Ensab Kitaplarının Bir Değerlendirilmesi

I. Ensab Bilgisi ve Önemi:

Ensab, neseb kelimesinin çoğuludur. Sözlükte, bir görüşe göre özellikle baba tarafından olan akrabalık; diğer bir görüşe göre ise hem anne ve hem de baba tarafından olan akrabalık bağı anlamına gelir. Bu işle uğraşan kimselere “Nessâb” veya “Nessâbe” denilir. Ensab bilgisi, hadis ilminde özellikle râvilerin beldelerini bilme, kimliklerini tayin ve tespit etmede başvurulan önemli bir ilim dalıdır.

Nesebe ehemmiyet verme ve bu konudaki bilgiyi koruma; Cahiliye döneminde kendilerini koruyacak ve bir arada tutacak devletleri bulunmayan Arap Yarımadası kabilelerinin, fertlerini birbirine bağlama, tehlikelere karşı koruma veya başka kabile fertlerinden ayırma konusunda bir zırh ve tutkal vazifesi görürdü. Günümüz insanının devlete olan ihtiyacı ne ise, Cahiliye Araplarının nesebe bağlılık ihtiyacı o idi. Tabi bu denli nesebe bağlılık ve neseb bilgisine ehemmiyet verme asabiyeti yani kabile ırkçılığını doğurmuştur. Kabile fertleri kabilelerini koruma, müdafaa etme ve karşı tarafı hicvetme konusunda hassas olarak yetiştirilirlerdi. Bu da tabiî olarak kabileciliği körüklemiş, bundan dolayı kabile savaşları hiç eksik olmamıştır.

Cahiliye döneminde neseb bilgisi, kabilenin tarihi bilgisi ile birlikte kabile şairlerinin uhdesinde bulunurdu. İslâm’ın gelişinden sonra kendine has metodu, mütehassısları ve eserleri olan bir ilim dalı haline gelmiştir.

İslam, nesebe ırkçılık derecesinde önem verme anlayışını yasaklar. Soy ile övünmeyi, soy yarıştırmayı hoş görmez. İhtiyaç kadarına müsaade eder. Nitekim Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: “Akrabalık bağlarınızı sürdürmenizi temin edecek kadar neseplerinizi öğreniniz.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 347; Tirmizî, “Birr”, 49).

İslamî Açıdan Neseb Bilgisi Niçin Önemlidir?

1. Kişinin kimliğinin tayin ve tespiti için.
2. Akrabalık bağlarını korumak ve sürdürmek için.
3. Evlenme yasağı olanları tespit için.
4. Evlilikte temiz soyun tespiti için
5. İslam hukukuna göre diyet ödemede âkılenin tespiti için.
6. Mirasta hak sahibi olanların tespiti için.

II. Ensab Kitaplarının Kaynağı Olarak Hz. Ömer’in DÎVAN’ı:

Cahiliye döneminde ensab bilgisine çok önem verilmekle birlikte yazı yaygın olmadığı için bu bilginin büyük ölçüde şifahî olarak konunup nakledildiği bilinmekte, sonradan ortaya çıkacak olan ensab ilmi ve eserleri büyük ölçüde Hz. Ömer’in (ö.23/643) oluşturduğu bilinen DÎVAN’ına dayanmaktadır.
DÎVAN: Genişleyen ve zenginleşen İslam devletinin artan gelirlerini tespit etmek, bunları kayıt altına almak, askerlerin kimliklerini, sayısını ve erzakını belirlemek maksadıyla oluşturulmuş defterlerden meydana gelmekte idi. Bunu ilk defa Hz. Ömer yapmıştır. Farklı tarihler verilmekle birlikte onun bu DÎVAN’ı hicrî 15 (636) ile 20 (640) tarihleri arasında teşekkül ettirdiği kesindir. Dîvan nesep esasına göre tanzim edilmiştir. Hz. Ömer o gün ensabı en iyi bilen kimseler olarak ashaptan Mahreme b. Nevfel (ö.54/674), Cübeyr b. Mut’im (ö.59/678) ve Akîl b. Ebî Tâlib’i (ö.60/680) çağırmış ve kabileleri önce Hz. Peygamber’e olan yakınlıklarına göre sıralamalarını, daha sonra İslam’daki önceliklerine göre ashâbı ve sonradan gelenleri tasnife tabi tutmalarını emretmiştir. Onlar da Benî Hâşim’den başlayarak önce Kureyş’i sonra Ensar’ı ve diğer kabileleri sıralamışlardır. Başta Medîne olmak üzere Kûfe, Basra, Vâsıt, Dımeşk, Humus, Ürdün, Filistin ve Mısır’da düzenlenen DÎVAN defterleri, sonradan nesep ve tabakat âlimlerinin esas kaynaklarından biri olmuştur.
Yine bu DÎVAN defterleri, sonraki asırlarda yazılacak olan nesep ve tabakat kitaplarında önce Hz. Peygamber’in kabilesi Kureyş’in ve mensub olduğu Benî Hâşim’in ele alınması şeklindeki geleneğin esasını teşkil etmiştir. İbn Sa’d’ın (ö.230/844) et-Tabakâtü’l-Kübrâ’sı, Halîfe b. Hayyât’ın (ö.240/854) Kitâbü’t-Tabakât’ı, el-Belâzurî’nin (ö.279/892) Ensâbü’l-Eşrâf’ı ve benzeri eserler bu usûle göre yazılmışlardır.

