfe el-Kureşiyye et-Teymiyye (ö. 73/692)
Babası Hz. Ebu Bekir es-Sıddık’tır.
Annesi Kuteyle bint Abdüluzza’dır. Annesinin sonraları müslüman olduğu sanılmaktadır.
Lakabı: Zâtünnitâkayn (iki kuşaklı)
Bi’sette on beş yıl önce 595’te Mekke’de doğdu.
On yaş büyük olduğu Hz. Âişe ile baba bir kardeştir.

İslamı Kabulü

Esmâ, babası Hz. Ebu Bekir vasıtasıyla müslüman olanlar arasındadır. İlk müslümanlar içinde on sekizinci sırada yer almaktadır.

Hicrete Yardımı

Onun adı ilk defa, Hz. Peygamber’in hicret hazırlıklarını sürdürdüğü sırada oynadığı rol dolayısıyla ön plana çıktı. Resûl-i Ekrem hicret emrini alınca herkesin istirahata çekildiği öğle sıcağında Hz. Ebu Bekir’in evine gitti, onunla yalnız konuşmak istedi. Hz. Ebu Bekir’in evde bulunan Esmâ ile Âişe’nin sır saklamayı bildiklerini söylemesi üzerine onların yanında, o gece hicret etme kararı verdiğini ve yanına yol arkadaşı olarak da kendisini seçtiğini açıkladı. Hemen yol hazırlığına başlayan Esmâ ve Âişe deriden bir torbaya azık koyup bir kırbaya da su doldurdular; ancak kapların ağzını bağlamak için ip bulamayınca Esmâ belindeki kuşağı (nitâk) çıkarıp ikiye böldü; bir parçasıyla azık torbasının, diğer parçasıyla da su tulumunun ağzını bağladı. Bundan son derece memnun olan Hz. Peygamber’in, “Allah bu kuşağının karşılığında cennette sana iki kuşak versin” diye iltifat etmesi üzerine “Zâtü’n-nitâkayn” (iki kuşaklı) lakabını aldı.

Bir başka rivayete göre ise Hz. Peygamber ve Ebu Bekir’in üç gün saklandıkları Sevr mağarasına geceleri yemek taşıyan Esmâ, üçüncü gün Medine’ye doğru yola çıkacakları sırada azık torbasının ağzını bağlayacağı ipi evde unuttuğunu anlayınca kuşağını ikiye bölerek kapların ağzını bağladığı için bu lakapla anılmıştır.
Kendisinin anlattığına göre, hicret sırasında Resûlullah ile Hz. Ebu Bekir evden ayrıldıktan sonra aralarında Ebu Cehil’in de bulunduğu Kureyşli bir grup eve gelerek Esmâ’ya babasının nerede olduğunu sordular. Esma’nın “Bilmiyorum” diye cevap vermesi üzerine Ebu Cehil ona bir tokat vurmuş, bu sebeple de küpeleri yere düşmüştür.
Ebu Bekir’in babası Ebu Kuhâfe o sırada âmâ idi ve henüz iman etmemişti. Ebu Bekir’in hicret yolculuğuna çıktığını öğrenince eve gelerek: “Ebu Bekir bütün paraları alıp götürdü herhalde?” dedi. Bunun üzerine Esmâ, dedesini teselli etti: “Asla dedeciğim! O bize çok mal ve para bıraktı”. Sonra kü¬çük taşlar toplayarak babasının parasını koyduğu kaba doldurdu ve üzerini bir bezle örterek “Dedeciğim, elle de gör, bize ne kadar çok mal bıraktı” dedi. O da ellerini taşların üzerinde gezdirerek “size yeteri kadar para bırakmış” diye söylendi.

Medine’ye Hicreti

Hz. Peygamber’le Ebu Bekir Medine’ye ulaştıktan bir müddet sonra Mekke’ye adam göndererek her iki ailenin orada kalan fertlerini Medine’ye getirttiler. Esmâ da bunların arasında bulunuyordu.

Bu sırada hamile olan Esmâ Kuba’ya vardıklarında Abdullah b. Zübeyr’i dünyaya getirmişti. Muhacirlerden Medine’de dünyaya gelen bu ilk çocuk, doğumuyla müslümanları çok sevindirdi. Zira Yahudilerin, Medine’ye göç eden müslümanlara büyü yaptıkları ve bir daha çocuklarının olmayacağı, böylece nesillerinin tükeneceği yolunda bir söylentiyi yaymalarının ardından Abdullah’ın doğması bu söylentinin doğru olmadığını ortaya koymuştu.

