Kaynaktan Dünyaya Yayılan İlim

Muhammed Emin Yıldırım Hocamız; Büyüklerin Ayak İzleri projesi kapsamında gerçekleştirilen “Hicret Yurdunun İmamı: İmam Mâlik” Kampı çerçevesinde Çağın Mus’abları ve Esmaları talebe kardeşlerimizle bir araya geldi. Böylece 10 gün sürecek olan İmam Mâlik Kampı, Hocamızın “Kaynaktan Dünyaya Yayılan İlim” başlıklı dersi ile başlamış oldu.

Ders Notları

İslâm büyüklerini tanımak, onların hayatlarını öğrenmek, ilimlerinden, mücadelelerinden, aşklarından, sevdalarından istifade etmek gibi bir sorumluluğumuz var.

Her gün onlarca kez Fatiha’da bunu söylüyoruz; “Allah’ım! Bizi nimet verdiklerinin yoluna ilet!”Peki, kim nimet verdikleri? Nisa Sûresi 69 ayet, cevap veriyor ve 4 sınıf sayıyor: “Nebiler, Sıddıklar, Şehitler ve Salihler!”

Âlimlerimizi tanımaya çalışırken şu hususlara dikkat etmemiz gerekir:

1. Putlaştırma yok, kıymete kanaat etme var.
2. Mübalağa yok, mutedil bir yaklaşım sergileme var.
3. Kendi dünyamızda anlamaya çalışmak yok, onların dünyasında hayatlarını ele almak var.
4. Âlimleri birbirleri ile yarıştırmak yok, her birinden istifade yollarını bulmak var.
5. Parçacı yaklaşım yok, bütüncül bir okumaya tabi kılarak faydalanmak var.

Neden öğrenmeliyiz âlimlerin hayatlarını?

Çünkü onları tanıdıkça, kulluk yolunu, ilim yolunu daha iyi kavrarız.
Onları tanıdıkça, doğru yolda nasıl doğru yürünür bunu iyice anlarız.
Onları tanıdıkça, yolun kaderine dair bilgilere vakıf olur, azıklarımızı ona göre belirleriz.
Onları tanıdıkça, daha az hata, daha çok sevap elde etme imkânlarını öğrenmiş oluruz.
Onları tanıdıkça, Allah’ın rızasına ermiş olan o Salihlerden, rızaya giden vesileleri iyice bellemiş oluruz.

Mâlik b. Enes b. Mâlik; Hicri 93, Miladi 712’de Vadiulkura’nın Zülmerve köyünde doğdu; sonra Medine’ye geldi. Babası Enes b. Mâlik meşhur sahabî Enes değildir. Bu bir isim benzerliğidir. Soy olarak aslı Yemenlidir; Yemen’in has Araplarından yani Kahtanilerdendir.

Küçük yaştan itibaren babası ve annesi tarafından ilme yönlendirilmiştir. Ama çocukluğunda ilme karşı çok fazla hevesi yoktur. Bir gün babası, onu abisi Nadr ile birlikte imtihan eder, ikisine de bazı sorular sorar; abi Nadr her soruya cevap verir; Mâlik ise cevaplayamaz. İşin sonunda babası Enes, Mâlik’e der ki: “Bak, oynadığın güvercinler seni oyalamış, ilimden mahrum etmiş, abin ise nasıl güzel öğrenmiş.” Bu söz Mâlik’in o kadar zoruna gider ki, o günden sonra hayatı ilim olur.

Çocukluktan itibaren Medine’nin en meşhur âlimlerinden dersler alır; Hadis, Tefsir, Akaid, Fıkıh ve daha nice ilimlerde birçok âlimin yanında dersler alır. Kimin yanında okursa, en gözde talebelerden biri olur.

86 yıllık ömrünün büyük bir kısmı ilim tedrisatında geçer.

İmam Mâlik için şu tespitleri yapabiliriz:

1. İmam Mâlik, kametine/duruşuna uygun bir ilim erbabı idi.
2. İmam Mâlik, ilmin şeref ve haysiyetini muhafaza eden bir âlimdi.

86 yıllık ömrünün bir bölümünü Emeviler döneminde, kalan bölümünü ise Abbasiler döneminde geçirmiştir. Neredeyse 15 sultan ile beraber, 20’nin üzerinde Medine valisi ile beraber aynı anda yaşamıştır.

“İlim talebenin ayağına gitmez, talebe ilmin ayağına gelir!”

3. İmam Mâlik gerçek bir âlimde olması gereken haşyeti hayatının esası edinmiş biriydi.

O, helaldir, haramdır; ifadelerini kullanmaktan oldukça sakınırdı. Bir mesele hakkında hüküm söyleyeceği sırada, eğer o hüküm yeni bir şey hakkında ise; “şu güzeldir, bunda beis yoktur; bu sakıncalıdır; bunu yapmaktan hoşlanmam” şeklinde hüküm verirdi.

Onun haşyetinin en önemli örneklerinden biri hiç şüphesiz 86 yıllık ömründe en fazla kullandığı cümledir. Neydi o cümle? “La edri/ yani bilmiyorum!”

“Bilmiyorum demek bir cevaptır, bunu söyleyebilmek için bile araştırma şarttır.”

