İmam Müslim ve Sahihi / Tirmizi: Cihad Bölümü

İmam Müslim ve Sahihi
İmam Müslim
Ebu’l-Hüseyin Müslim b. Haccâc el-Kuşeyrî, 202, 204 veya 206 tarihinde Nişabur’da doğmuştur. Kendisi meşhur Arap kabilesi Kuşeyr’e mensuptur. Lakabı “Asâkiru’d-dîn”dir. Babası kumaş tüccarıdır. Babasından sonra kendisi bir yandan ilimle meşgul olurken bir yandan da bu mesleği devam ettirmiştir.

Müslim, küçük yaşta Arap Edebiyatının çeşitli sahalarıyla meşgul oldu. O da Buharî gibi hemen hemen bütün hayatını hadise adamıştır. O, devrin ilim merkezleri olan Hicaz, Mısır, İran, Suriye, Mezopotamya ve Türkistan’a seyahatler yaptı. Gezdiği yerlerdeki hadis alimlerinden ders aldı.

Hocaları

Onun hocaları arasında İshak b. Râhûye, Abdullah b. Mesleme el-Ka’nebî, Buharî, Ahmed b. Hanbel, Ebu Zür’a er-Râzî, Kuteybe b. Saîd, Hermele b. Yahya, Yahya b. Yahya, Muhammed b. Mihrân, Ebu Gassân, Saîd b. Mansur, Amr b. Sevad gibi zevat bulunmaktadır.

Talebeleri

Ebu İsa et-Tirmizî, Ebu Hatim er-Râzî, Muhammed b. İshak b. Huzeyme, ve Ahmed b. Mübârek el-Müstemlî gibi meşhur zatlar kendisinden hadis rivayet etmişlerdir.
İmam Müslim tahsilini bitirdikten sonra Nişabur’a yerleşti. Ticaret yaparak geçimini temin etti ve daima hadisle meşgul oldu. Ömrünün sonlarına doğru Buharî ile tanıştı ve onun ilmini takdir etti. Bu yüzden de devrin siyasi olayları sebebiyle birçokları Buharî’nin çevresinden uzaklaşırken İmam Müslim, onun yanından ayrılmadı.

Ölümü

Müslim 261 yılında 55 yaşında Nişabur’da vefat etmiştir. Vefat sebebiyle ilgili olarak şu olay anlatılır: Bir gün kendisi için kurulan bir müzakere meclisinde Müslim’e bir hadis sorulur, fakat bilemez. Aramak üzere evine çekilir. Kitaplarını karıştırmaya başlar. Bu sırada eve bir sepet hurma gelir. Müslim, hem arar hem hurmadan ağzına arada bir atar. Bu hâl üzere sabahı eder, hurma biter, hadis de bulunur, ancak İmam o sabah vefat eder. Bazı terâcim yazarları Müslim’in bu hurma sebebiyle öldüğünü söylemiştir.

Sahih-i Müslim Eseri

İmam Müslim’in en meşhur eseri hiç şüphesiz el-Müsnedü’s-Sahih adını verdiği kitabıdır. Sahih-i Müslim diye şöhret bulmuş olan bu eserin tam adı; “el-Müsnedu’s-Sahihu’l-Muhtasar Mine’s-Süneni bi Nakli’l-Adli Ani’l-Adli an Rasulillah” olup Kütüb-i sitte’nin ikinci kitabıdır. İmam Müslim onu 300.000 hadis içinden seçerek meydana getirmiştir. Müslim sahih’ini 220 hocadan öğrenip yazmıştır.
Müslim sahihinin muhtevasını şöyle açıklamaktadır:

“Bana göre sahih olan her hadisi bu kitaba almış değilim. Sadece sıhhati konusunda ulemanın icma ettiği hadisleri bu kitaba kaydettim.”

İmam Müslim kitabını bablara ayırmamıştır. Daha doğrusu bab başlıkları tanzim etmemiştir. Onun kitabında görülen bab başlıkları sonradan Nevevî tarafından oluşturulmuştur.

İmam Müslim’in kitabına aldığı hadisler genellikle Buharî’deki merfu hadislerdir. Ayrıca o, Buharî’de bulunmayan 820 merfu hadisi de tahric etmiştir.

İmam Müslim, sahih’ine yazdığı mukaddimede kitabında izlediği yolu açıklamıştır. Kütüb-i sitte içinde sadece Müslim’de görülen bu mukaddime, Müslim’in bir özelliğidir.

Bir hadisin metninin benzeri başka senedlerle gelmişse, o senedleri verdikten sonra metin yerine “mislehû” veya “nahvehû” demekle yetinir. Aynı metni tekrar zikretmez. “Mislehû” lafzı benzer, “nahvehû” manası benzer rivayetler için kullanılır.

