Hadis Edebiyatında Müsned / Tirmizi: Giyecekler Bölümü

Hadis Edebiyatında Müsned

Hadislerin tedvinini takip eden yıllarda, toplanan sünnet malzemesinin çeşitli tertiplerle kitaplarda değerlendirilmesi faaliyeti içinde vücud bulan eserlerden bir bölümü Müsned genel adını taşımaktadır. Bu ad, kitabın telif sisteminden ileri gelmektedir. Çünkü bu sistemde hadisler, konularına bakıl¬maksızın, sahâbî râvilerine göre ard arda sıralanırlar.

Bu tür eserlerin ilki olarak Ebû Davud et-Tayâlisî (204/819)’nin Müsned’ i bilinmekte ve eser matbu olarak elimizde bulunmaktadır. et-Tayâlisî’den h. 297’de vefat eden Ebû Cafer Muhammed b. Abdillah el-Hadramî’ye ka¬dar birçok İslâm bilgini Müsned adını taşıyan eserler telif etmişlerdir.
Müsnedlerin telif sebebi ve faydaları konusunda şu satırlara yer vermemiz yararlı olacaktır:
Eskiden sahâbîlerin kesintisiz senedle rivayet edilen («müsned-muttasıl») hadislerini, Müsned adı verilen kitaplarda ale’r-ricâl tertip etmek pek fayda¬lı idi. Zira müsned müelliflerinin amacı, lâfızlarının ezberlenmesi ve ahkâm istinbâtı için hadisleri bir araya getirmekten ibaretti. Çünkü o zamanlar, ha¬disleri ezberlemeye karşı müslümanlarda fevkalâde bir istek ve arzu vardı. Me-selâ biri kalkar, Kur’ân’dan bir sûre ezberliyormuş gibi bir sahâbînin riva¬yetlerini (mesânîd) ezberlerdi. Çünkü onlar, ezbere itimat ederler ve hadislerin kitaplardaki yerlerini ve konularını da pek iyi bilirlerdi.
Müsnedler ile Musannefler arasında ortaya çıkış açısından bir Öncelik sonralık tesbiti oldukça zordur. Elde mevcut verilere göre Musanneflerin daha önce telif edildiğini söylemek mümkün gözüküyorsa da -çünkü bir musannef eser olan Muvatta’, h. 179’da vefat eden İmam Malik’e; ilk müsned de h. 204’te vefat etmiş olan et-Tayâlisî’ye aittir- bu iki tür eserin, hemen aynı yılların mahsûlü olduklarının düşünmeye de herhangi bir mani yoktur. Nite¬kim hadis tarihi yazarlarının konuya ait görüşleri de muhteliftir.

et-Tayâlisi ve Müsned’i

Ebû Davud Süleyman b. Davud b. Cârud et-Tayâlisî 133/751’de Basra’da doğdu. 70 yaşını geçmişken aynı yerde 204/819’da vefat etti.

Abdurahman b. Mehdi (198/813) “et-Tayalisî en güvenilir hadisçidir” der. Vekî’ b. el-Cerrâh (197/812) da et-Tayalisî’nin ezberden 40.000 hadis rivayet et¬tiği söylenen bir ilim dağı olduğunu belirtir. Bilhassa uzun hadisleri pek güzel hıfzetmiş olmakla ün yapmıştır. Kâtip Çelebi (1067/1656) onun ilk müsned sa¬hibi olduğunu kaydetmektedir.