III. Ensab Bilgisinin Tedvîni:

Hulefâ-yi Râşidîn döneminden (11-41/632-661) sonra Emevîler döneminde (41-132/661-749) neseplerle ilgilenildiği ve bu konuya önem verlidiği bilinmekte, hatta Ubeyd (Abîd) b. Şeriye el-Curhümî (ö.67/686) ve Dağfel b. Hanzale eş-Şeybânî (ö.70/689) isimli iki nesep âliminin Emevî saraylarında ensâb ile ilgili bilgiler naklettikleri söylenmekte ise de bunların daha çok hikâye türü şeyler aktardıkları anlaşılmaktadır. İlmî anlamda ensab bilgisi, büyük ölçüde hicrî II. (VIII) asrın başında Ömer b. Abdülazîz’in (ö.101/719) İbn Şihâb ez-Zührî’ye (ö.124/741) talimatıyla gerçekleşen hadislerin resmî olarak tedvîni esnasında, DÎVAN’ın içeriğinin ve neseblerle ilgili diğer bilgilerin derlenip nakledilmesiyle sonraki dönemlere intikal etmiştir. Bu işi üstlenen ez-Zührî’nin ensabla ilgili eseri olduğu bilinmekte, ancak mahiyeti hakkında bilgi bulunmamaktadır. Hicrî II. (VIII) asır boyunca hadis, siyer ve megâzî konularıyla meşgul olanlar yanında ensab ile yakından ilgilenen kimseler de ortaya çıkmıştır. Bunlardan biri Muhammed b. Sâib el-Kelbî’dir (ö.146/763). Araştırmalarını Arap Yarımadasını dolaşarak ve kabilelerin yaşlıları ve ensabı bilenleriyle görüşerek yapan Muhammed b. Sâib el-Kelbî şifahî yoldan pek çok malzeme derlemiştir. Onun derlediği bilgiler arasında kabilelerin ve fertlerin ensabına ışık tutan bilgiler olduğu gibi, Cahiliye döneminde kabile efradının ve şairlerinin özellikle düşmanları olan diğerleri hakkında uydurdukları zemmedici asılsız bilgiler de bulunmakta idi. Muhammed b. Sâib el-Kelbî kendisi derlediği bilgilerden bir kitap oluşturmamış, malzeme oğlu Hişâm b. Muhammed el-Kelbî’ye (ö.204/819) intikal etmiş ve o bundan hareketle pek çok kitap kaleme almıştır.

IV. Ensab Konulu İlk Eserler:

Kâtip Çelebî (ö.1068/1657), Keşfü’z-Zunûn isimli eserinde ensab konulu eser telifinin Hişam b. Muhammed b. Sâib el-Kelbî (ö.204/819) ile başladığını söyler. Ancak bugün tespit edilen bilgi ve eserlerle bunun doğru olmadığı ortaya çıkmıştır. Anlaşıldığına göre bu konuda yazan ilk kişi İbn Şihâb ez-Zührî’dir (ö.124/741). O bu konuda ilmî değeri haiz bilgileri muhtemelen Hz. Ömer’in (ö.23/643) DÎVAN’ından hareketle yazmış, ancak yazdıkları kendi eseri olarak değil de ondan istifade eden başkalarının eserlerinde sonraki dönemlere intikal etmiştir. Daha sonra Ebu’l-Yekzan Sühaym b. Hafs el-Ahbârî’nin (ö.190/805) ensab ile ilgilendiği ve eser yazdığı bilinmektedir. Ancak onun en-Nesebü’l-Kebîr ve Nesebü Hındif ve Ahbâruhâ ismiyle yazdığı eserleri günümüze ulaşmamıştır. Hemen peşinden Müerric b. Amr es-Sedûsî (ö.195/810) gelmiş ve Hazfün min Nesebi Kureyş ile Cemâhîru’l-Kabâil isimli eserler yazmıştır. Bunlardan Hazfün min Nesebi Kureyş günümüze ulaşmış ve yayınlanmıştır (nşr. Salahaddîn el-Müneccid, Kahire ts.). Günümüze ulaştığı bilinen en eski ensab kitabı budur. Müellif bu eserinde Kureyş kabilesi, boylarını ve onlardan olan şahısları tek tek sıralayarak nesepleri hakkında bilgi vermekte, zaman zaman şahıslarla ilgili olaylar veya rivayetler nakletmekte, yer yer de siyer ve sahâbîlerin hayatına ışık tutacak bilgiler aktarmaktadır. Bu yönüyle Hazfün min Nesebi Kureyş rical kitaplarının da ilk nüvesi kabul edilebilir.

