Bir Hakikat Yolculuğu (Musa-Hızır Kıssası) | Muhammed Emin Yıldırım | 4K

Siret-i Enbiyâ derslerimizin bu haftaki konusu “Mûsâ-Hızır Kıssası” idi. Çoğumuzun merakla beklediği bu kıssayı Muhammed Emin Yıldırım hocamız, “Bir Hakikat Yolculuğu” serlevhasının altında âyetler ve hadisler ışığında anlattı. Hocamız, Kehf sûresinde yer alan bu kıssanın iniş sebebine, zeminine, o güne dair söylediklerine ve bugün bizim bu kıssadan alacağımız mesajlara yönelik çok önemli vurgu ve izahlarda bulundu. Haftaya Hz. Mûsâ derslerimizin sonuncunu yapıp, Hz. Hârûn ile devam edeceğiz inşallah…

Dersten Cümleler

Allah bizleri bir an önce bizleri izzet elbisesine kavuştursun.

Mevlâ bize, bizlere rağmen yardım etsin.

Hiç olmadığı kadar Allah’ın bizim için açacağı bir hayır kapısına, indireceği rahmete, olan-biteni bir mümine yakışır bir şekilde karşılayabilme dirayetine ihtiyacımız var. Bugün işleyeceğimiz Hz. Mûsâ ve Hz. Hızır kıssası inşallah tam bu ruh halimize ilaç olacak, derdimize biraz olsun derman olacak ve meseleleri anlama noktasında bize ufuk olacak…

Hz. Mûsâ ile Hz. Hızır kıssası malum Kehf sûresinin 60 ile 82. ayetleri arasında yani 23 ayet ile aktarılır. Kur’an’ın tertipte 18. süresi olan ve 110 ayetten oluşan Kehf sûresinin 23 ayeti bu emsalsiz yolculuğu ve o yolculuk sırasında yaşananları konu alır.

Kehf sûresi birçok tefsir ve sebeb-i nüzul kitabımızın beyanı ile “Hüzün Yılı” diye bilinen Nübüvvetin 10. yılının hemen arkasından nazil olmuştur.

“Allah’ın dilemesine bağlamadıkça hiçbir şey için yarın yapacağım deme. Bunu unuttuğun takdirde Allah’ı an ve: “Umarım Rabbim beni, doğruya bundan daha yakın olan bir yola iletir” de.” (Kehf,18/ 23-24)

Kehf sûresi 110 ayet içerisinde 5 önemli kıssa aktarılır. Hangi kıssalar bunlar?

  • Ashab-ı Kehf Kıssası (Kehf 18/13-20)
  • İki Bahçe Sahibi Kıssası (Kehf 18/32-44)
  • Âdem-İblis Kıssası (Kehf 18/50-53)
  • Mûsâ-Hızır Kıssası (Kehf 18/60-82)
  • Zülkarneyn Kıssası (Kehf 18/83-98)

İnsan, 5 temel alanda imtihan yaşayabilir ve haddi aşabilir biliyorsunuz? Nedir bunlar:

  • Otorite karşısında
  • Mal karşısında
  • Yaratılış karşısında
  • İlim karşısında
  • Hükümranlık karşısında

Bu 5 alana dair bu 5 kıssa 5 alanın ahlâkını inşa eder. Hangileri bunlar?

Ashab-ı Kehf Kıssası: Duruş Ahlâkı
İki Bahçe Sahibi Kıssası: Zenginlik-Fakirlik Ahlâkı
Âdem-İblis Kıssası: Yaratılış Ahlâkı
Mûsâ-Hızır Kıssası: İlim Ahlâkı
Zülkarneyn Kıssası: Hükümranlık Ahlâkı

Gazze olayları olmasa idi biz bu kıssayı size bir İlim Ahlâkı’nı öğrenme noktasında bir ilim kıssası olarak anlatacaktık…

Kıssa 23 âyetten oluştuğu için 23 alanı hatırlatalım:  