Müslim’in sahih’i “kitap” adını taşıyan 54 bölümden oluşmaktadır. Bablarını sayısı ise, 1322’dir. Toplam 7471, mükerrerler çıkarıldığında 3033 hadis ihtiva etmektedir. Mukaddime’de bulunan hadis sayısı 92’dir.

Kitap isimleri, Buharî’deki kitap isimleriyle büyük ölçüde paralellik arzeder. Bab başlıkları ise daha sonra Nevevî tarafından konulmuştur.

Müslim’de sadece 17 ta’lik vardır. Ta’lik: müellifin kendi hocasından başlamak üzere seneden bir veya daha fazla raviyi ya da bütün senedi atlayarak hadisi en yukarıdaki raviden, cezm sıgalarından biriyle zikretmesidir. Bu tür hadislere muallak denir. Buharî’deki ta’lıklerin sayısı 1341’dir.
Müslim’in sülasiyatı varsa da sahih’ine koymamıştır.
Müslim Buharî’den hiç hadis rivayet etmemiştir.

Nüshaları

Sahih-i Müslim’in birçok nüshaları bulunmaktadır. Sahih-i Müslim, bize Ebu İshak İbrahim b. Muhammed b. Süfyan ve Ebu Muhammed Ahmed b. Ali el-Kalânîsî’den rivâyet edilen iki nüsha halinde intikal etmiştir.

Şerhleri

Müslim’in sahih’ine 30’a yakın şerh yazılmıştır. Bunların en meşhur ve yaygın olanları arasında Kadı İyad’ın “İkmalü’l-Mu’lim bi Fevâidi Müslim” ile Nevevî’nin “el-Minhâc fi Şerhi Sahihi Müslim İbni’l-Haccâc” isimleri şerhi yer almaktadır.
Müslim’in sahih’i Mehmet Sofuoğlu tarafından Türkçeye tercüme, Ahmed Davudoğlu tarafından da tercüme ve şerh edilmiştir. Her iki çalışma da basılmıştır.

Sahîhân

Hadis edebiyatında Buharî ve Müslim’in sahihlerine, “iki sahih hadis” kitabı anlamına gelmek üzere “es-Sahihan” denilmektedir.

Bu iki kitap üzerinde bu müşterek isimle bazı ilmi çalışmalar yapılmıştır. Mesela:

1. Bu iki kitaptan her ikisinin ya da birinin şartlarına uygun olduğu halde bunlarda yer almayan hadisleri toplamak üzere yapılan çalışmalar vardır. Bu yolla meydana getirilen eserlere Müstedrek denilmektedir. En meşhur Hâkim en-Neysabûrî’nin “el-Müstedrek ala Kitâbi’s-Sahihan”dır. Dört büyük cilt halinde Zehebî’nin bu müstedrek üzerine yaptığı “taakkubât” adlı tenkid ve telhis çalışmasıyla birlikte basılmıştır.

2. İkinci bir çalışma türü sahihayn hadislerini bir kitapta toplamaktır. Genellikle Kitabu’l-Cem Beyne’s-Sahihayn adını alan bu eserlerin sayısı 10 kadardır. Bunlardan sadece bir tanesi sahihan’ın hadislerini müsned tertibinde bir araya getirmiştir.

3. Sahihan’da tesadüf olunan bazı müşkilleri çözüme kavuşturmak için eserler meydana getirilmiştir. Kadı İyad’ın talebesi İbn Kurkûl’un “şerhu müşkili’s-Sahihayn”ı ile Selahaddin el-Alâî’nin “müşkilu’s-Sahihayn”ı bu tür birer çalışmadır.

4. Bu iki kitab ve şerhlerinden kolaylıkla faydalanabilmek için anahtar kitaplar da hazırlanmıştır. Miftah adını taşıyan bu tür kitapların en meşhuru Muhammed Şerif İbn Mustafa et-Tokadi’nin “Miftahu’s-Sahihayn’dır. Bu eser matbudur.

5. Bu iki kitapta yer alan hadislerin, başka senedlerle de varid olduğunu göstermek üzere yapılmış çalışmalar da bulunmaktadır. Müstahrec adı verilen bu tür çalışmalar, adı geçen eserlerin hadislerini rivayet tariklerini çoğaltmış ve hadisin yaygınlığını isbat etmiş olmaktadır. Sahihan üzerine 9 kişi müstahrec yazılmıştır.

