Hadisin Yapısı (Sened Metin)

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنْ جَاءكُمْ فَاسِقٌ بِنَبَأٍ فَتَبَيَّنُوا أَنْ تُصِيبُوا قَوْمًا بِجَهَالَةٍ فَتُصْبِحُوا عَلَى مَا فَعَلْتُمْ نَادِمِينَ

Ey iman edenler! Eğer bir fâsık size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa kötülük edersiniz de sonra yaptığınıza pişman olursunuz. [1]

HADİS’İN YAPISI

Hadis denildiğinde genellikle hadis metni anlaşılmaktadır. Ancak alimlere göre hadis, isnad ve metni ile bir bütündür. Mesela bir metin iki isnadla nakledilmişse bu iki ayrı hadis olarak kabul edilir.[2] Dolayısıyla hadis alimlerine göre hadisler iki ana bölümden meydana gelir. Sened ve Metin.

A- SENED

Hadisi birbirine rivayet ederek sonrakilere ulaştıran kimselerin yani râvilerin tarihi sırayla zikredildikleri kısma, râvi isimleri zincirine denir.[3] Bir anlamda bu kısım, hadisin bize kimler aracılığıyla ulaştığını gösteren belgedir.

Senedde biri hadisi nakleden raviler diğeri hadisin hangi metotla alındığına delalet eden rivayet lafızları olmak üzere iki unsur bulunmaktadır.

İsnad, ravî sayısına göre; sülâsî (üç ravili), rubâî (dört ravili), humâsî (beş ravili) … olarak isimlendirilir.

Âlî ve Nâzil İsnad

Bir hadis farklı isnadla rivayet edildiğinde ravi sayısı az olana âlî isnad, ravi sayısı çok olana ise nâzil isnad denir. Her bir ravînin hata yapabileceği dikkate alındığında âlî isnadla nakledilen hadis, nâzil isnadla nakledilene göre daha sahih olacaktır. Bu sebeple hadis alimleri hadisleri âlî isnadla almaya teşvik etmiş ve bu amaçla uzun ve meşakkatli yolculuklar yapmışlardır.[4]

Âlî isnad konusunda Ahmed b. Hanbel “Âlî isnad aramak bizden öncekilerin adetidir”[5] derken hem âlî isnadın değerine işaret etmiş hem de isnad sisteminin ilk devirlerden itibaren varlığını vurgulamıştır.

En Sahih İsnad

Tamamı adalet ve zabt bakımından en yüksek derecede olan ravilerden meydana gelen isnadlara silsiletü’z-zeheb (altın zincir), esahhu’l-esânîd (isnadların en sahihi), esbetü’l-esânîd (isnadların en sağlamı) veya ecvedü’l-esânid (isnadların en iyisi) denilmektedir.

En sahih isnadın hangisi olduğu konusunda alimler farklı görüşler ileri sürmüşlerdir.

– Yahya b. Maîn’e göre: A’meş > İbrahim en-Nehaî  > Alkame > Abdullah b. Mesud

– Ahmed b. Hanbel’e göre: Zührî  > Salim b. Abdullah > Abdullah b. Ömer > Ömer b. Hattab

– Buharî’ye göre: Mâlik b. Enes > Nâfi‘ > Abdullah b. Ömer [6]

Bir Örnek

حَدَّثَناَ مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ قاَلَ حَدَّثَناَ يَحْيَ بْنُ سَعِيدٍ قاَلَ حَدَّثَناَ شُعْبَةُ قاَلَ حَدَّثَنيِ اَبوُ التَّيَّاحِ عَنْ اَنَسِ بْنِ ماَلِكٍ عَنْ النَّبِيِّ صَلَّي اللهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّم

Senedde yer alan her isme râvi denir. (حدثنا) ve (عن) gibi lafızlara da rivâyet lafızları adı verilir.

a. Senedin Çözümü

Senedde yer alan bazı özellikleri anlayabilmek için yukarıdaki senedi tahlil edelim.

