Hz. Peygamber (sas) ve Emanet | Muhammed Emin Yıldırım

Muhammed Emin Yıldırım Hocamızın Ahlâk Medresesi kapsamında yapmakta olduğu Nebevî Ahlâk programlarının “Hz. Peygamber (sas) ve Emanet” başlıklı bölümü.

Dersten Cümleler

Ahlâk Medresemizdeki derslerimiz hamdolsun devam ediyor. İlk dönemimizi şimdi yapacağımız ders ile tamamlamış olacağız.

Bu dersimizin başlığı ise “Hz. Peygamber ve Emanet” olacak…

Emanet kavramı çok önemli, çok geniş, çok yönlü bir kavramdır. İşin acı tarafı ise önemi kadar anlaşılmamakta ve önemi kadar hayatımızda yer almamaktadır.

Gönderilen tüm peygamberlerin ortak sıfatları:

  1. Sıdk, doğruluk
  2. Emanet
  3. Tebliğ
  4. Fetanet
  5. İsmet

Öncelikle şu üç hususu bir hatırlamamız gerekmektedir.

Birinci husus: Emanet kavramı, İman-Ahlâk ilişkisini ortaya koyan en önemli kavramdır. Efendimiz’in (sas) o önemli uyarısını burada hatırlamak durumundayız. Ne diyordu Efendimiz (sas) Enes b. Mâlik’in nakli ile:  “Allah’ın Peygamberi (sas) bize hutbe verdiği zamanmutlaka şöyle buyururdu: “Emanete riayet etmeyenin imanı yoktur; ahde vefa göstermeyenin ise dini yoktur.” (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, III, 134)

İkinci husus: Emanet kavramı, iman, mü’min, emniyet, eminlik gibi kavramlarla aynı kökten gelmektedir. Böyle olması bize şu mesajları vermelidir:

Emanet, iman ile alakalı bir kavramdır; kâmil iman ancak onun ile sağlanır. 

Emanet, mü’minin hayatında olmazsa olmaz bir kavramdır; temsiliyet ancak onun ile tesis edilir.

Emanet, bütün bir varlığa emniyet ve güven yansıtan bir sorumluluktur; İslâm ancak onunla tebliğ edilebilir.

Üçüncü husus:  Emanet kavramı bir çatı ve anahtar kavramdır. Emanet kavramın saç ayakları olan diğer kavramlar şunlardır: Ehliyet, Liyakat ve Adalet… 

Ehliyet: İşin hakkını verebilecek konumda olmak

Liyakat: İşi layığı ile sürdürebilmek ve yetkinliğine zarar vermemek

Adalet: Hak edene hak ettiğini verebilmek

Arapça’da “güvenmek, korku ve endişeden emin olmak” mânasındaki emn masdarından gelen emanet kelimesi, hıyanetin karşıt anlamlısı olarak isim şeklinde kullanıldığı gibi “güvenilir olmak” anlamında masdar şeklinde de kullanılır. Ayrıca “güvenilen bir kimseye koruması için geçici olarak tevdi edilen şey” mânasına da gelmekte olup kelimenin bu son kullanılışı daha yaygındır. (bk. Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “emn” md.; Lisânü’l-ʿArab, “emn” md.).

Kur’ân-ı Kerîm’de emanet kelimesi iki âyette tekil, dört âyette çoğul şekliyle geçmekte, aynı kökten gelen değişik fiil ve isim kalıpları da Kur’an’da yer almaktadır. Bu 6 kullanım üzerinden biz Kur’ân-ı Kerim’den emanet kavramının ne anlama geldiğini çok güzel bir şekilde çıkarabiliriz.

Kur’ân-ı Kerim’de Emanet Kavramı

  1. Emanet, taşınması çok ağır olan bir sorumluluktur.

“Biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, sorumluluğundan korktular; nihayet onu insan yüklendi. (bununla beraber onun hakkını tam yerine getiremedi.) Çünkü o çok zâlim ve çok câhildir. ” (Ahzâb 33/72)

Bizim insanlık vurgumuz asla bir Hümanizm nostaljisi gibi algılanmamalıdır. Biz insan derken, insanı insan kılan temel vasıflara dikkatleri çekmek istiyoruz. Nedir bu vasıflar?

