Peygamberi Sırtında Taşıyan Hz. Talha b. Ubeydullah

Talha b. Ubeydullah b. Osman b. Amr.

Künyesi, Ebu Muhammed’dir.
Annesi, Sa‘be bint Abdullah b. İmâd’dır.
Ebu Bekir’in mensubu olduğu Teymoğulları kabilesindendir.
Bi’setten 20 yıl önce Mekke’de doğdu.

İslâm’a giren ilk sekiz kişiden ve Hz. Ebu Bekir aracılığıyla müslüman olan kişilerden biridir.
Ayrıca, halife seçimini gerçekleştirmeleri için oluşturulan altı kişilik Ashab-ı şurâ arasında yer almış meşhur bir sahâbdir.

Talha, Peygamber Efendimizin bacanağıydı. Hanımlarından dört tanesi Resûlullah’ın (s.a.) zevcelerinin kız kardeşleriydi. Bunlardan Ümmü Gülsüm, Hz. Âişe’nin; Hamne, Zeynep bint Cahş’ın; el-Fâria bint Ebu Süfyân, Ümmü Habibe’nin ve Kârîbe, Ümmü Seleme’nin kızkardeşi idi.

Hz. Peygamber’in halası Ümeyme, Talha’nın kayın validesi idi.

Hz. Ebu Bekir ise Ümmü Gülsüm’den dolayı Talha’nın kayın pederidir.

İslam’a Girişi

Talha b. Ubeydullah, ticaret için Busra panayırında bulunduğu bir sırada, oradaki bir manastırın rahibi: “Sorun bakayım, bu panayır halkı arasında, Harem’den gelen kimse var mı?” diye seslenir. Talha da: “Evet var! Ben Mekke halkındanım” diye cevap verir. Bunun üzerine rahip: “Ahmed zuhur etti mi?” diye sorar. Talha: “Ahmed de kim?” der. Rahip: “Abdullah b. Abdulmuttalib’in oğludur. O’nun çıkması yaklaşmıştır. O, peygamberlerin sonuncusudur. Haremden çıkarılacak; hurmalık, taşlık ve çorak bir yere hicret edecektir. Sakın O’nu kaçırma” der. (Hâkim, Müstedrek, III, 416)

Rahibin söyledikleri Talha’nın kalbine yer eder. Mekke’ye döner dönmez yakında herhangi bir olayın meydana gelip gelmediğini sorar. Abdullah’ın oğlu Muhammedü’l-Emîn’in peygamberliğini ilan etmiş olduğunu ve Ebu Bekir’in de O’na tabi olduğunu öğrenir. Hemen eskiden beri dostu olan Ebu Bekir’in yanına vararak rahibin anlattıklarını ona aktarır. Ebu Bekir “haydi Muhammed’e gidelim, bunları ona da anlat” der ve ikisi birlikte Resûlullah’a (s.a.) giderler. Talha Busra’da olanları Hz. Pegamber’e anlatınca Efendimiz gülümser ve Talha oracıkta müslüman olur. (İbn Sa ‘d, “et- Tabakâtü’l Kübrâ”, III, 215, Beyrut; el-Askalânî, a.g.e., III, 291).

Eziyete Maruz Kalması

Birçok müslüman gibi, Talha b. Ubeydullah da İslam’a girdikten sonra müşriklerin eziyetlerine maruz kalmış, ama yolundan dönmemiştir. İslam’ın azılı düşmanlarından Nevfel b. Huveylid, Talha’nın müslüman olduğunu duyunca, Ebu Bekir’le onu bir iple birbirlerine bağlamış, uzun süre iplerini çözmemiş, Teymoğulları da bu duruma seyirci kalmışlardır.
Talha ile Zübeyr müslüman olunca, Resûlullah (s.a.) onları kardeş ilan etti.

Medine Günleri

Talha ticaret için çıktığı yolculuktan dönüyordu. Medine-i Münevvere’ye uğramıştı. Allah Resûlü’nün de Medine’ye göçtüğünü görünce orada kalmış artık Mekke’ye geçmemişti.
Resûlullah Medine’de, Talha ile Übey b. Ka‘b’ı kardeş ilan etmişti.