1. İman Kıssası
2. Tevhid Kıssası
3. Gayb Kıssası
4. Rüşd kıssası
5. Yolculuk kıssası
6. Tababet kıssası
7. Tecrübe kıssası
8. Takva Kıssası
9. Tevekkül Kıssası
10. Rıza Kıssası
11. Kader Kıssası
12. Sabır kıssası
13. Adâlet Kıssası
14. Hukuk Kıssası
15. Rahmet Kıssası
16. Eğitim Kıssası
17. Ahitleşme/sözleşme Kıssası
18. Hoca-Talebe Kıssası
19. Abi-Kardeş Kıssası
20. İşçi-İşveren Kıssası
21. Zahir-Batın Kıssası
22. Beşer-Elçi (özel görevli) kıssası
23. Hakikat Kıssası

Biz en son Hakikat Kıssası’nı bugün eksene koyarak anlamaya çalışacağız. Neden bu? Çünkü olan-bitenin hakikatini anlayamıyoruz.

Mesela Gazze’deki o manzaraları görünce yüreğimiz parçalanıyor, neden, neden deyip duruyoruz?

Sorulan sorulardan bazıları:

Allah’ım! Asla bir şüphe ve isyan değil ama neden bunları bize yaşatıyorsun?
O küçücük yavruların ne suçu var?
Biz büyüklerin isyan ve zilletinin faturasını neden o yavrular ödesin?
Neden Gazzeliler, 2 milyar Ümmet-i Muhammed’e rağmen bu soykırımı yaşıyor?
Dünyayı yöneten zalimler bu mazlumlardan ne istiyor? Ve neden Rabbim neden bu zalimlere bu keyfi yaşatıyorsun?

Hayata bakışımızı değiştirecek bir kıssa…

İnşallah bu kıssa fırtınalı sinelerimize rahmet ve şifa vesilesi olacak…

Benî İsrâil’in bilginlerinden biri olan Nevf b. Bikali insanlara; “Hızır’ın arkadaşı olan Mûsâ, Hz. Mûsâ değil başka bir Mûsâ’dır” demiş; bu insanlar arasında yayılınca birileri gelip bunu Tercümânü’l-Kur’ân olan İbn Abbas’a sormuşlar, o da demiş ki: “Allah’ın düşmanı yalan söylemiş, ben Übey b. Kâ’b’tan dinledim, Resulullah (sas) dedi ki; deyip o uzunca rivayeti aktarmıştır.

Efendimiz (sas) diyor ki: “Mûsâ (as) Benî İsrâil’e hutbe okumak için ayağa kalktı. Çok önemli bilgiler veren bir hutbe irad etti. Bunun üzerine orada bulunanlardan biri; “Ey Mûsâ! İnsanların en âlimi kimdir?” diye sordu. Hz. Mûsâ o anda “benim” dedi. Allah (cc) Mûsâ’nın bu cevabından hoşnut olmadı ve ona “haydi bir yolculuğa çık, o yolculukta senden daha âlim birini göreceksin.” dedi ve böylece yolculuk başladı.”

وَاِذْ قَالَ مُوسٰى لِفَتٰيهُ لَٓا اَبْرَحُ حَتّٰٓى اَبْلُغَ مَجْمَعَ الْبَحْرَيْنِ اَوْ اَمْضِيَ حُقُبًا

“Hani Mûsâ, beraberindeki gence şöyle demişti: “İki denizin birleştiği yere varıncaya kadar durmayacağım, ya da uzun zaman gideceğim.” (Kehf 18/60)

İki denizin birleştiği yer; “mecme’a-l bahrayni” neresi?

