Ahmet Bin Hanbel ve Müsnedi / İmam Malik ve Muvatta

İmam Mâlik ve el-Muvatta

Yemen’den Medine’ye göçmüş ve ferdlerinin birçoğu ilimle meşgul olan bir aileye mensuptur. Tam adı: Mâlik bin Enes bin Mâlik bin Ebî Âmir b Amr el-Asbahi el-Medenî’dir. Kün¬yesi Ebû Abdillah ‘tır. Etbâu’t-tâibiîn’dendir.

İmam Malik 93 senesinde Medine’de dünyaya gelmiştir. Umre ve Hac haricinde Medine’den dışarı çıkmamıştır. Öyle ki Halife Harun Reşid kendisini hilafetin merkezi Bağdat’a çağırmış, fakat o bunu reddetmiştir.

10 küsur yaşındayken ilim tahsiline başlamıştır. Rivayete göre İmam Malik’in babası bir gün ortaya bir mesele atmış. İmam Mâlik hata edip kardeşi Nadr doğru cevabı verince babası Mâlik’e “güvercinler seni oyaladı” -herhalde yaşı küçük iken güvercinlerle ilgilenmekteydi- diye sitemde bulunur. Bunun üzerine ilim tahsil etmeye karar veren Mâlik, İbn Hürmüz’ün (148) yanında yedi yıl ilim tahsil eder. Bundan sonra Rebiatürrey’in ders halkasına katılır.

İmam Mâlik’in anlattığına göre annesine ilim yazacağını söylediğinde, annesi onu çağırır ve ona yeni bir elbise giydirir. Ardından “şimdi git ve yaz” der. İmam Mâlik, ders süresince tek şekilde oturur, ayakta hadis rivayetin¬den hoşlanmazdı. Hadis dersi için özel hazırlık yapardı. Yıkanır, güzel kokular sürünür, temiz ve yeni elbileseler giyer, huşu’ ve vakar ile otururdu. Ders süre¬since güzel kokulu öd ağacı (buhur) yaktırırdı.

Hocaları

Hocaları arasında Nafi’(117), Said el-Makburî, Âmir b Abdillah b Zübeyr (124), Zührî (124), Abdullah b Dinar (127) gibi isimler vardır. Muvatta’da yaklaşık 90 kişiden rivayette bulunmuştur. Kendisinin 900 civarında hocasının bulunduğu söylenir. İmam Mâlik, Abdulah b. Ömer’in azadlısı Nâfı’den İbn Ömer’in rivayet¬lerini, sahâbîlerin amellerini, özellikle Hz. Ömer ‘in tatbikatını öğrenmiştir.

Talebeleri

Talebelerinin sayısı binlerle ifade edilir. Lakin kendi görüş ve mezhebini yayılmasına çalışanların en önemlileri arasında Abdullah b Vehb, Abdurrahman b Kasım, İbn Ziyad el-Absî, Esed b Furat, Yahya b Yahya el-Leysî, Ka’nebi, Vâkıdî, İbnü’l-Macişun gibi isimler vardır.

Akranları arasında öne çıkan Malik 21 yaşında fetva ve ders vermeye başlar. Dersleri yoğun ilgiyle takip edilir. Uzak diyarlardan öğrenciler derslerini takip etmek için Medine’ye gelirler.
İlmi çalışmalarını Medine’de yürüttüğünden İmamu Dari’l-Hicre (Hicret Yurdunun İmamı) diye anılmıştır.

İmam Mâlik, bir hadis alimi olmasının yanı sıra aynı zamanda ünlü bir fıkıh alimi ve Mâlikî mezhebinin imamıydı. Onun mezhebi daha çok Afrika’nın kuzeyinde yayılmıştır. Eskiden Hicaz, Basra, Mısır ve Endülüs’te; Sicilya, Fas ve Sudan’da da yaygındı. Kitap ve sünnetten hüküm çıkarmada ün kazanmıştı. Bunun yanı sıra cerh ve ta’dil ilminde yani ravilerin rivayetlerinde ne derece güvenilir olduklarının belirlenmesinde geniş bilgi sahibiydi. Hatta cerh ve tadil ilminin birçok kuralının onun tarafından konulduğu nakledilir.