6. Sahihan’ın ittifakla tahriç ettikleri hadisleri bir araya getiren çalışmalar: Muahmmed Fuad Abdulbaki tarafından hazırlanan “el-Lu’luu ve’l-mercan fima’t-tefeka aleyhi’ş-Şeyhan” ve Muhammed Habibullah eş-Şankıtî tarafından hazırlanan “Zadu’l-Müslim fime’t-tefeka aleyhi’l-Buhari ve Müslim” gibi.

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
أبْواَبُ فَضَائِلِ الْجِهَادِ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ
CİHADIN FAZİLETLERİ

بَاب مَا جَاءَ فِي فَضْلِ الْجِهَادِ
Cihadın Fazileti

1 (1619)- حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ سُهَيْلِ بْنِ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ قَالَ:
قِيلَ يَا رَسُولَ اللَّهِ! مَا يَعْدِلُ الْجِهَادَ؟ قَالَ: إِنَّكُمْ لَا تَسْتَطِيعُونَهُ، فَرَدُّوا عَلَيْهِ مَرَّتَيْنِ أَوْ ثَلَاثًا، كُلُّ ذَلِكَ يَقُولُ: لَا تَسْتَطِيعُونَهُ، فَقَالَ فِي الثَّالِثَةِ، مَثَلُ الْمُجَاهِدِ فِي سَبِيلِ اللَّهِ مَثَلُ الْقَائِمِ الصَّائِمِ الَّذِي لَا يَفْتُرُ مِنْ صَلَاةٍ وَلَا صِيَامٍ حَتَّى يَرْجِعَ الْمُجَاهِدُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ.
وَفِي الْبَاب؛ عَنْ الشِّفَاءِ، وَعَبْدِ اللَّهِ بْنِ حُبْشِيٍّ، وَأَبِي مُوسَى، وَأَبِي سَعِيدٍ، وَأُمِّ مَالِكٍ الْبَهْزِيَّةِ، وَأَنَسٍ. وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ. وَقَدْ رُوِيَ مِنْ غَيْرِ وَجْهٍ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ عَنْ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ.

1. Ebu Hüreyre’den (r.a.) rivayete göre, şöyle demiştir: “Ey Allah’ın Resûlu! Hangi amel cihada denk olabilir?” denildi. Buyurdular ki:
“Sizin ona gücünüz yetmez.” İki veya üç sefer aynı soruyu sordular, üçüncü defasında buyurdular ki: “Allah yolunda cihad eden kimse; cihaddan dönünceye kadar, bıkmadan usanmadan gecelerini namaz, gündüzlerini oruçla geçiren kimse gibidir.”
Ebu İsa: “Bu hadis hasen sahih’tir” demiştir.
Müslim, İmare, 34

Açıklama
İbadetlerin en değerlisi Allah yolunda yapılan cihaddır. Cihad, gerektiğinde Allah yolunda canını feda etmektir.

Hadiste Hz. Peygamber’e cihadın yerini tutacak, ona denk olacak başka bir ibadetin olup olmadığı sorulmaktadır. Efendimiz üç defa ısrarla sorulan soruya “gücünüz yetmez” diyerek cevap vermiş üçüncü defa tekrar sorulunca cihada katılan kişi evine dönünceye kadar geçen vakitte ara vermeksizin namaz kılmak ve oruç tutmak cihada denk olabilir şeklinde cevap vermektedir. Demek ki cihada çıkan kişiye evine dönünceye kadar devamlı namazdaymış ve oruçluymuş gibi sevap yazılmaktadır.

Cihadın bütün ibadet ve hayırların üstünde kabul edilmesinin sebebi, dinin ve dünyanın düzeninin ona bağlı oluşu, İslâm’ı yeryüzüne yayma ve insanları Allah’ın dinine davet etme faaliyetinin cihad kabul edilmesindendir. Bu inanç, hangi yaşa gelmiş olurlarsa olsunlar, sahâbîleri hayatları boyunca cihaddan geri kalmama şuuruna kavuşturdu. Onlar için cihadın her çeşidi buna dahildi. Çok ileri yaşına rağmen, çok uzak diyarlara cihad yolculuğuna çıkan veya kendi yurdundan ayrılıp hiç tanımadığı, bilmediği uzak yerlerdeki insanların müslüman olmalarını sağlamak ve onlara İslâm’ı öğretmek için oralara yerleşen ve bir daha geri dönmeyen binlerce sahâbî olduğunu biliyoruz. Bu davranışa denk bir başka amelin, bir başka işin olmasının imkânsızlığını gerçekten her akl-ı selîm kabul eder. İşte bu teşvikler sonucunda hayatı bir cihaddan ibaret gören ecdadımız, yeryüzü coğrafyasının İslâmlaşması için bütün gayretini sarfetmiştir. Mehmed Âkif’in şu kıt’ası bunu çok güzel özetler:

Zannetme ki ecdadın asırlarca uyurdu?
Nerden bulacaktın o zaman eldeki yurdu?
Üç kıt’ada yer yer kanayan izleri şâhid,
Dinlenmedi bir gün o büyük şanlı mücâhid.