Savaşları

Talha, Bedir savaşı öncesi Hz. Peygamber tarafından, Saîd b. Zeyd ile birlikte Kureyş kervanını takip edip bilgi toplamak için görevlendirilmişti. Ebu Süfyan tehlikeye sezmiş ve kervanın beklenenden farklı bir yoldan götürmüş ayrıca Mekkelilere de haber salmıştı. Müşrik ordusu ile Müslümanlar Bedir kuyularının yakınında karşılaşmış ve o gün olanlar olmuştu.
İki süvari bu savaştan habersiz Bedir’den dönen İslam ordusunu kavuşmuş, olanları orada öğrenmişlerdi. Bedir’e bizzat iştirak etmemelerine rağmen Resûlullah (s.a.) her ikisine de ganimetten pay vermiştir. Zira bu sırada Kureyş kervanı hakkında bilgi toplamak üzere görev başında bulunuyorlardı.

“Uhud Talha’nın günüydü” demiştir Ebu Bekir. Uhud savaşı Talha için büyük kahramanlıklar sergilediği ve büyük müjdeler aldığı gündür. Uhud meydanı karışıp müşrikler tarafından Resûlullah hedef alındığı sırada Talha Allah Resûlü’nün yanıbaşından hiç ayrılmadı. “canım canına, kanım kanına feda olsun ya Resûlallah” dedi ve kendini Efendimize siper etti. Birçok yerinden yara aldı. Resûlullah’a doğru gelen bir oka elini uzatıp engel olmaya çalışınca eli parçalandı. O günden sonra elini uhuddan hatıra olarak öylece taşıdı. Efendimiz bir kayaya çıkmak isteyince eğilip sırtına basmasını sağladı. Bunun üzerine o büyük müjdeyi aldı: “evcebe Talha/Talha cenneti hakketti”.
Talha, Hendek’te bulunmuş, Hudeybiye’de o ağacın altında Resûlullah’a bey’at eden 1400 kişinin arasında yerini almıştı.

Hayber’de Hz. Ali ile birlikte yiğitçe çarpışmıştı.

Mekke’nin fethi için düzülen 10.000 kişilik ordunun içerisinde Talha da bulunmuştu.
Zorlu cephe Huneyn’de İslam ordusunun bozulduğu sırada Hz. Abbas ile birlikte Resûlullah’ın yanıbaşında bulunmuş ve kahramanca efendiler efendisini müdafaa etmişti. Huneyn dönüşünde konaklama yerlerinden birinde bulunan Numan kuyusunu satın alıp yolculara vakfetti ayrıca birkaç deve kesip Müslümanlara ikramda bulundu. Resûlullah ona “Talhatu’l-Feyyâd/Bereketli Talha” ismini verdi.

Tebük savaşı için hazırlanan orduya yaptığı çuval dolusu yardım sonucunda Resûlullah bu defa ona “Talhatu’l-Cûd/Cömert Talha” ismini vermişti.

Halifeler Dönemi

Resûlullah’ın refik-i ala’ya yükselmesinden sonra Ebu Bekir’e mescitte bey’at edenlerin ilklerinden oldu. Karışık günlerde halifenin danıştığı en yakın arkadaşların birisi de Talha idi.

Hz. Ömer’e bey’at edenlerin başında Talha geliyordu. On buçuk yıllık Ömer’in adaletli günlerinde Talha yine önemli roller üstlendi. Kendinden sonra halife olacak kişiyi seçmek için Hz. Ömer tarafından belirlenen altı kişilik istişare heyeti içinde Talha da vardı.

Hz. Osman’ın hilafeti kabul etmiş ve ilk altı yıllık izzet günlerinde Talha üzerine düşeni yaptı. Karışıklıkların baş gösterdiği ikinci altı yılda ise fitnelerden uzak durdu, yoğun olarak ticaretle uğraştı.
Hz. Osman’ın şehid edilmesinden sonra, müslümanların büyük bir kısmının Hz. Ali’ye bey’at ettiğini biliyoruz. Bu bey’atte bulunanlardan biri de Talha b. Ubeydullah’tır. Ancak, bey’atten kısa bir süre sonra, Talha ile Zübeyr b. Avvam’ın, Hz. Ali’ye karşı çıkan Hz. Âişe’nin yanında yer aldılar. Neticede Zübeyr, Hz. Ali’ye karşı çıktığına pişman olarak savaş meydanını terketti. Talha ise orada kalmıştı. Mervan b. Hakem bir fırsatı bulup elindeki zehir mızrağı Talha’ya doğru savurdu. Mizrak büyük sahabînin ayağına isabet etmişti. Bunun üzerine zorlukla atına binip oradan uzaklaştı. Şehadet onu dönüş yolunda yakalamıştı.

