İlmi, İrfanı ve Mücadelesiyle İmâm-ı Âzam | Muhammed Emin Yıldırım

Çağın Mus’abları ve Çağın Esmaları talebe kardeşlerimize özel olarak düzenlenen İmâm-ı Âzam Kampımızın besmelesi çekildi.

Pandemi süreci nedeniyle online olarak gerçekleştirilen kampın ilk programını Muhammed Emin Yıldırım Hocamız yaptı. İlk programa özel olarak herkesin izlemesine açık olarak Siyer Tv Youtube kanalımızdan yayınlanan programda Hocamız, “İlmi, İrfanı ve Mücadelesiyle İmâm-ı Âzam” konusunu işledi.

Ders Notları

İslam Medeniyeti dediğimiz bu büyük medeniyet, en ayırıcı vasfı ile insanı eksene koymuş, insana değer vermiş ve insan yetiştirmiştir.  

İlk günden bugünlere kadar İslâm medeniyeti, binlerce âlim, arif, müçtehid, komutan, şair, edip, devlet başkanı, bilim adamı, sanatçı yetiştirmiştir. 

Değer verdiğimiz tüm İslam büyüklerini severken, okurken, değerlendirirken şunlara dikkat ederiz: 

– Çok çok severiz; ama Hz. Peygamber’den başka kimseyi masum görmeyiz. 

– Çok çok kıymet veririz; ama asla şahıslarını putlaştırmayız. 

– Çok çok önem veririz; ama asla âlimleri birbirleri ile yarıştırmayız. 

– Çok çok anlamaya çalışırız; ama o günlerin şartlarını dikkate almama gibi bir yanlışa düşmeyiz.

– Çok çok iftihar ederiz; ama sadece onlarla övünmekle yetinmez, onların miraslarını üretmeye gayret ederiz. 

Dört Raşid Halife şu vasıflarla öne çıkmıştır: 

– Hz. Ebû Bekir: Sadakat
– Hz. Ömer: Adalet
– Hz. Osman: Hayâ
– Hz. Ali: İlim

Dört büyük imamımızda şu vasıflarla öne çıkmıştır: 

– İmam Mâlik: İlim ve celadet
– İmam Ebû Hanife: Mücadele ve şehadet
– İmam Şâfîi: Hikmet ve hicret
– İmam Ahmed b. Hanbel: İzzet ve istikamet

Biz İmam Ebû Hanife’yi anlamaya çalıştığımızda, üç özelliğini dikkatlere vererek; “İlmi, İrfanı ve Mücadelesiyle İmam-ı Azam” dedik. 

İlmi dediğimizde onun Âlimliğini
İrfan dediğimizde onun Arifliğini
Mücadele dediğimizde onun Mücahitliğini konuşmuş olacağız.

O zaman burada üç soru sorup cevaplar vermiş olalım.

İmâm-ı Â’zam nasıl bir Âlimdi?
İmâm-ı Â’zam nasıl bir Arifti?
İmâm-ı Â’zam nasıl bir Mücahitti? 

İmâm-ı Â’zam nasıl bir âlimdi?

İmam Şâfiî “Bütün insanlar fıkıhta, Ebû Hanîfe’nin aile fertleri sayılır.” sözüyle onun fıkıh ilmindeki konumuna işaret eder.

Abdullah İbnü’l-Mübarek de “Fıkıh’ta Ebû Hanife gibisini görmedim, ondan daha dindar birini de görmedim” demiştir.

Tarihte ve günümüzde en fazla sevilen bir âlimdir. 
Tarihte ve günümüzde en fazla hayatlara tesir eden bir âlimdir. 
Tarihte ve günümüzde en fazla tenkit edilen bir âlimdir. 
Tarihte en fazla yöneticilerle sorun yaşamış bir âlimdir? 
Tarihte ve günümüzde en fazla yanlış anlaşılan bir âlimdir? 

İmam Ebû Hanife nasıl bir âlimdir? 

O, güce boyun eğmeyen bir âlimdir.
O, mülke boyun eğmeyen bir âlimdir. 
O, sevdiklerine boyun eğmeyen bir âlimdir. 
O, çoğunluğa boyun eğmeyen bir âlimdir. 
O beğenilmeye boyun eğmeyen bir âlimdir.

İmâm-ı Â’zam nasıl bir Arifti?

Arif, malum anlamada isabetli, kavramada derin, sezgide güçlü, meseleleri değerlendirmede bütüncül, hedefleri belirlemede cesur olana denir. 

