Kavuşmak İçin Terk Etmenin Örneği Hz. İbrâhim (as)

Siret-i Enbiyâ derslerimizde Hz. İbrâhim’i (as) öğrenme yolculuğumuza devam ediyoruz. Bu haftaki konumuz Hz. İbrâhim’in ateşe atılması ve sonrasındaki gelişmelerdi. Muhammed Emin Yıldırım hocamız, “Kavuşmak İçin Terk Etmenin Örneği Hz. İbrâhim” serlevhasının altında, Hz. İbrâhim’in şahsiyetinin 6 anahtar kavramını, ateşe atılmasının sebeplerini, o imtihan karşısındaki duruşunu ve bunların bize bakan yönlerini çok önemli örnek ve mesajlarla anlattı.

Dersten Cümleler

Hz. İbrâhim’in en önemli isimlerinden birisi Halîlü’r-Rahmân’dır. Bu ifadeden bir H harfi çizerek, uçların her birine bir kavram yerleştiriyoruz.

Hanîf (Nahl 16/23)
Hasbî (Saffat 37/84)
Halîm (Tevbe 8/114)
Hatîb (Saffat 37/96)
Halîl (Nisa 4/125)
Hakîm (Bakara 2/258)

Bu 6 kavramın Hz. İbrâhim üzerinden bize verilen mesajları şunlardır:

Hanîf: Saf ve duru bir şekilde tevhidi anlaması ve hayatına hâkim kılmasıdır.

Hasbî: Pazarlıksız ve beklentisiz bir şekilde İslâm’a teslim olması ve bunun gereğini yerine getirmesidir.

Halîm: Merhamet ve tahammülü istenilen bir şekilde davetinin esası yapması ve muhataplarının sertliğine rağmen bundan vazgeçmemesidir.

Hatîb: Mesajını ve davetini istenilen şekilde muhataplarına duyurması ve onların anlayabilmesi için her türlü meşru yolu kullanmasıdır.

Halîl: Allah’tan başkasına Allah’a bağlar gibi bel bağlamaması ve dostluğuna zarar verecek her şeyden yüz çevirmesidir.

Hakîm: Hikmet ve teenni ile hareket etmesi, muhakeme yeteneğini en üst düzeyde kullanması ve buradan çıkardığı sonuçlara göre amel etmesidir.

Hz. İbrâhim’den bunları öğrendikten sonra şimdi dönüp kendimiz ile bir muhasebe yapmalıyız:  

Ben gerçekten istenilen oranda Hanîf miyim?
Ben gerçekten istenilen düzeyde Hasbî miyim?
Ben gerçekten istenilen oranda Halîm miyim?
Ben gerçekten peygamber mesleği olan Hatîbliğin hakkını verebiliyor
muyum?
Ben gerçekten Halîl miyim/Allah’a dost muyum?
Ben gerçekten bütün işlerimi hikmetle yapabiliyor muyum?

Hicret, terk etmek için terk etmek değildir. Hicret, kavuşmak için terk etmektir. Küçük şeyleri, büyük şeyler elde etmek için geride bırakmaktır. Asla hicret bir kaçış değildir; mukaddes bir göçtür.

Hz. İbrâhim (as) neleri terk etti?

O, inancı için babasını terk etti.
O, mücadelesi için ateşe, bedenini terk etti.
O, İslâm’ı daha iyi yaşamak için vatanını terk etti.
O, Allah’ın (cc) emrine uymak için ailesini terk etti.
O, rüyasını tasdiklemek için oğlunu/cananını terk etti.

Hz. İbrâhim (as) terk edişlerinden kazandı mı kaybetti mi?

Hz. İbrâhim inancı için babasını terk etti; Allah (cc) ona peygamber olan iki oğul ve soyundan gelecek onlarca peygamber bahşetti.

Hz. İbrâhim mücadelesi için ateşe bedenini terk etti; Allah (cc) ona uzun, sâlih ve bereketli bir ömür bahşetti.

Hz. İbrâhim İslâm’ı daha iyi yaşamak için vatanını terk etti; Allah (cc) ona birçok yer, vatan ve yeryüzünün en değerli mekânını bahşetti.

Hz. İbrâhim Allah’ın (cc) emrine uymak için ailesini terk etti; Allah (cc) o aileyi Kâbe’nin ihyası için görevlendirdi ve onların hürmetine çölün ortasında bir bereket kaynağı olarak Zemzem’i bahşetti.