Hz. Ali Talha’nın yol üzerinde yaralı şekilde yattığını öğrenince yanına oğlu Hasan’ı alarak oraya doğru gitti. Talha’nın başına geldiklerinde o çoktan ruhunu teslim etmişti. Hz. Ali Talha’nın başını göğsüne bastırarak uzun müddet ağladı. Sonra da oğluna dönüp şunları söyledi:

عَنْ طَلْحَةَ بْنِ مُصَرِّفٍ قَالَ: أَجْلَسَ عَلِيٌّ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ طَلْحَةَ يَوْمَ الْجَمَلِ فَمَسَحَ التُّرَابَ عَنْ رَأْسِهِ، ثُمَّ الْتَفَتَ إِلَى الْحَسَنِ بْنِ عَلِيٍّ، فَقَالَ: «وَدِدْتُ أَنِّي مِتُّ قَبْلَ هَذَا بِثَلَاثِينَ سَنَةً»

“Bunu göreceğime, otuz sene önce ölmüş olmayı arzu ederdim.” (Hâkim, Müstedrek, III, 420)
Talha b. Ubeydullah Cemel günü hicri 36 yılında Mervan b. Hakem tarafından Basra yakınlarında şehit edildi.

Vefat ettiği zaman 64 yaşlarındaydı.

Çocukları

Talha b. Ubeydullah’ın, onbiri erkek, ikisi kız olmak üzere on üç çocuğu vardı. Erkek çocukların herbirine bir peygamber ismi vermişti. Bunlar: es-Seccâd diye bilinen ve Cemel vak’asında babasıyla birlikte öldürülen Muhammed, İmran, Musa, Yakub (Harre günü öldürüldü), İsmail, İshak, Zekeriyyâ, Yusuf, İsâ, Yahya, Salih idi. Kızları ise Aişe ve Meryem idi.

Zengin ve Cömert

Ashâbın zenginlerindendi. Zengin olduğu kadar da cömertti. Cömertliği sebebiyle kendisine “el-Fayyâd” denirdi. Vefat ettiği zaman, miras olarak bir hayli gayrimenkul, nakit para ve değerli eşya bırakmıştır. Rivayete göre gayri menkullerinin tutarı otuz milyon dirhem, nakitlerinin tutarı iki milyon ikiyüz dirhem ve ikiyüz bin dinar idi. Sadece Irak’tan gelen yıllık geliri yüzbin dirhem civarındaydı (İbn Sa‘d, a.g.e., 111, 221 vd.; İbnü’l-Esîr, a.g.e., 111, 85).

Şehadeti

Hicri 36 yılında Basra’da 66 yaşındayken şehit edilmiştir.
Hz. Peygamber’den 38 hadis rivayet etmiştir.

Talha Cenneti Hak Etti

1- حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ حَدَّثَنِى أَبِى حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ حَدَّثَنَا أَبِى عَنِ ابْنِ إِسْحَاقَ حَدَّثَنِى يَحْيَى بْنُ عَبَّادِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الزُّبَيْرِ عَنْ أَبِيهِ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الزُّبَيْرِ عَنِ الزُّبَيْرِ قَالَ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ يَوْمَئِذٍ: « أَوْجَبَ طَلْحَةُ ». حِينَ صَنَعَ بِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَا صَنَعَ؛ يَعْنِى حِينَ بَرَكَ لَهُ طَلْحَةُ فَصَعِدَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى ظَهْرِهِ.

