Hz. Yahyâ’ya (as) Verilen Üç Selâm | Muhammed Emin Yıldırım
Sîret-i Enbiyâ derslerimizde Hz. Yahyâ (as) ile süren yolculuğumuz devam ediyor. Bu haftaki dersimizde Muhammed Emin Yıldırım hocamız, “Hz. Yahyâ’ya (as) Verilen Üç Selâm” başlığında özellikle Âl-i İmrân sûresi 39. âyet ile Meryem sûresi 12-15 âyetleri ekseninde Hz. Yahyâ’nın nasıl tanıtıldığını ve bugüne neler söylediğini anlattı. Özellikle hepimiz için çok önemli olan beş sorunun cevabını da bu dersimizde almış olduk. Ayrıca ona verilen üç selâmın neler olduğunu ve ne gibi mesajlar taşıdığını da öğrendik. Haftaya Hz. Yahyâ’yı hadisler ışığında tanımaya devam edeceğiz inşallah…
Dersten Cümleler
Hz. Yahyâ hakkında üçüncü dersimizi yapacağız ve şimdiye kadar öğrendiğimiz nice bilgilerin ışığında Hz. Yahyâ ile alakalı çok önemli ve bizim için hayati değer taşıyan bazı mesajlara beraberce şahit olacağız.
Bu derste Hz. Yahyâ (as) üzerinden beş önemli sorunun cevabını bulmaya çalışacağız. Nedir bu beş soru?
1- Mümin nasıl yaşadığı toplumda mübeşşir/müjdeci olabilir?
2- Mümin nasıl bozuk bir toplumu yeniden ihya edebilir?
3- Mümin nasıl bozuk bir toplumda temiz kalabilir?
4- Mümin nasıl hayatının her alanında dengeyi koruyabilir?
5- Mümin nasıl her daim Allah’ın (cc) rızasını kazanabilir?
Dünyevî kazançlar, uhrevî hesapları alt-üst etmemeli…
فَنَادَتْهُ الْمَلٰٓئِكَةُ وَهُوَ قَٓائِمٌ يُصَلّ۪ي فِي الْمِحْرَابِۙ اَنَّ اللّٰهَ يُبَشِّرُكَ بِيَحْيٰى مُصَدِّقًا بِكَلِمَةٍ مِنَ اللّٰهِ وَسَيِّدًا وَحَصُورًا وَنَبِيًّا مِنَ الصَّالِح۪ينَ
“Zekeriyyâ mâbedde durmuş namaz kılarken melekler ona şöyle nida ettiler: Allah sana, kendisi tarafından gelen bir Kelime’yi tasdik edici, efendi, iffetli ve sâlihlerden bir peygamber olarak Yahya’yı müjdeler.” (Âl-i İmrân 3/39)
Hz. Zekeriyyâ’ya, Hz. Yahyâ müjdelenirken onun beş özelliği sayılıyor. Nedir bu 5 özellik?
مُصَدِّقًا بِكَلِمَةٍ مِنَ اللّٰهِ / Allah tarafından gelen bir Kelime’yi tasdik eden
وَسَيِّدًا / Efendi, saygın, seçkin, hikmetli, ağırbaşlı, öfkesine hâkim insan, önder, öncü, tam anlamı ile beyefendi
“Bir efendi: Kerîm, halîm, bâtıla tenezzül etmeden hüsn-i sûretle nâsın rızâsını alır, akrânına fâik, riyâsete lâyık.” (Elmalılı, Hak Din Kur’ân Dili, 2/92).
وَحَصُورًا / Ve hasûran / İffetli, nefsini haramlardan kurtarmaya çalışan, nefsine hâkim, kalbi temiz, iradesine her şart ve durumda sahip çıkan
“Kudret var iken gerek kadın ve gerek sâir şehevât-ı dünyâdan nefsini son derece hasr u zapt eden mücerred, afîf, zâhid, târik-i dünya. Bir hadîs-i nebevîde vârid olduğu üzere bir hatîe yapmamış, gönlünden bir masiyet arzusu da geçmemiş.” (Elmalılı, Hak Din Kur’an Dili, 2/92).
