Muhakkak Sen de Öleceksin Onlar da Ölecek!

Öteki Hayat dersinde Muhammed Emin Yıldırım Hocamız, bir hakikat olan ölüm konusunu işledi. “Muhakkak Sende Öleceksin, Onlar da Ölecekler!” serlevhasında, Kur’an-ı Kerim’de ve Hadis-i Şerif’lerde ölümün nasıl anlatıldığına değindi. Hocamız, özellikle ölüme hazırlanmak, akıbet endişesi ve modern hayatının ölümü itibarsızlaştırması üzerinde durdu.

Dersten Cümleler

“Eğer fakirlik, hastalık ve ölüm olmasaydı, insanoğlunun kibirden başı eğilmez olurdu.” (Hasan-ı Basrî)

Kur’an-ı Kerim, üç ana konu üzerine şekillenir: Tevhid, Nübüvvet ve Haşr…

Mübin Kitabımız Kur’an, ölümden çokça bahseder. Şöyle elinize bir Mü’cem alsanız, “Mevt, imâte, vefat, teveffi, kabz, melekü’l-mevt” ve başka kelime ve kavramlara baksanız, 200’e yakın ayetin doğrudan ölümü, belki bunun birkaç katı kadar daha fazla ayetin ise ölüm olayının farklı boyutlarını anlattığını göreceksiniz.

“Kendilerine bir musibet (imtihan) geldiğinde: ‘Biz Allah’ın kullarıyız ve biz O’na döneceğiz’ derler.”  (Bakara, 156)

“Sonra, muhakkak ki siz, bunun ardından elbet öleceksiniz.”  (Mü’minûn, 15)

Her nefis/can ölümü tadacaktır. Sonunda bize döndürüleceksiniz.” (Ankebût, 57)

“Hanginizin daha iyi iş işlediğini ortaya çıkarmak için, ölümü ve hayatı yaratan O’dur. O, güçlüdür, bağışlayandır.”  (Mülk, 2)

“Muhakkak Sende öleceksin, onlar da ölecekler!” (Zümer, 30)

Ayetlerin verdiği temel mesajlar:

Bakara 156

Ölüm, en ağır musibetleri hafifleten bir devadır.

Mü’minûn 15

Ölüm, hayat yolculuğunun son durağı, ahiret yolculuğunun ilk basamağıdır.

Ankebût 57

Ölüm, zahiren acı bir gerçek olsa da, aslında tatlı bir hakikattir.

Kim dedi tat sadece tatlıdadır, bazen tat acıdadır; ölüm de bu acılardan biridir.

Mülk 2

Ölüm, imtihan yurdundan, mükâfat ve ceza yurduna doğru bir yürüyüştür.

Zümer 30

Ölüm, peygamberlerin ve son peygamber Efendimiz’in (sas) bile tattığı, dolayısı ile istisnasız herkesin tadacağı, kaçınılmaz bir gerçektir.

Bu hakikati ne güzel ifade ediyor, Üstad Necip Fazıl:

Ölüm ne güzel şey budur perde arkasından haber

Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber!

Hadislerde Ölüm nasıl anlatılır?

1. Ölüm, en büyük nasihattir.
2. Ölüm, en etkili derstir.
3. Ölüm, en tesirli vaizdir.
4. Ölüm, en güzel terhistir.
5. Ölüm, en değerli mesajdır.

“Ey Allah’ın Resülü! Müminlerin hangisi daha faziletlidir/hayırlıdır?” Hz. Peygamber (sas) buyurdular ki: “Ahlak bakımından en güzel olanları!”  Sonra o adam bir daha sordu: “Peki, Ey Allah’ın Resulü! En akıllı/zeki mümin kimdir?” Hz. Peygamber  (sas) buyurdu ki: “Ölümü en çok hatırlayanları (yani nasihatçi olarak ölümü görenleri) ve ölümden sonrası için en güzel şekilde hazırlananları. İşte onlar en akıllı olanlardır.” (İbn Mace, Zühd, 31)

Fudayl b. İyad: “Evlâdım! Haydi, beni terk et. İyi bil ki babasının vefatından sonra başkalarının nasihatlerine muhtaç birine hiç bir nasihat fayda vermez.”