Zübeyir der ki: (Uhud savaşı sırasında) Talha b. Ubeydullah (r.a.) yere çöküp (kayanın üzerine çıkmak isteyen) Resûlullah’ı (s.a.) sırtına aldığında Resûlullah’ın (s.a.) “Talha (cenneti) hak etti” buyurduğunu işittim. [Sahih] (Müsned, I, 165. Ayrıca bk. Tirmizî, 3/28, 4/332; Hâkim, Müstedrek, III, 421; İbn Sa‘d, Tabakât, III, 1 (155) (Tercüme, XIX, 16)

Uhud’a Resûlullah’ın Yanıbaşında

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ قَالَ: تَذَاكَرْنَا يَوْمَ أُحُدٍ، وَالنَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَائِمٌ يُصَلِّي، فَلَمَّا فَرَغَ وَانْصَرَفَ مِنْ صَلَاتِهِ الْتَفَتَ إِلَيْنَا، فَقَالَ: «أَلَا أُخْبِرُكُمْ عَنْ يَوْمِ أُحُدٍ؟ لَقَدْ رَأَيْتُنِي وَمَا مَعِيَ إِلَّا جِبْرِيلُ عَنْ يَمِينِي، وَطَلْحَةُ عَنْ يَسَارِي»
Ebu Hureyre’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Uhud savaşından bahsediyorduk. Hz. Peygamber de namaz kılıyordu. Namazını bitirdikten sonra bize döndü ve şöyle buyurdu: “Size Uhud’u anlatayım mı? Bir baktım sağımda Cibril solumda Talha vardı”. (Hâkim, Müstedrek, III, 426; Taberânî, Mu‘cemu’l-evsat, VI, 68, Bezzâr, Müsned, I, 448)

Yeryüzünde Yürüyen Şehit

قَالَ جَابِرُ بْنُ عَبْدِ اللهِ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ: »مَنْ سَرَّهُ أَنْ يَنْظُرَ إِلَى شَهِيدٍ يَمْشِي عَلَى وَجْهِ الأَرْضِ فَلْيَنْظُرْ إِلَى طَلْحَةَ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ« .
Câbir b. Abdullah (r.a.) şöyle dedi: Resûlullah’dan (s.a.) işittim şöyle buyurdu: “Yeryüzünde yürüyen bir şehit görmek isteyen Talha b. Ubeydullah’a baksın”. (Tirmizî, Menâkıb, 22; Hâkim, Müstedrek, III, 424; Taberânî, Mu‘cemu’l-kebîr, I, 117; Ebu Ya‘la, Müsned, VIII, 301)

Cennette Benim Komşularım

عَنْ عَلِيَّ بْنَ أَبِي طَالِبٍ قَالَ: سَمِعَتْ أُذُنِي مِنْ فِي رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَهُوَ يَقُولُ: «طَلْحَةُ وَالزُّبَيْرُ جَارَايَ فِي الجَنَّةِ»
Ali b. Ebu Tâlib (r.a.) şöyle dedi: Ben, Resûlullah’ın (s.a.) ağzından kulaklarımla duydum şöyle buyurdu: “Talha ve Zübeyir cennette benim komşularımdır”. (Tirmizî, Menâkıb, 22)

Talha Elini Feda Etti

2- حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ حَدَّثَنِى أَبِى حَدَّثَنَا وَكِيعٌ عَنْ إِسْمَاعِيلَ قَالَ قَالَ قَيْسٌ: رَأَيْتُ طَلْحَةَ يَدُهُ شَلاَّءُ وَقَى بِهَا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ أُحُدٍ.
Kays der ki: Talha’nın Uhud savaşında Resûlullah’ı (s.a.) koruduğu elinin felç olduğunu gördüm. [Sahih] (Müsned, I, 161. Ayrıca bk. Buhârî, 4063; İbn Mâce, 128) (Tercüme, XIX, 16)