Bu iki müelliften kısa bir müddet sonra vefat eden Hişam b. Muhammed el-Kelbî (ö.204/819) ensab konusunda bir çok kitap yazmış, bunların en hacimlilerinden biri olan Cemheretü’n-Neseb günümüze ulaşmış ve yayınlanmıştır (nşr. Nâcî Hasan, Beyrut 1407/1987). Ayrıca günümüze ulaşmayan aynı içerikli en-Nesebü’l-Kebîr isimli bir eseri de vardır. Cemheretü’n-neseb sonradan bu konuda yazılan pek çok esere kaynaklık etmiş, ayrıca özetleri yapılmıştır. Kaynaklık ettiği eserler için İbn Hazm’ın (ö.456/1063) Cemheretü Ensâbi’l-Arab’ı zikredilebilir (nşr.Abdüsselâm M. Hârûn, Kahire ts.). Cemheretü’n-Neseb, muhtevasında yer alan bilgilerden bir kısmının doğru olmadığı öne sürülerek eleştirimiştir. Gerek soy bilgilerinde ve gerekse bazı şahıslar hakkında aktarılan zemmedici bilgiler arasında onaylanması mümkün olmayan şeyler bulunmaktadır. Bundan dolayı müellif Hişam b. Muhammed b. Sâib el-Kelbî de, babası Muhammed b. Sâib el-Kelbî de rivayet açısından güvenilir bulunmamış, cerh edilmişlerdir. Cemheretü’n-Neseb metod itibariyle Hz. Ömer’in (ö.23/643) DÎVAN’ı esas alınarak yazılmamıştır.
Ebû Ubeyd Kâsım b. Sellâm (ö.224/838) Kitâbü’n-Neseb isimli eserini oluştururken büyük ölçüde Cemheretü’n-Neseb’ten faydalanmıştır. Ancak o, Cemheretü’n-Neseb’te yer alıp güven duyulmayan Cahiliye dönemine ait zemmedici şiirlerle sahâbe aleyhindeki bir çok bilgiyi kaldırmış, eseri yeni baştan tasnif etmiştir.

V. Hz. Ömer’in DÎVAN’ı Esas Alınarak Yazılan Ensab Kitapları:

Hz. Ömer’in DÎVAN’ının, özellikle hicrî III. (IX) ve IV. (X) asırlarda yazılan ensab ve tabakat kitaplarının telif metodu üzerinde önemli etkisi bulunmaktadır. DÎVAN’ın kendisinin yazılı olarak sonraki dönemlere ulaştığına dair kesin bilgi elde edilememiş, ancak hicrî 207 (822) yılında vefat eden Muhammed b. Ömer el-Vâkıdî’nin Vad’u Omer ed-Devâvîn ve Tasnîfü’l-Kabâil ve Merâtibihâ ve Ensâbihâ ismiyle bir eser yazdığı tespit edilmiştir. Günümüze ulaşmayan bu eserin isminden anlaşıldığına göre el-Vâkıdî DÎVAN’ın bir nüshasına sahip olmuş veya kendisine ulaşan bilgiler ışığında bunu yeniden şekillendirmiştir. Onun ayrıca et-Tabakât isimli bir eser de kaleme aldığı bilinmektedir. Günümüze ulaşmayan bu eserini o kuvvetli bir ihtimale göre Hz. Ömer’in DÎVAN’ındaki usûle göre yazmış, Kâtibü’l-Vâkıdî olarak bilinen talebesi İbn Sa’d da (ö.230/844) onu gözden geçirerek meşhur et-Tabakâtü’l-Kübrâ isimli eserini meydana getirmiştir.

