Putlarla Mücadelede Hz. İbrahim (as) Örnekliği

Siret-i Enbiyâ derslerimizde Hz. İbrâhim (as) dönemine devam ediyoruz. Muhammed Emin Yıldırım hocamız, bu haftaki dersimizde “Putlarla Mücadelede Hz.İbrâhim (as) Örnekliği” serlevhasının altında, Hz. İbrâhim’in kavmi ile olan mücadelesini anlattı. Hocamız, Hz. İbrâhim’in tebliğinde neleri öne çıkardığını, onlara tevhidi nasıl anlattığını, neden mücadelenin putları kırma noktasına geldiğini, Kur’ân’ın gölgesinde çok mühim mesaj ve örneklerle bize izah etti.

Dersten Cümleler

Hz. İbrâhim’i anlama, tanıma ve onun rehberiyetinde yürüme yolculuğumuza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Geçen ders onun doğumunu, gençliğini, kendisine peygamberlik öncesi verilen rüşdü yani aklî olgunluğu, nübüvvetin ona verilişini ve onun babası Âzer ile olan mücadelesini biraz olsun değinmiştik.

Bugünkü ders, bu çağın inanç gevşeklikleri ve inanç sapmaları ile nasıl mücadele verilmesi gerektiğini bizlere gösterecek…

Kur’ân-ı Kerim’de Hz. İbrâhim’in Kavmi

1. Yıldızlara, Ay’a, Güneş’e ve diğer gök cisimlerine tapan bir kavimdi.  (En’âm 6/76)

2. Putlara tapan ve onların olağanüstü güçleri olduğuna inanan bir kavimdi. (Meryem 19/42)

3. Putlara gönülden sevgi besleyen bir kavimdi. (Şuarâ 26/71) 

4. Nübüvveti kabul etmeyen bir kavimdi. (Meryem 19/43)

5. Şirk içerisinde olan ve akidevî karışıklık yaşayan bir kavimdi. (Saffât 37/86)

6. Gök cisimlerine göre hareket eden ve onlarla hayatlarına yön veren bir kavimdi. (Saffât 37/88)

7. Şeytanı memnun edecek her türlü çirkinliği yapan bir kavimdi. (Meryem 19/44)

8. Dalalette/sapkınlıkta ve sapıklıkta çok ileri giden bir kavimdi. (En’âm 6/74)

9. Akıllarını tam anlamı ile kullanmayan bir kavimdi. (Enbiyâ 21/67)

10. Atalarının yolunu körü körüne taklit eden bir kavimdi. (Şuarâ 26/74)

11. Yalana ve yanlışa alıştıkları için doğrudan ve doğruları söyleyenden rahatsız olan bir kavimdi. (Enbiyâ 21/68) 

12. Rezzak olarak Allah’ı değil, putları ve gök cisimlerini kabul eden bir kavimdi. (Ankebût 29/17)

13. İnanılmaz boyutta dünyayı seven ve ahiret hayatını hiç düşünmeyen bir kavimdi. (Meryem 19/46)

14. Zulüm ve zorbalıkta sınır tanımayan bir kavimdi. (Saffât 37/97)

15. Zorba bir hükümdar tarafından yönetilen ve onun verdiği hükümleri asla sorgulamayan bir kavimdi. (Bakara 2/258)

Kur’ân’da Hz. İbrâhim’in Kavmi ile Mücadelesinin Anlatıldığı Yerler

Şuarâ 26/69-89 | Kavmine Tebliği, İnancı ve Karşılaştığı Tepkiler | 21 ayet

Sâffât 37/83-113 | Kavmi ile Mücadelesi ve Hz. İsmail’in Kurban Kıssası | 31 ayet