Müsned

et-Tayâlisî’nin Haydarâbâd’da 1321 tarihinde Dâiretu’l-maarif tarafın¬dan 33 X 24 cm. ebadında büyük boy olarak basılan 362 sahifelik nüshası, yazma aslına uygun olarak 11 cüz halinde ve 6 ana bölüm içinde 281 sahâbî tarafından rivayet edilmiş toplam 2767 hadisi ihtiva etmektedir.
Eser bu haliyle (elde mevcut en eski yazma nüshası dahil) tam değildir. Bu noksanlık, eserin en eski nüshasının, basım sırasında ele geçmesi sonucu ve dikkatli bir araştırma neticesi tesbit edilmiştir. Matbu nüshanın 119 sayfasında bulunan 4. cüz fihristin¬de kendilerine atıfta bulunulduğu halde aradan Abbas b. Abdülmuttalip, Fadl b. Abbas, Abdullah b. Cafer, Ka’b b. Mâlik, Seleme b. el-Ekvâ, Seki b. Sa’d es-Sâidi, Muaviye b. Ebî Süfyân ve Amr b. el-Âs’ a ait rivayetlerin düşmüş olduğu anlaşılmıştır.

Müsned’i, «Minhâtu’l-ma’bûd fi tertibi Müsnedi’t-Tayalisî Ebî Davud » adıyla iki cild halinde musannef tertibine koyan ve Ta’lîku’l-mahmûd alâ Minhâtul-ma’bûd isimli ta’lîkıyla birlikte neşreden Ahmed Abdurrahman el-Bennâ es-Sa’âtî, bahis konusu sekiz sahâbînin rivayetlerini Ahmed b. Hanbel’in Müsned’inden alarak tamamlamıştır. Bu yüzden Minhâtu’l-ma’bûd’da hadis sayısı 2842’dir.
Tayâlisî’nin Müsned’i, Horasanlı bir hadisçi tarafından, özellikle Yunus b. Habîb’in, hocası Ebû Davud’dan yaptığı nakillerin Müsned şeklinde tertib edil¬mesiyle meydana getirilmiştir.
Tertib kime ait olursa olsun, hadislerin dikkatli bir seçime tabi tutulduğu¬na eldeki mevcut hadis metinleri şehâdet etmektedir. Hadis metinlerinin nere¬sinde şüphe edilmişse, gösterilmiştir. Bazen da hadisteki lafızların değişik okunuş şekilleri verilmiştir.

Tayâlisî’nin Müsned’i h. VIII. Asra kadar hüsn-i kabul görmüştür. Bu asır¬dan sonra şöhretini kaybettiği sanılmaktadır. Şu anda yazma nüshaları olduk¬ça nâdir bulunmaktadır.
Müsned’deki hadislerin başında «haddesenâ» diyen, Yunus b. Habib’ tir. Kitabın kendisine izafe edildiği Ebû Davut et-Tayâlisî birinci isim olarak bütün senedlerde yer almaktadır.
Tayâlisi’nin Müsned’i, hadis kitablarının üçüncü tabakasına dahil eserler arasında yer almaktadır.

el-Humeydî ve el-Müsned’i

Ebû Bekir Abdullah b. ez-Zübeyr b. İsâ el-Humeydî el-Esedî (219/ 834), Mekkeli ilk müsned musannifidir. Süfyân b. Uyeyne’nin uzun yıllar talebeliği¬ni yapmış, imam Buhârî’ye de hocalık etmiştir. eş-Şâfi’înin ders arkadaşıdır. Fıkıh ve hadis alanlarında Buhârî’yi en çok etkileyen el-Humeydî olmuştur. Sert bir mizaca sahip olan el-Humeydî, istemediği insanlara karşı ağır bir dil kullanmaktan kendisini alamazdı. Hadiste güvenilir bir imam ve hafız olan ve Şeyhu’l-harem diye de anılan el-Humeydî, Mekke’de vefat etmiştir.

el-Müsned

Hadis edebiyatında genel ifadesiyle “ale’r-ricâl”, özel anlamıyla alâ esmâi’s-sahâbe tasnife tâbi tutulan müsned’lerin ilk örneklerinden olan el-Müsned, el-Humeydî’nin en meşhur ve günümüze ulaşan yegane eseridir. Hz. Ebû Bekr’in rivâyetleriyle başlayan ve 11 cüzden teşekkül eden el-Müsned, diğer halifeler, Hz. Talha hariç diğer aşere-i mübeşşereye dahil ashâb, Ebû Zerr, Selman, Bilal, Hz. Aişe ve diğer hanımlar, Ensarın erkeklerinin rivayetleri… şeklinde, 1-249 rakamları arasında değişen hadisleri ihtiva etmektedir. En son kısımda Ebû Hureyre, Enes b. Malik ve Câbir b. Abdillah’ın rivayetleri yer almaktadır. Toplam 179 sahâbiye ait olan rivayetlerin büyük bir bölümü merfu, çok az kısmı sahâbî veya tabi’î sözüdür. 1300 hadisin 1390 rivayeti Ehâdîsu Fülan ara başlıkları altında yer almış bulunmaktadır.