Âna mahkûm olmayan ama ânın vaciplerini yerine getiren bir arifti.

Cahillerin dedikodularına itibar etmeyen ama cahillere merhamet ile yaklaşan bir arifti.

Âlimlerin tenkitlerinden korkmayan ama onlara ikna edecek cevaplar veren bir arifti. 

Görüşlerine ve içtihadlarına güvenen ama daha doğrusunu bulduğunda veya kendisine söylendiğinde hemen onu kabul eden bir arifti. 

Kendisi bizzat usulünü anlatırken şunları ifade etmektedir: “Allah’ın kitabındakini alır kabul ederim. Onda bulamazsam Resûlullah’ın güvenilir âlimlerce nakledilen malum ve meşhur sünnetiyle amel ederim. Onda da bulamazsam Allah Resûlü’nün ashabından dilediğim kimsenin görüşünü alırım, fakat iş İbrahim, Şa’bî, Hasan, Atâ… gibi tâbiûndan olan zevata gelince ben de onlar gibi ictihad ederim.” demektedir.

Ebû Hanife başka bir ifadesinde: “Resûlullah’tan (sas) gelen hadisler baş üstüne, sahabeden gelenleri seçer birini tercih ederiz, fakat toptan terk etmeyiz. Bunlardan başkalarına ait olan hüküm ve ictihadlara gelince onlar adam biz de onlar gibi adamlarıyız.”

Talebelerini çok seven, onlara her türlü desteği veren ama onlarla istişare eden ve onların görüşlerine değer veren bir arifti. 

Diyorlar ki:  “Biz onun kadar talebelerinin görüşlerine değer veren bir hoca görmedik. Derslerde bu konu hakkında ne dersiniz diye sorar, biz görüşlerimizi söylediğimiz zamanda bizimle o görüşleri tartışırdı.” 

İmâm-ı Â’zam nasıl bir mücahitti? 

En mühim cihad olan nefis ile cihadı en güzel hali le ortaya koyan bir mücahitti. 

En fazla fedakârlık isteyen cihad olan ilmî cihadı, yapmaktan geri durmayan ve bu uğurda gecesini gündüzüne katan bir mücahitti. 

Muasırlarından Melih b. Vekî diyor ki: “Allah’a yemin ederim ki Ebû Hanîfe son derece emanete riayet ederdi. Büyük ve eşsiz bir kalb sahibi idi. Allah’ın rızasını her şeyden üstün tutar ve Allah uğrunda boynuna kılınç çalsalar bunlara katlanırdı.” 

En büyük cihad olan “zalim sultan karşısında hakkı söylemeyi” bedeli ne olursa olsun göze alan bir mücahitti.

“Değil kadı olmak vali bana Vâsıt mescidin kapılarını say dese, onu bile kabul etmem.”

En zor cihad olan “mazlumdan yana zalime karşı” ilkesini çok sıkıntılı şartlarda yerine getiren bir mücahitti.

En ağır cihad olan “istikamet ve istikrar çizgisini korumayı” sağlayan, bir zalimi başka bir zalime tercih etmeyen bir mücahitti. 

Sözleri

Ona sordular: Bu kadar derin bir ilmi nasıl elde ettin?

Dedi ki: “Duyduğum her bilgiyi sanki yeni duyuyormuş gibi heyecan ile dinledim. Söylenen her hakikati kimselere havale etmeden üzerime aldım.”

Talebelerinden birine der ki: Âlimleri bulunan bir yere vardığında orada sadece sen varmış havasına bürünme! Halkı etrafına toplayıp çekip çevirmeye kalkışma! Onların hocalarına dil uzatma! Lüzumsuz ve yersiz tartışmalara girme! Delilsiz, kaynaksız konuşma! Onlardan biriymiş gibi ol! Yoksa sana haset ederler.

Devlet başkanının huzurunda yalan konuşmaktan ve ilmî bir ihtiyaç seni mecbur etmedikçe, her vakit yanına gitmekten sakın. Zira onun yanına çok gidip geldiğin zaman seni önemsemez ve onun katındaki mevkiin küçülür.

Bir mesele hakkında fetva için biri sana geldiği vakit, yalnız onun sorusuna cevap ver; başka bir meseleyi ona ekleme. Zira ilâve ettiğin mesele onun kafasını karıştırıp sorusunun cevabını tam anlayamaz.

On sene müddetle bile kazançsız ve azıksız kalacak olsan, ilimden yüz çevirme. Zira sen ilimden yüz çevirirsen geçimin darlık içinde olur.

(221)