Böyle bir cihad anlayışından günümüz müslümanlarının ne kadar uzak, yeryüzü insanlığının ise buna ne kadar muhtaç olduğunu düşünmek zorundayız. Yeryüzünün cihadla hayat bulacağı gerçeğini kavrayabildiğimiz gün çok şeyler değişir; belki yepyeni, taptaze, huzur ve güveni en üst seviyede elde etmiş, gerçek ilmin cehalete, adaletin zulme, ahlâkın süfliliğe, kısacası bütün iyilik ve güzelliklerin kötülük ve çirkinliklere üstün geldiği, insanların mutlu olduğu bir dünyayı yeniden kurmanın ve bunun bir neferi olmanın sonsuz hazzını tadarız. Kur’an’ın her âyeti, Resûl-i Ekrem’in her hadisi ve sünneti bize bu şuuru kazanma azim ve gayreti aşılamaktadır.

2 (1620)- حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ بَزِيعٍ، حَدَّثَنَا الْمُعْتَمِرُ بْنُ سُلَيْمَانَ، حَدَّثَنِي مَرْزُوقٌ أَبُو بَكْرٍ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ قَالَ:
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: يَعْنِي يَقُولُ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ: الْمُجَاهِدُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ، هُوَ عَلَيَّ ضَامِنٌ؛ إِنْ قَبَضْتُهُ أَوْرَثْتُهُ الْجَنَّةَ، وَإِنْ رَجَعْتُهُ رَجَعْتُهُ بِأَجْرٍ أَوْ غَنِيمَةٍ.
قَالَ: هُوَ صَحِيحٌ غَرِيبٌ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ.

2. Enes’den (r.a.) rivayete göre, şöyle demiştir: Resûlullah (s.a.) şöyle buyurdu:
“Allah şöyle diyor: Benim adıma, benim yolumda cihad eden kişi benim güvencem altındadır. Eğer canını alsam kendisine cenneti veririm. Memleketine geri döndürürsem sevap ve ganimetlerle çeviririm.”
Ebu İsa: “Hadis bu isnatla sahih ğarib’tir” demiştir.
Tirmizî

Açıklama
Allah’ın dini hâkim olsun diye gayret eden, bu idealden başka bir düşünce taşımayan kişi Allah yolunda olan kişidir. Allah, kendi yolunda olanları emniyeti altına aldığını bildirmiştir. O kişinin güvencesi Allah’tır. Artık bu yolda ölse de kazançlıdır kalsa da. Ölse şahit olacak, cennette peygamberlerden sonraki en yüksek makama ulaşacaktır. Kalırsa gazi olacak bol sevapla belki de maddi kazançla evine dönecektir. Her ikisi de kazançtır.

بَاب مَا جَاءَ فِي فَضْلِ مَنْ مَاتَ مُرَابِطًا
Cihada Hazır Halde Ölen Kişi

3 (1621)- حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مُحَمَّدٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْمُبَارَكِ، أَخْبَرَنَا حَيْوَةُ بْنُ شُرَيْحٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبُو هَانِئٍ الْخَوْلَانِيُّ، أَنَّ عَمْرَو بْنَ مَالِكٍ الْجَنْبِيَّ أَخْبَرَهُ، أَنَّهُ سَمِعَ فَضَالَةَ بْنَ عُبَيْدٍ يُحَدِّثُ،
عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَنَّهُ قَالَ: كُلُّ مَيِّتٍ يُخْتَمُ عَلَى عَمَلِهِ إِلَّا الَّذِي مَاتَ مُرَابِطًا فِي سَبِيلِ اللَّهِ، فَإِنَّهُ يُنْمَى لَهُ عَمَلُهُ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ، وَيَأْمَنُ مِنْ فِتْنَةِ الْقَبْرِ، وَسَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ: الْمُجَاهِدُ مَنْ جَاهَدَ نَفْسَهُ.
قَالَ أَبُو عِيسَى: وَفِي الْبَاب؛ عَنْ عُقْبَةَ بْنِ عَامِرٍ، وَجَابِرٍ. وَحَدِيثُ فَضَالَةَ حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ.

