Temsil ve Tebliğde Doğru Davranışlar

Nebevî Miras derslerimizin bu haftaki konusu: “Temsil ve Tebliğde Doğru Davranışlar” idi. Muhammed Emin Yıldırım Hocamız, bu serlevha altında,  ‘doğru bir söz, doğru bir üslup, doğru bir zaman, doğru bir zemin ve doğru bir muhatap’ alanlarına dair ayetler, hadisler ve siyerden örnekler verdi. Özellikle ilm-i siyaset ve cihad fıkhı konularında söyledikleri çok önemliydi.

Dersten Cümleler

Hakikate hakkıyla şahitlik etmek için nelere ihtiyaç duyulur?

Doğru bir söz
Doğru bir üslup
Doğru bir zaman
Doğru bir zemin
Doğru bir muhatap

Bir şeyin doğru olup olmadığını nereden bileceğiz?

Elbette Nebevî Miras’tan, yani Allah’ın kitabından, Peygamberin Sünnetinden ve o Mektebin Talebelerinden…

Kur’an-ı Kerim’de kavl/söz şu şekillerde kullanılır:

1- Kavlü’n-Faslün/Ayıran Söz (Tarık, 13)
2- Kavlü’l-Ma’rûf/Meşru Söz (Bakara 235, 263; Nisa, 5,8; Ahzab 32; Muhammed 21)
3- Kavlü’n-Sedid/Doğru Söz (Ahzab,70; Nisa 9)
4- Kavlü’l-Beliğ/ Tesirli Söz (Nisa, 53)
5- Kavlü’n-Leyyin/Yumuşak Söz (Taha, 44)
6- Kavlü’n-Kerim/Güzel Söz (İsra, 23)
7- Kavlü’n-Meysûr/Gönül Alıcı Söz (İsra, 28)
8- Kavlü’n-Azim/Büyük Söz (İsra 40)
9- Kavlü’l-Müminin/Mümince Söz (Hac, 24)
10- Kavlü’n-Sakil/Ağır Söz (Müzzemmil, 5)

“Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve doğru söz söyleyin/sözü doğru söyleyin.”  (Ahzab, 70)

“Yavaş ol, ne ben Firavun’um ne de sen Musa! Musa bile Firavun’u böyle davet etmedi, sen neden beni böyle bir üslup ile davet ediyorsun?”

“Doğrusu biz sana (taşıması) ağır bir söz vahyedeceğiz.” (Müzzemmil, 5)

Abdullah b. Mes’ûd (ra): “Bana ısrar etmeyin, ben bu usulü Resûlullah’tan öğrendim. O (sas) bize usanç gelmesinden endişe ettiği için durumumuzu gözler, en uygun zamanı kollar ve bize ona göre vaaz ederdi.” (Buhari, İlim, 12; Müslim, Münâfikîn, 82, 83)

Abdullah b. Abbas (ra): “Hadi bırakın bunu, biraz ruhlarınızı dinlendirin.”

Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse (bununla Allah’a bir zarar veremez) bilsin ki Allah onların yerine yeni bir toplum getirir. Allah onları sever, onlar da Allah’ı sever. Müminlere karşı şefkatli/merhametli, kâfirlere karşı ise güçlü ve şiddetlidirler. Onlar Allah yolunda cihad ederler ve hiçbir kınayıcının kınamasından korkmazlar. Bu, Allah’ın bir lütfudur, onu dilediğine verir. Allah lütfunda sınırsızdır ve her şeyi bilendir.” (Maide, 54)

“Hiçbir kınayıcının kınamasından korkmazlar.”

“Söylediğin her söz doğru olmalı, ama her doğru her yerde söylenmemeli!”

En büyük iki problemimiz: “İlm-i siyaseti istenilen düzeyde bilmiyoruz, Cihad Fıkhını yaşanan dünya ölçeğinde, güncelleyerek anlamakta zorlanıyoruz.”

Ne küresel bazda, ne yerel bazda düşmanımızı tanımıyoruz.

