Fudayl b. İyaz

Büyüklerin Dünyası dersinde bu ay; Muhammed Emin Yıldırım Hocamız, Etba-i Tabiin neslinin büyük imamlarından Fudayl b. İyad’ı anlattı.

Dersten Cümleler

– Fudayl b. İyad’ın hayat defterinin önüne gelince, şöyle o sayfaları çevirdiğimizde; isimlere dikkat etmezsek, yada isimlerin üzerini kapatırsak, onun hayatını okurken bir bakacaksınız sanki Hz. Ömer’i okuyorsunuz. Bir bakacaksınız sanki Hz. Ali’yi okuyorsunuz. Bir bakacaksınız sanki Ebu Zer el-Ğifari’yi okuyorsunuz. Bir bakacaksınız sanki Ebu Derda’yı okuyorsunuz.

Dört sahabiden özellikle dört tavrın Fudayl b. İyad’ın hayatında önce çıktığını görürsünüz. Nedir bunlar:

– Hz. Ömer’in şahsında: Cesaret ve adalet tavrı

– Hz. Ali’nin şahsında: İlim ve irfan tavrı

– Hz. Ebu Zer’in şahsında: Vera ve haşyet tavrı

– Hz. Ebu’d-Derda’nın şahsında: Hikmet ve zühd tavrı

– Ebu Zer el-Ğifari’nin hayatını bir cümlede özetlesek ne deriz: “Eşkiyalıktan sahabiliğe uzanan bir hayat…”

– Fudayl b. İyad’ın hayatı için: “Eşkiyalıktan evliyalığa uzanan bir hayat” yada daha doğru ifade ile: “Şakilikten veliliğe uzanan bir hayat” diyebiliriz.

-Tarihler Hicri 107’i, Miladi 725’i gösterdiğinde İran Horasan’ın Ebiverd kasabasında doğdu.

– Fudayl b. İyad’ı hidayete taşıyan ayet:

أَلَمْ يَأْنِ لِلَّذِينَ آمَنُوا أَن تَخْشَعَ قُلُوبُهُمْ لِذِكْرِ اللَّهِ وَمَا نَزَلَ مِنَ الْحَقِّ

“İman edenlerin Allah’ı anma ve Hak’dan inen Kur’an sebebiyle kalplerinin saygı ile yumuşamasının zamanı gelmedi mi?”

– Bu ayeti o anda duyar duymaz Ömerce bir seda ile; “”Evet, Ya Rabbi o an geldi” diyerek haykırdı

– “Allah’ım dedi; insanların kalbine ben böyle korku salmışım; ama sana binlerce şükür olsun ki, sen benim kalbime korku saldın ve sana karşı haşyetimi arttırdın.”

– İbrahim b. Eş’as onun hakkında şunları söylüyor: “Fudayl’dan daha çok Allah korkusunu kalbinde taşıyan birini görmedim. Çünkü o Allah’ı anınca veya yanında Allah anılınca, ya da Kur’an-ı Kerim dinleyince korku ve hüzün zahir olur, gözleri dolar ve çok ağlardı. Hatta yanında bulunanlar onun bu halinden ötürü kendisine acırlardı. Devamlı hüzün ve devamlı tefekkür halinde idi. İlmiyle, almasıyla, vermesiyle, cömertliğiyle, kızması ve sevinmesiyle velhasıl bütün hasletleriyle Allah’ın rızasını taleb etmede ondan daha hassas bir başkasını görmedim”

– Fudayl böyle olduğu gibi oğlu babasından daha öte bir haşyete sahipti. Ölümü nasıl olmuştu biliyor musunuz Ali b. Fudayl’in… Bir gün Tekasür Süresini okuyor; ayetleri okudukça ağlıyor, okudukça ağlıyor… Son ayete geliyor;

ثُمَّ لَتُسْأَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعِيمِ

“Sonra, yemin olsun ki, o gün (size verilen) her nimetten sorguya çekileceksiniz.”

