Tarihin Baş Aktörü İnsan | Muhammed Emin Yıldırım

İkinci dersimizin başlığı “Tarihin Baş Aktörü İnsan”

Genel itibari ile bugün insanımızın tarihe bakışlarını irdelelesek, tarih nasıl okunuyor, anlaşılıyor ve yorumlanıyor diye bir soru sorsak, şu cevapları verebiliriz.

  1. Tarihe gözünü kapatanlar
  2. Tarihe şaşı bakanlar
  3. Tarihe gözlükle bakanlar
  4. Tarihe gözlüksüz bakanlar
  5. Tarihe olması gerektiği gibi bakanlar

Tarihi olduğu gibi olması gerektiği gibi okuyabilmek için iki şeye ihtiyaç var:

  1. Tarihin yasalarını çok iyi anlamak ve kavramak
  2. Tarihin aktörü olan insanı çok iyi anlamak ve kavramak

İbn Haldûn’u Umran Teorisini Kurmaya Sevkeden Sebepler Nelerdir?

  1. Hurafe ve efsanelerle yansıtılan tarihi, hakikat ve alınacak derslerle ortaya koyabilme arzusu
  2. Fizik, Kimya, Astronomi, Matematik, Biyoloji gibi tabii ve maddi ilimlerin kanunlarını, tarihi olayları anlatırken veya yorumlarken kullanabilme arzusu
  3. Tarihin ana aktörü olan insanı hayal ve idealden kurtararak gerçek ve vakıaya uygun bir şekilde ele alma arzusu
  4. İçtimaî hadiselere esas teşkil eden bu türlü vakaları tanzim eden ve yönlendiren hayatın temel kanunlarını ortaya koyma arzusu
  5. Tarihin birikiminden daha iyi istifade edebilmek için öncesinde bir teori ve bir usûl oluşturup sonrasında o usûle bağlı olarak bir tarih yorumlaması yapma arzusu

Ahmet Zeki Velidî Togan, Tarihte Usûl kitabının hemen başında şöyle söylemektedir: “Hadiselerin seyrinden, hatta madde ve eşyanın mazi ve halinden bahseden her yazı ve her hikâye tarihtir. Böylece biz tabiî hâdiselerin tarihini, bir ilmin, mevaddan, mesela altının, demirin, ipek kumaşın, buğdayın, tütünün, muhtelif ağaç envaının, mesela elma ağacının, bombo’nun; taşlardan mesela mermerin tarihini bahis mevzuu edebiliyoruz. Fakat burada bizim için tarih daha ziyade insaniyetin veyahut milletlerin tarihidir. Bu itibarla “tarih” içtimaî bünyenin âzası olmak itibariyle insanlığın fiil ve fikirlerinin inkişafını takip eden bilgidir.”[1]

Merhum Ahmet Zeki Velidî Togan’ın burada söylediğini biz üç cümle ile özetleyebiliriz:

Maziden gelen her şey ama her şey tarihtir.
Her şeyin ama her şeyin bir tarihi vardır.
Tarihin asıl aktörü insan ve onların oluşturduğu topluluklardır.

Eşya dediğimiz, kâinatta insan dışında yaratılan her şey, dağ, taş, ağaç, çiçek, böcek, hayvan ve tüm şuurlu-şuursuz varlıklar teshîr yasası gereği insanın hizmetine sunulmuştur. Teshîr, yaratılan tüm varlıkların insan için ve ona fayda vermesi için yaratılmasıdır. Bu konuda Kur’ân-ı Kerim içerisinde onlarca ayet vardır. Sadece iki tanesini burada aktaralım:

“O’dur ki gökten yağmur indirir. Hem içeceğiniz su ondan oluşur, hem de hayvanlarınızı içinde otlattığınız ot ve ağaçlar! Allah o su sayesinde sizin için ekinler, zeytinlikler, hurmalıklar, üzüm bağları ve çeşit çeşit meyveler yetiştirir. Elbette burada düşünen kimseler için alınacak bir ders var. Hem geceyi ve gündüzü, Güneşi ve Ayı sizin hizmetinize verdi. Diğer yıldızlar da O’nun emriyle size ram edildi. Elbette aklını çalıştıran kimseler için bunda alınacak nice ibretler var. Yeryüzünde türlü türlü renklerle, her çeşitten bitki ve hayvan olarak sizin için yarattığı daha neler neler var. Yine O’dur ki denizi sizin hizmetinize verdi ki taptaze et yiyesiniz ve takınıp kuşanacağınız ziynet eşyası çıkarasınız.” [2]

“O, göklerde ve yerde ne varsa hepsini, kendi katından (bir lütfu olmak üzere) size boyun eğdirmiştir. (hizmetinize vermiştir.) Elbette bunda düşünen bir toplum için ibretler vardır.” [3]

Bugün çoğunluğun zihninde var olan insan tasavvuru yaratanın vazettiği şekilde değildir. Genel itibari ile çok ciddi farklar olsa da biz yanlış insan algısını iki uç düşünce akımının üzerinden değerlendirebiliriz. Bu akımlardan birisi Hümanizm, diğeri ise Misantropizm’dir.