Enbiyâ 21/51-73 | Putlarla Olan Mücadelesi ve Kavminin Tepkileri | 23 ayet

En’âm 6/74- 84 | Hanifliği ve Kavmi ile Mücadelesi | 11 ayet

Ankebût 29/16-17 | Tebliğinin Muhtevası ve Üslubu | 2 ayet

Ankebût 29/24-27 | Tebliğine Kavminin Gösterdiği Tepkiler ve İnkârları | 4 ayet

Nüzul Sıralaması

Şuarâ 26/69-89          Nübüvvetin 4. yılı
Sâffât 37/83-113        Nübüvvetin 6. yılı
Enbiyâ 21/51-73        Nübüvvetin 6. yılı
En’âm 6/74- 84          Nübüvvetin 12. yılı
Ankebût 29/16-17     Nübüvvetin 12. yılı 
Ankebût 29/24-27      Nübüvvetin 12. yılı

Hz. İbrâhim (as) tevhidi anlatırken, önce La ilahe’yi nazarlara verdi; ardından İllallah’ı onlara takdim etti.

Tevhidin “La ilahe” kısmı, “bütün ilahları, din gibi algılanan değer yargılarını, ideolojileri, şahısları, Allah’a ait alanları gasp eden her şeyi, bu her şeye işte put deniyor, öyleyse bütün putları red ediyorum” demektir.

Bir insanın bunu bilinçli bir şekilde demesi için kendi inançları ile yüzleşmesi gerekir.

Yüzleşme, arkasından insana bedel ödettirir. Bunu çoğu insan göze alamadığı için yüzleşme yerine yüzsüzleşmeyi, yani duyarsızlaşmayı tercih ederler…

Tevhid denilen o büyük dava, asla delilsiz, dayanaksız, dermansız, değersiz, düşüncesiz bir dava değildi.

Hz. İbrâhim’in (as) Tevhid Daveti

– Delilsiz değildi; onların inançlarındaki problemleri ortaya koyuyor ve muhatapları problemsiz bir inanca davet ediyordu.

– Dayanaksız değildi; onların inançlarındaki temelsizlikleri ortaya koyuyor ve muhatapları dayanakları çok sağlam bir inanca davet ediyordu.

– Dermansız değildi; onların inançlarındaki hastalıkları ortaya koyuyor ve muhatapları nereden şifa bulacaklarına dair bir inanca davet ediyordu.

– Değersiz değildi; onların inançlarındaki sapkınlıklardan dolayı hayata yansıyan değersizlikleri ortaya koyuyor ve kendilerine değer veren bir inanca onları davet ediyordu.

– Düşüncesiz değildi; onların inançlarındaki anlamsızlıklardan dolayı düşünce ufuklarının nasıl daraldığını ortaya koyuyor ve kendilerini düşünmeye önem veren bir inanca onları davet ediyordu.

Tevhid sadece eleştirmez, red etmez, yanlışları ortaya koymaz; bunları yapar yapmaz; doğruları gösterir, hakikati ortaya koyar, bir şeyi ortadan kaldırırken hemen onun doğrusunu getirir onun yerine koyar.

Hz. İbrâhim (as) kavmine bu daveti nasıl yaptı?

– İnançlarındaki çarpıklıkları onlara hatırlattı.                           
– İnançlarındaki çatışmaları onlara gösterdi.
– İnançlarındaki çelişkileri gözlerinin önüne serdi.
– İnançlarındaki çıkarcılıkları onlara anlattı.
– İnançlarındaki çıkmazları onlara fark ettirdi.

“İbrâhim’i de peygamber olarak gönderdik. Hani o, kavmine şöyle demişti: “Allah’a kulluk edin, O’na karşı gelmekten sakının. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.”

“Siz Allah’ı bırakıp birtakım putlara tapıyor, asılsız sözler uyduruyorsunuz. Bilmelisiniz ki, Allah’ı bırakıp da taptıklarınız, size rızık veremezler. O halde rızkı Allah katında arayın. O’na kulluk edin ve O’na şükredin. Ancak O’na döndürüleceksiniz.” (Ankebût 29/16-17)

Bir yerde şirk varsa, orada kesin büyük bir rant vardır.

