Saraydan Mağaraya: Çağları Aşan Bir Direnişin Hikâyesi (Ashâb-ı Kehf Kıssası)
Sîret-i Enbiyâ derslerimiz Ashâb-ı Kehf ile devam ediyor. Bu hafta Muhammed Emin Yıldırım hocamız “Saraydan Mağaraya: Çağları Aşan Bir Direnişin Hikayesi” serlevhasının altında önce bu serlevhanın mesajlarının neler olduğunu daha sonra ise diğer dinlerde ve tarihte Ashâb-ı Kehf’in nasıl yer aldığını anlattı. Özellikle Ashâb-ı Kehf’in Kur’ân-ı Kerîm’de nasıl özel ve önemli mesajlarla aktarıldığına değinen hocamız, bu kıssadan alınacak bazı dersleri bizlere hatırlattı. Önümüzdeki hafta Kehf sûresi ışığında yolculuğumuza devam edeceğiz inşallah…
Dersten Cümleler
İlim meclisleri bizler için teselli meclisleridir.
Ashâb-ı Kehf kıssası da bir teselli kıssasıdır. Ashâb-ı Kehf, peygamber olmayan bir genç topluluğun hikâyesidir.
Bugünkü dersimizin serlevhası: “Saraydan Mağaraya: Çağları Aşan Bir Direnişin Hikayesi”
Serlevhada üç önemli ifade var:
1- Saraydan Mağaraya
2- Çağları Aşan
3- Bir Direniş Hikâyesi
Hz. Mûsâ’nın (as), Hz. Yûsuf’un (as) ve Hz. Peygamber’in (sas) saraydan mağaraya/çobanlığa ve zindana uzanan hikâyeleri…
Eğer hak sözü söylerseniz ve toplum o sözü tartacak düzeyde olmazsa dün alkışlayanlar bugün yuhlarlar…
Ashâb-ı Kehf’in itibarları, ikramları, ihsanları, imkânları, iktidarları ve ihtişamları vardı.
Ashâb-ı Kehf:
Saraydan Mağaraya,
Mağaradan Mûcizeye,
Mûcizeden Hürriyete,
Hürriyetten Hafızalara,
Hafızalardan Arşa uzanan bir hayatın sahibi oldular…
Küçük şeyleri terk etmeyen büyük mükâfatlara erişemez…
Ashâb-ı Kehf tarih boyunca bütün inananlara hep ilham kaynağı olmuştur, olmaya da devam edecektir.
Ashâb-ı Kehf “Yedi Uyurların Kıssası” değil, “Bir Grup Gencin Direniş Kıssası”dır.
Direnmek; hak adına, hakka yaraşır bir şekilde sebat edip, mücadele vermektir.
Direniş iki türlü olabilir:
– Pasif Direniş
– Aktif Direniş
Ebû Saîd el-Hudrî’nin (ra) naklettiği hadiste Efendimiz (sas) şöyle buyurmuştur: “Kim bir kötülük görürse, onu eliyle değiştirsin. Şayet eliyle değiştirmeye/düzeltmeye gücü yetmezse, diliyle değiştirsin. Diliyle değiştirmeye de gücü yetmezse, kalbiyle düzeltme cihetine gitsin ki bu ise imanın en zayıf derecesidir.” [Müslim, “Îmân”, 78; Tirmizî, “Fiten”, 11; Nesâî, “Îmân”, 17].
Ashâb-ı Kehf, yıllarca sarayda, o kötü zeminde pasif bir direniş gösterdiler. Kötüye, çirkine, batıla, şerre, şirke, asla rıza göstermediler.
Kur’ân-ı Kerîm’de tertipte İsrâ sûresininhemen ardından 18. sırada yer alan ve 110 âyetten oluşan bu sûre; nübüvvetin 10, 11. veya 12. yılında nazil olmuştur.
Yahudilerin sorulmasını istedikleri 3 soru:
سَلُوهُ عَنْ فِتْيَةٍ ذَهَبُوا فِي الدَّهْرِ الْأَوَّلِ مَا كَانَ مِنْ أَمْرِهِمْ، فَإِنَّهُمْ قَدْ كَانَ لَهُمْ حَدِيثٌ عَجِيبٌ
“Ona ilk zamanlarda (tarihin eski devirlerinde) çekip giden/kaybolan gençleri ve onların başından ne geçtiğini sorun; çünkü onların gerçekten çok hayret verici bir kıssası vardır.”
وَسَلُوهُ عَنْ رَجُلٍ طَوَّافٍ بَلَغَ مَشَارِقَ الْأَرْضِ وَمَغَارِبَهَا مَا كَانَ نَبَؤُهُ
“Yine ona yeryüzünün doğularına ve batılarına ulaşan o gezgin adamı ve onun haberinin/kıssasının ne olduğunu sorun.”
وَسَلُوهُ عَنِ الرُّوحِ مَا هُوَ؟
“Ve ona ruhtan sorun. Nedir o?”
Bu rivayet üzerinden neler anlıyoruz:
1. Mekkeliler, Ashâb-ı Kehf kıssasını bilmiyorlardı.
2. Kureyşliler dini bilgi ve nübüvvet kriteri konusunda Yahudi âlimlerini otorite kabul ediyorlardı.
3. Medineli Araplar da Ashâb-ı Kehf kıssasını bilmiyorlardı.
4. Yahudiler Ashâb-ı Kehf kıssasını çok iyi biliyorlardı.
5. Yahudi âlimler, Ashâb-ı Kehf kıssası ile Peygamberimiz’in (sas) nübüvvetini sınamak istiyorlardı.
Yahudilerde Ashâb-ı Kehf kıssası, kendi kutsal metinleri olan Tanah’ta (Eski Ahit) bahsedilmemektedir. Yahudi şifahi kültüründe (Aggadah/Midraş), zor zamanlarda ilâhî koruma ile uzun uykulara dalıp asırlar sonra uyanma motifi yaygındır.