Ölüm gerçekten en etkili derstir, hem de son derstir, hem de tekrarı olmayan, bütünlemesi olmayan, telafisi olmayan bir derstir.

“Abdullah unutma! Ölüm bu duvarın yıkılmasından daha hızlı bir şekilde gelir sahibine yetişir!” (Ebû Davud, Edeb, 156, 157; İbn Mace, Zühd, 13)

“Gaflete dalarak gülüp oynayan, kabirleri ve toprak altında çürümeyi unutan kul ne bedbahttır. Azan, haddi aşan, nereden geldiğini ve nereye gittiğini unutan kul ne bedbahttır.” (Tirmizi, Sıfâtü’l-Kıyame, 17)

Hz. Ömer’în yüzüğünün üstünde şöyle yazıyordu: “Ey Ömer! Vaiz olarak ölüm kâfidir/yeterlidir.”

Hz. Ömer: “Senin gelip ölümü hatırlatmana ihtiyacım kalmadı. Zira sakalıma ak düştü. Sakalın akı ise ölümün habercisidir. Daima göz önünde olup, ölümü hatırlatır.”

“Ölüm, müminin rahata/huzura kavuşması demektir.”  (Hâkim, el-Müstedrek, 4/319)

“Lezzetleri yok eden ölümü çokça hatırlayın!” (Nesai, Cenâiz, 3)

“Aslında sizler ölümü çok sık hatırlamış olsaydınız şu gördüğüm vaziyette olmazdınız. Öyleyse lezzetleri yok eden ölümü çok hatırlayın.”  (Tirmizi, Sıfatü’l-Kıyâme, 26)

“Sizden hiçbiriniz başına gelen bir sıkıntıdan dolayı ölümü temenni etmesin, ölümü istemesin. Eğer mutlaka isteyecek olursa, ‘Allah’ım! Yaşamak benim için hayırlı olduğu müddetçe beni yaşat, eğer ölüm benim için hayırlı ise canımı al!’ desin.” (Buhari, Merdâ, 19)

“Ey Aişe! Öyle deme! Üzül, üzül ki yeryüzünden Allah’a kulluk eden, namaz kılan, Allah’ı zikreden bir kişi eksildi.”

“Her kim Allah’a kavuşmayı dilerse, Allah da ona kavuşmayı diler ve her kim Allah’a kavuşmayı kerih görürse, yani hoş görmezse, Allah da ona kavuşmayı hoş görmez.” (Buhari, Rikak, 41)

“Mümine ölüm gelince, Allah’ın hoşnutluğu ve ikramı kendisine müjdelenir. Bu müjde üzerine artık mümine ölümden daha sevimli bir şey olmaz. O anda mümin Allah’a kavuşmayı, Allah da mümin kuluna kavuşmayı ister. Kâfire ölüm geldiğinde ise Allah’ın azabı ve cezası kendisine bildirilir. O anda kâfire ölümden daha fena gelen bir hal olamaz. O anda kâfir Allah’a kavuşmaktan, Allah da ona kavuşmaktan hoşlanmaz.” (Buhari, Rikâk, 41; Dârimî, Rikâk, 43)

Ölümü temenni etmek yok; ölümü tefekkür etmek var!

Ölümü istemek, arzulamak yok; ölüme ve sonrasına hazırlanmak ve hatırda tutmak var!

“Sen ve eşin cennette kalın ve istediğiniz yerden yiyin, yalnız şu ağaca yaklaşmayın, yoksa haksızlık edenlerden, zulmedenlerden olursunuz.” dedi.” (Araf, 19)

Derken şeytan, birbirine kapalı ayıp yerlerini kendilerine göstermek için onlara vesvese verdi ve: ‘Rabbiniz size bu ağacı sırf melek olursunuz veya ebedî kalanlardan olursunuz diye yasakladı!’ dedi.” (Araf, 20)

Bugün yaşamak zorunda olduğumuz bu modern hayatın en temel vasfı hayatı kutsallaştırarak, ölümü itibarsızlaştırmak ve unutturmaktır.