İmam Mâlik, hükümdarın Muvatta’ı tek kitap olarak uygulamaya koyma teklifini, “bizim muttali olmadığımız hususlara başkaları muttali olmuş ve on¬ları bir araya getirmiş olabilirler” diyerek reddetmiştir.

İmam Malik 179 yılında 85 yaşlarındayken Medine’de vefat etmiş ve Baki’ mezarlığına defnedilmiştir. Cenaze namazını Medine valisi Abdullah b Zeyneb kıldırmıştır.

Hakkında Söylenenler

İmamı Şafii : “Alimler anıldığı zaman İmamı Malik onlar arasında parlak bir yıldız gibidir. Benim üzerimde minneti ve ihsanı ondan çok olanı yoktur.” demiştir.

Zehebi, Tezkiret-ül-Huffaz kitabında İmam’ı şöyle anlatır: “Uzun bir ömür, yüksek bir mertebe, parlak bir zihin, çok geniş bir ilim, keskin anlayış, sahih rivayet, diyanet, adalet, sünnet-i seniyyeye uyma, fıkıhta, fetvada kaidelerin sıhhatinde önde gelen bir zattı. Fetva vermede aceleciliği sevmez, çok kere “Bilmiyorum!” derdi ve “İlmin kalkanı bilmiyorum demektir.” buyururdu.
el-Muvatta’

Ömer b. Abdilaziz (101) tarafından başlatılan tedvin faaliyeti; İslâm ülkesinin hemen her yöresinde büyük bir ilgi görmüştür. Mekke’de İbn Cüreyc (150), Mezopotamya’da Saîd b. Ebî Arûbe (157), Suriye’de el-Evzâî (159), Medine’de Muhammed b. Abdirrahman (159) Kûfe’de Zâide b. Kudâme (160) ve Süfyân es-Sevrî (161) ve Basra’da Hammâd b. Sele¬me (165) bu faaliyeti sürdürenlerin en meşhurlarıdır.

Ünlü bibliyograf İbnu’n Nedim (385)’in, fıkıh kitabları gibi bölüm¬ler ihtiva eden “sünnet hakkında eserler” diye tanımlamaya çalıştığı, adı ge¬çen ulemâya ait eserler maalesef bize kadar ulaşabilmiş değildir. İbnu’n-Nedim’in verdiği bu bilgiler, İmam Mâlik ‘in Muvatta’ı ile belli bir şekil kazanmaktadır. Muvatta’, kendisinden önceki hadis edebiyatının tertib ve muh¬tevasını bize -tam olmasa bile yaklaşık olarak- yansıtan kitab olma özelliğini taşımaktadır.

İmam Mâlik, hadise olan saygısı dolayısıyla, hadisleri kabulde ihtiyatı el¬den bırakmamış, olabildiğince titiz davranmıştır. Hatta onun Peygamber Mes¬cidinin direklerini işaret ederek şöyle dediği bilinmektedir : “Şu sütunlar di¬binde, – Peygamber (s.a.) şöyle buyurdu, diyen yetmiş kişiye rastladım. Bunla¬rın hiçbirinden bir şey almadım. Bunlar belki, beytu’l-mâl kendilerine emanet edilecek kadar emin kişilerdi. Fakat onların hiçbiri buna (hadis almaya ) ehil değildi.”

İmam Mâlik, Muvatta’ı önceleri 10.000 hadisten meydana getirmişti, ese¬rini her sene yeniden gözden geçiriyor ve bazı hadisleri çıkarıyordu. Sonunda da elimizdeki 1720 rivayeti ihtiva eden Muvatta’ kalmıştır. Muvatta’ şârihi Zürkânî (1122) bu rakamı şöyle sınıflandırır :

600’ü müsned (merfu),
222’si mürsel,
613’ü mevkuf,
285’i maktu’dur.

Bu taksimde de görüldüğü gibi İmam Mâlik, önce Hz. Peygamber’den gelen hadisleri, sonra ashâb’dan gelenleri, daha sonra da tâbiûn’dan gelen âsâr’ı zik¬retmektedir. En sonunda da kendi re’yini belirtmektedir.

Burada şuna da işaret edelim ki, İmam Mâlik, Medine dışına çıkmadığı için görüşlerini tercih ettiği ashab ve tâbiûn’un hemen hepsi Medineli zevat¬tır.