Hz. İbrâhim rüyasını tasdiklemek için oğlunu/cananını terk etti; Allah (cc) o oğluna bedel semadan bir koç indirtti, cananını ona bağışladı ve onun soyundan peygamberlik silsilesinin Son Mührünü (sas) bahşetti.

Terk etmeyi anladığımızda bizde terk etmeye başlarız:

Sevap için günahı terk etmek
Helal için haramı terk etmek
İyilik için kötülüğü terk etmek
Vefa için nankörlüğü terk etmek
Hayır için şerri terk etmek
Hak için batılı terk etmek

Yani Allah için, Allah’ın rızası için O’nun hoşnut olmadığı şeyleri terk etmek…

Mü’min yaptıkları ile mü’min olduğu gibi yapmadıklarıyla da mü’mindir.

Hz. İbrâhim’e (as) verilen cezayı Kur’ân’da üç yerden okuruz:

“Onun için (içi ateş dolu) bir bina yapın ve onu ateşe atın” dediler.” (Sâffât 37/97)

“(İçlerinden bazıları), “Eğer (bir şey) yapacaksanız, onu yakın da ilâhlarınıza yardım edin” dediler.” (Enbiyâ 21/68)

“…Dediler ki onu öldürün veyahut onu yakın…” (Ankebût 29/24)

Neden Hz. İbrâhim’e böyle ağır bir ceza verildi?

Hz. İbrâhim (as) muhataplarının yüreklerine bir ateş düşürmüştü. Onlar yüreklerindeki ateşi söndürmek için Hz. İbrâhim’i yakmak istemiş ve bundan dolayı büyük bir ateş yakmak istemişlerdi.

Tarih boyunca zalim yöneticiler, otoriteleri sarsılmasın diye her zaman için kendilerine başkaldıran insanlara en ağır cezaları vermişlerdir. Bununla maksatları nelerdir?

1. Hükümdarın güç ve kuvvetinin ne kadar büyük olduğu herkes tarafından görülsün.

2. Düzene, otoriteye, alışılagelmiş sisteme, kimseler aykırı şeyler söylemesin.

3. Başka kimseler başkaldırma, sorgulama, itiraz etme gücü kendinde bulamasın.

4. Cezalandırılanlar toplumda kötü gösterilsin ki kimseler onlara merhamet beslemesin.

5. Verilen ceza o toplumun selameti açısından olduğuna insanlar inandırılsın ki sonrasında ortaya başka sorunlar çıkmasın.

“Biz de dedik ki: Ey ateş! İbrahim’e karşı serin ve selâmette ol!” (Enbiyâ 21/69)

“Allah’ın kanununda/yasasında asla bir değişme bulamazsın, Allah’ın kanununda kesinlikle bir sapma da bulamazsın.” (Fâtır 35/43)

“Ey İman edenler! Eğer siz Allah’ın dinine yardım ederseniz, O da size yardım eder, ayaklarınızı sabit tutar.” (Muhammed 47/7)

Menkıbelerde asla bakılmaz, fasla bakılır…

Safım, tarafım belli olsun…

Bütün zalimler yönettikleri halka şunu kabul ettirirler: “Ya bu düzen değişmez, böyle geldi, böyle gidecek…” İşte bunun adı öğrenilmiş, öğretilmiş çaresizliktir.

“Çölde bir tek kum tanesinin yerini değiştiren pek çok şeyin yerini değiştirir.”

Hz. İbrâhim (as) ile aynı safta olanlar;

Asla batıl geleneğe boyun eğmezler.

Asla çoğunluğun dediğine uymazlar.

Asla güçten, mülkten, iktidardan gelebilecek cezalardan çekinmezler.

Asla karanlık zindanlara ve azgın ateşlere atılmaktan veya sürgün edilmekten korkmazlar.

Asla netice hesabına takılmazlar.

Kolay bir şey değil ama İbrahimî olmak budur, Hz. İbrâhim’in yolunu yol edinmek budur.

Hiçbir zalimin ateşi, aslında mazlumu yakamaz.

Çünkü mazlumun yüreğindeki ateş, zalimin yaktığı ateşten daha kuvvetlidir.

İmanı yakacak ateş yoktur.
İhlası yakacak ateş yoktur.
Aşkı yakacak ve söndürecek ateş yoktur.
Azmi yakacak ve bitirecek bir ateş yoktur.
Ulvî hedefleri yakacak ve bitirecek ateş yoktur.

(363)