Asra, Vakte, Zamana Yemin Olsun ki!

Muhteşem Ahlak dersinde bu hafta Muhammed Emin Yıldırım Hocamız, çok önemli bir konu olan vakit ahlakına değindi. “Asra, Vakte, Zamana Yemin Olsun ki!” serlevhasının altında, Kur’an’da ve Sünnet’te zaman kavramlarının üzerinde durdu. Hocamız, ayrıca Hz. Peygamber’in (sas) bir gününde zamanı nasıl değerlendirdiğini örneklerle anlattı.

Dersten Cümleler

“Kur’an’dan hiçbir şey inmeseydi, tek başına Asr Sûresi, Allah’ın muradını yansıtmaya yeterdi” (İmam Şafiî)

Bu medresenin Muallimi Efendimiz, Mutallimi/Talebesi Sahâbe, Müfredatı Kur’an, Menheci yani Usulü Sünnettir.

Kur’ân-ı Kerîm’de zaman kavramı; “asr, dehr, karn, saat, sene, yevm, leyl, nehar, fecr, hin, ebed ve vakt” gibi kelimelerle ifade edilmektedir.

Ve’l-Asr/Asra yemin olsun ki, Ve’l-Leyl/Geceye yemin olsun ki, Ve’s-Subh/Sabaha yemin olsun ki, Ve’d-Duha/Duha vaktine yemin olsun ki…

Kur’ân-ı Kerîm’de zaman kavramı nasıl geçmektedir:

1. Zamanın sahibi, ölçüp, biçeni mutlak manada Allah’tır. (Müzzemmil, 20) Sahibi Allah (cc) olan bu emanete, hakkı ile sahip çıkılmalıdır.

2. Zamana belli ölçüler, birimler, evreler tayin eden Allah’tır. (Bakara, 189) Tayin edilen bu ölçülere riayet ederek, yaşanılmalıdır.

3. Zamana bir yasa, hesap, nizam belirleyen Allah’tır. (Rahmân, 5) Belirlenen bu kadere teslim olup, varolan nizamdan, hayata nizam taşınmalıdır.

4. Zamanın nasıl değerlendirileceği konusunda Zatı üzerinden, çok önemli bir hakikate dikkat çeken Allah’tır. (Rahmân, 29) O (cc) her an yeni bir işte ise, insanın zamanını heder etmesi büyük bir ziyan olduğu iyice kavranılmalıdır.

5. Zamanın kıymetini, hayatın dakikliğini namaz ile nazara veren Allah’tır. (Nisa, 103) Günün beş ayrı vaktinde, namazla zaman hatırlanarak gereği yapılmalıdır.

6. Zamanın asla boşa geçirilmemesi gerektiğini söyleyen Allah’tır. (İnşirah, 7,8) Bir işte yorulunca, başka bir işe geçerek dinlenilmesi gerektiği unutulmamalıdır.

7. Zamanın hakkı verilirse felaha erileceğini müjdeleyen Allah’tır. (Mü’minûn, 1, 3) Boş ve yararsız şeylerle vakti heba etmenin, telafisi mümkün olmayan bir akıbete insanı düşüreceği iyice anlaşılmalıdır.

8. Zamanın hakkını vermeyenlerin zamana doymayacaklarını haber veren Allah’tır. (Bakara, 96) Bin sene yaşasa bile bir insan, sonunda zamanın sahibinin huzuruna varacağını her daim hatırlamalıdır.

9. Zamanı istenildiği gibi kullanmayanların büyük bir pişmanlık duyacaklarını bildiren Allah’tır. (Fatır, 37) Pişmanlığın dünyada fayda vereceği, ahirette ise hiçbir faydasının olmayacağı her daim akılda tutulmalıdır.

10. Zamanın değer ve kıymetine dikkat çekmek için onların üzerine yemin eden Allah’tır. (Asr, 1; Leyl, 1) Allah’ın değer verdiği bir şeye değer vermek, mümin en temel vazifesi olmalıdır.

Bir mesele Allah’ın kelamı olan Kur’ân’da ne kadar yer alıyorsa, hangi değer ile yer tutuyorsa, Resulullah’ın (sas) dünyasında da o kadar yer alacağı hakikatidir.

Resulullah’ın (sas) dünyasında bir mesele ne kadar yer alıyorsa, Sahabe’nin dünyasında da o kadar yer almıştır.

Sahabe’nin dünyasında bir mesele ne kadar yer alıyorsa, bizim dünyamızda da o kadar yer almalıdır.

Sünnette Zaman Kavramı:

1. Zaman, Allah’a (cc) verilecek hesabın en temel konularından biridir.

“Kişi kıyamet gününde ömrünü nerede tükettiğinden, gençliğini ne işte harcadığından, malını nereden kazanıp nerelere harcadığından, öğrendiği ile ne derece amel ettiğinden hesaba çekilecektir ve bunların cevabını vermeden hiçbir yere adım atamayacaktır.” (Tirmizi, Kıyamet, 1)

2. Zamanın sahibi Allah (cc) olduğu için hayır yada şer zamana bağlanmamalıdır.

“Zamana sövmeyiniz, zamanı kınamayınız; çünkü zamanın sahibi Allah’tır.” (Buhari, Edeb, 101; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 15/70