Hümanizm’e şöyle bir tanım verilir: “Akıllı insan varlığını tek ve en yüksek değer kaynağı olarak gören, bireyin yaratıcı ve ahlâkî gelişiminin, rasyonel ve anlamlı bir biçimde, doğaüstü alana hiç başvurmadan, doğal yoldan gerçekleştirilebileceğini belirten ve bu çerçeve içinde, insanın doğallığını, özgürlüğünü ve etkinliğini ön plana çıkartan felsefî bir akımdır.”[4]

Bu tanım üzerinden birçok hususa değinilebilinir ama en temelde bu tanım şu üç mesajı içermektedir:

– Kutsalı yok sayma
– İnsanı olduğundan fazla yüceltme
– Sevgiyi değil etiği öne çıkartma

Hümanizm’in karşında olan bir yönü ile onun zıttı gibi ortaya çıkan akım ise Misantropizm’dir. Misantropizm ise şudur: “İnsanoğlu doğası gereği kötüdür. O, istemsiz bile olsa her daim kötülük yapacaktır. Sadece kendisi kötülük yapmayacak başkalarına da yaptıracaktır veya yapılan kötülüklere göz yumacaktır. Dolayısı ile insanın dünyaya tek katkısı kötülüktür. Böyle olduğu için tüm insanlardan nefret edilmelidir ve hepsinin ölmesi için çalışılmalıdır.”

Amerikalı ruhbilimci, Burrhus Frederic Skinner’in (1904-1990) şu sözlerine bakabiliriz. Diyor ki: “Bizler insanın melek ya da melekler üstü bir varlık olduğunu sanıyorduk. Oysa şu bizim için kesinlik kazandı ki insan düpedüz köpek veya köpek gibi hatta ondan daha düşük bir varlıktır.” [5]

Tarih boyunca insanın yüzlerce tanımı yapılmıştır. Herkes, her ilim dalı, her filozof, her felsefeci, her âlim, biraz da kendi durduğu yerden hareketle bazı tanımlar yapmışlardır. Mesela ilim dallarına göre insan kimdir diye sorduğumuzda şöyle cevaplar alırız:

Tıp: Fizyolojik bir yapı
Biyoloji: Konuşabilen tek canlı
Sosyoloji: Toplumun bir üyesi
Psikoloji: Farklı bir benlik sistemi ve yaratıcılığın unsuru
Ekonomi: Sistem içinde bir birim
Antropoloji: Kültürün işlediği bir varlık
Teoloji: Tanrının yarattığı en donanımlı canlı

Kimdir İnsan?

İnsan kelimesi, Arapça ins kelimesinden türetilmiştir. “Beşer ve insan topluluğu” anlamına gelen ins, daha ziyade insan türünü ifade etmekte olup bu türün erkek veya dişi her ferdine insî / enesî yahut insân denmektedir.[6]

Kelimenin aslının “unutmak” mânasındaki “nesyden” geldiği de ileri sürülmüştür. Böyle düşünenler İbn Abbas’a (v.68/687-88) nisbet edilen, “İnsan ahdini unutması sebebiyle bu ismi almıştır” şeklindeki rivayete dayanırlar.[7]

Kur’ân-ı Kerîm’de insan kelimesi 65 yerde insan olarak, 18 yerde ins, 1 yerde de insî şeklinde geçmektedir. Ayrıca 1 âyette enâsî, 230 yerde ise nâs şeklinde çoğul olarak yer almaktadır.[8]

Kur’ân-ı Kerim’e göre insanın yaratılış gayesi ve hikmeti sadece ve sadece Allah’a kul olması, insanın değeri ve kıymeti yaratılmışların en şereflisi olması, konum ve vazifesi ise yeryüzünü imar etmekle görevlendirildiği halifeliğin ona yüklenmesidir.