  1. Kendisini yaratandan başkasına kul olmamak
  2. Kendisine ve yaratılan tüm varlığa şefkat nazarı ile bakmak
  3. Kendisiyle ve yaratılan tüm varlıkla sevgi üzerinden bir bağ kurmak
  4. Kendisi dışındaki tüm varlıkla hukuk üzere yaşamak
  5. Kendisi ile yapılan ahitleşmeye sadık bir hayatın sahibi olmak ve bunu ömür boyu sürdürme istikrarı ortaya koymak

Bu beş tane insanlığın en temel esası, 5 tane önemli kavrama yaslanmaktadır: Tevhid, Merhamet, Muhabbet, Adalet ve Sadakat…

  • Emanet, inanan insanın en önemli vasfıdır.

“Mü’minler¸ emanetlerini ve verdikleri sözü yerine getirirler.”  (Mü’minûn 23/8; Meâric 70/32)

  • Emaneti ehline vermek Allah’ın en önemli emirlerindendir.

“Şüphesiz ki Allah, size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adalet ile hükmetmenizi emrediyor.” (Nisa 4/58)

Efendimiz (sas) Kâbe’nin anahtarlarını Osman b. Talha’ya verirken şöyle dedi: “Ey Ebû Talha oğulları! Allâh Teâlâ’nın emanetini, sürekli sizde kalmak ve dürüst hareket etmek üzere alınız! Onu, zâlim olmadıkça hiç kimse sizin elinizden alamaz! Bugün, iyilik ve ahde vefâ günüdür.” buyurdu. (İbn-i Hişâm, es-Sîre, IV, 31-32; Vâkıdî, Kitabü’l-Meğazi, II, 837-838; İbn-i Sa’d, Tabakât, II, 137)

“Emaneti ehline verin” ayeti temelde üç önemli mesaj taşır:

Verme makamında olanlara: “Emaneti ehline verin.der.

Alma makamında olanlara: “Ehil değilseniz sakın almayın.” der.

Ehil makamında olanlara: “Size tevdi edildiğinde sakın geri durmayın.” der.

“Müslümanların bir işine bakan kimse, o işi daha iyi yapacak (daha ehil) biri varken bir başkasına verirse Allah’a, Resûlüne ve mü’minlere hıyânet eder.” (Kâsımî, Muhammed Cemaleddin, Mehâsinü’t-Te’vil, V, 1334)

Hz.Ömer de “Müslümanların başında bulunan kişi, dostluk veya akrabalık hatırına bir adamı bir işin başına getirirse Allah’a, Resûlüne ve Müslümanlara hıyânet etmiş olur.” demiştir. (Kâsımî, age., V,1334)

Peygamber Efendimiz, amcasına: “Ben size insanların Beytullâh’a göndereceği örtü gibi şeylerden geçiminizi sağlayacağınız şeyi değil, hacıların su ihtiyaçlarını karşılamak üzere servetinizden harcayarak bu yüzden hayra nâil olacağınız zahmetli vazifeyi veriyorum!” buyurdu ve hacılara su ikrâm etme vazifesine devam etmesini söyledi.

  • Emanete riayet etmek ve gereğini yerine getirmek çok önemli bir sorumluluktur.

 “…Birbirinize bir emanet bırakırsanız, emanet bırakılan kimse emaneti sahibine versin ve (bu hususta) Rabbi olan Allah’tan korksun…”  (Bakara 2/283)

  • Emanet Allah’ın ve Peygamberin hukukunu korumaktır.

“Ey iman edenler! Allah’a ve Peygamber’e hainlik etmeyin; (sonra) bile bile kendi emanetlerinize hainlik etmiş olursunuz.” (Enfâl 8/27) 

  • Emanete riayet, insanın insanlık kalitesinin en bariz göstergesidir.

“Ehl-i kitaptan öylesi vardır ki, ona yüklerle mal emanet bıraksan, onu sana noksansız iade eder. Fakat onlardan öylesi de vardır ki, ona bir dinar emanet bıraksan, tepesine dikilip durmazsan onu sana iade etmez. Bu da onların, ‘Ümmîlere karşı yaptıklarımızdan dolayı bize vebal yoktur!’ demelerindendir. Allah adına bile bile yalan söylüyorlar.” (Âl-i İmrân 3/75)

Hadis-i Şeriflerde Emanet Kavramı

  1. Emanete riayet etmek, mü’minin en önemli vasfıdır.

Abdullah b. Amr (ra) Efendimiz’den şu sözü rivâyet etmektedir: “Dört şey sende varsa artık dünyadan kaybettiklerine üzülme: Emaneti korumak, doğru söylemek, güzel ahlâk ve helâl rızık.” (Ahmed b.Hanbel, el-Müsned, II/177)

“Müslüman insanların, dilinden ve elinden zarar görmedikleri, mü’min de insanların canları ve malları konusunda kendisinden emin oldukları kişidir.” (Nesâî, İman, 8)

  • Emanete riayet etmemek, bir nifak alametidir.