el-Müsned, bize Ebû Ali Bişr b. Musa’ın (288/901) rivayeti olarak ulaşmış¬tır. Diğer râvilerin rivayet ettiği nüshalar günümüze gelememiştir. Yani el-Müsned’de “Haddesenâ” diyen Bişr b. Musa’dır.
el-Müsned, Habiburrahman el-A’zamî’nin tahkik ve ta’likıyla ilk kez 1382’de Hindistan’da iki cild olarak basılmıştır. el-A’zamî, eserden kolay ve süratle istifade edilebilmesi için, hadisleri konularına göre listelemiş, hadis¬lerde geçen şahıs, yer ve kabile isimlerinin de indeksini vermiştir el-Müsned’de rivayetleri bulunan 179 sahabînin isimlerinin alfabetik bir listesinin esere ko¬nulmamış olması önemli bir eksiklik olarak görülmektedir.

el-Humeydî’nin el-Müsned’inin kütüb-i sitteye zevâid’i, İbn Hacer el-Askalânî’nin el-Metâlibu’l-âliye’sinde yer almaktadır. el-Müsned üzerinde yapılmış başkaca bir çalışma şimdilik tarafımızdan tesbit edilebilmiş değil¬dir.

Yusuf Abdurrahman el-Maraşli tarafından Müsned’in hadisleriyle ilgili bir fihrist hazırlanmış ve Beyrut’ta 1987 yılında neşredilmiştir.

Ahmed b. Hanbel ve Müsned’i
Ahmed b. Hanbel (164-241)

Ahmed b. Hanbel Şeyban Kabilesine mensuptur. Nesebi Nizâr b. Ma’d b. Adnan’da Hz. Peygamber (s.a.)’in nesebi ile birleşir. Dedesi Hanbel, Emeviler döneminde Serahs valiliği yapmıştır. 164’de Bağdat’da doğmuş¬tur. Abbasiler’in en parlak döneminde Bağdat’ta yetişmiştir. Babası, çok kü¬çükken öldüğü için yetim olarak, çocuk denecek yaşta ilim tahsiline başlamış¬tır. Daha çocukken Kur’an-ı Kerîm’i ezberlemişti. Önce, Ebû Yusuf’un ilim meclislerine devam etmiş, sonradan Bağdat muhaddislerinden Hüşeym b. Beşir’in ders halkasına dâhil olmuştur.

Diğer dini ilimleri okuduktan; Arapça’yı ve dil bilgisini geliştirdikten sonra bütün mesaisini hadislere ayırmıştı. O, ayrıca Farsça da bilmekteydi. Hadis toplama, ezberleme ve yazma onda bir tutku haline gelince, Basra, Hicaz, Kûfe ve Yemen gibi ilim merkezlerine birçok seyahatler yaparak buralarda bulunan ulema ve muhaddislerle görüşmüş, râvileri bulmuş ve onlardan hadis almıştır.
Üçünde parasızlıktan ötürü yaya olmak üzere beş defa hacca gitmiş, İmam Şâfiî ile ilk defa Hicaz’da tanışmıştır. Yolculuklarında fakir olduğundan büyük sıkıntılarla karşılaşmış, muhaddis Abdurrezzak b. Hemmâm’dan hadis almak için Yemen’e giderken yolda parası bitince hamallık yaptığı kaydedilmiştir. Ahmed b. Hanbel, kendisini seven hocalarından bile maddî yardım kabul etmemiştir.