1. İbn Sa’d (ö.230/844) ve et-Tabakâtü’l-Kübrâ İsimli Eseri:

et-Tabakâtü’l-Kübrâ Hz. Ömer’in DÎVAN’ı esas alınarak tasnif edilmiş bir eserdir. Müellif eserinde zaman unsurunu dikkate alarak ashabı önce beş tabakaya ayırmış, sonra bir de mekân unsuru ilave etmiş ve her tabakadaki ashabı yerleştikleri yere göre yeniden sınıflandırmıştır. Sahâbîleri zikrederken de önce Muhacirlerden başlamış, sonra Ensar’a geçmiştir. Muhacirlerin sıralamasında, DÎVAN’daki sıralamaya uygun olarak Kureyş’ten Benî Hâşim ile başlayarak diğer boylara geçmiş, daha sonra kabileleri sıralamıştır. İbn Sa’d, hem sahâbe ve hem de daha sonra yaşamış olan şahısları zikrederken hayatları hakkında biyografik bilgi vermektedir. et-Tabakâtü’l-Kübrâ neşredilmiştir (I-VIII, Beyrut 1405/1985).

2. Halîfe b. Hayyât (ö.240/854) ve Kitâbü’t-Tabakât İsimli Eseri:

İbn Sa’d’ın çağdaşı Halîfe b. Hayyât da kaleme aldığı Kitâbü’t-Tabakât isimli eserini Hz. Ömer’in DÎVAN’ındaki usûle göre yazmıştır. Eserini neseb, tabaka ve şehir esasına göre tanzim eden Halîfe b. Hayyât önce Medîne’de yaşayanlardan başlamış, sonra diğer şehirlere yerleşen sahâbîlere ve âlimlere işaret etmiştir. Şahısları tanıtırken DÎVAN’daki gibi önce Muhâcirlerden Kureyş ve Hz. Peygamber’in boyu Benî Hâşim’i, daha sonra da Ensâr’ı ve diğer kabileleri zikretmiştir. Halîfe b. Hayyât burada şahısları ele alırken nesebleri ve hayatları hakkında çok uzun olmayan bilgiler vermektedir. Kitâbü’t-Tabakât bir cilt halinde yayınlanmıştır (nşr. Ekrem Ziya el-Omerî, Riyad 1402/1982).

3. el-Belâzurî (ö.279/892) ve Ensâbü’l-Eşrâf İsimli Eseri:

Hz. Peygamber’in hayatı ile Hulefâ-yi Râşidîn, Emevîler ve Abbâsîlerin ilk dönemleri için önemli bir kaynak olan el-Belâzurî’in Ensâbü’l-Eşrâf’ı DÎVAN’a uygun olarak tabakât ve ensab usulüne
göre kaleme alınmıştır. Hacimli olan ancak tamamlanamadığı söylenen eserde tanıtılan şahıslar hakkında geniş bilgiler verilmiştir. Ensâbü’l-Eşrâf ilk cildi Muhammed Hamidullah, diğer ciltleri Süheyl Zekkâr ve Riyâz Ziriklî tarafından neşre hazırlanmış ve basılmıştır (I-XIII, Beyrut 1417/1996).

4. İbn Düreyd el-Ezdî (ö.321/933) ve Kitâbü’l-İştikâk İsimli Eseri:

İbn Düreyd Kitâbü’l-İştikâk isimli bu eserinde, Arap kabileleri ve boylarının isimlerinin nereden geldiğini ve hangi anlamı ifade ettiğini açıklamaktadır. Esere DÎVAN’daki usûle uygun olarak Hz. Peygamber ve dedelerinin isimlerinin açıklanmasıyla başlanmış, sonra diğer kabilelere ve şahıslarına geçilmiştir. Kitâbü’l-İştikâk bir yönüyle nesep kitabı iken diğer yönüyle bir nevi lügattır. Bir cilt olarak basılmıştır (nşr. Abdüsselâm Muhammed Hârûn, Bağdad 1399/1979).
Bu eserleri çoğaltmak mümkündür. Örnek olarak sunulan bu dördü dışında aynı usûlle yazılmış, bir kısmı günümüze ulaşan bir kısmı da ulaşmayan kısa ve hacimli pek çok eser bulunmakatıdır.