Kur’ân’ın dört ana konusu: Tevhid, Nübüvvet, Haşr ve İbadet/Adalet

“Hani İbrâhim, babası Âzer’e, “Sen putları ilâh mı ediniyorsun? Şüphesiz, ben seni de, kavmini de apaçık bir sapıklık içinde görüyorum” demişti.” (En’âm 6/74)

“Böylece İbrâhim’e, -kesin bilgiyle (Hakke’l-yakin) inananlardan olması için- göklerin ve yerin melekûtunu (muhteşem yaratılışını, esrarını ve gerçek hükümranlığı) gösteriyorduk.” (En’âm 6/75)

“Üzerine gece karanlığı basınca, bir yıldız gördü. “İşte Rabbim!” dedi. Yıldız batınca da, “Ben öyle batanları sevmem” dedi.” (En’âm 6/76)

“Ay’ı doğarken görünce, Rabbim budur, dedi. O da batınca, Rabbim bana doğru yolu göstermezse elbette yoldan sapan topluluklardan olurum, dedi.” (En’âm 6/77)

“Güneşi doğarken görünce de, Rabbim budur, zira bu daha büyük, dedi. O da batınca, dedi ki: Ey kavmim! Ben sizin (Allah’a) ortak koştuğunuz şeylerden uzağım.” (En’âm 6/78)

“Ben, hakka yönelen birisi olarak yüzümü, gökleri ve yeri yaratana döndürdüm. Ben, Allah’a ortak koşanlardan değilim.” (En’âm 6/79)

“Kavmi onunla tartışmaya girişti. Onlara dedi ki: Beni doğru yola iletmişken, Allah hakkında benimle tartışıyor musunuz? Ben sizin O’na ortak koştuğunuz şeylerden korkmam. Ancak, Rabbim’in bir şey dilemesi hariç. Rabbimin ilmi her şeyi kuşatmıştır. Hâla ibret almıyor musunuz?” (En’âm 6/80)

“Siz, Allah’ın size haklarında hiçbir hüküm indirmediği şeyleri O’na ortak koşmaktan korkmazken, ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden nasıl korkarım! Şimdi biliyorsanız (söyleyin), iki guruptan hangisi güvende olmaya daha lâyıktır?” (En’âm 6/81)

“İnanıp da imanlarına herhangi bir zulüm/haksızlık (şirk) bulaştırmayanlar var ya, işte güven onlarındır ve onlar doğru yolu bulanlardır.” (En’âm 6/82)

İmana bulaşan zulüm şirk
Hükme bulaşan zulüm küfür
Hakka bulaşan zulüm vebal (ağır sorumluluk)
Ahlâka bulaşan zulüm günah
Amele bulaşan zulüm riya

“İşte bu, kavmine karşı İbrahim’e verdiğimiz delillerimizdir. Biz dilediğimiz kimselerin derecelerini yükseltiriz. Şüphesiz ki senin Rabbin hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir.” (En’âm 6/83)

“Biz O’na İshak ve (İshak’ın oğlu) Yakub’u da armağan ettik; hepsini de doğru yola ilettik. Daha önce de Nûh’u ve O’nun soyundan Davud’u, Süleyman’ı, Eyyub’u, Yusuf’u, Musa’yı ve Harun’u doğru yola iletmiştik; Biz iyi davrananları işte böyle mükâfatlandırırız.” (En’âm 6/84)

“İbrâhim yıldızlara şöyle bir göz attı.” (Saffat 37/88)

“Ben hastalanacağım, hasta olabilirim.” (Saffat 37/89)

Hz. İbrâhim çok fazlaca tariz ve tevriyeyi kullanıyor. Tariz; sözlük anlamıyla “dokundurma”, “taşlama”, “taş atma” demektir.

Tevriye, bir anlatım inceliği sağlamak için, çokanlamlı bir sözcüğün yakın anlamının değil de uzak anlamının kullanılması sanatı. Tevriyede mecaz yoktur; tevriye bu yönüyle kinayeden ayrılır.

Neden Efendimiz (sas) atası İbrâhim gibi hemen eline bir balta alıp Hubel’in, İsaf’ın, Naile’nin yada Kâbe’nin içinde bulunan 360 putun başına dikilmedi?

Kalplerdeki putları kırmadıkça, dışardaki putları kırmanın bir faydası yoktur.

(465)