Ravilerden hadislerle birlikte sahâbe ve tabiine dair bütün rivayetleri almıştır. Fıkhi bilgisini ve usûl-i fıkhı Ebu Yusuf ve imam Şafii’den aldığı derslerle kuvvetlendirmiş, toplayıp tedvin ettiği hadis ve sahâbe fetvalarını fıkhının dayanağı yapmıştır. Kırk yaşlarında iken 204 yılında Bağdat’ta ders okutmaya başlamış ve topladığı 5.000’e yakın talebeye ders vermiştir.

Kendisinden hadis nakledenler arasında Buhârî, Müslim, Ebû Davud gibi meşhur hadis imamları ve iki oğlu Abdullah ile Salih bulun¬maktadır.

Mihne Mağduru

Halife Me’mun devrinde Kur’ân’ın mahlûkiyeti meselesi dolayısıyla ortaya çıkan mihne’den, Ahmed b. Hanbel payına düşeni göğüslemekte tereddüt göstermemiştir. O, bu konudaki halifenin emirlerin karşı çıkmış, sünniliğin savun¬masını yapmıştır. Bunun sonucu 18 ay hapiste yatmış, 150 vazifeli tarafından kırbaçlanmış ve bileği kırılmış, ağır şekilde yaralanmıştır. Fakat asla vicdan nezâhetini kaybetmemiştir.

Bişr b. el-Hâris, “Allah, Ahmed’i saf altın olarak çıktığı bir ateşe attı” demiştir. O, kendisine işkence edenler aleyhinde bulunmamış, onları bağışlamıştır.

Ahmed b. Hanbel, hapisten çıktıktan sonra 8 sene kadar yaşamış 77 yaşla¬rında iken 241’in Rebiu’l-evvel ayında vefat etmiştir. Vefatı büyük üzüntü sebebi olmuş, 60.000-250.000 arasında rakamlarla ifade edilen bir cemaat, cenaze na¬mazına iştirak etmiştir. Vefatı günü 20.000 kişinin müslüman olduğu rivayet edilmiştir. Türbesi VII. asırda Dicle nehrinin taşmasında sulara kapılıp kaybolmuştur.

Müsned

700’den fazla (el-Albânî’nin fihristine göre 904) sahâbi’den nakledilen 30.000’i aşkın, 40.000’e yakın hadisleri ihtiva eden Müsned, Ahmed b. Hanbel’in baş eseri olduğu kadar Müsned türünün de en meşhurudur. Muvatta’lardan nasıl İmam Malik’in Muvatta’ı meşhur olmuş ve bize kadar gelmişse, müsnedlerden de en yaygın ve meşhur olarak bize kadar intikal etmiş olanı Ahmed b. Hanbel’in Müsned’i olmuştur. Bu konuda Allah Teâlâ’nın bu iki büyük imama olan nimeti ve lûtfu açıkça görülmektedir.

Müsned’in Sıralanışı

Müsned’de yer alan sahâbîler, önce İslâm olmadaki önceliklerine, sonra aşiret durumlarına göre, daha sonra yerleştikleri şehirlere göre sıralanmışlar¬dır, ilk müsnedler aşere-i mübeşşere’ye ve onlara yakın ashaba aittir. Sonra ehl-i beyt ve Benû Hâşim müsnedleri gelir, bunları Mekkeli’lerin, Medineli’lerin, Şamlı’ların, Basralı’ların, Ümmehâtı mü’minin ve öteki kadın sahâbilerin müsnedleri takib eder, en sonunda da “ismi müphem bazı sahâbîler”in müsnedleri yer alır.
Müsned, ilk hadis sahifelerini de ihtiva eder. Hemmâm b. Münebbih’in sahifesi (II, 312-319), Abdullah b. Amr b. el-Âs’ın Sahife-i Sâdıka’sının yarıya ya¬kın kısmı (II, 158-227), Semure b. Cündüb Sahîfesinin çoğu hadisleri (V, 7-32) ve Ebû Seleme sahifesi (IV, 305-306) Müsned’in ihtiva ettiği sahifelerdendir.