Yiğit Hanımlar

Bazı kaynaklar, Esmâ’nın kocası Zübeyr ile birlikte Yermük Savaşı’na katıldığını bizlere aktarır. Bu savaşta İslam ordusu içinde kadınların da bulunduğu ve ordunun arka tarafında bir tepe üzerinde mevzilenmiş olan bu kadınların kılıç kullanarak savaşa iştirak ettikleri, hatta bu hususta erkeklerle yarıştıkları bilinmektedir.

Oğluna Tavsiyeleri

Esmâ bizzat siyasete karışmamakla birlikte halife kızı ve halife annesi olması, kocasının da hep ön planda bulunması sebebiyle tamamen siyasetin dışında kalamamıştır. Nitekim Haccâc karşısında yenilgiye uğramak üzere olduğu günlerde teslim olup olmama hususunda fikrine başvuran Abdullah’a 100 yaşlarındaki annesinin yapmış olduğu şu tavsiyeler önemlidir.

“Evladım, şerefinle yaşa, izzetinle öl; fakat kesinlikle esir düşme!.. Sen kendini daha iyi bilirsin. Eğer doğru yolda olduğuna inanıyorsan yolunda devam et. Çünkü bütün taraftarların bu uğurda öldü. Benî Ümeyye’nin boynunla oynamalarına izin verme. Şayet bütün bunları dünya için yapıyorsan sen ne kötü bir kulsun. Bu takdirde kendini de, birlikte çarpıştıklarını da helâk ettin demektir. Ancak doğru yolda olduğunu, fakat taraftarlarının desteğini çekmesi yüzünden zayıf düştüğünü mazeret olarak ileri sürüyorsan bu ne hür insanların ne de din ehlinin yapacağı bir iştir. Allah aşkına dünyada daha ne kadar kalacaksın? Bu durumda ölüm daha güzeldir” (Taberî, VI, 188).

Esmâ bu tarihi konuşmanın sonunda oğluyla vedalaşırken, onun üzerinde zırh bulunduğunu anladı. “Bu şehitlik isteyenlerin yapacağı iş değildir” diyerek üzerindeki zırhı çıkarmasını istedi.

Abdullah’ın öldürülüp çarmıha gerilmesinden sonra Haccâc’ın Esmâ’ya gelerek, “Anacığım, size emîrülmü’minîn adına geldim; bir ihtiyacınız var mı?” diye sorması üzerine, “Önce ben senin değil şu kazığın ucunda sallananın annesiyim. Hiçbir ihtiyacım da yok. Fakat bekle, sana Hz. Peygamber’den işittiğim bir hadisi nakledeyim. Resûl-i Ekrem, ‘Sakîf kabilesinden bir yalancı, bir de bozguncu çıkacaktır’ buyurmuştu. Gördük ki yalancı Muhtar es-Sakafî’dir; bozguncu da sensin!” demiştir (Müslim, Fezâilü’s-sahâbe, 229; Tirmizî, Fiten, 44).

Vefatı

Esmâ bint Ebu Bekir, oğlunun hicri 73’te öldürülmesinden birkaç gün sonra Mekke’de vefat etti. Kadın muhacirler içinde en son ölen sahâbî olarak bilinen Esmâ’nın ileri yaşlarında gözlerini kaybetmişse de aklî dengesi hiç bozulmamış ve dişleri dökülmemiştir.

Şahsiyeti

Esmâ bint Ebu Bekir, kendisinden başka babası, dedesi, oğlu (Abdullah) ve kocası sahâbî olan nadir şahsiyetlerdendir.
Hicretin ilk yıllarında malî sıkıntı içinde olan ailesinin bir tek at ile evlerine 5 km. uzaklıkta Hz. Peygamber’in iktâ ettiği bir hurma bahçesi dışında hiçbir varlığı yoktu. Atın bakımıyla, evin ve bahçenin bütün işleriyle ilgilenen Esmâ, bir gün sırtında hurma taşırken yolda Hz. Peygamber’le karşılaştı. Resûl-i Ekrem Esmâ’yı terkisine almak istediyse de Esmâ razı olmadı. Daha sonra Hz. Ebu Bekir’in bir hizmetçi bulmasına çok sevinen Esmâ hürriyetine kavuşmuş gibi olduğunu belirtmiştir.
Câhiliye devrinde babasından boşanan, daha sonra da İslâmiyet’i kabul etmeyen annesi Kuteyle yıllar sonra ziyaretine geldiği zaman Esmâ onun müslüman olmadığını düşünerek kendisini evine alma hususunda tereddüt etti. Durumu Hz. Peygamber’e bildirince, “Allah, din uğrunda sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselere iyilik etmenizi ve onlara karşı âdil davranmanızı yasaklamaz. Doğrusu Allah âdil olanları sever” (Mümtehine 60/8) meâlindeki ayet nazil oldu.
Esmâ’nın en belirgin özelliği aşırı derecede cömert olmasıydı. Oğlu Abdullah, annesi Esmâ ile teyzesi Âişe kadar cömert bir insan görmediğini anlatır. Teyzesinin eline geçen şeyleri biriktirip belli bir miktara ulaştıktan sonra dağıttığını, annesinin ise eline geçeni ertesi güne bırakmadan hemen verdiğini söyler. Bir gün evde -muhtemelen vereceği bir sadakayı- sayıp hesaplarken Hz. Peygamber ziyaretine gelmiş, onun bu durumunu görünce, “Sayma, sonra Allah da sana sayarak verir” buyurmuştur.

