Sahabenin Kur’an’ın Muhafaza ve İntikalindeki Konumları

Sahabe, Efendimiz’den (sas) öğrendikleri gibi, Kur’an’a sadece müfesser bir kitap gözü ile bakmaz, onun en büyük müfessir olduğuna da inanırlardı.Sahabe, Kur’an’ı sadece okumakla yetinmez, okudukları üzerinde kafa yorar, yani düşünürlerdi.Eğer Kur’an’ın hem müfesser yani tefsir edilen, hem müfessir yani tefsir eden bir özelliği olduğunu bilmeyen nasıl Kur’an’ı anlayacak ve nasıl onu muhafaza edecek. Sahabe Efendimiz’den (sas) Kur’an’ın bir kısım ayetlerini, başka bir kısım ayetlerle tefsir ettiğini görmüştü. Yani Kur’an’ın bir kısmını, diğer kısmına müfessir kılmıştı. Bir kısım ayetler ile diğerlerini açıklamıştı.Sahabe Efendimiz’den (sas) sonraki dönemlerde başlarına gelen yeni meselelerde, ya da o gün için dikkatlerini çekmeyen bazı ayetlerin açıklamalarında hemen yine Kur’an’a müracaat eder, Kur’an’ı Kur’an’la anlamaya çalışırlardı. “Sahabenin Kur’an’ı Kur’an’la tefsir etmeleri” konusu, incelenmeyi hak eden bir mevzudur.

 Kur’an’ı Okuma ile alakalı 4 kavramı iyice öğrenmemiz gerekir:

  1. Kıraat
  2. Tilavet
  3. Tertil
  4. Tecvid

 Kur’an’ı Anlamak konusunda ise 5 kavramı iyice öğrenmemiz gerekiyor:

  1. Tefekkür: Fikir üretmek, üretmek için düşünmek
  2. Tededdbür: Geleceği, işin arkasını düşünmek
  3. Taakkul: Gelecek ile geçmiş arasında bağ kurarak düşünmek
  4. Tezekkür: Geçmişi düşünmek
  5. Tefekkuh: Hükümler çıkarmak, meselede derinleşmek

 ‘Kur’an’ın Muhafaza ve İntikali’ meselesi söz konusu olduğunda hemen gündemimize doğal olarak Allah’ın koruması ve bu korumanın Kur’an içerisinde ifadesi olan Hicr Süresi 9. ayet gelir.

  “Muhakkak ki zikri (Kur’ân’ı) biz indirdik, elbette onu yine biz koruyacağız.” (Hicr Sûresi, 15/9)

 Allah (cc), insanlığa bir rahmet ve lütuf nişanesi olarak birçok kitap göndermiştir. Bizim Kur’ân’dan öğrendiğimize göre bir takım sahifeler indirilmişti. Â’lâ 87/18,19.

 İsrailoğulları’na da birçok kitap indirilerek Tevrat oluşturulmuştu. Secde 32/23.

 Hz. Dâvûd’a (as) Zebur isimli bir kitap gönderilmişti. İsrâ 17/55.

 Hz. İsa’ya (as) da bazı hükümler sunulmuş ve bunlarla İncil oluşmuştu. Mâide 5/46.

 Tevrat, kaynakların bize bildirdiğine göre İsrailoğulları’na verilen tüm kitapların ortak ismidir.Zaten Kur’ân Tevrat ifadesini, sadece Hz. Musa’ya (as) gönderilen kitaba izafeten değil, İsrailoğulları’na gönderilen tüm Peygamberlere indirilen vahye dair kullanmıştır. Mâide 5/110.el-Hafız olan Allah (cc) bu kitabı kimseye bırakmadan kendi otoritesinin altına almış, korumuş, korumaya da devam edecektir. Peki, biz burada ifade edilen Allah’ın (cc) korumasını nasıl anlamalıyız? Bu korumadan maksat nelerdir?       

  1. Kur’ân, içerisindeki eşsiz nazmı sayesinde her türlü eksiltme ya da fazlalaştırma hemen fark edilecek ve bu ekleme yada çıkarılma asla kabul edilmeyecektir.
  1. Kur’ân, eşsiz i’cazı ile herkesi aciz bırakacak, hiç kimse onun benzeri bir sûre dahi oluşturamayacaktır.
  1. Kur’an, özellikle ilk şahitleri olan Sahabe neslinin eliyle, sonraki nesillere sağlam ve doğru bir şekilde intikal edecek, ondan sonraki nesillerde birbirlerine bunu ulaştıracaklardır.
  1. Kur’ân, sahifelerde ve hafızalarda korunacak binlerce, milyonlarca hattat ve hafız onu koruyarak, unutturmadan muhafaza edeceklerdir.
  1. Allah, hiçbir beşere Kur’ân’ı değiştirme kudreti vermeyerek, onu kendi otoritesi altında sonsuza kadar koruyacaktır.

