Sahâbe Nesli ve Tebliğ | İzmir

Siyer Vakfımızın Hicri 1440 Sahabe Yılı projesi kapsamında düzenlenen, Anadolu ve Yurtdışında çeşitli bölgelerde gerçekleştirilmesi planlanan Yıldızlardan Dersler programlarının beşincisi İzmir Karabağlar Halk Eğitim Merkezinde gerçekleştirildi.

Genç İHH’nın organizasyonuyla gerçekleştirilen programa ilgi yoğundu. Kur’an-ı Kerim tilaveti ile başlayan programda konuşan Muhammed Emin Yıldırım Hocamız, “Sahâbe Nesli ve Tebliğ” konusunu anlattı.

Allah Resûlünün (sas) sahâbeyi Kur’anla yoğurarak belli bir kıvama getirdiğini belirterek sözlerine başlayan Muhammed Emin Yıldırım Hocamız, bir Kur’an cemaati olan Sahâbe neslinin Resûlullah’tan (sas) öğrendiği en önemli şeylerden bir tanesinin de İslam’ın mensuplarına yüklediği tebliğ sorumluluğu olduğunu söyledi.

Tebliğ Tüm Peygamberlerin Ortak Sorumluluğudur

İslam dinine mensup olanların, bu dini yaşamak kadar yaşatmakla da sorumlu olduğuna dikkat çeken Hocamız, sahâbenin Allah Resûlünden (sas) tebliğ denen bu sorumluluğun gelmiş tüm peygamberlerin ortak görevi olduğunu öğrendiğini belirtti.

Kur’an’a baktığımızda Allah Resûlünün (sas) beş ana görevi olduğunu göreceğimizi söyleyen Muhammed Emin Yıldırım Hocamız kısaca bu kavramlara da değindi.

Tebliğ: Mesajı muhataplara ulaştırmak (Maide 5/67)
Davet: Muhatapları mesajla buluşturmak (Şûra 42/15)
Tebyin: Mesajların daha iyi anlaşılmasını sağlamak (Nahl 16/64)
Tâlim: Mesajların hayata intikalini öğretmek (Bakara 2/151)
Tezkiye: Muhatapları her türlü kirden arındırmak (Cuma 62/2)

Peygamber sünneti denildiğinde aklımıza klasikleşmiş birkaç maddenin geldiğini söyleyen Hocamız, tebliğin Allah Resûlünün (sas) 23 yıllık nübüvvet dönemi boyunca hayatından hiç çıkarmadığı bir sünnet olduğunu vurguladı.

Temsil Olmadan Tebliğ Olmaz

Allah Resûlünün (sas) ashabına öğrettiği hakikatlerden birinin de temsil olmadan, tebliğin olmayacağı esası olduğunu belirten Hocamız şunları aktardı:

Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki söz çok, amel az. Tebliğ çok, temsil az. Rivayet çok, riayet az. Hamaset çok, hamiyet az. Menfaat çok, merhamet az. Bu azları çoğaltmaktan başka çaremiz yok. Sözlerimizin tesiri olmamasının sebebi muhataplarımızdan çok bizden kaynaklanıyor. Unutmamalıyız ki Hz. Peygamber (sas) ‘er-Resûl’ olmadan önce ‘el-Emin’ idi.”

Muhammed Emin Yıldırım Hocamız konferansının sonunda tebliğ konusunda sorumluluğumuzu yerine getirmek için bizlere azık olması adına 5 maddeyi bizlerle paylaşarak konuşmasını nihayete erdirdi.

1- Öğren ki inanabilesin.

Öğreneceğiz ki dinimize ehemmiyet verelim. Ehemmiyet vereceğiz ki dinimiz bizim hayat damarımız olacak. Bu din, sadece özel gün ve gecelere sıkıştırılacak bir din değil, bir hayat nizamıdır.

Son zamanlarda yaşanan olağanüstü durumlar bizleri sohbet ortamlarından soğutmamalı. Bu din Allah’ın dinidir. Dini ticaretine, siyasetine alet edenler iki dünyada da rezil olacaklar ama din istismarcıları bizi dinimizden soğutmamalı, daha dikkatli hale getirmeli. Pazardan aldığımız meyveye dikkat ettiğimizden kat ve kat fazla dikkat ederek, son derece ehemmiyet vererek dinimizi öğreneceğimiz ehliyet sahibi insanları seçeceğiz ve dinimizi öğrenme adına bir gayret içinde olacağız.

2- İnan ki inandırabilesin.

Allah’a ve Resûlüne kayıtsız ve şartsız iman edeceğiz. Amasız, fakatsız, acabasız bir imanın sahibi olmak için gayret edeceğiz. Böyle iman edersek eğer, inandıklarımız hayatlarımıza intikal edecek, inandığımızı yaşadığımız gün de inandırmaya başlayacağız. O zaman sözümüz değil, gözümüz konuşacak.

3- Yaşa ki yaşatabilesin.

Temsil dediğimiz şey budur; inandığımızı yaşayacağız ki yaşatabilelim.

4- Karşılık bekleme ki karşılık bulasın.

Dinimizi anlatacağız ama asla bu dini geçim kapısı olarak kullanmayacağız. Tüm peygamberler dinden konuştu ama dinden geçinmedi. Dinden geçinmediğimiz gibi alkış, takdir de beklemeyeceğiz. Ecrimizi ve mükâfatımızı yalnız ve yalnız âlemlerin rabbi olan Allah’tan bekleyeceğiz.

5- Neticeyi Allah’a bırak ki haddi aşmayasın.

Ekeceğiz toprağa tohumu ve ektiklerimizi biçmeyi beklemeden neticeyi Rabbimize bırakacağız. Sağınıza solunuza bakmayın, olumsuzluklara takılmayın. İnsanları bir hocaya, partiye, vakıfa, lidere değil, İslam’a davet edin, İslam’a adam kazandırın.

(210)