Siyerin Hikmet ve Felsefesi

Felsefe esas itibariyle varlıkla ilgilenir. Haliyle etrafında oluşan veya olan şeylere sorduğu soru “NE” sorusu olacaktır. Hal böyleyken sorumuz “Siyer Nedir?” ile başlayacak ve Siyerin varlık ile ilişkisi bağlamında çeşitlenecektir.

Hucurat Suresi 7. Ayet bize efendimizin hala bizim aramızda olduğunu ifade eder. Tam bu noktada bir soru daha karşımıza çıkacaktır. “Efendimiz ne anlamda bizim aramızda / nasıl?”
Birçok batılı yazarın bile hala ifade ettiği şey şudur. Dünya tarihinde efendimizin hayatı kadar teferruatlı bir şekilde hayatı ele alınan başka kimse olmamıştır. Bunu Voltaire, Alois Sprenger vs. tüm batılı şarkiyatçılar ifade eder.

Bu kadar teferruatlı bir biçimde ele alınan bir hayat manzumesi elbette anlaşılma itibariyle de bize geniş ufuklar açacaktır. Şu soruyu da sormamız icap eder. Siyer tarihte olup biten bir hadise mi yoksa olup bitmeyen hala devam eden bir hadise mi? Hz. Rasulullah’ın ahirette bizi ümmetim olarak bilmesi ve kendinden bilmesi, dolayısıyla bize siyerin tarihte olup biten değil bilakis tarihte olan ancak bitmeyen bir hadiseler toplamı olduğunu ifade eder.
Peygamberimiz ile aynı hayatı paylaşana sahabe denir. Bu tanımı bugüne kadar genişleterek yorumlamak mümkündür. Dolayısıyla onun ilke ve ahlakını kuşanan her kişi sahabe kıvamını yakalamaya aday kimsedir.

Acaba siyer sadece Müslümanlar ile alakalı mı yoksa tüm insanlık ile alakalımıdır? İşte bu soruya vereceğimiz cevap bir Alman şair Johann Volfang von Goethe’nin yazdığı Muhammed’in Nağmesi adlı şiirdir.

Hz. Muhammed’in Nagmesi
Kayalıklardan fışkıran,
Su neşe pınanna bakın,
Bir yıldız çakışı sanki;
Bulutlar üzerinde
Yüce ruhlar beslemiş gençliğini,
Derûnunda koruluktaki kayalıkların.

Taptaze gençliğiyle,
Sıyrılıp bulutlardan
Raks eder gibi iner mermer kayalara
Haykırır sevincini yine
Sinesinden asumana.

Katmış da önüne rengârenk çakılları
Sürüklüyor dağ geçitlerinden aşağı,
Ve bir önder azmiyle
Götürüyor beraberinde,
Nice kardeş pınarları

Vadilerden aşağı
Çiçeklenir geçtiği yerler,
Ve çimenler
Soluğuyla yeşerir.

Lakin eyleyemez onu,
Ne gölgeli vadiler,
Ne sevdalı bakışlarla yüze gülerek,
Dizlerine kapanan çiçekler:
Basıp ovayı ta içlere kadar ilerler,
Sonra döne dolana akar gider.
Yolda oluverir akarsular.
Ve şimdi gümüş parıltılar içinde

Girer ovaya,
Ve onunla parıldar ova,
Ve ovalardan gelen ırmaklardan
Ve dağlardan inen derelerden
Sevinçle bir ses yükselir: Kardeş!
Kardeş, kardeşlerini de al yanına,
0 kadim Yaradan’a,
Kucağını açıp bizi bekleyen
0 ebedi ummana kavuştur,
Ah! 0 kollar ki beyhude açılmış,
Bağrına basmak için hasret çekenleri;
Zira şu ıssız çölün
Haris kumları bizi yiyip bitirecek;
Güneş yukardan kanımızı içecek;
Bir tümsek engel göle ulaşmamıza!
Kardeş!
Al ovalardan bütün kardeşleri,
Dağlardan bütün kardeşleri al
Eriştir hepsini yüce Yaradan’a!

Haydi, gelin hepiniz!­
Nasıl da coşmakta şevkle;
Bir nesil ki taşıyor yücelere önderini!
Parlak zaferlerle ilerlerken,
Ülkelere ad verir,
Geçtiği yerlerde şehirler kurulur.
Durdurulamaz, muttasıl akar köpürerek

Johann Volfang von Goethe
18. yy’da aslında birçok batılı aydın Goethe gibi düşünür.

Siyer-Suret ilişkisi iç yapı ve dış form şeklinde tezahür eder. Kendisini amellerde gösteren ama aslında iç dünyasını yansıtan bir anlayıştır. Hem zahirde hem batında gerçekleşen bir olaydır.

Siyer; bir hareket tarzı yani bu hareket tarzının fıkha yansıması; dış ilişkiler, uluslar arası ilişkiler şeklinde tezahür etmiştir. Gelenekte varolduğu şeklinde siyeri bu tanımda buluruz.

Siyer; bilfiil Müslümanların yaşamında sürdürülmüş bir hayat tarzıdır. Varlığını Müslümanların yaşamından alan bir varoluş serüvenidir. Siyer-Sünnet bu ilişkide kendi varlıklarını koruyacaklardır.

(448)