3. Fedâle b. Ubeyd’den (r.a.) Resûlullah’dan (s.a.) bize aktararak şöyle demiştir: “Her ölenin amel defteri kapanır, ancak Allah yolunda kalbi cihada hazır olarak ölen kimse müstesna. Onun ameli kıyamet gününe kadar çoğalıp artar ve kabir azabından güvendedir.” Ayrıca Resûlullah’ın (s.a.) şöyle buyurduğunu işittim:

“Mücahid, nefsinin isteklerine karşı cihad ederek günahlardan uzak durmak için mücadele eden kimsedir.”
Ebu İsa: “Fedâle’nin bu hadisi hasen sahih’tir” demiştir.
Müslim, İmare, 42; Ebu Davud, Cihad, 36

Açıklama
İnsan bu dünyaya ahreti kazanmak için gönderilmiştir. Bu kısacık ömründe yaptıklarından sorumludur. Ne yaparsa amel defterine kaydedilir ve ahrette bu kayırlardan sorguya çekilir. Bu kısa ömründe ne yapmışsa yapmış ölümle birlikte amel defteri de kapanmıştır.
Ölünce amel defteri kapanmayacak, iyilikleri katlanarak artacak olan sayılı insanlardan biri de Allah yolunda cihada hazır olan, cihadı gönlüne yazmış olan insandır. Kişi bu niyetle yaşadığı müddetçe cihad sevabı aldığı gibi bu sevdayla ölen kişi de kıyamete kadar cihad ibadeti sevabına kesintisiz nail olacaktır. Ayrıca çok büyük bir sıkıntıdan, kabir azabından da emin olacaktır.
İşte bu sevda ne büyük bir sevdadır.

بَاب مَا جَاءَ فِي فَضْلِ الْخِدْمَةِ فِي سَبِيلِ اللَّهِ
Allah Yolunda Hizmetin Fazileti

4 (1626)- حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، حَدَّثَنَا زَيْدُ بْنُ حُبَابٍ، حَدَّثَنَا مُعَاوِيَةُ بْنُ صَالِحٍ، عَنْ كَثِيرِ بْنِ الْحَارِثِ، عَنْ الْقَاسِمِ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ عَدِيِّ بْنِ حَاتِمٍ الطَّائِيِّ،
أَنَّهُ سَأَلَ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: أَيُّ الصَّدَقَةِ أَفْضَلُ؟ قَالَ: خِدْمَةُ عَبْدٍ فِي سَبِيلِ اللَّهِ، أَوْ ظِلُّ فُسْطَاطٍ، أَوْ طَرُوقَةُ فَحْلٍ فِي سَبِيلِ اللَّهِ.
قَالَ أَبُو عِيسَى: وَقَدْ رُوِيَ عَنْ مُعَاوِيَةَ بْنِ صَالِحٍ هَذَا الْحَدِيثُ مُرْسَلًا، وَخُولِفَ زَيْدٌ فِي بَعْضِ إِسْنَادِهِ.

4. Adiyy b. Hâtim et-Tâî’den (r.a.) rivayete göre, Adiyy, Resûlullah’e (s.a.): “Hangi sadaka daha faziletlidir?” diye sordu. Resûlullah (s.a.) da şöyle buyurdu:
“Allah yolunda çarpışan kimselere hizmet için verilecek bir köle veya onların gölgelenebileceği çadır veya başka türlü bir gölgelik ya da mücahidin binebileceği bir binek.”
Tirmizî

Açıklama
Bir sonraki hadisle birlikte açıklanacaktır.
5 (1627)- قَالَ: وَرَوَى الْوَلِيدُ بْنُ جَمِيلٍ هَذَا الْحَدِيثَ، عَنْ الْقَاسِمِ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِي أُمَامَةَ، عَنْ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، حَدَّثَنَا بِذَلِكَ زِيَادُ بْنُ أَيُّوبَ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، أَخْبَرَنَا الْوَلِيدُ بْنُ جَمِيلٍ، عَنْ الْقَاسِمِ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِي أُمَامَةَ قَالَ:
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: أَفْضَلُ الصَّدَقَاتِ؛ ظِلُّ فُسْطَاطٍ فِي سَبِيلِ اللَّهِ، وَمَنِيحَةُ خَادِمٍ فِي سَبِيلِ اللَّهِ، أَوْ طَرُوقَةُ فَحْلٍ فِي سَبِيلِ اللَّهِ.
قَالَ أَبُو عِيسَى: هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ، وَهُوَ أَصَحُّ عِنْدِي مِنْ حَدِيثِ مُعَاوِيَةَ بْنِ صَالِحٍ.

5. Ebu Umâme’den (r.a.) rivayete göre, şöyle demiştir: Resûlullah (s.a.) şöyle buyurmuştur:
“Sadakaların en değerli ve en kıymetlisi, Allah yolunda çarpışan mücahide bağışlanan çadır gölgesi veya Allah yolunda çarpışan mücahide hizmet edecek hizmetçi ya da Allah yolunda çarpışan mücahidin bineceği bir binittir.”