Ölürken Söylenecek En Değerli Söz

3- حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ حَدَّثَنِى أَبِى حَدَّثَنَا أَسْبَاطٌ حَدَّثَنَا مُطَرِّفٌ عَنْ عَامِرٍ عَنْ يَحْيَى بْنِ طَلْحَةَ عَنْ أَبِيهِ قَالَ: رَأَى عُمَرُ طَلْحَةَ بْنَ عُبَيْدِ اللَّهِ ثَقِيلاً، فَقَالَ: مَا لَكَ يَا أَبَا فُلاَنٍ؟ لَعَلَّكَ سَاءَتْكَ إِمْرَةُ ابْنِ عَمِّكَ يَا أَبَا فُلاَنٍ؟ قَالَ: لاَ! إِلاَّ أَنِّى سَمِعْتُ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَدِيثاً، مَا مَنَعَنِى أَنْ أَسْأَلَهُ عَنْهُ إِلاَّ الْقُدْرَةُ عَلَيْهِ حَتَّى مَاتَ، سَمِعْتُهُ يَقُولُ: « إِنِّى لأَعْلَمُ كَلِمَةً لاَ يَقُولُهَا عَبْدٌ عِنْدَ مَوْتِهِ إِلاَّ أَشْرَقَ لَهَا لَوْنُهُ وَنَفَّسَ اللَّهُ عَنْهُ كُرْبَتَهُ ». قَالَ: فَقَالَ عُمَرُ: إِنِّى لأَعْلَمُ مَا هِىَ. قَالَ: وَمَا هِىَ؟ قَالَ: تَعْلَمُ كَلِمَةً أَعْظَمَ مِنْ كَلِمَةٍ أَمَرَ بِهَا عَمَّهُ عِنْدَ الْمَوْتِ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ، قَالَ طَلْحَةُ: صَدَقْتَ، هِىَ وَاللَّهِ هِىَ.

Yahya b. Talha, babasından bildiriyor: Hz. Ömer, Talha b. Ubeydullah’ı ağır hasta görünce: “Neyin var ey filanın babası! Sanırım amcanın oğlunun halife oluşu seni üzdü” dedi. Talha: “Hayır, lakin Resûlullah’tan (s.a.) bir hadis işitmiştim. İstediğim zaman sorabilirim diye düşündüğüm için de soramadan Resûlullah (s.a.) vefat etti. Hz. Peygamber’in (s.a.): “Ben öyle bir söz biliyorum ki, bir kul onu ölürken söylerse, ondan dolayı rengi parlar ve Allah onun sıkıntısını giderir” buyurduğunu işittim karşılığını verdi. Ömer: “Ben o sözün ne olduğunu biliyorum” deyince Talha: “Nedir?” diye sordu. Ömer: “Resûlullah’ın (s.a.), amcasının ölüm anında kendisine söyletmek istediği «lâ ilâhe illallah» kelimesinden daha üstün bir kelime biliyor musun?” deyince, Talha: “Doğru söylüyorsun, budur, vallahi budur” karşılığını verdi. [Sahih] (Müsned, I, 161. Ayrıca bk. İbn Mâce, 3796; İbn Hibbân, 205) (Tercüme, VI, 274)

Fazla İbadetle Daha Önce Cennete Girdi

4- حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ حَدَّثَنِى أَبِى حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عُبَيْدٍ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إِسْحَاقَ عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ عَنْ أَبِى سَلَمَةَ قَالَ: نَزَلَ رَجُلاَنِ مِنْ أَهْلِ الْيَمَنِ عَلَى طَلْحَةَ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ، فَقُتِلَ أَحَدُهُمَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، ثُمَّ مَكَثَ الآخَرُ بَعْدَهُ سَنَةً ثُمَّ مَاتَ عَلَى فِرَاشِهِ، فَأُرِىَ طَلْحَةُ بْنُ عُبَيْدِ اللَّهِ أَنَّ الَّذِى مَاتَ عَلَى فِرَاشِهِ دَخَلَ الْجَنَّةَ قَبْلَ الآخَرِ بِحِينٍ، فَذَكَرَ ذَلِكَ طَلْحَةُ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: « كَمْ مَكَثَ فِى الأَرْضِ بَعْدَهُ ؟». قَالَ: حَوْلاً. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: « صَلَّى أَلْفاً وَثَمَانِمِائَةِ صَلاَةٍ وَصَامَ رَمَضَانَ ».