Karadeniz ile Marmara’nın birleştiği nokta olan Beykoz mu?
Bazı müfessirlerimize göre; Karadeniz ile Hazar
Ermenistan’da bulunan Kur ve Res (Aras) nehri
Akdeniz ile Kızıldeniz’in birleştiği yer
Ürdün ve Kulzüm nehirlerinin birleştiği yer
Antakya
Eyle
Endülüs’te bir şehir
Kuzey Afrika’daki Tanca nehri
Ya da iki deniz Hz. Musa ile Hz. Hızır (Mecazen)

فَلَمَّا بَلَغَا مَجْمَعَ بَيْنِهِمَا نَسِيَا حُوتَهُمَا فَاتَّخَذَ سَب۪يلَهُ فِي الْبَحْرِ سَرَبًا

“Her ikisi, iki denizin birleştiği yere varınca balıklarını unuttular. Balık, denizde bir yol tutup gitmişti.” (Kehf 18/61)

فَلَمَّا جَاوَزَا قَالَ لِفَتٰيهُ اٰتِنَا غَدَٓاءَنَاۘ لَقَدْ لَق۪ينَا مِنْ سَفَرِنَا هٰذَا نَصَبًا

“Oradan uzaklaştıklarında Mûsâ beraberindeki gence, “Öğle yemeğimizi getir, bu yolculuğumuzdan dolayı çok yorgun düştük” dedi.” (Kehf 18/62)

قَالَ اَرَاَيْتَ اِذْ اَوَيْنَٓا اِلَى الصَّخْرَةِ فَاِنّ۪ي نَس۪يتُ الْحُوتَۘ وَمَٓا اَنْسَان۪يهُ اِلَّا الشَّيْطَانُ اَنْ اَذْكُرَهُۚ وَاتَّخَذَ سَب۪يلَهُ فِي الْبَحْرِۗ عَجَبًا

“(Genç adam:) ‘Gördün mü!’ dedi, kayaya sığındığımız sırada balığı unuttum. Onu hatırlamamı bana şeytandan başkası unutturmadı. O, şaşılacak bir şekilde denizde yolunu tutup gitmişti.” (Kehf 18/63)

قَالَ ذٰلِكَ مَا كُنَّا نَبْغِۗ فَارْتَدَّا عَلٰٓى اٰثَارِهِمَا قَصَصًاۙ

“Mûsâ: “İşte aradığımız bu idi” dedi. Bunun üzerine tekrar izlerini takip ederek gerisingeri döndüler.” (Kehf 18/64)

فَوَجَدَا عَبْدًا مِنْ عِبَادِنَٓا اٰتَيْنَاهُ رَحْمَةً مِنْ عِنْدِنَا وَعَلَّمْنَاهُ مِنْ لَدُنَّا عِلْمًا

“Bu arada ikisi, katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve kendisine ilim öğrettiğimiz kullarımızdan birini buldular.”(Kehf 18/65)

Mûsâ -aleyhisselâm-: “–Bana Allah tarafından bildirilen, insanların en âlimi sen misin?” diye sordu.

Hızır -aleyhisselâm- cevaben: “–Ey Mûsâ! Allah bana bir ilim vermiştir, o sende yoktur. Sana da bir ilim vermiştir, o da bende yoktur.” dedi. (Buhârî, “Tefsîr”, 18/2, 3, 4; “Enbiyâ”, 27; Müslim, “Fedâil”, 170)

Efendimiz ( sas) Ebû Hüreyre’den (radıyallahu anh) nakledildiğine göre, şöyle buyurmuştur: “Hızır’a Hızır (Hadır-Yeşil) denilmesi, otsuz kuru bir yere oturduğu zaman ardından oranın hemen yeşermesi sebebiyledir.” (Buhârî, “Enbiyâ”, 27; Tirmizî, “Tefsîru’l-Kur’ân”, 18)

Makdisi’de aktarılan rivayete göre ise; “cennet pınarından içtiği için bastığı her yerin yeşile bürünmesi” (Makdisî, III, 78) sebebi ile ona Hıdır, yani Hızır denmiştir.