وَنَبِيًّا / Nebi, ilahi mesajlardan haberdar edilen kişi, o mesajları iletmek için seçilen ve görevlendirilen elçi
مِنَ الصَّالِح۪ينَ / İçi dışı bir, davranışı düzgün ve kötülükleri ıslah eden, iyilik için öncü ve önder olan
Bir müminin yaşadığı toplumda mübeşşir olabilmesi için beş temel özelliğinin olması gerekir. Nedir bu beş temel özellik?
1- Bedeli ne olursa olsun hakkın yanında yer alıp hakikati tasdik etmesi
2- Şartlar ne kadar zor olursa olsun asla beyefendilikten taviz vermemesi
3- Zemin ne kadar kötü olursa olsun iradesinin hakkını vererek istikrar üzere yaşaması
4- Karmaşa ve kargaşa ne kadar fazla olursa olsun hidâyet elçilerinin yolundan sapmaması
5- Kötülükler ne kadar yayılırsa yayılsın iyi kalmak, iyilerle beraber olmak ve iyilik yolunda çalışmaktan geri durmaması
Mutarrif b. Abdillah, babası (radıyallahu anh)’tan naklediyor: “Benî Amir heyetiyle Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın yanına gitmiştik: “Sen bizim efendimizsin!” diye hitap ettik.“Seyyid/Efendi, Allah’tır!” buyurdular. Biz: “Fazilette en ileride olanımız, mertlikte en başta gelenimizsin!” dedik. Bize: “Söylediğinizin hepsi bu veya buna yakın bir söz olsun. Şeytan sizi (mübalağalı medihlerde) koşturmasın!” buyurdular.” (Ebû Dâvûd, “Edeb” 10).
“Kıyamet günü insanların seyyidi/efendisi benim.” (Buharî “Enbiyâ”, 3; Müslim, “Îmân”, 237, 238).
“Ben Âdem çocuklarının efendisiyim.”(Ebû Dâvûd, “Sünnet”, 12).
“Bu oğlum seyyiddir / efendidir, Allah onunla iki büyük taifenin arasını bulur.” (Buharî, “Sulh”, 9; Ebû Dâvûd, “Mehdi”, 8).
“Ebû Bekir bizim efendimizdir.” demiş ve Bilâl’i kastederek: “Efendimizi azad etti.” diyerek sözlerini noktalamıştır. (Buharî, “Fezâilu’l-Ashab’ın-Nebi”, 23).
يَا يَحْيٰى خُذِ الْكِتَابَ بِقُوَّةٍۜ وَاٰتَيْنَاهُ الْحُكْمَ صَبِيًّاۙ
“Ey Yahyâ! Kitaba var gücünle sarıl!” dedik ve ona henüz çocukken hikmeti verdik.” (Meryem 19/12)
Âyette iki temel mesaj var:
– Hz. Yahyâ’dan kitaba kuvvetle sarılması isteniyor.
– Hz. Yahyâ’ya daha çocukken hikmetin verildiği söyleniyor.
Taberî: “Biz ona, erkeklik çağına ulaşmadan önce, daha çocukluk dönemindeyken, Allah’ın kitabını anlama ve kavrama yeteneğini verdik.” (Taberî, Câmiu’l-Beyân, 18/155).
Kur’ân’da üç emir:
خُذِ / Huz / Al (Meryem 19/12)
أَمْسِكْ / Emsik / Tut (A’rât 7/170)
اِعْتَصِمْ / İ’tesim / Sarıl (Âl-i İmrân 3/103)
Ümmet-i Muhammed gibi konuşuyoruz ama İsrâiloğulları gibi yaşıyoruz.
“Vahyi/Kur’ân’ı kuvvetle al/tut; emrinden ne anlamalıyız?
Hakikat o olsun.
Hakem o olsun.
Hâkim o olsun.
Hakîm o olsun.
Hâmi o olsun.
Hâdî o olsun.
Hüccet o olsun.
Hâfız o olsun.
Hayır o olsun.
Huzur o olsun.
Burada unutmamız gereken iki nokta daha var:
1- Nasıl sarılacağız?
2- Sarılmazsak ne ile karşılaşacağız?