Ebu Seleme anlatıyor: Yemenli iki kişi Talha b. Ubeydullah’ın (r.a.) yanında konakladı. Biri Resûlullah (s.a.) ile birlikte (savaşırken) şehid oldu. Diğeri de ondan sonra bir yıl yaşadı ve döşeğinde öldü. Talha b. Ubeydullah (r.a.) rüyasında, döşeğinde ölen kişinin, şehid olan kişiden daha önce Cennete girdiğini gördü. Bu durumu Resûlullah’a (s.a.) anlattığında, Allah Resûlü (s.a.): “Bu adam, diğerinden sonra ne kadar daha yaşadı?” diye sordu. Talha:

“Bir yıl” cevabını verince, Resûlullah (s.a.): “O zaman (arkadaşından fazla olarak) bin sekiz yüz namaz kıldı ve Ramazan ayı orucunu tuttu” buyurdu. [Zayıf] (Müsned, I, 161) (Tercüme, II, 589)

5- حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ حَدَّثَنِى أَبِى حَدَّثَنَا وَكِيعٌ حَدَّثَنِى طَلْحَةُ بْنُ يَحْيَى بْنِ طَلْحَةَ عَنْ إِبْرَاهِيمَ بْنِ مُحَمَّدِ بْنِ طَلْحَةَ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ شَدَّادٍ، أَنَّ نَفَراً مِنْ بَنِى عُذْرَةَ ثَلاَثَةً أَتَوُا النَّبِىَّ صلى الله عليه وسلم، فَأَسْلَمُوا، – قَالَ: – فَقَالَ النَّبِىُّ صلى الله عليه وسلم: « مَنْ يَكْفِنِيهِمْ ؟ ». قَالَ طَلْحَةُ: أَنَا. قَالَ: فَكَانُوا عِنْدَ طَلْحَةَ، فَبَعَثَ النَّبِىُّ صلى الله عليه وسلم بَعْثاً فَخَرَجَ فِيهِ أَحَدُهُمْ فَاسْتُشْهِدَ، – قَالَ – ثُمَّ بَعَثَ بَعْثاً فَخَرَجَ فِيهِ آخَرُ فَاسْتُشْهِدَ، – قَالَ – ثُمَّ مَاتَ الثَّالِثُ عَلَى فِرَاشِهِ، قَالَ طَلْحَةُ: فَرَأَيْتُ هَؤُلاَءِ الثَّلاَثَةَ الَّذِينَ كَانُوا عِنْدِى فِى الْجَنَّةِ، فَرَأَيْتُ الْمَيِّتَ عَلَى فِرَاشِهِ أَمَامَهُمْ وَرَأَيْتُ الَّذِى اسْتُشْهِدَ أَخِيراً يَلِيهِ وَرَأَيْتُ الَّذِى اسْتُشْهِدَ أَوَّلَهُمْ آخِرَهُمْ، – قَالَ – فَدَخَلَنِى مِنْ ذَلِكَ – قَالَ – فَأَتَيْتُ النَّبِىَّ صلى الله عليه وسلم فَذَكَرْتُ ذَلِكَ لَهُ، – قَالَ – فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: « وَمَا أَنْكَرْتَ مِنْ ذَلِكَ؟ لَيْسَ أَحَدٌ أَفْضَلَ عِنْدَ اللَّهِ مِنْ مُؤْمِنٍ يُعَمِّرُ فِى الإِسْلاَمِ لِتَسْبِيحِهِ وَتَكْبِيرِهِ وَتَهْلِيلِهِ ».

Abdullah b. Şeddâd bildiriyor: Uzre kabilesinden üç kişilik bir grup Allah Resûlü’ne (s.a.) gelip müslüman oldular. Allah Resûlü (s.a.): “Kim bunların geçimini benim adıma üzerine almak ister” buyurunca, Talha (r.a.): “Ben alırım” dedi. Talha’nın yanında kalıyorlardı. Bir süre sonra Allah Resûlü (s.a.) düşman üzerine bir grup gönderdi ve bunlardan biri bu gruba katılıp şehid oldu. Bir zaman sonra Allah Resûlü (s.a.) bir grup daha gönderdi ve bunlardan diğeri bu gruba katılıp şehid oldu. Daha sonra da üçüncüsü döşeğinde öldü. (Bir gün) Talha (bir rüya gördü ve) şöyle dedi: “Yanımda kalan o üç kişiyi Cennette gördüm. Döşeğinde ölen kişi şehid olan iki kişiden önde idi. Onun arkasında ikinci şehid olan ve onun arkasında birinci şehid olan bulunmaktaydı. Bundan dolayı içime bir şüphe düştü. Allah Resûlü’ne (s.a.) gidip durumu kendisine anlattım. Resûlullah (s.a.): “Bunun neyini kabul etmiyorsun ki! Hiç kimse Allah katında tesbih, tekbir ve tehlil ederek Müslüman olarak uzun bir hayat süren müminden daha üstün değildir” buyurdu. [Sahih] (Müsned, I, 163) (Tercüme, II, 590)