Ahmed b. Hanbel’in Müsned’inde 337 sülâsî rivayet vardır.

Ahmed b. Hanbel, Müsned’i, 200-228 yılları arasında telif etmiştir. Bizzat kendisi oğulları Abdullah ile Salih’e ve amcasının oğlu Hanbel b. İshak’a kıraat et¬miştir. O, Müsned’i, 750.000 hadisten seçerek meydana getirmiştir.

Müsned’in Ravileri

Elimizdeki Müsned nüshaları, oğlu Ebû Abdirrahman Abdullah b. Ahmed b. Hanbel ‘in rivayet ettiği nüshanın Ebû Bekr Ahmed b. Ca’fer el-Katî’î (368) tarafından yapılan rivayetidir. Gerek Abdullah b. Ahmed b. Hanbel, gerekse ravîsi Ahmed b. Ca’fer el-Katî’î Müsned’e bazı ilâveler yapmışlardır.

Katî’î’nin ilâveleri azdır.

Müsned’i Telif Gayesi

Sıddıkî’ye göre İbn Hanbel’in bu büyük eseri telif gayesi; ne tümüyle sahih hadisleri toplamak, ne de özel bir konuyla ilgili hadisleri bir araya toplamak ve ne de belli bir İslâm Mezhebini destekleyen hadislerden bir mecmua oluştur¬maktır. Onun gayesi, sahih olduğu kendisince isbat edilebilecek olan ve kendi devri için, münakaşalarda esas vazifesini görebilecek bütün hadisleri bir ara¬ya getirmektir. Nitekim O, “Bu kitabı bir rehber olarak hazırladım, Hz. Pey¬gamberin sünnetinde ihtilaf edenler ona müracaat ederler” demiştir.

Ahmed b. Hanbel, Müsned’e aldığı bütün hadislerin “Sahih” olduğunu id¬dia etmiş değildir. Ölüm döşeğindeyken bile O, Müsned’den bir hadisin çıkarılmasını oğlundan istemiştir. Bu onun, eseri hakkında daimî bir tetkik ve araş¬tırma yaptığını gösterir, yoksa onun Sıddıkî’nin ifade ettiği gibi “eserinin bütün muhtevasının sahih olduğundan emin olmadığını” değil!… Zira ilimde araş¬tırma süreklidir; emin olunsun olunmasın netice değişmez…

Ahmed b. Hanbel, Müsned’e sırasıyla

a. Zabt ve adalet vasıfları ile tanınan râvîlerin hadislerini
b.Yalancılığı duyulmamış, dînî konularda hakkında şüphe edilmeyen mestur râvîlerin, birinci grup râvîlerin rivayetlerine ters düşmeyen hadisleri¬ni almıştır.

O, böylece ihtiyata tam riayet etmiştir. Zira O bu tavrı ile, bir taraftan sa¬dık olabileceği için mestur ravîlerin, öte yandan “bazı şeyleri hatırında tutabi¬leceği için de hıfzı zayıf ravîlerin hadislerini terk etmemiştir”. Bu iki grup ravînin hadislerinden, adalet ve zabtı tam olan ravîlerin rivâyetleriyle çatış¬mayanlarını Müsned’e almış olması onun tam bir ihtiyat tavrına sahip olduğu¬nu göstermektedir. O, oğluna hitaben “hadis usûlümü bilirsin: aynı konuda zıddına sahih bir hadis bulunmadıkça, zayıf hadislere karşı çıkmamışımdır.” demiştir.

Bu sözlerden onun “Sahih” ve “sahih olması muhtemel” hadisleri Müsned’ine aldığı neticesi çıkarılabilir.

Sahihân’da rivayeti bulunan 200 sahâbî’nin riva¬yeti Müsned’de bulunmamaktadır. Bu da Müsned’in, bütün sahâbîlerin rivayetlerini ihtiva etmediğini gösterir.