Resûlüllah (s.a.) (v. 11)

– Enes b. Mâlik (v. 93)                      : Sahabe Devri (h. 110)
– Ebu’t-Teyyâh (v. 128)                     : Tâbiûn devri (h. 180)
– Şu’be b. el-Haccac (v. 160)            : Tâbiûn devri (h. 180)
– Yahya b. Saîd el-Kattân (v. 197)    : Etbâu’t-Tâbiîn devri (h. 220)
– Muhammed b. Beşşâr (v. 252)      : Etbâu Etbâu’t-Tâbiîn devri (h. 260)
Buhârî (v. 256)                                 : Etbâu Etbâu’t-Tâbiîn devri (h. 260)

Bu senedin başlangıcı Buhârî, bitişi ise Resûlüllah’dır (s.a.).

Bu hadis Buhârî’ye göre humasî yani senedinde beş ravinin bulunduğu bir hadistir.

İki tâbiî birbirinden; iki etbâu etbâi’t-tâbiî de birbirinden rivayet etmektedir. Eğer hadisi Buhârî, Yahya b. el-Kattân’dan o da Ebu’t-Teyyah’dan alabilmiş olsalardı, hadis sülasî yani üç ravi ile nakledilmiş olacaktı. Ama her zaman, bir önceki nesilden değil, kendi çağdaşı olan bir hocasından alma durumu doğabilmektedir. Bu da senedin uzamasına sebep olmaktadır.[7]

حَدَّثَنَا آدَمُ قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ عَنْ عَبْدِ الْعَزِيزِ بْنِ صُهَيْبٍ قَالَ سَمِعْتُ أَنَسًا يَقُولُ:

كَانَ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِذَا دَخَلَ الْخَلاءَ قَالَ اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنْ الْخُبُثِ وَالْخَبَائِثِ

– Enes b. Mâlik (v. 93)                       : Sahabe Devri (h. 110)
– Abdulaziz b. Suheyb (v. 128)         : Tâbiûn devri (h. 180)
– Şu‘be b. el-Haccâc (v. 160)             : Tâbiûn devri (h. 180)
– Adem b. Ebi İyâs (v. 220)               : Etbâu’t-Tâbiîn devri (h. 220)
– Buhârî (v.256)                                    : Etbâu Etbâu’t-Tâbiîn devri (h. 260)

Bu senedin başlangıcı Buhârî, bitişi ise Enes b. Mâlik’tir.

Bu hadis Buhârî’ye göre rubaî yani senedinde dört ravinin bulunduğu bir hadistir.

b. Hadis Senedinde Geçen Bazı Kısaltmalar

Hadis senedlerinde sık sık geçen, hadisin hangi yolla alındığını gösteren rivâyet lafızları zaman içinde bazı kısaltmalarla yazılmıştır. Bu kısaltmaların, hadisçilerle benimsenmiş olanları bulunduğu gibi, tutulmayanları ve terk edilenleri de olmuştur. Biz burada hadisçilerce benimsenmiş bazı kısaltmaları ve neye delalet ettiklerini göstermeye çalışacağız.

  • (حدثنا) lafzı, çoğunlukla (ثنا) ve (نا) şeklinde kısaltılmaktadır. Bazen her iki kısaltmanın bir senedde yer aldığı da olur.
  • (حدثني) lafzı (دثني) ve (ثني) şeklinde kısaltılmaktadır.
  • (أخبرنا) lafzı (أنا) şeklinde kısaltılmıştır. (Beyhakî, bunu (بنا) şeklinde kısaltmış fakat yaygınlık kazanmamıştır).
  • (أخبرني) , (أنبأني) ve (أنبأنا)’nın kısaltmaları yoktur. Zira bunlar öncekilere oranla daha az kullanılır.[8]
  • Ayrıca hadis senedleri arasında görülen (ح) harfi de o noktada senedin değiştiğini gösterir ve “hâ” ya da “tahvil” şeklinde okunur. Bu kısaltma, hadisin birkaç senedini bir araya toplamak için kullanılır. Bu harf genellikle birleştirilen senedler arasında müşterek olan ilk râvi isminden sonra konur.[9]