3. Zaman, ahirette insanoğlunun hem lehte, hem aleyhte en büyük şahididir.

“Her yeni gün şöyle seslenir: Ey insanoğlu! Ben yeni bir ânım. Yaptığın işler konusunda senin şahidinim. Öyleyse beni hayır işleyerek iyi değerlendir ki lehine şahitlik edeyim. Çünkü ben bir daha geri gelmeyeceğim. Gece de aynen böyle söyler.” (Hindî, Kenzü’l-Ummâl, 15/336)

4. Zaman en kıymetli hazine olmasına rağmen insanların çokça gafil oldukları bir sermayedir.

“İki nimet vardır ki, insanların çoğu bunlardan faydalanmak hususunda aldanır ve değerini bilemez. Bu iki nimet: Sıhhat ve boş vakittir.” (Buharî, Rikâk, 1)

5. Zaman geçip gittikten sonra her hali ile pişmanlık duyulan bir değerdir.

“Ölüp de pişman olmayan yoktur, mutlaka herkes nedamet duyar. İyi yolda olan, hayrını daha çok artırmadığı için pişman olur; kötü yolda olan da nefsini kötülükten çekip almadığına pişman olur.”(Tirmizî, Zühd, 59)

6. Zaman, bahşedilen büyük bir nimet olarak, her türlü itiraz kapısını kapatan bir hazinedir.

“Ecelini altmış yaşına kadar uzattığı kimselerden Cenab-ı Hakk, her çeşit özür ve bahaneyi kaldırmıştır.” (İbn Hacer, Fethü’l-Bârî, 81/5 )

7. Zaman, insanoğlunda ihtiyarladıkça gençleşen hem bir nimet, hem de bir nikmettir.

“Âdemoğlu ihtiyarladıkça onda iki şey gençleşir: Mala karşı hırs ve hayata karşı hırs! (uzun yaşama arzusu)” (Buharî, Rikâk, 5; Müslim, Zekât, 115)

“Dünya her an bizden uzaklaşmakta, âhiretse bize yaklaşmaktadır. Bunlardan her ikisini de tercih edenler vardır. (evlatları vardır.) Siz âhireti tercih edenlerden olun! Dünyayı tercih edenlerden olmayın! Zira bugün amel var, hesap yok! Yarın hesap var, amel yok!” (Buhari, Rikâk, 4)

8. Zaman, her geçen gün kulluk kalitesini arttırmaya vesile kılınması gereken büyük bir imkândır.

“İki günü birbirine eşit olan ziyandadır, aldanmıştır.” (Deylemî, Müsnedü’l-Firdevs, III/611)

9. Zaman, kesinlikle bir nizam ve program dâhilinde geçirilmesi gereken ilahî bir ikramdır.

“… Aklını kullanabilen akıllı kişi vaktini üçe ayırır: Bir bölümünde Rabb’ine ibadet eder. Bir bölümünde muhasebe eder, yaptığı işleri gözden geçirir. Bir bölümünde de helal rızkını kazanmak için çalışır. Bu son bölümdeki çalışması, diğer yapacaklarına yardımcı olur. Zira maddî ihtiyacın karşılanmış olması, kalbi dünya meselelerinden boşaltarak, ibâdet ve tefekkürün, hakkını vererek yapılmasına imkân tanır…” (İbn Hibban, Sahihu İbn Hibban, 1/362)

10. Zaman, insanın ahiretteki akıbetinin ne olacağını tahmin edebileceği bir vesiledir.

“Allahü Teâla’nın bir kulunu sevmemesinin alâmeti, o kulun ne dünyaya, ne âhirete faydası olmayan işlerle uğraşmasıdır.”

Efendimiz (sas) normal bir Medine gününü nasıl değerlendiriyordu?

Efendimiz (sas) güne Abdullah b. Ümmî Mektûm’un ezanı ile başlardı.

“Gözlerimizi nasiplendirmek için yavaş yavaş yürürdü.”

Efendimiz (sas) uzunca bir namaz kıldırırdı, özellikle sabah namazlarında… En az 40-50 ayet uzunluğunda bir süre okurdu, bu da neredeyse 20-25 dakika sürerdi.

“Ya Resulullah! Bize biraz kendinden bahseder misin?”

“Ben atam İbrahim’in duası, kardeşim İsa’nın müjdesi, annem Amine’nin rüyasıyım!”

“Ya Resulullah! Deden Abdülmuttalib’i hatırlıyor musun?

“Evet ben o günlerde 8 yaşındaydım!…”

“Ya Resulullah! Ahirette senin anne ve babanın durumu ne olacak?”

“Kim sabah namazını kıldıktan sonra yerinde bekler ve iki rekât kuşluk namazı kılıncaya kadar sadece hayırlı şeyler konuşursa, denizin köpüğü kadar hataları olsa bile af olur.” (Tirmizî, Vitr,15)

İslam Medeniyetinin çocuklarına eskiden Sahibü’l-Vakt anlamında, İbnü’z-Zaman derlermiş. Sahibü’l-Vakt, vaktin sahibi, İbnü’z-Zaman, zamanın çocuğu…

İbnü’z-Zaman: Zamanın çocuğu

İbnü’l-Vakt: Vaktin çocuğu

Ebû’l-Vakt: Vaktin babası

İbnü’z-Zaman: Çağının çocuğu, devrinin adamı

İbnü’l-Vakt: Yaşadığı ânın gereği ne ise onu yapan

Ebû’l-Vakt: Vaktinin hâkimi, çağına yön veren

Zaman sana uymuyorsa sen zamana uy!

Zaman sana uymuyorsa, o zamana ne uyuyorsa sen ona uydur!

Zaman sana uymuyorsa, sen zamanı kendine uydur!

(1996)