Sözünde Durursa Kurtulur!

6- حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ حَدَّثَنِى أَبِى حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِىٍّ حَدَّثَنَا مَالِكٌ عَنْ عَمِّهِ عَنْ أَبِيهِ، أَنَّهُ سَمِعَ طَلْحَةَ بْنَ عُبَيْدِ اللَّهِ يَقُولُ: جَاءَ أَعْرَابِىٌّ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، فَقَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ! مَا الإِسْلاَمُ؟ قَالَ: « خَمْسُ صَلَوَاتٍ فِى يَوْمٍ وَلَيْلَةٍ ». قَالَ: هَلْ عَلَىَّ غَيْرُهُنَّ؟ قَالَ: « لاَ ». وَسَأَلَهُ عَنِ الصَّوْمِ فَقَالَ: « صِيَامُ رَمَضَانَ ». قَالَ: هَلْ عَلَىَّ غَيْرُهُ؟ قَالَ: « لاَ ». قَالَ: وَذَكَرَ الزَّكَاةَ. قَالَ: هَلْ عَلَىَّ غَيْرُهَا؟ قَالَ: « لاَ ». قَالَ: وَاللَّهِ لاَ أَزِيدُ عَلَيْهِنَّ وَلاَ أَنْقُصُ مِنْهُنَّ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: « قَدْ أَفْلَحَ إِنْ صَدَقَ ».

Talha b. Ubeydullah (r.a.) anlatıyor: Bedevinin biri Resûlullah’a (s.a.) geldi ve: “Ey Allah’ın Resûlü! İslam nedir?” diye sordu. Allah Resûlü (s.a.): “Günde beş vakit namaz kılmandır” karşılığını verdi. Bedevi: “Kılmam gereken başka namaz var mı?” diye sorunca, Allah Resûlü (s.a.): “Hayır” dedi. Bedevi tutması gereken orucu sorunca, Hz. Peygamber (s.a.): “Ramazan orucunu tutman gerekir” buyurdu. Adam: “Tutmam gereken başka oruç var mı?” diye sorunca, Resûlullah (s.a.): “Hayır” dedi. Bedevi zekâtı sorunca Allah Resûlü (s.a.) vermesi gereken zekâtı ona söyledi. Adam: “Vermem gereken başka bir şey var mı?” diye sorunca, Hz. Peygamber (s.a.): “Hayır”dedi. Bedevi: “Vallahi bunların ne fazlasını yaparım, ne de eksiğini” deyince, Resûlullah (s.a.): “Şayet dediğini aynen yaparsa kurtulur” buyurdu. [Sahih] Müsned, I, 162. Ayrıca bk. Buhârî, 2678; Müslim, XI, 8; Ebu Davud, 391; Nesâî, I, 226; Mâlik, Muvatta, I, 188, 189 (Tercüme, I, 179)