Evliliği ve Çocukları

Zübeyr b. Avvâm ile evlenmiş ve ondan Abdullah, Urve, Münzir, Âsım ve Muhâcir adlarında beş erkek; Hatice, Ümmü’l-Hasan ve Âişe adlarında üç kız çocuğu dünyaya getirmiştir.

Esmâ, kocası Zübeyr’in kendisine sert davranmasını her fırsatta babasına duyurmasına rağmen Hz. Ebu Bekir kızına hep sabır tavsiye etmiştir. Ancak bu evlilik devam etmemiş, elli yaşlarında iken kocasından ayrılmıştır. Esmâ bundan sonra bir daha evlenmemiş, vefatına kadar oğlu Abdullah’ın yanında yaşamıştır.
Esmâ bint Ebu Bekir’den bizlere 83 hadis ulaşmıştır.

İki Kuşaklı

1- حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ حَدَّثَنِى أَبِى حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ قَالَ حَدَّثَنَا هِشَامٌ عَنْ أَبِيهِ وَفَاطِمَةُ بِنْتُ الْمُنْذِرِ عَنْ أَسْمَاءَ قَالَتْ: صَنَعْتُ سُفْرَةَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِى بَيْتِ أَبِى بَكْرٍ حِينَ أَرَادَ أَنْ يُهَاجِرَ إِلَى الْمَدِينَةِ – قَالَتْ: – فَلَمْ نَجِدْ لِسُفْرَتِهِ وَلاَ لِسِقَائِهِ مَا نَرْبِطُهُمَا بِهِ – قَالَتْ: – فَقُلْتُ لأَبِى بَكْرٍ: وَاللَّهِ مَا أَجِدُ شَيْئاً أَرْبِطُهُ بِهِ إِلاَّ نِطَاقِى، قَالَ: فَقَالَ: شُقِّيهِ بِاثْنَيْنِ، فَارْبِطِى بِوَاحِدٍ السِّقَاءَ، وَالآخَرِ السُّفْرَةَ. فَلِذَلِكَ سُمِّيَتْ ذَاتَ النِّطَاقَيْنِ.

Esma (r.anha) der ki: Resûlullah (s.a.) hicret etmek istediği zaman (babam) Ebu Bekir’in evinde ona bir azık hazırladım. Ancak azığın ve su tulumunun ağzını bağlayabilecek bir şey bulamadım. Ebu Bekir’e (r.a.): “Vallahi kendi kuşağımdan başka bunları bağlayacak bir şey bulamıyorum” dediğimde: “o zaman onu ikiye böl ve biriyle su tulumunun ağzını, diğeriyle azığı bağla” dedi.
Ravi der ki: bundan dolayı Esma “zâtu’n-nitâkayn” (iki kuşaklı) olarak isimlendirilmiştir. [Sahih] (Müsned, VI, 346. Ayrıca bk: Buhârî, Cihad, 2979) (Tercüme XIX, 174)

Ver, Sayma!

2- حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ حَدَّثَنِى أَبِى حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرٍ الْحَنَفِىُّ قَالَ حَدَّثَنَا الضَّحَّاكُ بْنُ عُثْمَانَ قَالَ حَدَّثَنِى وَهْبُ بْنُ كَيْسَانَ قَالَ: سَمِعْتُ أَسْمَاءَ بِنْتَ أَبِى بَكْرٍ قَالَتْ: مَرَّ بِى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَنَا أُحْصِى شَيْئاً وَأَكِيلُهُ قَالَ: « يَا أَسْمَاءُ! لاَ تُحْصِى فَيُحْصِىَ اللَّهُ عَلَيْكِ ». قَالَتْ: فَمَا أَحْصَيْتُ شَيْئاً بَعْدَ قَوْلِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَرَجَ مِنْ عِنْدِى وَلاَ دَخَلَ عَلَىَّ، وَمَا نَفِدَ عِنْدِى مِنْ رِزْقِ اللَّهِ إِلاَّ أَخْلَفَهُ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ.

