Bir Tüccar Olarak Hz. Peygamber (sas)

Muhteşem Ahlak Dersinde bu hafta, Muhammed Emin Yıldırım Hocamız, “Bir Tüccar Olarak Hz. Peygamber (sas)” başlığında, Efendimiz’in Mekke’de ve Medine’de, ortaya koyduğu ticari hayatını, bu hayat içerisinde bir örnek ve model olarak bıraktığı ahlaki ilkelerini anlattı.

Dersten Cümleler

• “Onlar dinden konuştular, ama asla dinden geçinmediler.”

• “El’in emeği ile değil, ellerinin emeği ile geçinmişlerdi.”

• Hz. Âdem’in çiftçi, Hz. Nuh’un marangoz, Hz. İdris’in terzi, Hz. İbrahim’in kumaşçı, Hz. Davud’un demirci, Hz. Süleyman’ın hasır sepet ustası, Hz. Zekeriyya’nın marangoz, Hz. İsa’nın ise annesinin eğirdiği iplikleri satan birisi, Hz. Hûd ile Hz. Salih’in tüccar, Hz. Eyyüb’ün çiftçi, Hz. Musa ve Hz. Şuayb’ın ise çoban olduğu…

• İstiğnâ yani gönül zenginliği ve başkasından bir şey istememek, Müslüman’ın en temel vasfıdır.

• Sahâbe’den biri: “Ya Resulullah! Bana bir amel söyle ki onu yaptığımda beni Allah da, insanlar da sevsin!” dedi. Efendimiz: “Dünyaya rağbet etme ki Allah seni sevsin. Başkalarının elinde bulunan şeylere göz dikme ki insanlar da seni sevsin.” buyurdu.

• Sahâbe’den Râfi b. Hadic’den rivayet edildiğine göre, birisi Efendimiz’e şöyle bir soru sordu: “Ey Allah’ın Resulü! Hangi kazanç daha helaldir/temizdir?” Efendimiz (sas) buyurdular ki: “Kişinin elinin emeği ile her makbul ve meşru alım-satım, en temiz/helal kazançtır.”

• “Rızkın onda dokuzu ticarettedir. Onda biri ise sığır ve deve gibi büyük veya (daha çok) koyun ve keçi gibi küçükbaş hayvanlardadır.”

• “Kendin ve ailen için helal yoldan çalış. Zira bu Allah yolunda cihad gibidir. Bil ki, Allah’ın yardımı meşru ticaretle birliktedir.”

• “Doğru ve emîn/güvenilir tâcir; peygamberler, sıddîkler ve şehitler¬le beraberdir.”

• “Sizden biriniz eline bir ip alıp, sırtına bir demet odun getirerek satması ve böylelikle Allah’ın bununla onun şerefini koruması, başkalarından bir şeyler istemesinden daha hayırlıdır. Kim bilir, belki de bir şeyler verilir minnet altında kalınır veya hiçbir şey verilmez zillete maruz kalınır.”

• Nübüvvet öncesi 40 yılın bir özeti: Yetim, Çoban ve Tüccar…

• “Amca! Ben çalışmak istiyorum!”

• “Allah hiçbir peygamber göndermemiştir ki, o çobanlık yapmış olmasın?”

• “Evet. Ben de Mekke’nin Karârit mevkiinde götürüp, koyunlarımı otlatırdım.”

• 12 yaşında ile ticari sefer için Busra’da…

• Efendimiz (sas) on altı yaşlarında iken diğer amcası Zübeyr b. Abdülmuttalib ile birlikte ikinci ticari sefere (Yemen’e) gidecekti.

• Yirmili yaşlara gelince tarih, O’nu (sas) ticaretin vesile olduğu bir müessese içerisinde kayıt edecekti. Bu müessese Hılfü’l-Fudûl denilen faziletliler birliği idi.

• “Ben İslamiyet öncesinde Abdullah b. Cüd’an’ın evinde yapılan sözleşmeye şahit olmuştum. Benim için o, vadi dolusu kırmızı develerden daha hayırlıdır. Vallahi! Eğer İslamiyet döneminde de bir daha çağrılsaydım, o evdeki ittifaka yine katılırdım.”

• Kim olursa mazlumdan yana, kim olursa olsun zalime karşı…

• Efendimiz’in (sas) Abdullah b. Ebî Hamsâ ile hatırası…

• “Ey delikanlı! Bana zahmet verdin, üç gündür burada seni bekliyorum.”

• “Tüm Mekkelilerin mallarına denk bir kervandı!”

• “Ticarette yemin, mal için sürüm sebebi olabilir, ama hakikatte ise kazancın bereketini yok eden bir şeydir.”

• “Şimdiye kadar üzerlerine hiç yemin etmediğim ve sevmediğim putlar adına mı yemin etmemi istiyorsun?

• Meysere’nin hayranlığı…

• “Allah (cc) bana Hatice’den daha hayırlısını vermedi!”

• Efendimiz’in Hatice annemizden gördüğü vefa ve o vefaya vefası…

• “Aişem! O Hatice’min arkadaşıydı, onunla Haticeli günleri konuştuk!”

• Medine’de ilk günlerde Efendimiz (sas) sadece gelen hediyelerle geçinmiştir.

• “Biz Muhammed ve Ehli Beyt’i asla sadaka yemeyiz, sadaka malların kiridir.”

• “Vallahi Urve! Biz hilali görüyorduk, sonra (başka) bir hilale, sonra (başka) bir hilale, sonra (başka) bir hilale bakıyorduk. İki ayda üç hilal görüyorduk da, evimizde yemek için ateş yanmazdı.”

• Mekke döneminde, Efendimiz’in es-Sâib b. Ebû’s-Sâib isminde bir ortağı vardır.

• “Benim Efendim, hiç böyle sofralara oturamadı, hiç üç kap yemeği bir arada göremedi.”

(1404)