Talebesi İbnü’l-Kasım diyor ki: “Hocam, İmam Mâlik’in bir mesele hakkında on küsur yıl düşündüğünü, cevap vermediğini, araştırdığını; kendisine sorulduğu zaman ise; hala bir kanaate varamadım dediğini duydum.”

Kadı İyaz naklediyor: “Kendisine bir defasında kırk sekiz mesele sorulduğunda İmam bunlardan 32’tanesine bilmiyorum dedi; 16 tanesine ise cevap verdi.”

4. İmam Mâlik ilmi ana yatağından öğrenmiş ve hayatı boyunca da bu yatağı terk etmemiş biridir.

Abdullah b. Ömer: “Eğer meşveret yapmak istiyorsanız; hicret ve sünnetin yurdundan ayrılmayınız.”

“Efendimiz’in (sas) ve Ashab’ın ayak bastığı bu toprağa ben nasıl bineklerin üzerinde ayak basabilirim ki? Ayağım onların ayak izlerinde olması gerekirken bundan nasıl mahrum kalabilirim ki?”

Onun hadis naklindeki edebini şöyle tasvir ederler: “Teşehhüdde oturur gibi oturur; ellerini dizlerinin üzerine koyar; rengi benzi atar; sonra Kale Resulullah! (sas) der, öylece hadis naklederdi. Eğer biri hadis nakletse; bu hale bürünmeden asla dinlemezdi.”

“Hocam, ders halkasında yer kalmamıştı, bende ayakta hadis dinlemeyi, Efendimiz’e hürmetsizlik olarak gördüğüm için, dinlemeden meclisinizden uzaklaştım.”

5. İmam Mâlik, ilmin zürriyeti gereği, hayatının sonuna kadar talebe yetiştirmeye devam etmiş biridir.

86 yıl süren ömrü; 14 Rebiülevvel 179 hicri, 7 Haziran 795 miladi de sonra ermiş, Medine’de vefat etmiş; cenaze namazını dönemin Medine valisi kıldırmış ve onu Cennetü’l-Baki’ye defnetmişlerdi. O halen çok sevdiği Ashab ile birlikte aynı mezarlıkta meskûndur.

Muvatta nasıl bir kitaptır?

1. Muvvatta; gözden geçirilip, ayıklanan; kolayca anlaşılan ve üzerinde ittifak sağlanan demektir.

Bir rivayete göre İmam Mâlik, önce kitabını 10.000 hadis ile oluşturmuştur. Diğer bir rivayete göre ise 4.000 hadis… En az 40 kez kitabını gözden geçirmiş, işin neticesinden geriye sadece 1720, diğer bir sayıma göre ise 1828 rivayet kalmıştır.

2. Muvatta; İslam’ın ilim semasında kaleme alınan ilk hadis ve fıkıh kitaplarından biridir.

3. Muvatta; 1828 rivayeti ile dinin amel boyutu ve ahkâmı yani hükümleri ile alakalıdır. Böyle olduğu içinde dinin temel esaslarına dair çok önemli bir kaynaktır.

4. Muvatta; sadece hadis rivayetlerinden oluşan bir kitap değil, amel-i ehli Medine yani Medine halkının uygulamalarını, ilk neslin dini nasıl anlayıp yaşadıklarını yansıtan bir kitaptır.

5. Muvatta, devrin sultanları olan Ebû Cafer el-Mansur, Mehdi Billah ve Harun Reşid tarafından defaatle devletin temel hukuk kitabı olarak belirlenip, resmiyet kazandırılması istenmişse de, İmam Mâlik buna fırsat vermeyerek, insanların can attığı böyle bir teklifi kabul etmemiştir.

Sözlerinde…

“Kur’an’ın doğru anlaşılabilmesi ancak Sünnet ile mümkündür. Sünnet olmadan Kur’an asla doğru bir şekilde anlaşılamaz.”

İmam Mâlik’e göre Sünnetin üç temel görevi vardır:

1. Kur’an’ı takrir eder.
2. Kur’an’ı tefsir eder.
3. Kur’an’da olmayan konularda hüküm koyar.

“Her isteyen hadis rivayet etmek için veya fetva vermek için halkın karşısına çıkamaz, çıkmamalıdır. Bu işin ehli olanların izni olmadıkça asla buna cesaret etmemelidir. Ben, ilim sahiplerinden yetmiş kişi, benim buna ehil olduğuma şahitlik etmedikçe, mescidde oturup ders vermedim, sorulan sorulara fetva niteliğinde cevap vermedim.”

“İlim tahsil etmek isteyenlerin vakarlı, ciddiyetli, haşyetli olmak ve kendilerinden önce bu yolda yürümüş olanları iyice tanıyıp, onların yollarından gitme sorumlulukları vardır. Bu yola revan olanlar, özellikle ilmi müzakereler sırasında nefislerini mizahtan uzak tutmaları gerekir.”

“İlim bir nurdur, ancak takva ve huşu sahibi gönülde yerleşebilir. Kim ilimde bir şey elde ettiyse, muhakkak onu derin bir sabırla elde etmiştir.”

“İlmini tuz yap, edebini ise un yap!”

(181)