c. Senedin Önemi

Müslümanlar arasındaki siyasi gruplaşma sonucunda başlayan uydurma faaliyetine karşı alınan en önemli tedbir isnad uygulaması olmuştur. İsnadın hicrî birinci asrın ikinci yarısından itibaren uygulanmaya başladığı ve zamanla gelişip yaygınlaşarak hicri birinci asrın sonlarına doğru hadisin ayrılmaz bir parçası haline geldiği görülmektedir. Bu dönemde isnadın yaygınlaşmasına tabiîn alimlerinden özellikle Şa‘bî (v.103), Muhammed b. Sîrîn (v.110) ve İbn Şihâb ez-Zührî’nin (v.124) önemli katkıları olmuştur.[10] Hadisleri ilk olarak senedleriyle birlikte zikreden kişi Zührî’dir (Evvelü men esnede’l-hadis, ez-Zührî).[11]

Medar-ı İlm-i Hadis

Hadisin yapısına sonradan eklenmiş olan sened, hadisin sıhhatini kontrol edebilmek bakımından fevkalâde önemlidir. Aynı şekilde hadis ilminde sened zikretme sisteminin geliştirilmesi de sorumluluk duygusu ve bilimsel dürüstlük sonucudur. Çünkü bu sistemin anlamı, hadis metnini nakledenleri tetkik ve tenkide açık tutmak demektir. Bu da tam bir ilmi tavır ve kendine güven işaretidir. Bu sebeple isnad, medar-ı ilm-i hadis (hadis ilminin üzerinde durduğu temel) diye tanımlanmıştır.

İsnad İçin Alimler Ne Demişler?

Nitekim Abdullah b. el-Mübârek (v.181) “İsnad dindendir. Eğer isnad olmasaydı, herkes aklına geleni rastgele rivayet etmeye kalkışırdı.”[12] demiştir.

Yine Abdullah b. el-Mübârek “Dini meseleleri isnadsız öğrenmeye kalkışan kimse, aynen dama merdivensiz çıkmak isteyen kimsenin durumuna benzer!” demiştir.[13]

Süfyan es-Sevri (v.161) de “İsnad, mü’minin silahıdır. Silahı olmayan ne ile ve nasıl savaşacaktır?” [14] diye senedin, sünnetin ve dolayısıyla dinin korunmasında taşıdığı öneme işaret etmektedir.

İmam Şafiî (v.204) “Senedsiz hadis öğrenmeye çalışan kimsenin durumu, gece karanlığında odun toplayan kimseye benzer. O, içinde zehirli yılan bulunan bir bağ odunu sırtına yüklenir de farkında bile olmaz”[15] diyerek, Hz. Peygambere (s.a.) ait sözlerle onun adına uydurulan sözleri, ancak sened aracılığıyla birbirinden ayırabileceğimize işaret eder.

Hemen kaydedelim ki, buraya kadar söylediklerimiz, bilhassa rivayetlerin yazılı olarak hadis kitaplarında toplanmasından önceki dönemler için senedin önemini göstermektedir. Bugün de hadisler üzerinde araştırma yapacaklar için sened son derece önemlidir.

Senedlerin Hazfi

Ne var ki, bilhassa halk için yazılan hadis kitaplarında senedlerin hazfi yoluna gidilmiştir. Bu uygulama, aslında İbnu’s-Seken (v.353) ile başlamış[16] el-Beğavi (v.516) ile yaygınlaşmıştır. Son zamanlarda temel hadis kaynaklarının tercümelerinde de senedler, sahâbi ravi dışında Türkçeye çevrilmemekte, âdete senedin önemsizliğine kapı açılmaktadır. Özellikle hadis öğrencilerinin mutlaka hadisi sened ve metniyle usulüne uygun şekilde okuyup kavramaya çalışmaları gereklidir. Senedin taşıdığı özelliklere nüfuz edildiği ölçüde hadisten alınacak feyz artacaktır.