Hıristiyan geleneğinde Ashâb-ı Kehf anlatısı “Efes’in Yedi Uyurları” (Seven Sleepers of Ephesus) olarak bilinir. Anlatı, Doğu (Süryânî/Grek) ve Batı (Latin) Hristiyanlığında belirgin teolojik ve metinsel farklarla yer alır.
Süryani şair ve din adamı Yakub es-Serûcî (ö. 521) ya da diğer bilinen ismi ile Monofizit Piskopos Seruğlu Yakûb’un (Jakobos v. Sarug) şiirlerinde yer almaktadır.
Hıristiyanların anlatımlara baktığımızda şunların öne çıktığını görürüz:
– Decius’un (Dakyanus) baskısı: İmparator Decius’un hükümdarlığı sırasında Hristiyan gençler putlara kurban sunmayı reddeder.
– Mağaraya sığınma: Gençler baskıdan kaçmak için bir mağaraya çekilir. Anlatının bazı biçimlerinde mağaranın girişi kapatılır veya örülür.
– Uzun uyku: Gençler olağanüstü uzun bir süre uyur. Anlatıdaki zaman aralığı, metin ve aktarım biçimine göre değerlendirilmelidir. (196 ile 360 yıl)
– Uyanış: Gençlerden biri yiyecek almak için şehre gittiğinde, paranın ve şehrin değişmiş olduğunu fark eder.
– Diriliş öğretisi: Gençlerin yeniden ortaya çıkışı, Hristiyan anlatısında bedenin ölümden sonra dirilmesinin mümkün olduğuna işaret eder.
Kur’ân-ı Kerîm’de Ashâb-ı Kehf’in anlatılması:
1. İsimlerin Gizlenmesi:
Şahıs, hükümdar ve şehir isimlerine yer verilmeyerek kişilere değil, ilkelerin ve sergilenen duruşun önemine dikkat çekilir.
2. Tarih ve Zamanın Belirsizliği:
Kesin bir takvim yılı belirtilmeyerek kıssanın belirli bir tarihsel döneme hapsedilmesinin önüne geçilir; anlatının farklı çağlarda yeniden anlam kazanmasına imkân tanınır.
3. Mekânın Arka Plana İtilmesi:
Coğrafi konum açıklanmayarak dikkatin fiziksel mekânlardan ziyade kıssanın taşıdığı anlam ve değerler üzerinde yoğunlaşması sağlanır.
4. Rakamlar ve Spekülasyonun Reddi:
Gençlerin sayısı üzerindeki tartışmalara değinilerek kesin bilgiye dayanmayan tarihî ayrıntıların peşinde kaybolmak yerine kıssanın asıl mesajına odaklanılması istenir.
5. Efsaneleştirmeden İnsanî Boyutun Korunması:
Uyanış sonrasındaki para ve yiyecek arayışına yer verilerek olağanüstü olayın gündelik hayatla ilişkisi korunur; kıssanın insanî ve somut boyutu görünür kılınır.
6. Tarihin Güncelleştirilmesi:
Geçmişte yaşanmış merak uyandırıcı bir olay anlatmakla yetinilmeyerek tarihî anlatı, bugünün insanına yol gösteren ve üzerinde düşünmeye çağıran bir ibret vesikasına dönüştürülür.
Ashâb-ı Kehf hadisesi yaşanırken ortada şöyle 2 taraf var:
– Mevcut sistem, yönetim, kral ve devleti…
– Bir avuç Muvahhid, inanmış gençler…
Bunların dışında da o zeminde 5 taraf daha var:
1. İçten içe o gençlere imrenenler ve dua edenler.
2. Gençleri gereksiz ve hamasî bir iş yapmakla niteleyenler.
3. Gençleri hain, dış güçlerin adamı diye damgalayıp kınayanlar.
4. Gençlerin krala başkaldırı yaptıkları için ağır bir şekilde cezalandırılmasını isteyenler.
5. Gençlerin direnişinden dolayı kralın kızıp kendilerine ceza vermemeleri için dalkavukluklarını daha da arttıranlar.
Bu beş zümreyi şöyle özetleyebiliriz:
1. İmrenenler -> İçten destekleme
2. Küçümseyenler -> Direnişi değersizleştirme
3. Damgalayanlar -> Direnenleri hainleştirme
4. Cezalandırılmasını isteyenler -> Baskıyı ve cezayı savunma
5. Krala yaranmaya çalışanlar -> Çıkar uğruna itaati pekiştirme
İki talep:
1- Kehf sûresi ilk 10 âyetini dikkatle okuyup, biraz tefsirlere bakalım ve üzerinde yoğunlaşalım.
2- Dokuzuncu âyette Ashâb-ı Kehf ile birlikte “وَالرَّق۪يمِ/Er-Rakîm” diye bir sınıftan bahsediliyor. Kimdir bunlar ve Ashâb-ı Kehf ile nasıl bir alakaları var?
Hidâyet Duası:
رَبَّنَا لَا تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ اِذْ هَدَيْتَنَا وَهَبْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةًۚ اِنَّكَ اَنْتَ الْوَهَّابُ
“Rabb’imiz! Bizi hidâyete erdirdikten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize katından bir rahmet bahşet. Şüphesiz Sen Vehhâbsın/karşılıksız ve çokça bahşedensin.” [Âl-i İmrân 3/8].
(36)