Modernizme inat, ölüme itibar kazandırtmak ve bizleri meşgul ettikleri her türlü ayartıcı menfi telkine kapılmadan ölümü gündem etmek…

Akıbet endişesine nasıl sahip olabiliriz?

1. Sağlam bir akidenin inşa ettiği tevhidi bir bilinç
2. Tevhidi bir bilincin ihya ettiği istikamet çizgisi
3. İstikamet üzere olmanın sağladığı sıdk/doğruluk kameti
4. Sıdk halinin hatırlattığı vuslat arzusu
5. Vuslat arzunun uyandırdığı akıbet endişesi

Akıbet endişesi yada bir diğer ifade ile Hüsn-ü Hatime endişesi bizleri kaplarsa ne olur?

1. Her türlü günahtan tevbe etmek için aceleci olunur.
2. Her türlü hayrı yerine getirmek için süratli davranılır.
3. Her türlü dünyevi endişeyi terk ederek haşyet duygusu kuşanılır.
4. Her türlü bahane ortadan kaldırılarak, teslimiyet şuuru hâkim kılınır.
5. Her türlü umutsuzluğa kapılar kapanarak, Allah’a karşı hüsnü zan esas alınır.

Abdullah b. Amr b. As rivayet ediyor: “Yüce Allah ümmetimden bir adamı kıyamet günü insanların huzurunda hesaba çekecek. O kişinin dünyadaki bütün amellerinin yazılı olduğu tam 99 (doksan dokuz) büyük defter önüne konacak. Her bir defterin büyüklüğü ve uzunluğu gözün alabileceği en uzak mesafe kadar olacaktır. Defterde her şey yazılı olacaktır.

Yüce Allah kula soracak:

‘Sen bu yazılanlardan herhangi bir şeyi inkâr ediyor musun?

Meleklerin senin yapmadıklarını buraya yazarak sana zulmettiler mi?’

Kul diyecek ki: ‘Hayır Allah’ım. Bana bir zulüm yapılmadı.’

Yüce Allah soracak: ‘Senin bu kadar günahı işlerken bir mazeretin var mıydı?’

Kul diyecek ki: ‘Hayır ey Allah’ım. Herhangi bir mazeretim yoktu!’

Allahu Teâla şöyle buyuracak: ‘Senin zannettiğin gibi değil. Senin bizim yanımızda önemli olan bir iyiliğin var. Bizim yanımızda hiç kimseye zulüm edilmez. Bugün sana da zulüm edilmeyecek.’

Bu kişi için bir kâğıt parçası -bir belge- çıkartılacak. O kâğıt parçasının üzerinde ise “Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedu enne Muhammeden abduhu ve Resuluhu/ Şehadet ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur. Ve yine şehadet ederim ki Muhammed Allah’ın kulu ve elçisidir.” yazılıdır.”

Allahu Teâla o kula diyecek ki: “Bırak o elindeki küçük kağıdı terazinin üzerine!

Kul diyecek ki: ‘Allah’ım! Şu 99 büyük defterin karşısında bu küçük kâğıdın ağırlığı ne olacak ki!’

Yüce Rabbimiz buyuracak: ‘Bugün sana zulmedilmeyecek.’

Olayı anlatan Hz. Peygamber (sas) şöyle devam ediyor: “99 (doksan dokuz) defteri terazinin bir kefesine, o küçük kâğıdı diğer kefesine koyacak. Defterlerin konduğu kefe hafif gelecek Kelime-i Şehadet’in yazılı olduğu terazi kefesi ise ağır olacak. Çünkü Yüce Allah’ın isminin karşısında hiçbir şey ağır olamaz.”  (Tirmizi, Kitabü’l-İman, 17; İbn Mace, Zühd, 35)

(1395)