Kardeşlerimizin Mezarları

7- حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ حَدَّثَنِى أَبِى حَدَّثَنَا عَلِىُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ حَدَّثَنِى مُحَمَّدُ بْنُ مَعْنٍ الْغِفَارِىُّ أَخْبَرَنِى دَاوُدُ بْنُ خَالِدِ بْنِ دِينَارٍ أَنَّهُ مَرَّ هُوَ وَرَجُلٌ يُقَالُ لَهُ أَبُو يُوسُفَ مِنْ بَنِى تَيْمٍ عَلَى رَبِيعَةَ بْنِ أَبِى عَبْدِ الرَّحْمَنِ قَالَ: قَالَ لَهُ أَبُو يُوسُفَ: إِنَّا لَنَجِدُ عِنْدَ غَيْرِكَ مِنَ الْحَدِيثِ مَا لاَ نَجِدُهُ عِنْدَكَ، فَقَالَ: أَمَا إِنَّ عِنْدِى حَدِيثاً كَثِيراً وَلَكِنَّ رَبِيعَةَ بْنَ الْهُدَيْرِ قَالَ: – وَكَانَ يَلْزَمُ طَلْحَةَ بْنَ عُبَيْدِ اللَّهِ – إِنَّهُ لَمْ يَسْمَعْ طَلْحَةَ يُحَدِّثُ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَدِيثاً قَطُّ غَيْرَ حَدِيثٍ وَاحِدٍ. قَالَ رَبِيعَةُ بْنُ أَبِى عَبْدِ الرَّحْمَنِ: قُلْتُ لَهُ: وَمَا هُوَ؟ قَالَ: قَالَ لِى طَلْحَةُ: خَرَجْنَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَتَّى إِذَا أَشْرَفْنَا عَلَى حَرَّةِ وَاقِمٍ قَالَ: فَدَنَوْنَا مِنْهَا فَإِذَا قُبُورٌ بِمَحْنِيَّةٍ قُلْنَا: يَا رَسُولَ اللَّهِ! قُبُورُ إِخْوَانِنَا هَذِهِ، قَالَ: « قُبُورُ أَصْحَابِنَا ». ثُمَّ خَرَجْنَا حَتَّى إِذَا جِئْنَا قُبُورَ الشُّهَدَاءِ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: « هَذِهِ قُبُورُ إِخْوَانِنَا ».

Muhammed b. Ma‘n el-Ğifârî bildiriyor: Davud b. Hâlid b. Dinar ile Teym oğullarından kendisine Ebu Yusuf denilen kişi Rabîa b. Abdurrahman’a uğradılar. Ebu Yusuf ona: “Senden duymadığımız hadisi başkasından duymaktayız” dedi. Bunun üzerine Rabîa: “Birçok hadis biliyorum. Fakat Talha b. Ubeydullah’ın (r.a.) yanına gidip gelen Rabia b. el-Hudeyr, Talha’nın Resûlullah’tan (s.a.) bir hadis dışında asla hadis işitmediğini söyledi. Bunun üzerine ben de ona: “Bu hadis nedir?’ diye sordum. Şu karşılığı verdi: Talha bana şöyle anlattı: “Biz (bir gün) Resûlullah (s.a.) ile birlikte çıktık. Nihayet Vâkîm (volkanik) taşlığının üzerine çıkıp yaklaşınca bir de baktık ki yamaçta mezarlar var. “Ey Allah’ın Resûlü! (bunlar) bizim kardeşlerimizin mezarlarıdır” dedik. Hz. Peygamber (s.a.): “Bunlar arkadaşlarımızın mezarlarıdır” buyurdu. Sonra şehitlerin mezarlarına geldiğimizde: “İşte bunlar kardeşlerimizin mezarlarıdır” buyurdu. [Hasen] (Müsned, I, 161. Ayrıca bk. Ebu Davud, II, 171, 172) (Tercüme, IX, 298)

Peygamberimizin Talha’yı İsimlendirmesi

عَنْ مُوسَى بْنِ طَلْحَةَ، عَنْ أَبِيهِ طَلْحَةَ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ قَالَ: «سَمَّانِي رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ؛ يَوْمَ أُحُدٍ طَلْحَةَ الْخَيْرِ، وَفِي غَزْوَةِ الْعَشِيرَةِ طَلْحَةَ الْفَيَّاضَ، وَيَوْمَ حُنَيْنٍ طَلْحَةَ الْجَوَّادَ»
Resûlullah (s.a.) Uhud günü beni “Talhatu’l-Hayr/hayırlı Talha”, Uşeyre gazvesinde “Talhatu’l-Feyyâd/fedâkarlıkta zirve Talha”, Huneyn günü “Talhatu’l-Cevvâd/çok cömert Talha” olarak isimlendirdi. (Hâkim, Müstedrek, III, 422; Taberânî, Mu‘cemu’l-kebîr, I, 117

(462)