Senedleri hazfedilmiş olarak halka sunulacak hadislerin, alındıkları kaynakların cild, sayfa veya bölüm, bab ve -varsa- hadis numaralarının verilmesi gerekir. Bu da bir çeşit sened zikretmek demektir. Zira merak eden, o kaynaktan hadisin senedini ve rical kitaplarından da seneddeki ravilerin durumlarını tetkik imkanı bulur.

İsnad Sistemi Müslümanlara Aittir.

İlk dönemlerden itibaren birçok İslam bilgini, sistematik anlamda isnad kullanımının Allah Teâla’nın bahşettiği bir nimet olarak İslamiyet’le birlikte Müslümanlar tarafından icat edilip geliştirildiğini ifade eder. Allah’ın isnad sayesinde bu ümmeti koruduğunu ifade eden Abdullah b. el-Mübârek, bu duruma belki de ilk dikkat çeken muhaddislerden biridir. [17]

Ebu Hâtim er-Râzî de (v.277), “Müslümanlardan başka hiçbir toplumda, peygamberlerinin sözlerini ve geçmişlerinin nesebini ezberleyip muhafaza eden güvenilir kimseler yoktur”[18] demektedir.

Muhammed b. Ma‘dân es-Sekafî de (v.309), “Allah Teâlâ, daha önce hiçbir ümmete vermediği üç şeyi: İsnad, Ensâb ve İ’rab’ı sadece bu ümmete bahşetmiştir” sözünü nakleder.[19]

Batılıların İddiaları

İslam öncesi dönemde bir iletişim aracı ve bilimsel ispat yöntemi olarak düzenli isnad yönteminden söz etmek mümkün değildir. Buna karşılık ünlü alman şarkiyatçı Josef Horovitz (v.1931), David Samuel Morgoliouth (v.1940), İtalyan şarkiyatçı Caetani (v.1935) gibi bilim adamları, İslam’dan önce de isnadın mevcut olduğunu, Yahudiler, Hristiyanlar ve Hintliler tarafından kullanıldığını öne sürerek bu iddialarını ispata çalışmışlardır.

İslam dünyasında büyük bir şöhrete sahip olan Endülüslü alim İbn Hazm (v.456), müsteşriklerin isnadla ilgili bu tür iddialarını, asırlar öncesinden sezmişçesine şöyle cevaplandırır. “Mürsel veya mu‘dal senedli rivayetler Yahudilerde boldur; fakat bu senedlerle onlar, bizim Hz. Muhammed’e (s.a.) yaklaştığımız kadar Hz. Musa’ya (a.s.) yaklaşamazlar. Bilakis, Hz. Musa (a.s.) ile aralarında bin beş yüz yılı aşkın süre içinde gelip geçmiş otuz nesillik zaman aralığı bulunmakta, nakillerini ancak Şem‘un vb. kişilere kadar ulaştırabilmektedirler. Hristiyanlarda ise, yalancılığı sabit olmuş bir yalancıya (!) dayanan “boşanmanın haramlığı”na dair rivayet dışında böyle bir nakil yoktur…”[20]

İsnad Uygulaması Sonucu Geliştirilen İlim Dalları

– Senedin durumuyla ilgili; Muttasıl, Munkatı’, Âlî veya Nâzil
– Ravilerin durumlarıyla ilgili; Sikât, Duafâ, Cerh-Ta‘dîl
– Ravilerin şahıslarını tanımayla ilgili; Tabakât, Tarihu’r-Ruvât, el-Esâmî Ve’l-Künâ

B- METİN

Hadisin yapısında asıl kısmı metin teşkil eder. Metin, bir hadiste senedin bitiminde başlayan sözlü kısımdır.

Hadis usûlünde metin; kaynağına göre kudsî, merfu, mevkûf ve maktu’; hadislerle tearuz edip etmemesi açısından muhkem, muhtelif; sağlamlığı açısından sahih, hasen, zayıf ve mevzu; ravi sayısı açısından mütevâtir ve âhâd gibi kısımlara ayrılmaktadır.