Esma bint Ebu Bekir der ki: Ben sayıp tartarken Resûlullah (s.a.) uğradı ve: “Ey Esma! Sayarak verme, yoksa Allah da sana sayarak verir” buyurdu. Hz. Peygamber (s.a.) böyle dedikten sonra ne yanımdan çıkan, ne de gelen hiçbir şeyi saymadım. Yanımda biten bir rızık olduğu zaman da mutlaka Allah bir başkasını bana gönderdi. [Sahih] (Müsned, VI, 352) (Tercüme, VII, 191)

Müşrik Olan Annesini Ağırlıyor

3- حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ حَدَّثَنِى أَبِى حَدَّثَنَا حَسَنٌ قَالَ حَدَّثَنَا ابْنُ لَهِيعَةَ قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو الأَسْوَدِ أَنَّهُ سَمِعَ عُرْوَةَ يُحَدِّثُ عَنْ أَسْمَاءَ بِنْتِ أَبِى بَكْرٍ قَالَتْ: قَدِمَتْ أُمِّى وَهِىَ مُشْرِكَةٌ فِى عَهْدِ قُرَيْشٍ إِذْ عَاهَدُوا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، فَاسْتَفْتَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ: أُمِّى قَدِمَتْ وَهِىَ رَاغِبَةٌ، أَفَأَصِلُهَا؟ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: « نَعَمْ! صِلِى أُمَّكِ ».

Esma bint Ebu Bekir (r.anha) der ki: Kureyşlilerin Resûlullah’la (s.a.) anlaşma yaptıkları dönemde müşrik olan annem yardım istemek üzere bana geldi. Hz. Peygamber’e (s.a.): “Müşrik olan annem yarım için bana geldi, ona yardımda bulunayım mı?” diye sorduğumda: “Evet, annene yardımda bulun” buyurdu. [Hasen] (Müsned, VI, 344) (Tercüme, XV, 435)

Evin İşlerini Görürdü

4- حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ حَدَّثَنِى أَبِى حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ قَالَ حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عُرْوَةَ قَالَ أَخْبَرَنِى أَبِى عَنْ أَسْمَاءَ بِنْتِ أَبِى بَكْرٍ قَالَتْ: تَزَوَّجَنِى الزُّبَيْرُ وَمَا لَهُ فِى الأَرْضِ مِنْ مَالٍ وَلاَ مَمْلُوكٍ وَلاَ شَىْءٍ غَيْرَ فَرَسِهِ – قَالَتْ: –، فَكُنْتُ أَعْلِفُ فَرَسَهُ وَأَكْفِيهِ مَئُونَتَهُ وَأَسُوسُهُ، وَأَدُقُّ النَّوَى لِنَاضِحِهِ وَأَعْلِفُ وَأَسْتَقِى الْمَاءَ، وَأَخْرُزُ غَرْبَهُ، وَأَعْجِنُ وَلَمْ أَكُنْ أُحْسِنُ أَخْبِزُ، فَكَانَ يَخْبِزُ لِى جَارَاتٌ مِنَ الأَنْصَارِ وَكُنَّ نِسْوَةَ صِدْقٍ، وَكُنْتُ أَنْقُلُ النَّوَى مِنْ أَرْضِ الزُّبَيْرِ الَّتِى أَقْطَعَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى رَأْسِى وَهِىَ مِنِّى عَلَى ثُلُثَىْ فَرْسَخٍ – قَالَتْ: –، فَجِئْتُ يَوْماً وَالنَّوَى عَلَى رَأْسِى، فَلَقِيتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَمَعَهُ نَفَرٌ مِنْ أَصْحَابِهِ، فَدَعَانِى، ثُمَّ قَالَ: « إِخْ إِخْ ». لِيَحْمِلَنِى خَلْفَهُ، – قَالَتْ: – فَاسْتَحْيَيْتُ أَنْ أَسِيرَ مَعَ الرِّجَالِ، وَذَكَرْتُ الزُّبَيْرَ وَغَيْرَتَهُ – قَالَتْ: – وَكَانَ أَغْيَرَ النَّاسِ، فَعَرَفَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنِّى قَدِ اسْتَحْيَيْتُ فَمَضَى، وَجِئْتُ الزُّبَيْرَ فَقُلْتُ: لَقِيَنِى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَعَلَى رَأْسِى النَّوَى، وَمَعَهُ نَفَرٌ مِنْ أَصْحَابِهِ، فَأَنَاخَ لأَرْكَبَ مَعَهُ، فَاسْتَحْيَيْتُ وَعَرَفْتُ غَيْرَتَكَ، فَقَالَ: « وَاللَّهِ لَحَمْلُكِ النَّوَى أَشَدُّ عَلَىَّ مِنْ رُكُوبِكِ مَعَهُ ». قَالَتْ: حَتَّى أَرْسَلَ إِلَىَّ أَبُو بَكْرٍ بَعْدَ ذَلِكَ بِخَادِمٍ فَكَفَتْنِى سِيَاسَةَ الْفَرَسِ، فَكَأَنَّمَا أَعْتَقَنِى.