Müsned’in Baskıları ve Üzerinde Yapılan Çalışmalar

Müsned’in başlangıçtan beri büyük bir ilgi gördüğü, onun günümüze ka¬dar gelebilmiş olmasından bellidir. Birçok yazmaları, dünya kütüphanelerin¬de mevcuttur. Onun baskısı ilk olarak 1313 yılında Kahire (Bulak)’de 6 büyük cild halinde yapılmıştır. Harfleri küçük ve sayfalar oldukça sıkışıktır. Bu baskının kenarında “Müntehabu Kenzi’l-ummâl” kitabı yer almaktadır.

Ahmed Muhammed Şâkir, bu baskıyı esas alarak hadisleri numaralamak suretiyle tahkikli modern bir baskısını yapmaya başlamıştır. Merhum, hadis isnadlarını göstermek üzere dipnotlar koymuş neşrettiği her cild (cüz) için, konularına göre tertiblenmiş hadis numaralarını gösterir bir de indeks ekle¬miştir. Bu baskıda hadislerin 1313 baskısındaki sayfalarına da işaret edilmiş¬tir. Ne varki, Talâiu Müsned adını taşıyan çok kıymetli bir girişi de ihtiva eden bu baskı A. Muhammed Şakir’in vefatı üzerine, Hamza Ahmed ez-Zeyn tarafından tamamlanmıştır. (I-XX, Kahire, 1995)
Nâsıruddin el-Albânî, Müsned’de hadisleri bulunan sahâbilere dair bir fihrist yapmıştır. Bu fihrist

Müsned’in Beyrut baskısının baş tarafına konul¬muştur.

Müsned’in, son 5 cildi fihristlerden oluşan 50 ciltlik modern ve tahkikli bir baskısı Şuayb el-Arnaud ve Adil Mürşit tarafından gerçekleştirilmiştir. Bu baskıya göre Müsned’de 27.647 hadis bulunmaktadır.
Müsned üzerinde yapılan asıl önemli çalışma, onun musannef tertibine ko¬nulmasıdır. Bu sahada ilk çalışmayı İbn Zeknûn Ali b. Hüseyin, h. VIII. asırda yapmıştır. Eserinin adı, “el-Kevâkibu’d-derârî fi tertîbi Müsnedi’l-İmam Ahmed alâ-ebvâbi’l-Buhârî’dir.

Ahmed Abdurrahman es-Sâ’âtî, Müsned’in hadislerini konularına göre, senedsiz olarak (sadece sahâbi isimlerini vermek suretiyle) yeni bir tertibe koy¬muştur. Müsned’in tamamını 7 bölüme ayırmış ve bunların her birine kitab is¬mini vermiş, her kitabı da kendi içinde bir takım bâblara ayırmıştır. Bu yeni esere “el-Fethu’r-rabbânî li tertibi Müsnedi’l-İmam Ahmed b. Hanbel eş-Şeybânî” adını vermiştir.
Sâ’âtî, daha sonra bu eserine, “Bulûğu’l-emânî min esrarı’1-Fethi’r-Rabbânî” adıyla bir de şerh yazmıştır. Bu şerhte hadislerin senedlerini de zikretmiş¬tir. Her iki eser bir arada basılmış bulunmaktadır.

“Bulûğu’l-emânî”den başka Müsned’e yapılmış herhangi bir şerh çalışma¬sı bilinmemektedir.
Hafız Ebu Musa el-Medînî (581)’nin Hasâisu’l-Müsned’i ile Şemsüddin Ebu’l-hayr Muhammed b. Muhammed el-Cezerî (833)’ın “el-Mıs’adu’l-Ahmed fi hatm-i Müsnedi’l-İmam Ahmed” adlı risaleleri Ahmed b. Hanbel ve Müsned’ini muhtelif yönleriyle tanıtmak için kaleme alınmışlar¬dır.
Müsned’in çok değişik çalışmalara kaynaklık ettiği Sıddîkî tarafından gös¬terilmiş bulunmaktadır.

(1652)