Bu ayeti tekrar etti, tekrar etti, sonra yıkıldı ve bir daha da kalkamadı. O anda ruhunu rahmana teslim etti. Mesuliyet duygusu onun yüreğini zorlamış, kalbini durdurmuştu.

– Onun vefatını Fudayl’in talebelerinden ve arkadaşlarından biri şöyle anlatıyor:

“Otuz sene Fudayl ile arkadaşlık ve talebelik yaptım, ben O’nun güldüğünü görmedim. Ancak oğlu Ali’nin vefat ettiği gün tebessüm ettiğini gördüm. Hepimiz şaşırmıştık, o güne kadar gülmeyen Fudayl, neden çok sevdiği oğlunun vefatında gülsün ki… Kendisine sebebini sorunca bana dedi ki: “Allah’ın sevdiği şeyi ben de severim. O oğlumu benden çok seviyor ki yanına aldı. Sonra dedi ki: Bak, Allah benim gibi bir adam ile alış-veriş yapmış ben buna sevinmeyeyim, gülmeyeyim de ne yapayım!”

– “Abidü’l-Haremeyn/ İki Harem bölgesinin abidi” lakabı verilmişti.

– Mekke’de günlerinin çoğunu ibadet ile geçirdiği zamanlarda; çok sevdiği iki dostu Abdullah b. Mübarek’e ve İmam Malik’e birer mektup yazmıştı. Abdullah b. Mübarek’e yazdığı mektupta diyordu ki: “Sen Tarsus’a cihad için gideceğine gelip benim gibi Mekke’de ibadete kendini versene! Sen dışarı ile çok ilgileniyor, kendi nefsini ihmal ediyorsun.” İmam Malik’e de yazdığı mektupta diyordu ki: “Ey İmam! Sen çok ilim ile, başkalarına ders vermek ile, fetvalarla uğraşıp zamanının büyük bir bölümünü bununla harcıyorsun. Yerinde olsam biraz bunlara ara verir; kendimi ibadete veririm.”

– Abdullah b. Mübarek, Fudayl b. İyad’a bir şiir ile cevap verdi:

Ey Harameynin Abidi, eğer bizleri görseydin,

Şüphesiz ibadetle oyalandığını bilirdin.

Kimilerinin gözleri gözyaşlarıyla dolarken,

Bizim boğazlarımız kanlarımızla boyanır.

Bazılarının atı batılda yorulurken,

Bizim atlarımız günün sabahında yorulur.

Misk ve güzel kokuların meltemi size

Atlarımızın çıkardığı toz ve duman ise bize…

Şüphesiz Nebimizin sözü bize ulaşmıştır.

O’nun her sözü doğrudur ve onlarda hiçbir yalan yoktur.

O dedi ki: Allah yolunda koşan atların çıkarmış olduğu toz ile

Mücahidin burnundaki toz

Tutuşan cehennem ateşinin dumanı ile asla buluşmaz.

Aramızda konuşan bu Allah’ın kitabıdır,

Şehitler ölü değildir, bu yalanlanamaz, bir hakikattir.

– Muhammed b. İbrahim der ki:”Fudayl ile karşılaşınca mektubu ona verdiğimde iki gözü de yaşlı olarak şöyle dedi: ”Ebu Abdurrahman! Sana nasihat vermek istedim; ama asıl sen bana nasihat ta bulundun.”

– İmam Malik’in, Fudayl’a yazdığı cevap: “Ey İmam! Allah seni tüm hayır işlerinde muvaffak kılsın. Unutma şüphesiz Allah kulları arasında rızıkları taksim eder. Rızık sadece mallardan, eşyalardan oluşmaz. Allah kimi kullarına infakı sevdirir; onlar infak ederler. Kimi kullarına cihadı sevdirir, onlar bir ömür cihad meydanlarında ömürlerini geçirirler. Kimi kullarına ibadeti sevdirir; onlar için en güzel şey ibadet etmek olur. Kimi kullarına ilmi sevdirir, bütün ömürlerini ilim yolunda tedrisat yolunda geçirir. Böyle yapmakla her kulunu bir alanda istihdam eder ve her biri yaratılış amacına uygun hareket eder. Dolayısı ile bizler farzların ikamesinden sonra hangimiz hangi alanda nafile ibadet maksadı ile uğraşırsak, Rabbimiz bundan memnun ve razı olur. Bundan dolayı kimseyi kınama ve sana Allah neyi sevdirmişse onu vesile kılarak, Allah’a yakınlaş…”