Esma bint Ebu Bekir (r.anha) der ki: Zübeyr benimle evlendiği zaman bir at dışında, ne malı, ne kölesi, ne de başka bir şeyi vardı. Ben onun atını yemler ve tımarlardım. Su taşıyan devesi için de çekirdek kırar, onu yemler ve deve ile eve su taşırdım. Aynı zamanda yırtık olan kovasını diker ve hamur yoğururdum, ama ekmek yapmasını bilmezdim. Ensar’dan olan komşularım ekmeği yaparlardı, onlar doğru kadınlardı. Resûlullah (s.a.), Zübeyr’e bir bahçe vermişti. Ben o bahçeden başımın üstünde fersahın üçte ikisi (dört km. civarı) kadar bir mesafeye hurma çekirdeği taşıyordum. Yine bir gün başımda hurma çekirdeği taşırken Resûlullah (s.a.) ashabından bir grupla geldi ve beni arkasına bindirmek için çağırıp (devesine): “ıh ıh!” dedi. Ben erkekler ile beraber gitmekten utandım ve Zübeyr’in kıskançlığını hatırladım. O, insanların en kıskancıydı. Resûlullah (s.a.) utandığımı anladı ve bırakıp gitti. Zübeyr’in yanına geldiğimde: “Başımda hurma çekirdeği taşıyordum Resûlullah (s.a.) ashabdan bir grup ile yanıma geldi ve arkasına binmem için devesini çöktürdü. Ben utandım ve senin kıskançlığını hatırladım onun için binmedim” dedim. Zübeyir: “Vallahi başında hurma taşıman benim için onun arkasına binmenden daha zordur” dedi. Bu olaydan sonra Ebu Bekir bana bir hizmetçi gönderdi. O hizmetçi beni atın tımarından kurtarmış ve sanki beni azat etmişti. [Sahih] (Müsned, VI, 347. Ayrıca bk. Buhârî, 3151, 5224; Müslim, 2182) (Tercüme, XI, 344)

Resûlullah’ın Cübbesi

5- حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ حَدَّثَنِى أَبِى حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ مَوْلَى أَسْمَاءَ عَنْ أَسْمَاءَ قَالَ: أَخْرَجَتْ إِلَىَّ جُبَّةً طَيَالِسَةً عَلَيْهَا لَبِنَةُ شَبْرٍ مِنْ دِيبَاجٍ كِسْرَوَانِىٍّ وَفَرْجَيْهَا مَكْفُوفَيْنِ بِهِ، قَالَتْ: هَذِهِ جُبَّةُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَلْبَسُهَا، كَانَتْ عِنْدَ عَائِشَةَ، فَلَمَّا قُبِضَتْ عَائِشَةُ قَبَضْتُهَا إِلَىَّ، فَنَحْنُ نَغْسِلُهَا لِلْمَرِيضِ مِنَّا يَسْتَشْفَى بِهَا.

Esmâ’nın azatlısı Abdullah, Esmâ’dan bildiriyor. Kendisi bana Kisrâ yapımı koltuk altları ipekten ve etrafı ipekten ve etrafı ipek işlemeli olan bir teylesân cübbe çıkardı. Sonra şöyle dedi: “Bu, Resûlullah’ın (s.a.) giydiği cübbesidir. Bu cübbe Âişe’deydi. Âişe vefat edince onu ben aldım. Hastalarımız için onu yıkarız ve hastalar ondan (suyuyla) şifa bulur”. (Müsned, VI, 347) (Tercüme, XIV, 71)