“Dört şey vardır ki bunların tamamı bir insanda toplanırsa, o adam tam münâfık olur. Fakat bunlardan sadece biri kendisinde bulunan kişi ise, bu huyu bırakıncaya dek nifaktan bir hal üzeredir:

  • Konuştuğu zaman yalan söylemek
  • Antlaşma yapıp ardından saldırmak
  • Söz verip caymak
  • Biriyle davalaştığı zaman haktan sapmak.” (Müslim, İman, 107)

Yine başka bir hadislerinde ise Hz. Peygamber (sas) şöyle buyurmuştur: “Münâfıklığın alâmeti üçtür: Konuştuğunda yalan söyler¸ vadettiğinde sözünde durmaz. Kendine emânet edilen şeye hıyânetlik yapar.” (Buharî, İman, 24; Edeb, 69; Müslim, İman, 107, 108)

  • Emanetin zayi edilmesi toplumsal kıyâmetin en önemli sebebidir.

Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivâyet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bir mecliste etrafındaki sahâbîlere birşeyler anlatırken, bir bedevî geldi ve

– “Kıyâmet ne zaman kopacak?” diye sordu.

Resûlulah sallallahu aleyhi ve sellem sözünü kesmeyip konuşmasına devam etti. (O kadar ki) oradakilerden kimisi (kendi içinden) “Bedevîyi işitti ama sorusundan hoşlanmadı”; kimisi de “Galiba işitmedi” diye durumu yorumladı. Derken Resûlulah sallallahu aleyhi ve sellem, sözünü bitirince

-“O, kıyâmeti soran nerede?” buyurdu. Bedevî;

-Benim, buradayım ya Resûlallah! dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber;

-“Emânet zâyi edildi mi kıyâmeti bekle!” buyurdu. Bedevî;

-Emânet nasıl zâyi olur? dedi. Resûlulah sallallahu aleyhi ve sellem de;

-” İş, ehil olmayana verildi mi kıyâmeti bekle!” buyurdu. (Buhârî, İlim 2)

Hatırlanacağı üzere Kıyâmet üç tanedir:

Ferdi Kıyâmet
İçtimaî/Toplumsal Kıyâmet
Kevnî/Büyük Kıyâmet

“Allah Teâlâ, ilmi insanlara lütfettikten sonra hâfızalarından zorla söküp almaz. Ancak âlimleri ilimleriyle birlikte aralarından alır, geriye kara câhil bir grup kalır. Halk bunlara mes’elelerini götürür, onlar da kişisel görüşleriyle cevap verirler. Böylece hem halkı saptırır, hem de kendileri saparlar.” (Buhârî, İ’tisam 7, Müslim, İlim 14)

  • Emanet, Allah’ın bize bahşettiği her türlü nimet için geçerli olan biri durumdur.

“Emanet, istediğin her şeyi yapabilirsin demek değil, istediğin her şeyi yapamazsın.” demektir.

İslâm dini, iman, ahlâk ve beden açısından sağlıklı bir toplumun meydana gelmesi için insanoğlunun bir takım değerlerini muhafaza altına almış ve bu değerlere zarar verecek tüm şeyleri onlar için yasaklamıştır. Bu değerlere “Külliyat-ı Hamse” veya “Zarurat-ı Hamse” adı verilmiştir. Yani korunması ve muhafaza edilmesi zorunlu olan beş esas… Bu esaslar sırasıyla şu şekildedir.