Yukarıda senedini incelediğimiz hadisin metni şöyledir.[21]

يَسِّرُوا وَلاَ تُعَسِّرُوا وَبَشِّرُوا وَلاَ تُنَفِّرُوا

Hadisçiler, uyguladıkları tenkitleri Hz. Peygamber’in hadisleri için tatbik etmekte ihtiyat göstermişlerdir. Hemen inkâra kalkışmamış, bazı hadislerin anlaşılmasını zamana bırakmışlardır.

Metinle İlgili Geliştirilen İlim Dalları

– Ğarîbu’l-Hadis: Hadis metinlerinde yer alan anlaşılması zor ve nadir kelimeleri inceleyen ilim
– Esbab-u Vurûdi’l-Hadis: Hadislerin söyleniş sebeplerini inceleyen ilim
– Muhtelifu’l-Hadis: Birbiriyle çelişkili gibi gözüken hadisleri inceleyen ilim

Hadisçiler Sadece Senedle mi Meşgul Olmuşlar?

Batılı bilginler (müsteşrikler) sünnete yönelttikleri tenkidlerde şu konuya da yer vermişlerdir. Muhaddisler sened tenkidiyle meşgul olmuşlar ama metin tenkidine yanaşmamışlardır.

Burada İslam bilginlerinin bir tavrına işaret etmek gerekmektedir. Onlar, hadis metnini inceleyip onu, koydukları kaidelere aykırı bulunca, senedindeki kusuru söylemekle yetinmiş, metnin kusurunu ayrıca belirtmemişlerdir.

Öte yandan ilmî zihniyetin tam bir belirtisi sayılması gerekli olan, ‘isnadı sahih olan bir hadisin gizli bir kusuru (illeti) bulunabileceği ve işin ehli olmayanların bir hadisin senedini sahih görmekle hemen metninin de sahih olduğuna hükmetmemesi’ fikri, hadisçilerin ortaklaşa benimsedikleri bir görüştür.[22]

Hadislerin uydurma olduğunu tanıma yollarından sayılan şu konular tamamen ve pek açık şekilde hadisin metni ile alakalıdır.

– Hadisin lafzında gramer hatası veya manasında bozukluk bulunması
– Kur’an’a ve sahih sünnete, akla, his ve müşahedeye aykırı olması
– Tarihi olaylara aykırı düşmesi
– Va‘d ve va‘id’de ölçüsüzlük bulunması
– Belli grup ya da şahıslara yaranma manası taşıması
– Bilmeceye benzer kapalı ifadeler ihtiva etmesi [23]

[1] Hucurat 6
[2] Ahmet Yücel, Hadis Usûlü, 112
[3] Abdullah Aydınlı, Hadis Istılahları Sözlüğü, 279
[4] Yücel, a.g.e., 113
[5] Suyutî, Tedrîb, II, 160
[6] age 114
[7] İ.L.Çakan, Hadis Usûlü, 31
[8] age 32
[9] age 32
[10] Yücel, a.g.e., 112
[11] Ali Yardım, Hadis I-II, 179
[12] Müslim, I, 15
[13] Hatîb, Şerefü Ashabi’l-Hadis, 42
[14] Suyutî, Tedrîb, II, 169
[15] Leknevî, el-Ecvibetü’l-Fazıla, 22
[16] Kettâni, er-Risale, 25
[17] Emin Aşıkkutlu, Rical İlmine Giriş, 20
[18] Leknevî, a.g.e., 23
[19] Aşıkkutlu a.g.e., a.y.
[20] İbn Hazm, el-Fasl, II, 81
[21] Buharî, İlim 11, Meğazî 60; Müslim, Cihad 4; Ebu Davud, Edeb 17
[22] Geniş bilgi için bk. İsmail L. Çakan, Anahatlarıyla Hadis, 71-75
[23] Kandemir, Mevzu Hadisler, 176-186

(2686)