Ebu İsa: “Bu hadis hasen sahih ğarib’tir” demiştir.
İbn Mâce, Cihad, 14; Nesâî, Cihad, 44

Açıklama
Allah yolunda cihad kavram iki şekilde karşılanmaktadır; malla cihad, canla cihad. Canla cihad, Allah uğruna canından vazgeçmektir. Savaş meydanında ila-i kelimetullah uğruna vuruşmak canla yapılan cihadın en belirgin tarifidir.
Malla cihad ise aynı ideal uğrunda malını da ortaya koymak demektir. Cihad kimi zaman hem mal hem de canla yapabileceği gibi kimi zaman da canla yapılamadığı, sadece malla yapılabildiği de olur. Bir mücahide silah, binek desteği vermek ya da geride bıraktığı ailesinin ihtiyaçlarını karşılamak malla yapılan cihad olarak değerlendirilmiştir.
Hadiste mücahitlerin istifade edebileceği bir çadır/gölgelik bile bu tür sadaka yerine geçeceği bildirilmiştir.

بَاب مَا جَاءَ فِي فَضْلِ مَنْ اغْبَرَّتْ قَدَمَاهُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ
Allah Yolunda Ayakların Tozlanması

6 (1632)- حَدَّثَنَا أَبُو عَمَّارٍ الْحُسَيْنُ بْنُ حُرَيْثٍ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي مَرْيَمَ قَالَ: لَحِقَنِي عَبَايَةُ بْنُ رِفَاعَةَ بْنِ رَافِعٍ وَأَنَا مَاشٍ إِلَى الْجُمُعَةِ، فَقَالَ: أَبْشِرْ! فَإِنَّ خُطَاكَ هَذِهِ فِي سَبِيلِ اللَّهِ، سَمِعْتُ أَبَا عَبْسٍ يَقُولُ:
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مَنْ اغْبَرَّتْ قَدَمَاهُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ، فَهُمَا حَرَامٌ عَلَى النَّارِ.
قَالَ أَبُو عِيسَى: هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ صَحِيحٌ. وَأَبُو عَبْسٍ اسْمُهُ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ جَبْرٍ. وَفِي الْبَاب؛ عَنْ أَبِي بَكْرٍ، وَرَجُلٍ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ.
قَالَ أَبُو عِيسَى: وَيَزِيدُ بْنُ أَبِي مَرْيَمَ رَجُلٌ شَامِيٌّ، رَوَى عَنْهُ الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ، وَيَحْيَى بْنُ حَمْزَةَ، وَغَيْرُ وَاحِدٍ مِنْ أَهْلِ الشَّامِ. وَبُرَيْدُ بْنُ أَبِي مَرْيَمَ كُوفِيٌّ، أَبُوهُ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، وَاسْمُهُ مَالِكُ بْنُ رَبِيعَةَ، وَبُرَيْدُ بْنُ أَبِي مَرْيَمَ سَمِعَ مِنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ. وَرَوَى عَنْ يَزِيدِ بْنِ أَبِي مَرْيَمَ أَبُو إِسْحَقَ الْهَمْدَانِيُّ، وَعَطَاءُ بْنُ السَّائِبِ، وَيُونُسُ بْنُ أَبِي إِسْحَقَ، وَشُعْبَةُ أَحَادِيثَ.

6. Yezid b. Ebi Meryem’den rivayete göre, şöyle demiştir: Ben Cuma namazına gitmekte iken Abaye b. Rifâa arkamdam yetişti ve dedi ki: “Müjdeler olsun sana, senin bu adımların Allah yolunda sayılır. Ebu Abs’dan işittim, şöyle diyordu: Resûlullah (s.a.) şöyle buyurdu:
“Kimin Allah rızasını kazanma yolunda ayakları tozlanırsa, o ayaklara cehennem ateşi haramdır.”
Ebu İsa: “Bu hadis hasen ğarib sahih’tir” demiştir.
Nesâî, Cihad, 9

Açıklama
Bir sonraki hadisle birlikte açıklanacaktır.

بَاب مَا جَاءَ فِي فَضْلِ الْغُبَارِ فِي سَبِيلِ اللَّهِ
Allah Yolundaki Tozun Değeri

7 (1633)- حَدَّثَنَا هَنَّادٌ، حَدَّثَنَا ابْنُ الْمُبَارَكِ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ الْمَسْعُودِيِّ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ عِيسَى بْنِ طَلْحَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ قَالَ:
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: لَا يَلِجُ النَّارَ رَجُلٌ بَكَى مِنْ خَشْيَةِ اللَّهِ حَتَّى يَعُودَ اللَّبَنُ فِي الضَّرْعِ، وَلَا يَجْتَمِعُ غُبَارٌ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَدُخَانُ جَهَنَّمَ.
قَالَ أَبُو عِيسَى: هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ. وَمُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ هُوَ مَوْلَى أَبِي طَلْحَةَ مَدَنِيٌّ.