Muvatta, Concordance’a göre 61 kitaptan müteşekkildir. Bu kitabların 8’i birer babtan oluşur. Bir o kadarı da ikişer babtan meydana gelir. Keza bazı bâblarda sadece bir hadis bulunmaktadır. En son kitap ve en son bâb bunun mi¬sallerinden biridir.

Muvatta’ın hadisleri genellikle “haddesenî Yahya an Mâlikin an…” diye başlar. Yahya, Muvatta’ın en meşhur râvisi Yahya b. Yahya’dır. “haddesenî” diyen de Yahya’nın oğlu Ubeydullah (278) tır. Muvatta’ın 16 nüshası ve ravisi bilinmektedir. Ancak mutlak olarak Muvatta’ dendi mi Yahya b.

Yahya’nın rivayet ettiği nüsha anlaşılır.

İmam Mâlik’in, “belağanî” ve “ani’s-sikati” ifadeleriyle rivayet ettiği ha¬dislerin tamamı 61 olduğu, 4’ü hariç, ötekilerin başka tariklerden müsned ol¬duğu, İbn Abdilberr tarafından belirtilmiştir. Bahis konusu bu dört hadisin de mevsûl olduğu İbnu’s-Salâh (643) tarafından gösterilmiş ise de bazı âlimler buna itiraz etmişler, İbn Abdilberr’in tariklerini bulamadığı bu hadis¬leri İbnu’s-Salâh nasıl vasledebilir, demişlerdir. Böylece de Sahihayn’ın, Muvatta’dan önde geldiği görüşünü benimsemişlerdir.

İmam Mâlik’in en âli isnadı sünâî (2’li)dir.

Tirmizî şârihi Ebu Bekr b. el-Arabî (543) “Muvatta ilk asıldır. Sahih-i Buhârî de ikinci asıldır. Müslim, Tirmizî ve diğer muhaddisler, kitaplarını bu iki asıl üzerine bina etmişlerdir” der. Meselâ Buhârî, Muvatta’daki 300 hadisi, Sahih’inin 600 yerinde zikretmiştir.

Muvatta’, Buhârî ve Müslim’in sahihleri ile birlikte hadis kitablarını bi¬rinci tabakasını meydana getirmektedir.

Muvatta’ın Baskıları ve Şerhleri

Muvatta’ın modern ve Concordance’a uygun bir baskısı Muhammed Fuad Abdülbâkî’nin ta’liki ile iki cild halinde gerçekleştirilmiştir. Bu baskıdan yapı¬lan ofset neşirler piyasada bulunmaktadır.
Muvatta’ üzerinde eskiden beri çalışmalar yapıla gelmiştir. Suyûtî’nin (911) Tenvîru’l-hevâlik adını taşıyan şerhi, Muvatta’ metni ile birlikte iki cild hâlinde basılmıştır.

Zürkânî şerhi de matbu’dur. Ayrıca Ebu’l-Velîd Süley¬man b. Halef el-Bâcî el-Endelûsî el-Mâlikî (494)’nin el-Müntekâ adlı şerhi de 7 cild halinde Mısır’da 133l’de basılmış, bu baskının ofset baskıları da yapıla gelmiştir.

Muvatta’, Ahmet Muhtar Büyükçınar başkanlığındaki bir heyet tarafından Türkçeye tercüme edilmiştir.

Ahmed b. Hanbel Şeyban Kabilesine mensuptur. Nesebi Nizâr b. Ma’d b. Adnan’da Hz. Peygamber (s.a.)’in nesebi ile birleşir. Dedesi Hanbel, Emeviler döneminde Serahs valiliği yapmıştır. 164’de Bağdat’da doğmuş¬tur. Abbasiler’in en parlak döneminde Bağdat’ta yetişmiştir. Babası, çok kü¬çükken öldüğü için yetim olarak, çocuk denecek yaşta ilim tahsiline başlamış¬tır. Daha çocukken Kur’an-ı Kerîm’i ezberlemişti. Önce, Ebû Yusuf’un ilim meclislerine devam etmiş, sonradan Bağdat muhaddislerinden Hüşeym b. Beşir’in ders halkasına dâhil olmuştur.