 Kur’ân-ı Kerîm, Ehl-i Kitab’ın vahiy karşısında sergiledikleri davranış biçimlerini birkaç farklı nitelendirmeyle ele alır:

  1. Yektumûne /Gerçeği gizlemeleri

Kendilerine gelen mesajların gerçek olduğunu bildikleri halde, bile bile bazı menfaatleri gözeterek gizlemeleri.

  1. Yuharrifûne /Tahrif etmeleri

Ellerindeki kitabı değiştirip, kafalarına göre birşeyler yazmaları ve bu Allah (cc) katındandır, deyip; insanlardan inanmalarını istemeleri.

  1. Yubeddilûne/Kelimeleri değiştirmeleri

 Vahyin içerisindeki bazı kelimeleri istedikleri biçimde yorumlamaları, ya bizzat o kelimeyi kaldırıp yerine başka kelime koymaları, ya da kelimeye Allah’ın (cc) maksadının dışında bir anlam yüklemeleri.

  1. Yuharrifûne’l-kelime an mevâdi’ihi/Kelimeleri bağlamından koparmaları

Bu bizzat kelimeleri değiştirip yapılan tahriften ziyade, kelimeleri bulundukları bağlamdan, ait oldukları konumdan çıkartıp anlamak istedikleri biçimde te’vil ve tefsir etmeleri.

  1. Nesû/İlahî vahyi unutmaları, terketmeleri

Kitaba sırt dönmeleri, onu umursamayıp belli insanlara terk ederek, hükümleri, lafızları, manaları unutup terk etmeleri.

 Aziz kitabımızın tarihine baktığımızda, 4 önemli devre karşımıza çıkar:

  1. Kur’an’ın Cemedilmesi
  2. Kur’an’ın Çoğaltılması
  3. Kur’an’ın Noktalanması
  4. Kur’an’ın Harekelenmesi

Kur’an’ın harekelenmesi, ilk kez vefat tarihi Hicri 170 olan Arapça konusunda çok ciddi bir yeri olan Halil b. Ahmed tarafından yapılmıştır.

Kur’an’ın noktalanması vefat tarihi Hicri 69 olan yine çok büyük bir isim olan Ebû’l-Esved ed-Düveli tarafından yapılmıştır.  

Kur’an’ın cemedilmesine ve çoğaltılmasına gelince, işte bu iki dönem, Sahabe’nin bu alanda nasıl bir konum icra ettiklerini anlamamız açısından çok ama çok önemlidir.

Sahabe’nin Kur’an’ın Muhafaza ve İntikali konusunda görevlerini eksiksiz yerine getirmelerinin en önemli sebepleri nelerdi?

  1. Sahabe ümmi bir topluluk oldukları için, başka hiçbir kültürden etkilenmemiş saf ve duru bir şekilde Kur’an’a teslim olmuş ve kendilerini onu koruma yoluna feda etmişlerdi.
  1. Sahabe, Kur’an’ın canlı tanıkları oldukları için, adeta vahyi içmiş, onun rahmet dolu mesajlarına bizzat şahit olmuş, yaptıkları her işte ya taltif edilmiş, yada ikaz edilmişlerdi.
  1. Sahabe, Kur’an’ı kendilerine ulaştıran Efendimiz’den bizzat nasıl okunacağını, anlaşılacağını ve tabi yaşanılacağını öğrenmiş, bu konuda her türlü itirazın kapısını kapatmışlardı.
  1. Sahabe,Kur’an’ı kendilerinden sonraki nesillere ulaştırma sorumluluğunu bizzat Efendimiz’den öğrenmiş, bu konuda kendilerine biçilen rolün ne olduğunu iyice kavramışlardı.
  1. Sahabe, Kur’an’ı kendilerinden sonra gelen talebeleri olan tabîin nesline teslim ederlerken, sadece lafızlarını değil, Peygamber Mektebi’nden öğrendikleri şekliyle nasıl anlaşılacağını ve nasıl yaşanılacağını da aktarmışlardı.

(324)