7. Ebu Hüreyre’den (r.a.) rivayete göre, şöyle demiştir: Resûlullah (s.a.) şöyle buyurdu:
“Allah’ın azabından korktuğu için ağlayan bir kimse, sağılan süt tekrar memeye dönmedikçe cehennem ateşine girmeyecektir. Allah yolunda cihad eden bir kimseye bulaşan toz ve toprakla cehennem dumanı bir araya gelmeyecektir.”
Ebu İsa: “Bu hadis hasen sahih’tir” demiştir.
Nesâî, Cihad, 9: Darimî, Cihad, 8

Açıklama
Allah yolunda ayaklara tozun bulaşması hadiste temsili olarak zikredilmiştir. Ayakların tozlanması; Allah yolunda cihad, ilim yolunda gayret, İslam’ın gönüllerde yer bulması için yapılan hizmet ve buna benzer amellerin hepsini kapsar. İşte bu gayreti gösterenler cehenneme girmeyecektir. Bu Peygamberî bir müjdedir.

Hadiste cehenneme girmesi mümkün olmayan iki sınıf insandan bahsedilmiştir. Bunlardan biri, Allah korkusuyla gözyaşı döken kimse. Allah korkusundan günahına pişmanlık duyan kişiler gözyaşı dökerler. Dökülen bu gözyaşları Allah katında çok değerlidir. Bu sebeple bu gibi kimseler cehenneme asla girmeyecektir. Sağılan sütün tekrar memeye geri dönmesi nasıl mümkün değilse Allah korkusundan gözyaşı dökenlerin de cehenneme girmesi mümkün değildir.
İkincisi, Allah yolunda kalkan tozla cehennem dumanı bir araya gelmesi mümkün değildir. Allah rızası için ter döken, koşuşturan, yorulan, üstü başı tozlanan kişinin de cehenneme girmeyeceğini bu hadisten öğrenmiş oluyoruz.

بَاب مَا جَاءَ فِي فَضْلِ مَنْ شَابَ شَيْبَةً فِي سَبِيلِ اللَّهِ
Allah Yolunda İhtiyarlamanın Fazileti

8 (1634)- حَدَّثَنَا هَنَّادٌ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنْ الْأَعْمَشِ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مُرَّةَ، عَنْ سَالِمِ بْنِ أَبِي الْجَعْدِ، أَنَّ شُرَحْبِيلَ بْنَ السِّمْطِ قَالَ: يَا كَعْبُ بْنَ مُرَّةَ! حَدِّثْنَا عَنْ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَاحْذَرْ، قَالَ:
سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ: مَنْ شَابَ شَيْبَةً فِي الْإِسْلَامِ، كَانَتْ لَهُ نُورًا يَوْمَ الْقِيَامَةِ.
قَالَ أَبُو عِيسَى: وَفِي الْبَاب؛ عَنْ فَضَالَةَ بْنِ عُبَيْدٍ، وَعَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو. وَحَدِيثُ كَعْبِ بْنِ مُرَّةَ حَدِيثٌ حَسَنٌ. هَكَذَا رَوَاهُ الْأَعْمَشُ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مُرَّةَ. وَقَدْ رُوِيَ هَذَا الْحَدِيثُ؛ عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ سَالِمِ بْنِ أَبِي الْجَعْدِ، وَأَدْخَلَ بَيْنَهُ وَبَيْنَ كَعْبِ بْنِ مُرَّةَ فِي الْإِسْنَادِ رَجُلًا، وَيُقَالُ كَعْبُ بْنُ مُرَّةَ، وَيُقَالُ مُرَّةُ بْنُ كَعْبٍ الْبَهْزِيُّ، وَالْمَعْرُوفُ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مُرَّةُ بْنُ كَعْبٍ الْبَهْزِيُّ، وَقَدْ رَوَى عَنْ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَحَادِيثَ.