Sözleri:

“Resulullah (sas) Alimler benim varislerimdir dedi. Burada Efendimiz’in kastettiği alim çok şey bilen değil, meselelere hikmetlice bakandır. Dolayısı ile bu hadisin anlamı; hakimler peygamberlerin varisleridir.”

– “Mümin az konuşan, çok çalışan, sözünde hikmet, sükutunda düşünce, bakışında ibret, işlerinde iyilik bulunan kişidir.”

– “Yatmak sana yaraşmaz! Kalk ahiretten nasibini al!”

– “Dünya aliminin ilmi açıktır, ahiret aliminin ilmi ise kapalıdır. Ahiret alimine tabi olun ve dünya aliminden kaçının, dünya aliminin sarhoşluğu sizi yolunuzdan alıkoymasın.”

– “Eğer bizim alimlerimizde birazcık sabır olsaydı şu adamların (yani vali ve halifelerin) kapılarına varıp, onların eşiklerini aşındırmazlardı.”

– “Sen benden daha çok zahidsin. Çünkü ben sinek kanadına denk olmayan dünyayı terkettim. Sen ise ebedi hayat olan ahireti terkettin.”

– “Dünya ağırlıklarından kurtulmadığın müddetçe kalbin sana teslim olmaz.”

– Kendisine zühdün ne olduğu sorulunca dedi ki: “Zühd, kanaat üzere yaşamaktır.”

– Takva nedir diye sorulunca: “Haramlardan kaçınmak, helallerle yetinmektir” dedi.

Tevazu nedir diye sorulunca: “Hakk için boyun eğmektir” dedi.

– “Kim bid’at sahibini severse, Allah Teala o kimsenin amelini yok eder ve kalbinden İslâm nurunu çıkarır. Bid’atçı bir yoldan giderse siz de başka bir yoldan gidiniz. Bid’atçiye yardım eden İslâm dinini yıkmaya yardım etmiş sayılır.”

Fudayl b. İyad, İnna lilahi ve inne ileyhi raciun ayetini şöyle tefsir ediyor: ” Biz Allah’ın kuluyuz ve O’na döneceğiz. Kim Allah’ın kulu olduğunu ve O’na döneceğini anlarsa, Allah’ın vakfı olduğunu anlar. Kim Allah’ın vakfı olduğunu anlarsa yaptıklarından sorumlu olduğunu unutmaz. Kim sorumlu olduğunu unutmazsa sorulacak sorulara cevap hazırlama çabasında olur. Kurtuluş ise ömrün geri kalan kısmını hayırla geçirmektir. Zira bu son kısımda kötü olursan hem geçmişin hem de ahiretin perişan olacaktır.”

Fudayl b. İyad diyor ki: “İnsan da şu üç özellik varsa o hayır üzeredir.

1- Heva ve zevkine köle olmaması

2- Kendinden önce yaşamış büyüklere küfretmemesi

3- Sultanların ve yöneticilerin kapısına yanaşmaması

Böyle bir hayatın sahibi olan Fudayl b. İyad, Hicri 187 Muharrem, Miladi, Ocak 803’de; hicri olarak 80, miladi olarak 78 yaşlarında Mekke’de vefat etti ve Cennetü’l-Mualla’ya defnedildi. Allah kendisinden ebeden razı olsun.

Onun vefatını haber alan Abdullah b. Mübarek gözyaşları içerisinde dedi ki: “Onun vefatı ile yeryüzünden de hüzün kalkmış oldu.”

(3277)