Bu hakikatleri onlarca ayetten okumaktayız. Ancak biz burada bu üç önemli alan için ikişer ayet paylaşalım:

  • İnsanın yaratılış gayesi ve hikmeti: Sadece ve sadece Allah’a kul olması

“Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” [9]

“Ey Âdemoğulları! Ben, size, şeytana kulluk etmeyin. Çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır. Bana kulluk edin. İşte bu dosdoğru yoldur, diye emretmedim mi?”[10]

  • İnsanın değer ve kıymeti: Yaratılmışların en şereflisi olması

“Biz, hakikaten insanoğlunu şan ve şeref sahibi kıldık. Onları, (çeşitli nakil vasıtaları ile) karada ve denizde taşıdık; kendilerine güzel güzel rızıklar verdik; yine onları, yarattıklarımızın birçoğundan cidden üstün kıldık.” [11]

“Biz insanı en güzel biçimde yarattık. Sonra onu aşağıların aşağısına indirdik. Fakat iman edip sâlih amel işleyenler için eksilmeyen devamlı bir ecir vardır.”[12]  

  • İnsanın konum ve vazifesi: Yeryüzünü imar etmesi için halifeliğin ona yüklenmesi

“Sizi yeryüzünün halifeleri kılan, size verdiği (nimetler) hususunda sizi denemek için kiminizi kiminizden derecelerle üstün kılan O’dur. Şüphesiz Rabbin, cezası çabuk olandır ve gerçekten O, bağışlayan merhamet edendir.” [13]

“Sizi yeryüzünde halifeler yapan O’dur. Onun için kim inkâr ederse, inkârı kendi zararınadır. Kâfirlerin küfrü, Rableri katında kendileri için ancak gazabı arttırır. Kâfirlerin küfrü, kendilerine ziyandan başka bir şey getirmez.” [14]

Zaafiyet yönüyle insan kimdir?

1. Kan dökücüdür.

“Melekler dediler ki: Sen yeryüzünde bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yaratacaksın?”[15]

2. Mala ve dünya hayatına düşkündür.

“Kadınlara, oğullara, kantar kantar altın ve gümüşe, salma nişanlı atlara, hayvanlara ve ekinlere karşı düşkünlük insanlara süslü gösterilmiştir. Aslında tüm bunlar dünya hayatının geçici menfaatleridir.” [16]

“Muhakkak ki insan mal sevgisine aşırı derecede düşkündür.”[17]

3. Zayıf yaradılışlıdır.

“Allah yüklerinizi hafifletmek istiyor, çünkü insan zayıf yaratılmıştır.” [18]

4. Vefasızdır.

“İnsana bir zorluk erişince, yan yatarken, otururken ve ayakta iken sürekli bize dua eder, yakarır durur. Ancak ne zaman ki biz onun bu zorluğunu, sıkıntısını giderirsek, sanki bu sıkıntıdan dolayı bize hiç yakarmamış gibi geçip gider. İşte böylece haddi aşanlara yapmakta oldukları şeyler süslü/çekici gözükür.” [19]

5. Nankördür.

“…Zaten insan pek nankördür.” [20]

6. Şımarıktır.

“Gerçekten o böbürlenen bir şımarıktır.” [21]

7. Düşmandır.

“O, İnsanı bir damla sudan yarattı, ama insan apaçık düşman olup çıkıverdi.” [22]

8. Cimridir.

“De ki: Rabbimin rahmet hazinelerine eğer sizler sahip olsaydınız; harcanır korkusuyla kıstıkça kısardınız. İnsan gerçekten de pek cimridir.”[23]

9. Acelecidir.

“İnsan iyiliği istercesine kötülüğü ister. İnsan gerçekten de acelecidir.”[24]

“İnsan yaratılış olarak acelecidir. Size ayetlerimi göstereceğim, benden acele istemeyin.”[25]

10. Ümitsizdir.

“İnsana iyilikte bulunduğumuz zaman yüz çevirir ve yan çizer. Ona bir kötülük dokununca ise hemen ümitsizliğe (ye’se) kapılır.”[26]

11. Zalim ve cahildir.

“Doğrusu insan hem çok zalim hem de çok cahildir.”[27]

12. Tartışmayı sevendir.

“İnsan doğrusu tartışmaya çok düşkün bir varlıktır.”[28]

Kabiliyet ve yetenekleri yönüyle insan kimdir?