Diğer dini ilimleri okuduktan; Arapça’yı ve dil bilgisini geliştirdikten sonra bütün mesaisini hadislere ayırmıştı. O, ayrıca Farsça da bilmekteydi. Hadis toplama, ezberleme ve yazma onda bir tutku haline gelince, Basra, Hicaz, Kûfe ve Yemen gibi ilim merkezlerine birçok seyahatler yaparak buralarda bulunan ulema ve muhaddislerle görüşmüş, râvileri bulmuş ve onlardan hadis almıştır.

Üçünde parasızlıktan ötürü yaya olmak üzere beş defa hacca gitmiş, İmam Şâfiî ile ilk defa Hicaz’da tanışmıştır. Yolculuklarında fakir olduğundan büyük sıkıntılarla karşılaşmış, muhaddis Abdurrezzak b. Hemmâm’dan hadis almak için Yemen’e giderken yolda parası bitince hamallık yaptığı kaydedilmiştir. Ahmed b. Hanbel, kendisini seven hocalarından bile maddî yardım kabul etmemiştir.

Ravilerden hadislerle birlikte sahâbe ve tabiine dair bütün rivayetleri almıştır. Fıkhi bilgisini ve usûl-i fıkhı Ebu Yusuf ve imam Şafii’den aldığı derslerle kuvvetlendirmiş, toplayıp tedvin ettiği hadis ve sahâbe fetvalarını fıkhının dayanağı yapmıştır. Kırk yaşlarında iken 204 yılında Bağdat’ta ders okutmaya başlamış ve topladığı 5.000’e yakın talebeye ders vermiştir.

Kendisinden hadis nakledenler arasında Buhârî, Müslim, Ebû Davud gibi meşhur hadis imamları ve iki oğlu Abdullah ile Salih bulun¬maktadır.

Mihne Mağduru

Halife Me’mun devrinde Kur’ân’ın mahlûkiyeti meselesi dolayısıyla ortaya çıkan mihne’den, Ahmed b. Hanbel payına düşeni göğüslemekte tereddüt göstermemiştir. O, bu konudaki halifenin emirlerin karşı çıkmış, sünniliğin savun¬masını yapmıştır. Bunun sonucu 18 ay hapiste yatmış, 150 vazifeli tarafından kırbaçlanmış ve bileği kırılmış, ağır şekilde yaralanmıştır. Fakat asla vicdan nezâhetini kaybetmemiştir.

Bişr b. el-Hâris, “Allah, Ahmed’i saf altın olarak çıktığı bir ateşe attı” demiştir. O, kendisine işkence edenler aleyhinde bulunmamış, onları bağışlamıştır.

Ahmed b. Hanbel, hapisten çıktıktan sonra 8 sene kadar yaşamış 77 yaşla¬rında iken 241’in Rebiu’l-evvel ayında vefat etmiştir. Vefatı büyük üzüntü sebebi olmuş, 60.000-250.000 arasında rakamlarla ifade edilen bir cemaat, cenaze na¬mazına iştirak etmiştir. Vefatı günü 20.000 kişinin müslüman olduğu rivayet edilmiştir. Türbesi VII. asırda Dicle nehrinin taşmasında sulara kapılıp kaybolmuştur.

Müsned

700’den fazla (el-Albânî’nin fihristine göre 904) sahâbi’den nakledilen 30.000’i aşkın, 40.000’e yakın hadisleri ihtiva eden Müsned, Ahmed b. Hanbel’in baş eseri olduğu kadar Müsned türünün de en meşhurudur. Muvatta’lardan nasıl İmam Malik’in Muvatta’ı meşhur olmuş ve bize kadar gelmişse, müsnedlerden de en yaygın ve meşhur olarak bize kadar intikal etmiş olanı Ahmed b. Hanbel’in Müsned’i olmuştur. Bu konuda Allah Teâlâ’nın bu iki büyük imama olan nimeti ve lûtfu açıkça görülmektedir.

Müsned’in Sıralanışı

Müsned’de yer alan sahâbîler, önce İslâm olmadaki önceliklerine, sonra aşiret durumlarına göre, daha sonra yerleştikleri şehirlere göre sıralanmışlar¬dır, ilk müsnedler aşere-i mübeşşere’ye ve onlara yakın ashaba aittir. Sonra ehl-i beyt ve Benû Hâşim müsnedleri gelir, bunları Mekkeli’lerin, Medineli’lerin, Şamlı’ların, Basralı’ların, Ümmehâtı mü’minin ve öteki kadın sahâbilerin müsnedleri takib eder, en sonunda da “ismi müphem bazı sahâbîler”in müsnedleri yer alır.