65. âyette üç özellik dile getirilir:

عَبْدًا مِنْ عِبَادِنَٓا / Kullarımızdan bir kul

– Kimilerine göre Allah’ın veli kullarından biri
– Kimilerine göre Allah’ın nübüvvet ikram ettiği peygamberlerinden biri
– Kimilerine göre Allah’ın özel görevlendirdiği meleklerinden biri

اٰتَيْنَاهُ رَحْمَةً مِنْ عِنْدِنَا / kendisine katımızdan bir rahmet verdiğimiz bir kul

وَعَلَّمْنَاهُ مِنْ لَدُنَّا عِلْمًا /kendisine çok özel ilimler öğrettiğimiz bir kul

قَالَ لَهُ مُوسٰى هَلْ اَتَّبِعُكَ عَلٰٓى اَنْ تُعَلِّمَنِ مِمَّا عُلِّمْتَ رُشْدًا

“Mûsâ ona, “Senin öğrendiğin doğruya ulaştıran bilgiden bana da öğretmen için sana tâbi olayım mı?” dedi.” (Kehf 18/66)

قَالَ اِنَّكَ لَنْ تَسْتَط۪يعَ مَعِيَ صَبْرًا

“Dedi ki: Doğrusu sen benimle beraberliğe sabredemezsin.” (Kehf 18/67)

وَكَيْفَ تَصْبِرُ عَلٰى مَا لَمْ تُحِطْ بِه۪ خُبْرًا

“İç yüzünü kavrayamadığın bir şeye nasıl sabredebilirsin ki?” (Kehf 18/68)

قَالَ سَتَجِدُن۪ٓي اِنْ شَٓاءَ اللّٰهُ صَابِرًا وَلَٓا اَعْص۪ي لَكَ اَمْرًا

“Mûsâ, “İnşallah beni sabırlı bulacaksın. Hiçbir işte de sana karşı gelmeyeceğim” dedi.” (Kehf 18/69)

Hz. Mûsâ iki şey söylüyor:

– Sabır edeceğim.
– Hiçbir işte de sana karşı gelmeyeceğim.

قَالَ فَاِنِ اتَّبَعْتَن۪ي فَلَا تَسْـَٔلْن۪ي عَنْ شَيْءٍ حَتّٰٓى اُحْدِثَ لَكَ مِنْهُ ذِكْرًا۟

“O da şöyle dedi: “O hâlde, eğer bana tabi olacaksan, ben sana söylemedikçe hiçbir şey hakkında bana soru sormayacaksın.” (Kehf 18/70)

فَانْطَلَقَا۠ حَتّٰٓى اِذَا رَكِبَا فِي السَّف۪ينَةِ خَرَقَهَاۜ قَالَ اَخَرَقْتَهَا لِتُغْرِقَ اَهْلَهَاۚ لَقَدْ جِئْتَ شَيْـًٔا اِمْرًا

“Bunun üzerine birlikte yürüdüler. Kıyıya ulaşıp gemiye bindikleri zaman o kul gemiyi deldi. Mûsâ, “İçindekileri boğmak için mi onu deldin? Gerçekten sen çok kötü bir iş yaptın!” dedi.” (Kehf 18/71)

قَالَ اَلَمْ اَقُلْ اِنَّكَ لَنْ تَسْتَط۪يعَ مَعِيَ صَبْرًا

 “Sen benimle beraber bulunmaya, asla sabredip dayanamazsın, dememiş miydim?” dedi.” (Kehf 18/72)

قَالَ لَا تُؤَاخِذْن۪ي بِمَا نَس۪يتُ وَلَا تُرْهِقْن۪ي مِنْ اَمْر۪ي عُسْرًا

“(Mûsâ da cevaben,) “Beni unutarak (bozduğum bir ahdimden) dolayı kınama ve bu işimde (senden ilim öğrenmem hususunda, lütfen) güçlük çıkarma” dedi.” (Kehf 18/73)

Bu sırada bir serçe gelip geminin kenarına kondu ve ardından su içmek üzere gagasını denize daldırdı. Bunun üzerine Hızır -aleyhisselâm- Hz. Mûsâ’ya: “Allah’ın ilmi yanında senin, benim ve bütün mahkûkâtın ilmi, şu kuşun denizden gagasıyla aldığı su kadardır.” dedi.” (Buhârî, “Tefsîr”, 18/2-4)