Irbâd b. Sâriye şöyle anlatmaktadır: “Resûlullah (sas) bir gün sabah namazından sonra gözleri yaşartan, kalpleri hüzünlendiren son derece dokunaklı bir konuşma yaptı. (Öyle ki ashâbdan) biri (dayanamayarak), “Ey Allah’ın Resûlü! Sanki veda konuşması yaptın, bize ne tavsiye edersin?” dedi. Bunun üzerine Allah Resûlü şu tavsiyelerde bulundu:
“Size Allah’a karşı sorumluluk bilincinde olmayı ve Habeşli bir köle de olsa (başınızdaki idareciyi) dinleyip itaat etmeyi tavsiye ederim. Çünkü benden sonra yaşayacak olanlarınız çok ihtilâflar görecekler. Sonradan çıkarılmış (aslı olmayan) şeylerden ise sakının! Çünkü sonradan çıkarılmış her şey bid’attir. Sizden kim bu dönemlere ulaşırsa, benim sünnetime ve doğru yolu bulan, hidayete erdirilmiş halifelerin sünnetine sarılsın! Bunlara azı dişlerinizle (tuttuğunuz gibi sımsıkı) sarılın.” (Tirmizî, “İlim”, 16; Ebû Dâvûd, “Sünnet”, 5)
Sarılmazsak ne ile karşılaşacağız?
1- Kur’ân’a sarılmazsan ihtilafa düşer parçalanırsın.
2- Kur’ân’a sarılmazsan ye’se/ümitsizliğe düşer, bitersin.
3- Kur’ân’a sarılmazsan gücünü kaybeder korkaklaşırsın.
4- Kur’ân’a sarılmazsan yanlış şeylere sarılır, yok olursun.
وَحَنَانًا مِنْ لَدُنَّا وَزَكٰوةًۜ وَكَانَ تَقِيًّاۙ
“Tarafımızdan ona kalp yumuşaklığı ve temizlik de (verdik). O, çok sakınan bir kimse idi.” (Meryem 19/13)
Bozuk ve kötü bir toplumda üç esas ile temiz kalabilir:
1- Terahhum: Merhamet etme, acıma, şefkat gösterme
2- Taharet: Temiz kalma ve kirlenenleri bahane etmeme
3- Takva: Sakınma ve sorumluluğunu unutmadan yaşama
وَبَرًّا بِوَالِدَيْهِ وَلَمْ يَكُنْ جَبَّارًا عَصِيًّا
“Ana-babasına çok iyi davranırdı; o, isyankâr bir zorba değildi.” (Meryem 19/14)
Burada da üç mesaj söyleniyor:
1- O kadar işinin arasında anne ve babasını ihmal etmemesi
2- Zorbalara karşı zorbalık edip adâletten ayrılmaması
3- Hakka ve hakikate karşı asla isyan içerisinde olmaması
وَسَلَامٌ عَلَيْهِ يَوْمَ وُلِدَ وَيَوْمَ يَمُوتُ وَيَوْمَ يُبْعَثُ حَيًّا۟
“Doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak kabirden kaldırılacağı gün ona selam olsun!” (Meryem 19/15)
İmam Mâtürîdî, âyette geçen “selam”ın üç manaya gelme ihtimalinden bahseder:
1. Her türlü hayır ve iyilik
2. İlahi Övgü (Senâ)
3. Güvenlik ve korunma (selâmet)
Süfyan b. Uyeyne bu âyet hakkında şöyle bir açıklamada bulunur: “İnsanoğlunun en yalnız, en ürkek ve en dehşet içinde olduğu zamanlar şu hallerdir:
1. Doğduğu gün: (O an) içinde bulunduğu (alıştığı anne karnından) dışarı çıkar.
2. Öldüğü gün: (O an) daha önce hiç görmediği/şahit olmadığı bir topluluğu (melekleri ve berzah âlemini) görür.
3. Diri olarak diriltildiği gün: (O an) kendisini, bir benzerini asla görmediği (büyük) bir mahşer yerinde bulur.
İşte (Allah), bu (korkulu) yerlerde/durumlarda selameti (esenliği ve güvenliği) Hz. Yahya’ya has kılmış ona özel olarak lütfetmiştir.” (Beğavî, Meâlimü’t-Tenzîl, 3/228).
Allah (cc) Hz. Yahyâ’nın üç durumuna “selâm” verirken, bu üç durumda üç zümreye de aslında “lanet” etmiş olur:
Onun doğumuna sevinmeyenlere lanet olsun.
Onun şehadetine üzülmeyenlere lanet olsun.
Onunla beraber dirilmeyecek olanlara lanet olsun.
(303)