Müsned, ilk hadis sahifelerini de ihtiva eder. Hemmâm b. Münebbih’in sahifesi (II, 312-319), Abdullah b. Amr b. el-Âs’ın Sahife-i Sâdıka’sının yarıya ya¬kın kısmı (II, 158-227), Semure b. Cündüb Sahîfesinin çoğu hadisleri (V, 7-32) ve Ebû Seleme sahifesi (IV, 305-306) Müsned’in ihtiva ettiği sahifelerdendir.

Ahmed b. Hanbel’in Müsned’inde 337 sülâsî rivayet vardır.

Ahmed b. Hanbel, Müsned’i, 200-228 yılları arasında telif etmiştir. Bizzat kendisi oğulları Abdullah ile Salih’e ve amcasının oğlu Hanbel b. İshak’a kıraat et¬miştir. O, Müsned’i, 750.000 hadisten seçerek meydana getirmiştir.

Müsned’in Ravileri

Elimizdeki Müsned nüshaları, oğlu Ebû Abdirrahman Abdullah b. Ahmed b. Hanbel ‘in rivayet ettiği nüshanın Ebû Bekr Ahmed b. Ca’fer el-Katî’î (368) tarafından yapılan rivayetidir. Gerek Abdullah b. Ahmed b. Hanbel, gerekse ravîsi Ahmed b. Ca’fer el-Katî’î Müsned’e bazı ilâveler yapmışlardır. Katî’î’nin ilâveleri azdır.

Müsned’i Telif Gayesi

Sıddıkî’ye göre İbn Hanbel’in bu büyük eseri telif gayesi; ne tümüyle sahih hadisleri toplamak, ne de özel bir konuyla ilgili hadisleri bir araya toplamak ve ne de belli bir İslâm Mezhebini destekleyen hadislerden bir mecmua oluştur¬maktır. Onun gayesi, sahih olduğu kendisince isbat edilebilecek olan ve kendi devri için, münakaşalarda esas vazifesini görebilecek bütün hadisleri bir ara¬ya getirmektir. Nitekim O, “Bu kitabı bir rehber olarak hazırladım, Hz. Pey¬gamberin sünnetinde ihtilaf edenler ona müracaat ederler” demiştir.

Ahmed b. Hanbel, Müsned’e aldığı bütün hadislerin “Sahih” olduğunu id¬dia etmiş değildir. Ölüm döşeğindeyken bile O, Müsned’den bir hadisin çıkarılmasını oğlundan istemiştir. Bu onun, eseri hakkında daimî bir tetkik ve araş¬tırma yaptığını gösterir, yoksa onun Sıddıkî’nin ifade ettiği gibi “eserinin bütün muhtevasının sahih olduğundan emin olmadığını” değil!… Zira ilimde araş¬tırma süreklidir; emin olunsun olunmasın netice değişmez…
Ahmed b. Hanbel, Müsned’e sırasıyla

a. Zabt ve adalet vasıfları ile tanınan râvîlerin hadislerini

b.Yalancılığı duyulmamış, dînî konularda hakkında şüphe edilmeyen mestur râvîlerin, birinci grup râvîlerin rivayetlerine ters düşmeyen hadisleri¬ni almıştır.

O, böylece ihtiyata tam riayet etmiştir. Zira O bu tavrı ile, bir taraftan sa¬dık olabileceği için mestur ravîlerin, öte yandan “bazı şeyleri hatırında tutabi¬leceği için de hıfzı zayıf ravîlerin hadislerini terk etmemiştir”. Bu iki grup ravînin hadislerinden, adalet ve zabtı tam olan ravîlerin rivâyetleriyle çatış¬mayanlarını Müsned’e almış olması onun tam bir ihtiyat tavrına sahip olduğu¬nu göstermektedir. O, oğluna hitaben “hadis usûlümü bilirsin: aynı konuda zıddına sahih bir hadis bulunmadıkça, zayıf hadislere karşı çıkmamışımdır.” demiştir.