 1. Eşyaya isim koyma kabiliyetine sahiptir.

“Âdem’e isim koyma kabiliyetini öğretti.”[29]

2. Sorumluluk sahibidir.

“Doğrusu; biz sorumluluğu göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler. O emaneti (sorumluluğu) insan yüklendi.”[30]

3. İyilik yapmayı sevendir.

“Biz, insana; anne ve babasına iyi davranmasını tavsiye ettik.”[31]

4. Allah’tan hakkıyla korkandır.

“İnananlardan öyle kimseler vardır ki; Allah anıldığı zaman kalpleri titrer ve Allah’ın ayetlerinin okunması onların imanlarını artırır ve onlar Rab’lerine güvenirler.”[32]

5. Tevbe eden ve günahından pişmanlık duyandır.

“Onlar derler ki: Rabbimiz! Şüphesiz bizler inandık, günahlarımızı bağışla ve bizi ateşin azabından koru.”[33]

6. Sabreden, direnendir.

“Ey inananlar! Sabır ve namazla yardım dileyin, şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.”[34]

7. Haksızlığa karşı yardımlaşandır.

“Onlar, bir haksızlığa uğradıkları zaman (o haksızlığı ortadan kaldırmak için) aralarında yardımlaşırlar.”[35]

8. İyiliği emreden, kötülükten alıkoyandır.

“Sizden iyiye çağıran, iyiliği emreden, kötülüğü ise yasaklayan bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.”[36]

9. İhtiyaç sahiplerine yardımda bulunandır.

“Onlar, mallarından muhtaç ve yoksullara paylar ayırmışlardır.”[37]

10. Affetmeyi seven, kusurları bağışlayandır.

“Onlar ki; bollukta ve darlıkta verirler, öfkelerini yutkunurlar/yenerler ve insanların kusurlarını affederler. Allah da bu ihsan sahiplerini sever.”[38]

İnsan Tanınırsa Tarih Anlaşılır!  

Eğer insan istenilen oranda tanınırsa tarih daha doğru anlaşılır.

İnsan tanınırsa, tarih ölçüsüz kurgudan kurtulur ve olduğu gibi kavranılır.

İnsan tanınırsa, mükemmeliyetçilik hastalığından kurtulunur ve tarihin içerisindeki bazı olaylar karartılmadan veya tahrif edilmeden bugünlere taşınır.

İnsan tanınırsa, sevdiklerimiz veya sevmediklerimiz değerlendirilirken adalet ve insaftan ayrılmadan hükümler çıkarılır.

İnsan tanınırsa, “insandır yapar” diyerek her şey insanî ve beşerî çerçeveden ele alınır.

İnsan tanınırsa, tarih ile bugün arasında daha doğru köprüler kurulur.

İnsan tanınırsa ne dünden ne bugünden ne yarından insanüstü beklentilere girilmez.

İnsan tanınırsa tarih daha fazla istifade veren bir sermayeye dönüşür…


[1] A. Zeki Velidî Togan, Tarihte Usûl, s. 2.

[2] Nahl 16/10-14.

[3] Câsiye 45/13.

[4] Ahmet Cevizci, Felsefe Sözlüğü, 431.

[5] Cevdet Said, Ademin Oğlu Habil Gibi Ol, s. 283.

[6] İlhan Kutluer, “İnsan”, DİA, c. 22, s. 320.

[7] İbn Manzûr, Lisânü’l-Arab, c.1, s. 231.

[8] M. Fuad Abdulbakî, el-Mu’cemü’l-Müfehres, s. 115-116.

[9] Zâriyât 51/56.

[10] Yâsîn 36/60.

[11] İsrâ 17/70.

[12] Tîn 95/4-6.

[13] En’âm 6/165.

[14] Fâtır 35/39.

[15] Bakara 2/30.

[16] Âl-i İmrân 3/14.

[17] Âdiyât 100/8.

[18] Nisâ 4/28.

[19] Yûnus 10/12.

[20] İsrâ 17/67.

[21] Hûd 11/10.

[22] Nahl 16/4.

[23] İsrâ 17/100.

[24] İsrâ 17/11.

[25] Enbiyâ 21/37.

[26] İsrâ 17/83.

[27] Ahzâb 33/72.

[28] Kehf 18/54.

[29] Bakara 2/31.

[30] Ahzâb 33/72.

[31] Lokman 31/14.

[32] Enfâl 8/2.

[33] Âl-i İmrân 3/16.

[34] Bakara 2/153.

[35] Şûrâ 42/39.

[36] Âl-i İmrân 3/104.

[37] Zâriyât 51/19.

[38] Âl-i İmrân 3/134.

(57)