Hakiki Hürriyet: Teslimiyet

Nebevî Miras derslerimizin bu haftaki konusu tevekkül idi. Muhammed Emin Yıldırım Hocamız, “Hakiki Hürriyet Teslimiyet” serlevhasında, hem gerçek hürriyetin ne olduğuna, hem de teslimiyetin nasıl mü’mini özgürleştirdiğine değindi. Teslimiyetin anlam, değer ve tesisine dair çok önemli bilgileri bizlerle paylaşan Hocamız, teslimiyetin tezahürleri konusunda da muhasebe edeceğimiz mesajların altını çizdi.

Dersten Cümleler

İlim nimetinin şükrü, ancak amel ile mümkündür.

Konuşanlar çok, yaşayanlar az; rivayetler çok, riayetler az, tebliğ çok temsil az…

“İman tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül saadet-i dâreyni iktiza eder.” (Bediüzzaman, Sözler, 23. Söz)

Eğer hürriyetin hakikisi varsa, demek ki sahtesi de var…

İnsan, fıtraten özgürlüğe meyyaldir.

En büyük özgürlük Abdullah olmaktır…

Teslimiyet, İslam kelimesinin de kökü olan silm veya selam kökünden türetilmiş bir kavramdır.

Bu köke sözlüklerimiz, “kurtuluşa ermek, boyun eğmek, teslim olmak; teslim etmek, vermek; barış yapmak” anlamlarını verirler.

Bu sözlük anlamlarından da hareket ederek, Teslimiyet kavramına şöyle bir anlam vermek mümkündür:  “Mü’min bir kişinin bilerek, isteyerek ve samimiyetle kendisini Allah’a boyun eğdirmesi ve Allah’ın istediklerini yapmak için elinden gelenleri ortaya koymasıdır.”

Nedir Teslimiyet?

Teslimiyet, kayıtsız ve şartsız bir şekilde Allah’a boyun eğmektir.

Teslimiyet, koşulsuz ve pazarlıksız bir şekilde Allah’ın emirlerini kabul etmektir.

Teslimiyet, zorlasa ve acıtsa bile istenilen her şeyi eksiksiz gereğini yerine getirmektir.

Teslimiyet, sadece eli, dili, kolu yani bedeni değil, arzu ve istekleri bile ikna edip, kalbi itminana erdirmektir.

Teslimiyet, bedeli ne olursa olsun hiçbir bahaneye sarılmadan Allah öncelikli yaşamaktır.

“Yok yok, Rabbine andolsun ki, onlar, aralarında çıkan çapraşık işlerde seni hakem yapıp sonra da verdiğin hükümden nefislerinde hiç bir dargınlık duymaksızın tam bir bağlılıkla teslim olmadıkça iman etmiş olamazlar.” (Nisa, 65)

Abdullah b. Amr b. el-Âs radıyallahu anhumâ, “Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu” demiştir: “Sizden hiçbiriniz arzularını/hevâsını benim getirdiğim mesajlara uydurmadıkça yani tabi kılmadıkça kâmil manada iman etmiş olamaz.” (Beğavî, Mesâbihu’s-Sünne, 1, 160)

“O takvâ sahipleri ki, bollukta da darlıkta da Allah için harcarlar; öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah da güzel davranışta bulunanları sever.” (Al-i İmran, 134)

Hz. Ömer’in sözü: “İster hoşuma giden olsun, isterse de gitmeyen; hangi hal üzere sabahlarsam sabahlayayım benim için fark etmez. Çünkü ben, hayrın hoşuma gidende mi, yoksa gitmeyende mi olduğunu bilmiyorum.” (İbn-i Kesîr)

Peki, teslimiyet bu kadar önemli bir mesele iken neden istenilen oranda hayatlarımızda yok?

İman ahlakının yeterli düzeyde yok da onun için… İmanın ahlakı neydi? Tabi ki güven idi. Güvenin olmadığı yerde teslimiyet olmaz.

Allah’a güvenmeyen, Vahye güvenir mi? Vahye güvenmeyen Peygambere güvenir mi? Güvensizlik Peygamberden başlar, sonra vahye ondan sonra Allah’a ulaşır.

Ümmet-i Muhammed gibi konuşuyoruz ama Ümmet-i Musa (İsrailoğulları) gibi yaşıyoruz.

“Ey Musa! Rabbine dua et bize toprağın bitirdiği şeylerden yani soğanından, sarımsağından, kabağından, acurundan vs.lerden versin. Biz bir tek çeşit yemeğe artık katlanamıyoruz!”

“Ey Musa! Bizler açıkça Allah’ı görmedikçe, şu gözlerle Allah’a bakmadıkça sana kesinlikle iman etmeyeceğiz.”

‘İşittik ve itaat ettik’ değil, ‘İşittik ve isyan ettik’ dediler…

“Sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, sizi şöyle yapacağım, böyle yapacağım.”

“Biz de inandık Musa’nın ve Harun’un rabbine!”

Abdullah b. Selam’ın asıl adı Husayn b. Selâm; Hüseyin değil, yani sin ile değil sad ile… Efendimiz’in (sas) isim konusundaki hassasiyetini biliyorsunuz; manası, çağrışımı güzel olmayan isimleri, Efendimiz anında değiştirmiştir; erkek ise çoğu zaman Abdullah ve Abdurrahman, kız ise çoğu zaman Zeynep ve Cemile isimlerini vermiştir.

O, Mü’minu’n-Benî İsrail yani Benî İsrail’in mü’minidir, o Şahidü’n-Benî İsrail, yani Benî İsrail’in şahididir.

“Ha za Resûlullah/ Bu Allah’ın Resûlü’dür!”

“Bu yüz, yalancı yüzü değil, bu yüz yalancı yüzüne benzemiyor!”

Teslimiyetin tezahürleri

1. İmanına asla pazarlık bulaştırmaz.
2. Acıtmasına rağmen meşru itaatten geri durmaz.
3. Sorumluluklarını yerine getirmemek için bahanelere sarılmaz.
4. Hiç kimseden dünyevi bir beklenti hesabına girmez.
5. İsâr ruhunu hayatına hâkim kılmaktan imtina etmez.

Birincisine en güzel örnek; Firavun’un sihirbazlarının iman kıssasıdır.
İkincisine en güzel örnek, Tâlût ve Câlût kıssasıdır.
Üçüncüsüne en güzel örnek; Ashab-ı Kehf kıssasıdır.
Dördüncüsüne en güzel örnek; Ashab-ı Uhdud kıssasıdır.
Beşincisine en güzel örnek; Ashab-ı Karye kıssasıdır.

Hepimiz tevhidi korumak ile mükellefiz.

Teslimiyet, tevhidin korunmasıdır.

Teslimiyet içinde bütün şüphe ve kuruntulardan uzaklaşmalı güveni tesis etmeliyiz.

(1070)