Bu sözlerden onun “Sahih” ve “sahih olması muhtemel” hadisleri Müsned’ine aldığı neticesi çıkarılabilir.

Ebu’l-Ferec İbnu’l-Cevzî, Hanbelî olmasına rağmen mezheb imamının ki¬tabı Müsned’de, 15 tane uydurma hadis olduğunu belirtmektedir. Bu, aslında Müsned’in değerine bir zarar vermez. Zira 40.000’e yakın hadis içinde 15 kada¬rının böyle bir ithama uğraması, aslında Müsned’in değerini gösterir.

İbn Hacer el-Askalânî, Müsned’de mevzu hadis olduğu iddiası¬nı, el-Kavlu’l-müsedded fi’z-zebb ani’l-Müsnedi li’l-İmam Ahmed adlı eserinde çürütmüştür. İbn Hacer bu eserinde, 9’u Zeynüddin el-

Irâkî; 15’i İbnu’l-Cevzî tarafından “mevzu” olduğu ileri sürülen toplam 24 hadisi inceleme konusu yapmıştır. Eser Haydarâbâd’da 1319’da ba¬sılmıştır.

İmam Ahmed b. Hanbel Müsned’e aldığı hadislerde pek titiz ve dikkatli davranmıştır. Farklı rivayetleri, hatta bu farklılık bir kelimede veya rivayet sığalarında bile olsa derhal hadisi senediyle birlikte yeniden vermiştir. Meselâ, «İmam» ve «Emir» kelimeleri farkını (Müsned- II, 252-253); «ve» ve «ev» kelime¬leri değişti diye iki ayrı rivayeti de (III, 202) vermiştir. Müsned II, 179’da “haddesenâ el-Leysu” ve “ani’l-Leys” değişikliği oldu diye sırf bu değişiklikten ötü¬rü aynı senedi tekrar etmiştir. O, bir başka hadiste de “ileyhi, aleyhi” farkını (VI, 101); bir başkasında ise “li uhrâhâ” ve “bi uhrâhâ” farkını (III, 201) belirt¬miştir.

Aslında Ahmed b. Hanbel’in metodu, aynı senedle peşpeşe gelen iki ya da daha fazla hadisi, senedi başta bir kere verdikten sonra öteki hadisleri “Kale Ebu’l-Kasım” veya “Kale Rasûlullah” diye vermektir. Hemmâm b. Münebbih’in sahifesi bunun en güzel misalini teşkil eder.

İsnad’da değişiklik varsa, bu değişiklik isnadın neresinde olursa olsun, se¬nedi bütünüyle tekrar eder. Bunun misalleri Abdullah b. Amr’ın Sahîfe-i Sâdıkası hadislerinin rivayetinde açıkça görülür.
Şuna da işaret edelim ki, Sahihân’da rivayeti bulunan 200 sahâbî’nin riva¬yeti Müsned’de bulunmamaktadır. Bu da Müsned’in, bütün sahâbîlerin rivayetlerini ihtiva etmediğini gösterir.

Müsned’in Rivayet Şekli

Elimizdeki Müsned’i Ahmed b. Hanbel’in oğlu Abdullah’dan Ahmed b. Ca’fer el-Katî’î (368) rivayet etmiştir. Katî’î, Abdullah’tan naklettiği hadis¬leri için; (haddesenâ Abdullah : Bize Abdullah rivayet etti) terimini kullanır.

Abdullah ise;

a. Haddesenî ebî : Bana babam rivayet etti, der. Bu, semâ’a delalet eder.
b. Haddesenî ebî min kitâbihi : Bana babam yazılı metninden okuyarak tahdis etti,
c. Kara’tü ala ebî: Babama okudum der. Bu, arz usulüyle hadisi aldığını gösterir. Bazen da “Kara’tü ala ebî min hahunâ” : Buradan itibaren babama okudum der.
d. Vecedtü hâze’l-hadîse min kitabi ebî: Bu hadisi babama ait yazılı metin¬de buldum. (I, 466). Bu, vicâde yoluyla hadisi elde ettiğini gösterir. Bazı hadis¬lerde de “semi’tühü minhu : Aynı zamanda kendisinden de dinledim” der Özetleyecek olursak, bütün bunlar Abdullah’ın, Müsned’i babasından :

a. Çoğunlukla sema’,
b. Kısmen arz,
c. Kısmen de vicâde,
d. Bazı rivayetleri sema’-arz,
e. Bazılarını da sema’-vicâde, yollarıyla alıp rivayet ettiğini gösterir.