Muhacirlerin İlk Çocuğu

6- حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ حَدَّثَنِى أَبِى حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ عَنْ هِشَامٍ عَنْ أَبِيهِ عَنْ أَسْمَاءَ أَنَّهَا حَمَلَتْ بِعَبْدِ اللَّهِ بْنِ الزُّبَيْرِ بِمَكَّةَ – قَالَتْ: – فَخَرَجْتُ وَأَنَا مُتِمٌّ، فَأَتَيْتُ الْمَدِينَةَ، فَنَزَلْتُ بِقُبَاءَ، فَوَلَدْتُهُ بِقُبَاءَ، ثُمَّ أَتَيْتُ بِهِ النَّبِىَّ صلى الله عليه وسلم فَوَضَعْتُهُ فِى حِجْرِهِ، ثُمَّ دَعَا بِتَمْرَةٍ فَمَضَغَهَا، ثُمَّ تَفَلَ فِى فِيهِ، فَكَانَ أَوَّلَ مَا دَخَلَ فِى جَوْفِهِ رِيقُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، قَالَتْ: ثُمَّ حَنَّكَهُ بِتَمْرَةٍ، ثُمَّ دَعَا لَهُ وَبَرَّكَ عَلَيْهِ، وَكَانَ أَوَّلَ مَوْلُودٍ وُلِدَ فِى الإِسْلاَمِ.

Esma (r.anha) der ki: Mekke’deyken Abdullah b. ez-Zübeyir’e hamileydim. Aylarımı doldurmuştum ki Medine’ye doğru yola çıktım. Kuba’da Abdullah’ı doğurdum. Sonra onu Hz. Peygamber’e (s.a.) getirip kucağına bıraktım. Resûlullah (s.a.) bir hurma istedi. Hurmayı ağzında çiğnedikten sonra Abdullah’ın ağzına ıslaklığından az bir şey bıraktı. Abdullah’ın ağzına ilk giren şey de Resûlullah’ın (s.a.) bu tükürüğü oldu. Daha sonra ağzına ezdiği hurmadan biraz koydu. Ona hayır dua edip bereketler diledi. İslam’da ilk doğan çocuk o oldu. [Sahih] (Müsned, VI, 347. Ayrıca bk. Buhârî, V, 78; Müslim, VI, 175) (Tercüme, XVII, 459)

Kabir Azabı

7- حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ حَدَّثَنِى أَبِى حَدَّثَنَا ابْنُ نُمَيْرٍ قَالَ حَدَّثَنَا هِشَامٌ عَنْ فَاطِمَةَ عَنْ أَسْمَاءَ قَالَتْ: خَسَفَتِ الشَّمْسُ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، فَدَخَلْتُ عَلَى عَائِشَةَ، فَقُلْتُ: مَا شَأْنُ النَّاسِ يُصَلُّونَ؟ فَأَشَارَتْ بِرَأْسِهَا إِلَى السَّمَاءِ. فَقُلْتُ: آيَةٌ؟ قَالَتْ: نَعَمْ. فَأَطَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْقِيَامَ جِدًّا حَتَّى تَجَلاَّنِى الْغَشْىُ، فَأَخَذْتُ قِرْبَةً إِلَى جَنْبِى، فَجَعَلْتُ أَصُبُّ عَلَى رَأْسِى الْمَاءَ، فَانْصَرَفَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَقَدْ تَجَلَّتِ الشَّمْسُ، فَخَطَبَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَحَمِدَ اللَّهَ وَأَثْنَى عَلَيْهِ ثُمَّ قَالَ: « أَمَّا بَعْدُ، مَا مِنْ شَىْءٍ لَمْ أَكُنْ رَأَيْتُهُ إِلاَّ قَدْ رَأَيْتُهُ فِى مَقَامِى هَذَا حَتَّى الْجَنَّةُ وَالنَّارُ، إِنَّهُ قَدْ أُوحِىَ إِلَىَّ أَنَّكُمْ تُفْتَنُونَ فِى الْقُبُورِ قَرِيباً – أَوْ مِثْلَ فِتْنَةِ الْمَسِيحِ الدَّجَّالِ لاَ أَدْرِى أَىَّ ذَلِكَ قَالَتْ أَسْمَاءُ –، يُؤْتَى أَحَدُكُمْ فَيُقَالُ: مَا عِلْمُكَ بِهَذَا الرَّجُلِ؟ فَأَمَّا الْمُؤْمِنُ – أَوِ الْمُوقِنُ لاَ أَدْرِى أَىَّ ذَلِكَ قَالَتْ أَسْمَاءُ –، فَيَقُولُ: هُوَ مُحَمَّدٌ هُوَ رَسُولُ اللَّهِ، جَاءَنَا بِالْبَيِّنَاتِ وَالْهُدَى، فَأَجَبْنَا وَاتَّبَعْنَا ثَلاَثَ مِرَارٍ، فَيُقَالُ لَهُ: قَدْ كُنَّا نَعْلَمُ أَنْ كُنْتَ لَتُؤْمِنُ بِهِ فَنَمْ صَالِحاً. وَأَمَّا الْمُنَافِقُ – أَوِ الْمُرْتَابُ لاَ يَدْرِى أَىَّ ذَلِكَ قَالَتْ أَسْمَاءُ – فَيَقُولُ: مَا أَدْرِى؟ سَمِعْتُ النَّاسَ يَقُولُونَ شَيْئاً فَقُلْتُ ».