فَانْطَلَقَا۠ حَتّٰٓى اِذَا لَقِيَا غُلَامًا فَقَتَلَهُۙ قَالَ اَقَتَلْتَ نَفْسًا زَكِيَّةً بِغَيْرِ نَفْسٍۜ لَقَدْ جِئْتَ شَيْـًٔا نُكْرًا

“Yine yola koyuldular. Nihayet bir erkek çocukla karşılaştıklarında, adam (hemen) onu öldürdü. Mûsâ, “Bir cana karşılık olmaksızın suçsuz birini mi öldürdün? Andolsun çok kötü bir iş yaptın!” dedi.” (Kehf 18/74)

قَالَ اَلَمْ اَقُلْ لَكَ اِنَّكَ لَنْ تَسْتَط۪يعَ مَعِيَ صَبْرًا

“O kul, ‘Sana, benimle beraber olmaya asla sabredemezsin dememiş miydim?’ dedi.” (Kehf 18/75)

قَالَ اِنْ سَاَلْتُكَ عَنْ شَيْءٍ بَعْدَهَا فَلَا تُصَاحِبْن۪يۚ قَدْ بَلَغْتَ مِنْ لَدُنّ۪ي عُذْرًا

“Mûsâ: Eğer, dedi, bundan sonra sana bir şey sorarsam artık bana arkadaşlık etme! Hakikaten benim tarafımdan (ileri sürebilecek) mazeretin sonuna ulaştın.” (Kehf 18/76)

فَانْطَلَقَا۠ حَتّٰٓى اِذَٓا اَتَيَٓا اَهْلَ قَرْيَةٍۨ اسْتَطْعَمَٓا اَهْلَهَا فَاَبَوْا اَنْ يُضَيِّفُوهُمَا فَوَجَدَا ف۪يهَا جِدَارًا يُر۪يدُ اَنْ يَنْقَضَّ فَاَقَامَهُۜ قَالَ لَوْ شِئْتَ لَتَّخَذْتَ عَلَيْهِ اَجْرًا

“Yine yola koyuldular; sonunda vardıkları bir kasaba halkından yiyecek istediler. Kasaba halkı, bu ikisini misafir etmek istemedi. İkisi, şehrin içinde yıkılmağa yüz tutan bir duvar gördüler, Mûsâ’nın arkadaşı onu doğrultuverdi; Mûsâ: “Dileseydin buna karşı bir ücret alabilirdin” dedi.” (Kehf 18/77)

قَالَ هٰذَا فِرَاقُ بَيْن۪ي وَبَيْنِكَۚ سَاُنَبِّئُكَ بِتَأْو۪يلِ مَا لَمْ تَسْتَطِعْ عَلَيْهِ صَبْرًا

“(Hızır) şöyle dedi: İşte bu, benimle senin aramızın ayrılmasıdır. Şimdi sana, sabredemediğin şeylerin içyüzünü haber vereceğim.” (Kehf 18/78)

اَمَّا السَّف۪ينَةُ فَكَانَتْ لِمَسَاك۪ينَ يَعْمَلُونَ فِي الْبَحْرِ فَاَرَدْتُ اَنْ اَع۪يبَهَا وَكَانَ وَرَٓاءَهُمْ مَلِكٌ يَأْخُذُ كُلَّ سَف۪ينَةٍ غَصْبًا

“O gemi, denizde çalışan birtakım yoksul kimselere ait idi. Onu yaralamak istedim, çünkü onların ilerisinde, her gemiyi zorla ele geçiren bir kral vardı.” (Kehf 18/79)

وَاَمَّا الْغُلَامُ فَكَانَ اَبَوَاهُ مُؤْمِنَيْنِ فَخَش۪ينَٓا اَنْ يُرْهِقَهُمَا طُغْيَانًا وَكُفْرًاۚ