Müsned, hadis kitaplarının ikinci tabakasına dâhildir.
Müsned’in Baskıları ve Üzerinde Yapılan Çalışmalar
Müsned’in başlangıçtan beri büyük bir ilgi gördüğü, onun günümüze ka¬dar gelebilmiş olmasından bellidir. Birçok yazmaları, dünya kütüphanelerin¬de mevcuttur. Onun baskısı ilk olarak 1313 yılında Kahire (Bulak)’de 6 büyük cild halinde yapılmıştır. Harfleri küçük ve sayfalar oldukça sıkışıktır. Bu baskının kenarında “Müntehabu Kenzi’l-ummâl” kitabı yer almaktadır.

Ahmed Muhammed Şâkir, bu baskıyı esas alarak hadisleri numaralamak suretiyle tahkikli modern bir baskısını yapmaya başlamıştır. Merhum, hadis isnadlarını göstermek üzere dipnotlar koymuş neşrettiği her cild (cüz) için, konularına göre tertiblenmiş hadis numaralarını gösterir bir de indeks ekle¬miştir. Bu baskıda hadislerin 1313 baskısındaki sayfalarına da işaret edilmiş¬tir. Ne varki, Talâiu Müsned adını taşıyan çok kıymetli bir girişi de ihtiva eden bu baskı A. Muhammed Şakir’in vefatı üzerine, Hamza Ahmed ez-Zeyn tarafından tamamlanmıştır. (I-XX, Kahire, 1995)

Nâsıruddin el-Albânî, Müsned’de hadisleri bulunan sahâbilere dair bir fihrist yapmıştır. Bu fihrist Müsned’in Beyrut baskısının baş tarafına konul¬muştur.

Müsned’in, son 5 cildi fihristlerden oluşan 50 ciltlik modern ve tahkikli bir baskısı Şuayb el-Arnaud ve Adil Mürşit tarafından gerçekleştirilmiştir. Bu baskıya göre Müsned’de 27.647 hadis bulunmaktadır.
Müsned üzerinde yapılan asıl önemli çalışma, onun musannef tertibine ko¬nulmasıdır. Bu sahada ilk çalışmayı İbn Zeknûn Ali b. Hüseyin, h. VIII. asırda yapmıştır. Eserinin adı, “el-Kevâkibu’d-derârî fi tertîbi Müsnedi’l-İmam Ahmed alâ-ebvâbi’l-Buhârî’dir.

Ahmed Abdurrahman es-Sâ’âtî, Müsned’in hadislerini konularına göre, senedsiz olarak (sadece sahâbi isimlerini vermek suretiyle) yeni bir tertibe koy¬muştur. Müsned’in tamamını 7 bölüme ayırmış ve bunların her birine kitab is¬mini vermiş, her kitabı da kendi içinde bir takım bâblara ayırmıştır. Bu yeni esere “el-Fethu’r-rabbânî li tertibi Müsnedi’l-İmam Ahmed b. Hanbel eş-Şeybânî” adını vermiştir.
Sâ’âtî, daha sonra bu eserine, “Bulûğu’l-emânî min esrarı’1-Fethi’r-Rabbânî” adıyla bir de şerh yazmıştır. Bu şerhte hadislerin senedlerini de zikretmiş¬tir. Her iki eser bir arada basılmış bulunmaktadır.

“Bulûğu’l-emânî”den başka Müsned’e yapılmış herhangi bir şerh çalışma¬sı bilinmemektedir.
Hafız Ebu Musa el-Medînî (581)’nin Hasâisu’l-Müsned’i ile Şemsüddin Ebu’l-hayr Muhammed b. Muhammed el-Cezerî (833)’ın “el-Mıs’adu’l-Ahmed fi hatm-i Müsnedi’l-İmam Ahmed” adlı risaleleri Ahmed b. Hanbel ve Müsned’ini muhtelif yönleriyle tanıtmak için kaleme alınmışlar¬dır.
Müsned’in çok değişik çalışmalara kaynaklık ettiği Sıddîkî tarafından gös¬terilmiş bulunmaktadır.

(2999)