VI. Alfabetik Usûle Göre Yazılan Ensab Kitapları:

Özellikle III. (IX) ve IV. (X) asırlarda yoğun bir şekilde kullanılan Hz. Ömer’in (ö.23/643) DÎVAN’ı esasına dayalı ensab ve tabakât kitabı yazma yöntemi hicrî V. (XI) asırdan itibaren büyük ölçüde terkedilmiş ve yerini alfabetik telif yöntemine bırakmıştır. Alfabetik telif yöntemiyle birlikte ensab kitaplarının içeriği de büyük ölçüde değişmiştir. Bu konudaki eserler artık kabile yanında köy, mahalle, şehir, bölge, meslek, mezhep ve tarikat gibi hususlar dikkate alınarak oluşturulan nisbelerin alfabetik sıraya dizilmesi ve o nisbe ile tanınan şahsın orada tanıtılması şeklinde telif edilmeye başlanmıştır. Bu konuda yazılan eserlerin en meşhuru Abdülkerîm b. Muhammed es-Sem’ânî’nin (ö.562/1166) beş cilt olarak neşredilen el-Ensâb isimli eseridir (nşr. Abdullah Ömer el-Bârûdî, Beyrut 1408/1988). Bu eser İbnü’l-Esîr el-Cezerî (ö.630/1232) tarafından üç cilt olarak el-Lübâb fî Tehzîbi’l-Ensâb ismiyle özetlenmiş (Beyrut ts. Dâr Sâdır), el-Lübâb’ı da Celâleddîn es-Süyûtî (ö.911/1505) Lübbü’l-Lübâb fî Tahrîri’l-Ensâb ismiyle iki cilde indirmek suretiyle özetlemiştir (nşr. Muhammed Ahmed Abdülazîz-Eşref Ahmed Abdülazîz, Beyrut 1411/1991).

Bu usûlle kaleme alınan ensab kitaplarından özellikle az bilinen bölgelerdeki yerlerle ilgili bilgi sunanları önemlidir. Bunlara örnek olarak Ebû Muhammed Abdullah b. Ali er-Ruşâtî’nin (ö.542/1147) İktibâsü’l-envâr ve iltimâsü’l-ezhâr fî ensâbi’s-sahâbeti ve ruvâti’l-âsâr isimli eseri zikredilebilir. Aslen Endülüslü bir âlim olan er-Ruşâtî söz konusu eserinde bugün artık isimleri değişmiş ve unutulmuş Endülüs’e ait pek çok merkez ve bölgeye yapılan nisbeleri ihtiva etmektedir. Eser neşredilmiştir (Beyrut 1999).

VII. Geçmişten Günümüze Ensab Çalışmaları:

Çağdaş araştırmacı Bekr b. Abdullah Ebû Zeyd Tabakâtü’n-Nessâbîn ismiyle hazırladığı bir çalışmada geçmişten günümüze ensab konusunda çalışma yapanları araştırmış ve asırlara göre
eserleriyle birlikte isim isim zikretmiştir. Onun tespitine göre hicrî I. (VII) asırda 47, II. (VIII) asırda 58, III. (IX) asırda 82, IV. (X) asırda 88 ve V. (XI) asırda 101 kişi ensabla ilgilenmiş veya eser yazmış, sonraki asırlarda bu çalışmalar artmıştır. Yayınlanmış olan bu eserde (Riyad 1407/1987) 623 çalışmadan bahsedilmiştir. Neşir tarihinden sonra günümüze kadar geçen zaman dilimi içerisinde yapılan yeni çalışmalarla bu sayının artmış olacağı kesindir.

VIII. Ensab Kitaplarından Yararlanırken Dikkat Edilecek Husular:

Müellifin hassasiyet durumuna göre değişmekle birlikte ensab kitapları genelde hadis kitapları gibi senedi, ricali ve metinleri araştırılarak meydana getirilmiş eserler değildir. Yani hadis eserleri derlenirken gösterilen hassasiyet burada çok defa gösterilmemiştir. Bundan dolayı ensab kitaplarından yararlanırken dikkatli olmak gerekir. Özellikle burada geçen hadis metinleri ve sahâbe bilgileri ancak araştırılıp doğruluğu teyid edildikten sonra kullanılmalıdır. Ensab kitaplarından yararlanırken şu hususlara dikkat etmek gerekir:

1. Ensâb kitaplarındaki bilgilerin hadisler kadar hassasiyet gösterilerek derlenmediğini bilmek ve ona göre yararlanmak.
2. Eser müellifinin dinî konularda hassas olup olmadığına bakmak.
3. Câhiliye dönemine ait bilgileri Kur’an ve Sünnet ışığında değerlendirmek.
4. Sahâbe konusunda geçen olumsuz bilgilere itibar etmemek.
5. Buradaki bilgilerden hareketle cerh yapmamak.
6. Özellikle başkalarını töhmet altında bırakacak nitelikte bilgi ihtiva eden rivayetleri metin, sened ve ricâli açısından incelemek.
7. Belli fırkalara bağlı müellif ve müntesiplerinin eserlerinde maksatlı itham, iftira ve uydurma olabileceğini düşünmek.

(510)