1)   Din Emniyeti
2)   Can Emniyeti
3)   Nesil Emniyeti
4)   Akıl Emniyeti
5)   Mal Emniyeti

“Ey insanlar! “Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah’tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah’ın emaneti olarak aldınız ve onların namusunu kendinize Allah’ın izniyle helal kıldınız. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, kadınların da sizin üzerinizde hakkı vardır…” (Müslim, Hac 19)

Kur’ân-ı Kerim’den şu emanetleri öğrenmek gerekir:

Misak Emaneti
Şahitlik Emaneti
Sorumluluk Emaneti
Antlaşmalar Emaneti
Nimetler Emaneti

  • Emanete riayet, karşı tarafın tavrına göre değil ilkelere göre belirlenmelidir.

“Sana emanet verenin emanetini öde, sana hıyânet edene (senin emanetini inkâr edene) sen hıyânet etme (sana emanet ettiği şeyi ona geri ver)” (Tirmizî, Buyu’, 38; Ebû Dâvud, Buyu’, 79)

“Sakın immea olmayın. İnsanlar iyi olur, iyilik yaparlarsa, biz de iyi olur, iyilik yaparız; yok onlar zulmederlerse biz de zulmederiz” diyen şahsiyetsizler (den) olmayın. Aksine siz kendinizi, insanlar iyi olurlarsa iyi olmaya, kötü olurlarsa, kötü (zâlim) olmamaya alıştırın!” (Tirmizî, Birr 62; Hatîb Tebrîzî, Mişkâtü’l-Mesâbîh, III, 1418)

  • Emanet, sadece mallarda değildir, tüm mahremiyetlerde emanettir ve korunmalıdır.

Resûlullah (sas) şöyle buyurur: “Biri diğerine bir söz söyleyip ayrılırsa artık bu söylenen söz onun yanında bir emanet sayılır.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 37)

“Meclisler emanettir.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 32)

Diğer bir rivayette ise şöyle buyrulur:

 “Şu üç yer hariç meclisler(de vuku bulan şeyler) emanettir:

* Haram bir kanın akıtıldığı meclis,
* Haram olan zinanın yapıldığı meclis,
* Haksız yere bir malın alındığı meclis.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 33)

Huzeyfe İbni’l-Yemân radıyallahu anh şöyle dedi: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bize iki olayı haber verdi. Bunlardan birini gördüm, diğerini de bekliyorum. Hz. Peygamber bize şunları söyledi: “Şüphesiz ki emanet, insanların kalplerinin ta derinliklerine kök salıp yerleşti. Sonra Kur’ân indi. Bu sayede insanlar Kur’ân’dan ve sünnetten emaneti öğrendiler.”

Sonra Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bize emanetin kalkmasından bahsetti ve şöyle dedi:“İnsan bir kere uyur ve kalbinden emanet çekilip alınır, ondan belli belirsiz bir iz kalır. Sonra bir kere daha uyur, yine kalbinden emanet alınır; bu defa da ayağının üzerinde yuvarladığın korun bıraktığı iz gibi bir eseri kalır. Sen onu içinde hiçbir şey olmadığı halde kabarık görürsün.”

Daha sonra Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem eline çakıl taşları alarak ayağının üzerinde yuvarladı. Sözlerine de şöyle devam etti: “Neticede insan o hale gelir ki, insanlar alış-veriş yaparlar da, neredeyse emaneti yerine getirecek bir kişi bile kalmaz. Hatta şöyle denilir: “Filan oğulları arasında emin bir adam varmış.” Bir başka kişi hakkında da: “Ne kadar cesur, ne kadar zarif, ne kadar akıllı bir kişi” denilir. Oysa kalbinde hardal tanesi kadar bile iman yoktur.”

Sonra Huzeyfe (ra) sözlerine şöyle devam etti:

“Şüphesiz ki bir zamanlar, sizin hanginizle alış-veriş yapacağıma aldırmazdım. Çünkü alış-veriş yaptığım kişi müslümansa, dini kendisini benim hakkımı vermeye yöneltirdi. Şayet hıristiyan veya yahudi ise, valisi benim hakkımı vermeye onu sevk ederdi. Fakat bugün sizden sadece belli birkaç kişiyle alış-veriş yapıyorum.” (Buhârî, Rikak 35, Fiten 13; Müslim, Îmân 230; Tirmizî, Fiten 17; İbn Mâce, Fiten 27)

Sözü:

“Öyle bir zaman gelecek ki iyiliği emretmeyen ve kötülükten menetmeyen kimseleri içinizde en hayırlı kişiler olarak göreceksiniz.”

(127)