Karşımızda mücadele etmemiz gereken dört cephe var: Küfür cephesi, Nifak cephesi, Fısk cephesi, Cehalet cephesi…

İlm-i siyaset dediğimiz şey, hakikatin siyasetidir. İlm-i siyaset dediğiniz şey, neyi, nerede, ne zaman, nereye kadar, nasıl kullanacağınızın sanatıdır.

Neyi: Muhteva yani içerik
Nerede: Mekân yani zemin
Ne zaman: Vakit yani uygunluk
Nereye kadar: Ölçü yani denge
Nasıl: Usul yani tarz

Allah Resulü (sas)’in 13 yıllık Mekke hayatını biz birkaç farklı tasnifata tabi tutabiliriz. Bu tasniflerden birisi şöyledir:

1. Nübüvvetin ilk üç yılı: Özel davet, gizli teşkilatlanma
2. Nübüvvetin 4-5. yılı: Genel davet, gizli teşkilatlanma
3. Nübüvvetin 5. ve 6. yılı: Müslümanlara zemin arama ve Habeşistan Hicretleri
4. Nübüvvetin 6. yılından 10. yılına kadar: Genel davet ve muhasara
5. Nübüvvetin 10. yılından 13. yılına kadar: Genel davet ve topyekûn hicret için mekân arama

Mekke’de 13 yıl boyunca, Resûlullah’ın ve Sahabe’nin hayatında şu beş şey vardı:

Tebliği yayma
Tevekkülü kuşanma
Teşkilatlanmayı yapılandırma
Teslimiyeti derinleştirme
Takvayı hâkim kılma

Nübüvvetin ilk 5 yılında olan üç olay:

1- Hz. Ebû Zer’in sözlü meydan okuması
2- Sa’d b. Ebi Vakkas’ın dalga geçen müşriklerden birinin kafasını deve kemiği ile kırması
3- Rahman Süresi’nin Kâbe’de sesli olarak okunması

“Ey Abdullah! Unutma ki, yeryüzündeki varlığın tamamını Allah yolunda harcasan, yinede arkadaşlarının sabah evlerinden çıkarken elde ettikleri sevabı asla kazanamazsın.”

Tabiîn neslinden Ubbad el-Basrî, İmam Zeynelabidin’e diyor ki: “Ey İmam! Cihadı ve zorlukları bırakıp, hacca ve rahatlığa yöneldin. Sen hepimizden daha iyi bildiğin halde cihadı terk ettin. Allah ayette demiyor mu: “Allah müminlerden canlarını ve mallarını cennet karşılığında satın almıştır.” Bu ayeti bilmene rağmen, evinden dışarı çıkmadın, bu nasıl iştir? Bu nasıl Ehli Beyt’ten olmaktır?”

Bu söz karşısında İmam Zeynelabidin gayet sakin bir eda ile Ubbad’a dedi ki: “O okuduğun ayet Tevbe Süresinin 111. ayetinin bir cümlesi? O ayetin arkasından gelen 112. ayeti de okusana?”Ubbad susup cevap vermedi. İmam dedi ki: “Ben okuyayım bak Allah diyor ki: “Bu alış verişi yapanlar, tevbe edenler, ibadet edenler, hamdedenler, secde edenler, iyiliği emredip kötülükten alıkoyanlar ve Allah’ın sınırlarını koruyanlardır. Sen böyle olan müminleri müjdele!”

İmam dedi ki: “Sen bul bana bu özellikte olan adamlar, tevbeyi hayatlarına yerleştiren, ibadetlerine dikkat eden, Allah’a gereğince hamdeden, secde etmeyi en büyük saadet sayan, iyiliği emredip, kötülükten sakındıran, Allah’ın sınırlarına riayet eden adamlar bul, beraberce cihad edelim. Böyle adamlar olduğunda cihad başka hiçbir şeye tercih edilmez. Ama olmadığında, olana kadar yetiştirmek, cihaddan daha önceliklidir.”

(945)