İhtilaf Rahmet, Tefrika Zahmettir

Muhteşem Ahlak derslerinde bu hafta Muhammed Emin Yıldırım hocamız, “İhtilaf Rahmet, Tefrika Zahmettir” başlığında ihtilaf ahlakını anlattı.

“İhtilaf nasıl anlaşılmalı? Kur’ân ve Hadisler bu meseleye nasıl bakıyor? Menfi ihtilaf ve Müspet ihtilaf nelerdir? İhtilaf ne zaman tefrika olabilir? Bir ihtilafın tefrikaya dönüşmemesi için nelere dikkat etmek gerekir?” Ve daha nice sorulara bu dersten cevaplar aldık.

Dersten Cümleler

Efendimiz (sas) öyle bir nesil yetiştirmiştir ki adına sahâbe, tadına ‘radiyallahu anhum ecmain’ denmiştir.

Ümmet-i Muhammed olarak problemlerimiz…

Bazen rahatlarımızı koruma adına ortaya koyduğumuz gayretleri, İslam’ı savunuyormuş gibi gösteriyoruz.

Bataklıkta yürümenin en selim yolu, orada bulunan izlere basarak yürümektir…

İnsanlığa şahit olması gereken Ümmet-i Muhammed, Müslümanlığını ispat edebilmek için şahitlere muhtaç bir duruma gelmiştir…

Ödediğiniz bedelin büyüklüğü/ağırlığı, elde edeceğiniz istifade ile orantılıdır.

Her dilde müteradif/eş anlamlı kelimeler olduğu gibi müşterek/çok anlamlı kelimelerde vardır.

Kur’an içerisinde çok zengin bir kullanıma sahip olan ‘half’ köküne dair bazı kelimeler: Half, Mutaahhir, Halife, Hilafet, Helaif, Hulefa, İhtilaf, Muhtelif, Muhalefet…

Kur’an yaklaşık 130 yerde bu kökten kelimeleri kullanıyor.

İhtilaf kelimesine verilen mana şudur: “Karşı gelmek, aykırı davranmak, zıtlaşmak, farklı düşünmek, farklı davranmak, tartışmak, çekişmek, görüş ayrılığına düşmek.”

Caiz olan ihtilaf, caiz olmayan ihtilaf…

Müspet ihtilaf, menfi ihtilaf…

Muteber ihtilaf, muteber olmayan ihtilaf…

Nedir müspet/muteber/caiz olan ihtilaf?

1. İhtilaf nimettir.
2. İhtilaf lezzettir.
3. İhtilaf zenginliktir.
4. İhtilaf güzelliktir.
5. İhtilaf hakikattir.
6. İhtilaf imkândır.
7. İhtilaf zarurettir.
8. İhtilaf rahmettir

Efendimiz’in (sas) Sahâbe’ye, Sahâbe’nin Efendimiz’e, Sahâbe’nin birbirlerine, Sahâbe’nin Tabiîn nesline, Tabiîn neslinin Sahâbe nesline nasıl ihtilaf ettiklerini okuyoruz.
Bugün birçok İslamî yapılanma topluma sağlıklı bireyler yetiştireceği yerde, riyakâr ve nifak üzere insanlar yetiştiriyorlar.

Müspet ihtilafın kapısını kapattığımız andan itibaren biz sağlıklı bir İslam cemaati olamayız.
Neden mi?

1. Müspet ihtilafın reddi, kardeşlik hukukunu zedeler.
2. Müspet ihtilafın reddi, müsamaha ve hoşgörüyü ortadan kaldırır.
3. Müspet ihtilafın reddi, fikirlerin ve projelerin derinleşmesini engeller.
4. Müspet ihtilafın reddi, gelişmeyi ve ilerlemeyi durdurur.
5. Müspet ihtilafın reddi, bölünmeyi ve tekfiri yaygınlaştırır.

Müspet ihtilafın ahlakı nedir, nasıl olmalıdır?

1. Selim bir niyetle olması
2. Derin bir ilme dayanması
3. Nassa ve icmaya aykırı olmaması
4. Usule uygun yapılması
5. Zamanının ve zemininin iyi ayarlanması

“Halif turaf/Muhalefet et, şöhret ol!”

Müslim’de geçen rivayeti, bir kadın Aişe annemize soruyor: “Neden adetli kadın oruç tutuyor da namaz kılmıyor?” Cevaptan önce anamız ne diyor, o soru soran kadına? “Sen Harûriyyeden misin?” dedi. “Hayır, Harûriyye değilim ama soru soruyorum” deyince şöyle dedi: “Bizim başımıza bu olay gelince orucu tutmamız emredilirdi ama namazı kılmamız emredilmezdi.” (Müslim Hayz, 65)

Niza/çekişme, fırka/ayrışma, cedel/tartışma…

Haykırmak mı zor, susmak mı? Susmak bazen haykırmaktan çok ama çok daha zordur.

“Dünya arkasını dönmüş gidiyor, âhiret ise yönelmiş geliyor. Bunlardan her ikisinin de kendine has evlatları/çocukları vardır. Sizler âhiretin evlatları olun. Sakın dünyanın evlatları olmayın. Zîra bugün amel var hesap yok, yarın ise hesap var amel yok.” (Buhârî, Rikâk, 4)

“Sizin için en çok korktuğum iki şey tûl-i emele (yani hiç ölmeyecekmiş gibi dünya adına planlar yapmaya) düşmeniz ve hevaya (nefsiniz için isteklerine) uymanızdır. Tûl-i emel, insana âhireti unuttur; hevâya uymak ise Hakk’ın yolunu keser. Haberiniz olsun! Dünya arkasını dönmüş gidiyor, âhiret ise yönelmiş geliyor. Bunlardan her ikisinin de kendine has evlatları var. Sizler âhiretin evlatları olun. Sakın dünyanın evlatları olmayın. Zîra bugün amel var hesap yok, yarın ise hesap var amel yok.” (Ebû Nuâym, Hilyetü’l-Evliyâ, 235)

(1068)