“Erkek çocuğa gelince, onun ana-babası, mümin kimselerdi. Bunun için (çocuğun) onları azgınlık ve nankörlüğe boğmasından korktuk.” (Kehf 18/80)

فَاَرَدْنَٓا اَنْ يُبْدِلَهُمَا رَبُّهُمَا خَيْرًا مِنْهُ زَكٰوةً وَاَقْرَبَ رُحْمًا

“Böylece, Rablerinin onlara, bu çocuğun yerine daha hayırlı ve daha merhametli bir çocuk vermesini diledik.” (Kehf 18/81)

وَاَمَّا الْجِدَارُ فَكَانَ لِغُلَامَيْنِ يَت۪يمَيْنِ فِي الْمَد۪ينَةِ وَكَانَ تَحْتَهُ كَنْزٌ لَهُمَا وَكَانَ اَبُوهُمَا صَالِحًاۚ فَاَرَادَ رَبُّكَ اَنْ يَبْلُغَٓا اَشُدَّهُمَا وَيَسْتَخْرِجَا كَنْزَهُمَاۗ رَحْمَةً مِنْ رَبِّكَۚ وَمَا فَعَلْتُهُ عَنْ اَمْر۪يۜ ذٰلِكَ تَأْو۪يلُ مَا لَمْ تَسْطِعْ عَلَيْهِ صَبْرًاۜ)

“Duvar ise, şehirde iki yetim erkek çocuğa aitti. Duvarın altında onların bir hazinesi vardı; babaları da iyi bir kimseydi. Rabbin onların erginlik çağına ulaşmasını ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarmalarını istedi. Ben bunları kendiliğimden yapmadım. İşte dayanamadığın işlerin içyüzleri budur.” (Kehf 18/82)

Âhiret yurdu, “sürprizler yurdudur.”

“Allah’ın rahmeti bizim ve Mûsâ’nın üzerine olsun! Eğer acele etmeseydi daha nice şaşılacak şeyler görecekti. Lakin o acele etti ve arkadaşından bundan dolayı utandı. Böylece yolcuğu bitmek zorunda kaldı.” (Buhârî, “Enbiyâ”, 27;Müslim, “Fedâil”, 46)

Ebû Said el-Hudrî şöyle dedi: “Her kim Cuma gecesi Kehf sûresini okuyacak olursa, bir nûr kendisi ile Beyt-i Atîk arasındaki mesâfeyi onun için aydınlatır.” (Dârimî, “Fezâilü’l-Kur’ân”, 18)

“Her kim Cuma gününde Kehf sûresini okursa, iki Cuma arasında ona bir nur parlar.” (el Hâkim 2/399, Beyhaki 3/249)

“Kim, Kehf sûresinin başından on âyet ezberlerse deccâlden korunmuş olur.” (Müslim, “Müsâfirin”, 257)

Berâ b. Âzib’in (ra) dediğine göre bir adam (Üseyd b. Hudayr) Kehf sûresini okuyordu, yanında da iki uzun iple bağlı bir at vardı. Derken bir bulut adamın üzerine doğru inmeye başladı. Bulut yaklaştıkça yaklaşıyordu. At bundan dolayı ürktü ve huysuzlardı. Sabaha çıkınca o zat Nebî’ye (sas.) gelerek hâdiseyi anlattı. Resûlullah (sas): “O, kalbe huzur veren bir melektir, Kur’ân okuduğun için inmiştir” buyurdu. (Buhârî, “Fezâil”, 11; Müslim, “Müsâfirîn”, 240)

Deccaliyet fitnesi, en fazla 5 alanda fitne yayacak biliyor musunuz?

Otorite karşısında
Mal karşısında
Yaratılış karşısında
İlim karşısında
Hükümranlık karşısında

İşte bu fitnelerden korunmak içinde bizim Kehf sûresini kendimize bir liman edinmememiz gerekecek… Okuyacağız ve anlayacağız inşallah…

(479)