Esma (r.anha) anlatıyor: Resûlullah (s.a.) zamanında güneş tutulması oldu. Âişe’nin (r.anha) yanına gelip: “İnsanlar neden namaz kılıyor?” diye sordum, başıyla gökyüzüne işaret etti. “Bu (kıyamete dair) bir işaret midir?” diye sorduğumda: “Evet” şeklinde işaret etti. Bunun üzerine ben de namaza durdum. Ancak Hz. Peygamber (s.a.) kıyamı o kadar çok uzun tuttu ki (sıcaktan) kendimden geçecek gibi oldum. Bunun üzerine yanımdaki kırbadan su alıp başıma dökmeye başladım. Resûlullah (s.a.) namazı bitirince Güneş de açılmıştı.

Resûlullah (s.a.) namaz sonrası bir konuşma yaptı. Önce Allah’a hamdu senâ etti, sonra şöyle buyurdu: “Esas konuya gelince; bu güne kadar görmediğim ne varsa namazdayken hepsi bana gösterildi. Hatta cennet ile cehennemi de gördüm. Bana vahyedilene göre yakında kabirlerinizde fitneye” veya: “Mesih Deccâl’ın fitnesi gibi bir fitneye maruz kalacaksınız.” —Ravi der ki: Esma hangisini söyledi bilmiyorum— Sizden birine benim hakkımda: «Bu adam hakkında ne biliyorsunuz» diye sorulacak. Mümin kişi: «Bu, Allah’ın elçisi Muhammed’dir. Apaçık deliller ve hidayetle bize geldi. Biz de davetine icabet edip ona uyduk» der ve bunu üç defa tekrar eder. Bunun üzerine kendisine: «Ona iman ettiğini biliyorduk. Salih biri olarak yerinde uyu» denilir. Münafık veya şüphede olan kişi ise: «Kim olduğunu bilmiyorum. İnsanların onun hakkında bir şeyler dediklerini duydum, ben de onlar gibi söyledim» karşılığını verir.” [Sahih] (Müsned, VI, 354. Ayrıca bk. Buhârî, Küsûf, 1054; Ebu Davud, İstiskâ, 1192; Dârimî, 1532) (Tercüme, VI, 167)

Dedesini Yatıştırıyor

8- حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ حَدَّثَنِى أَبِى حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ قَالَ حَدَّثَنَا أَبِى عَنِ ابْنِ إِسْحَاقَ قَالَ حَدَّثَنِى يَحْيَى بْنُ عَبَّادِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الزُّبَيْرِ أَنَّ أَبَاهُ حَدَّثَهُ عَنْ جَدَّتِهِ أَسْمَاءَ بِنْتِ أَبِى بَكْرٍ قَالَتْ: لَمَّا خَرَجَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَخَرَج مَعَهُ أَبُو بَكْرٍ احْتَمَلَ أَبُو بَكْرٍ مَالَهُ كُلَّهُ مَعَهُ خَمْسَةَ آلاَفِ دِرْهَمٍ أَوْ سِتَّةَ آلاَفِ دِرْهَمٍ – قَالَتْ: – وَانْطَلَقَ بِهَا مَعَهُ، – قَالَتْ: – فَدَخَلَ عَلَيْنَا جَدِّى أَبُو قُحَافَةَ وَقَدْ ذَهَبَ بَصَرُهُ، فَقَالَ: وَاللَّهِ إِنِّى لأَرَاهُ قَدْ فَجَعَكُمْ بِمَالِهِ مَعَ نَفْسِهِ. قَالَتْ: قُلْتُ: كَلاَّ يَا أَبَتِ! إِنَّهُ قَدْ تَرَكَ لَنَا خَيْراً كَثِيراً، – قَالَتْ: – فَأَخَذْتُ أَحْجَاراً، فَتَرَكْتُهَا، فَوَضَعْتُهَا فِى كُوَّةٍ فِى الْبَيْتِ كَانَ أَبِى يَضَعُ فِيهَا مَالَهُ، ثُمَّ وَضَعْتُ عَلَيْهَا ثَوْباً، ثُمَّ أَخَذْتُ بِيَدِهِ فَقُلْتُ: يَا أَبَتِ! ضَعْ يَدَكَ عَلَى هَذَا الْمَالِ، – قَالَتْ: – فَوَضَعَ يَدَهُ عَلَيْهِ فَقَالَ: لاَ بَأْسَ إِنْ كَانَ قَدْ تَرَكَ لَكُمْ هَذَا فَقَدْ أَحْسَنَ وَفِى هَذَا لَكُمْ بَلاَغٌ. قَالَتْ: وَلاَ وَاللَّهِ مَا تَرَكَ لَنَا شَيْئاً، وَلَكِنِّى قَدْ أَرَدْتُ أَنْ أُسْكِنَ الشَّيْخَ بِذَلِكَ.