8. Salim b. Ebi Ca’d’den (r.a.) rivayete göre, Şurahbil b.Sımt şöyle demiştir: Ey Ka`b b. Mürre! Bize Resûlullah’dan (s.a.) hadis aktar fakat dikkatli ol, eksik veya fazla bir şey söyleme! Ka`b b. Mürre dedi ki: Resûlullah’dan (s.a.) işittim, şöyle diyordu:
“İslam yolunda kimin bir kılı ağarırsa, kıyamet gününde o kıl o kimse için bir ışık olacaktır.”
Ebu İsa: “Ka’b b. Mürre’nin bu hadisi hasen’dir” demiştir.
Nesâî, Cihad, 9

Açıklama
Şu dünya hayatında bize verilen sayılı günleri nasıl geçirdiğimiz, ömrü ve gençliği nerede yıprattığımız çok önemlidir ve bize sorulacaktır. Peygamber efendimiz beş şeyden mutlaka hesap vereceğimizi bildirmiş ve bu beş şeyi şöyle saymıştır: Ömrünü nerede tükettin, gençliğini nerede yıprattın, malını nereden kazandın, nereye harcadın, bildiklerinle nasıl amel ettin?
İnsanın saçlarını ağartacağı, gençliğini yıpratacağı en güzel faaliyet İslam yolunda olmasıdır. Eğer, “gençliğini nerede yıprattın?” sorusuna, “Senin yolunda ya Rabbi!” şeklinde cevap verebilirsek işte en büyük kurtuluşumuz o gün olacaktır.
Hadiste, ağartılan saçın sakalın Allah yolunda ağartılması halinde onların kıyamet günü bu kişi için nur olacağı bildirilmiştir.

بَاب مَا جَاءَ فِي فَضْلِ الْحَرَسِ فِي سَبِيلِ اللَّهِ
Allah Yolunda Nöbet Tutmanın Fazileti

9 (1639)- حَدَّثَنَا نَصْرُ بْنُ عَلِيٍّ الْجَهْضَمِيُّ، حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا شُعَيْبُ بْنُ رُزَيْقٍ أَبُو شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَطَاءٌ الْخُرَاسَانِيُّ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ أَبِي رَبَاحٍ، عَنْ ابْنِ عَبَّاسٍ قَالَ:
سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ: عَيْنَانِ لَا تَمَسُّهُمَا النَّارُ؛ عَيْنٌ بَكَتْ مِنْ خَشْيَةِ اللَّهِ، وَعَيْنٌ بَاتَتْ تَحْرُسُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ.
قَالَ أَبُو عِيسَى: وَفِي الْبَاب؛ عَنْ عُثْمَانَ، وَأَبِي رَيْحَانَةَ. وَحَدِيثُ ابْنِ عَبَّاسٍ حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ، لَا نَعْرِفُهُ إِلَّا مِنْ حَدِيثِ شُعَيْبِ بْنِ رُزَيْقٍ.

9. İbn Abbas’dan (r.a.) rivayete göre, şöyle demiştir: Resûlullah’den (s.a.) işittim buyurdu ki:
“İki göz var ki, ateş onlara dokunmayacaktır; Allah’ın azabından korkarak ağlayan göz ile Allah yolunda nöbet bekleyen göz.”
Ebu İsa: “İbn Abbas’ın bu hadisi hasen ğarib’tir” demiştir.
Nesâî, Cihad, 33; İbn Mâce, Cihad, 8

Açıklama
Hadiste cehennem yüzü görmeyecek iki gözden bahsedilmektedir. Bunlar; Allah korkusundan dolayı ağlayan göz ve Allah yolunda nöbet tutarken düşmanı gözetleyen gözdür. Gözlerin cehennem yüzü görmeyeceği demek bu gözlerin sahipleri olan yiğitlerin cehenneme girmeyecek demektir.

بَاب مَا جَاءَ فِي ثَوَابِ الشُّهَدَاءِ
Şehitlerin Sevabı

10 (1640)- حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ طَلْحَةَ الْيَرْبُوعِيُّ الْكُوفِيُّ، حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ عَيَّاشٍ، عَنْ حُمَيْدٍ، عَنْ أَنَسٍ قَالَ:
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: الْقَتْلُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ يُكَفِّرُ كُلَّ خَطِيئَةٍ، فَقَالَ جِبْرِيلُ: إِلَّا الدَّيْنَ، فَقَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: إِلَّا الدَّيْنَ.
قَالَ أَبُو عِيسَى: وَفِي الْبَاب؛ عَنْ كَعْبِ بْنِ عُجْرَةَ، وَجَابِرٍ، وَأَبِي هُرَيْرَةَ، وَأَبِي قَتَادَةَ. وَهَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ، لَا نَعْرِفُهُ مِنْ حَدِيثِ أَبِي بَكْرٍ إِلَّا مِنْ حَدِيثِ هَذَا الشَّيْخِ. قَالَ: وَسَأَلْتُ مُحَمَّدَ بْنَ إِسْمَعِيلَ عَنْ هَذَا الْحَدِيثِ، فَلَمْ يَعْ&

(1821)