Esma bint Ebu Bekir der ki: Resûlullah (s.a.) ile hicret için çıkıp Ebu Bekir de onunla çıkınca, Ebu Bekir beş bin veya altı bin dirhem olan bütün malını yanına aldı. Ebu Bekir bu parayı da alıp Resûlullah (s.a.) ile gidince, gözleri görmeyen dedem Ebu Kuhâfe yanımıza girdi ve: ‘Vallahi gördüğüm kadarıyla Ebu Bekir bütün parasını yanında götürüp sizi perişan bıraktı” dedi. Ben: “Hayır, dedeciğim. Bize çok mal bıraktı” dedim ve çakıl taşları alıp, babamın parasını koyduğu yere koyup üzerine bir bez örttüm. Sonra dedemin elini tutup: “Dedeciğim, elini şu paranın üzerine koy” dedim. Dedem elini bezin üzerine koyup: Tamam. Eğer size bu kadar para bıraktıysa iyi yapmış. Bu kadarı size yeter” dedi. Vallahi, aslında babam bize hiçbir şey bırakmamıştı. Fakat ben yaşlı dedemi teskin etmek için böyle yapmıştım.” [Sahih] (Müsned, VI, 350. Ayrıca bk. Hâkim, Müstedrek, III, 5, 6) (Tercüme, XVII, 405)

Resûlullah’la Hac Yolunda

9- حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ حَدَّثَنِى أَبِى حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ إِدْرِيسَ قَالَ حَدَّثَنَا ابْنُ إِسْحَاقَ عَنْ يَحْيَى بْنِ عَبَّادِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الزُّبَيْرِ عَنْ أَبِيهِ أَنَّ أَسْمَاءَ بِنْتَ أَبِى بَكْرٍ قَالَتْ: خَرَجْنَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حُجَّاجاً، حَتَّى إِذَا كُنَّا بِالْعَرْجِ نَزَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، فَجَلَسَتْ عَائِشَةُ إِلَى جَنْبِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، وَجَلَسْتُ إِلَى جَنْبِ أَبِى، وَكَانَتْ زِمَالَةُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَزِمَالَةُ أَبِى بَكْرٍ وَاحِدَةً مَعَ غُلاَمِ أَبِى بَكْرٍ، فَجَلَسَ أَبُو بَكْرٍ يَنْتَظِرُهُ أَنْ يَطْلُعَ عَلَيْهِ فَطَلَعَ وَلَيْسَ مَعَهُ بَعِيرُهُ، فَقَالَ: أَيْنَ بَعِيرُكَ؟ قَالَ: قَدْ أَضْلَلْتُهُ الْبَارِحَةَ. فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ: بَعِيرٌ وَاحِدٌ تُضِلُّهُ؟ فَطَفِقَ يَضْرِبُهُ، وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَتَبَسَّمُ وَيَقُولُ: « انْظُرُوا إِلَى هَذَا الْمُحْرِمِ وَمَا يَصْنَعُ؟ ».

Esma bint Ebu Bekir (r.anha) der ki: Resûlullah’la (s.a.) birlikte hac için yola çıktık. Arc’a vardığımızda Hz. Peygamber (s.a.) mola verdi. Hz. Âişe, Resûlullah’ın (s.a.) yanında otururken ben de babamın yanında oturdum. Ebu Bekir ile Resûlullah’ın (s.a.) yük devesi birdi ve Ebu Bekir’e ait olan bir hizmetçideydi. Ebu Bekir oturup hizmetçinin gelmesini bekledi, ama hizmetçi geldiği zaman deve yanında yoktu. Ebu Bekir: “Deven nerede?” diye sorunca, hizmetçi: Dün gece onu kaybettim, dedi. Bunun üzerine Ebu Bekir: “Bir tane deveyi mi kaybediyorsun!” diyerek ona vurmaya başladı. Resûlullah (s.a.) de bu duruma tebessüm ederek: “Şu ihramlının yaptığına bakın!” diyordu. [Sahih] (Müsned, VI, 344. Ayrıca bk. Ebu Davud, Menâsik, 1818; İbn Mâce, Menâsik, 2933) (Tercüme, VIII, 346)

(992)