Cenneti Anlamaya Hayaller Yeter mi?

Öteki Hayat derslerimizde bu hafta da mükâfatlar yurdu Cennet’i anlamaya devam ettik. Muhammed Emin Yıldırım Hocamız, “Cenneti Anlamaya Hayaller Yeter mi?” serlevhasında, Cennetin nasıl hayaller üstü bir yer olduğunu, Cennetliklerin özelliklerini, Cennete kilitlenerek yaşamanın ne anlama geldiğini ve daha nice önemli konuyu, alınması gereken mesajlar çerçevesinde bizlere anlattı.

Dersten Cümleler

Sahabe’nin büyük ve önemli simalarından olan Selmân-ı Fârisî (ra) şöyle Şaban ayının Ramazan’a yaslandığı günlerin birinde Hz. Peygamber’in (sas) bir hutbe irad ettiğini ve o hutbesine şu cümle ile başladığını bize aktarır: “Ey insanlar! Büyük ve mübarek bir ay yaklaştı, gölgesi başınızın üstüne düştü…”

Arşın gölgesini kazanmak için Ramazan çok ama çok büyük bir fırsattır.

Ümmet-i Muhammed’in bu çağda kalitesi olmadığı için, insanlığın kalitesi yok…

Ümmet-i Muhammed, insanlığın tuzudur. Tuz bozulsa ne olacaksa, bugün olanda odur.

Huzeyfetü’l-Yemânî (ra) diyor ki: “Resulullah’ın ashabı, O’na ‘hep en hayırlı amel nedir?’ diye sorarlardı. Ben ise Efendimiz’e hep en şerli amel nedir diye sordum. Çünkü hayır bellidir. Biz şerleri öğrenip ondan geri durmak zorundaydık. Bundan dolayı ben hep şer olanları Efendimiz’den sordum.”

“Sakın şahsiyetsiz insanlardan olmayın! İnsanlar iyi olur, iyilik yaparlarsa, biz de iyi olur, iyilik yaparız; yok onlar zulmederlerse biz de zulmederiz” diyen şahsiyetsizlerden olmayın. Aksine siz kendinizi, insanlar iyi olurlarsa iyi olmaya, kötü olurlarsa, kötü/zalim olmamaya alıştırın/zorlayın!” (Tirmizî, Birr, 62; Hatîb Tebrîzî, Mişkatü’l-Mesâbîh, III, 1418)

Hz. Peygamber (sas) kime şahsiyetsiz insan diyor?

1. Yapılan iyiliğe iyilikle, kötülüğe kötülük ile karşılık verene!
2. Yaptığı işleri selim bir niyet ile Allah (cc) için değil, başka amaçlarla yapana!
3. ‘Herkese seninleyim’ diyerek, hakikatin yanında yer almayana!
4. Taassubu, taklitçiliği ve tecessüsü ahlak olarak edinene!
5. Değersiz olanı değerli ile yüce olanı basit olan ile değiştirene!

Bir gün Abdullah b. Mes’ûd (ra), “Her hangi biriniz sakın imme’a olmasın!” deyince, “imme’a nedir?” diye sormuşlar. O da demiş ki: “Biz cahiliyye devrinde (İslâm öncesinde), çağırılmadığı halde davetlilerin arkasına takılıp ziyafete giden asalaklara “imme’a” derdik. Ama bugün imme’a; dinini, imanını insanların anlayışlarının peşine takan, delil, burhan aramaksızın körü körüne onlara tabi olan yani taassup ve taklitçilik yapan, birde onun bunun özel hayatını merak eden yani tecessüs yapan kişidir.”

Cabir b. Abdullah (ra) aktarıyor. Diyor ki: “Bir sabah vakti bizler Resulullah’ın etrafından halka olmuş otururken, Efendimiz (sas) buyurdular ki: “Bugün ben bir rüya gördüm. Rüyamda Cennetteyim. Dolaşırken birden Ebû Talha’nın hanımı Rümeysa ile karşılaştım. Biraz daha yürüdüm, arkadan bir hışırtı, bir ayak sesi duydum! Bu kimin ayak sesleri dedim. Bilal’in dediler. Biraz daha dolaştım. Avlusunda bir cariye bulunan muhteşem bir köşk gördüm. “Bu kime ait?” dedim. “Ömer İbnu’l-Hattab’ındır” dediler, içine girip bakmayı arzu ettim. Ancak Ömer’in kıskanç olduğunu hatırladım ve geri döndüm.” Bunlar anlatılırken gözlerinden yaşlar boşandı Hz. Ömer’in ve dedi ki: “Sana karşı da mı kıskanç olacağım ey Allah’ın Resulü!” (Buhari, Ta’bir, 31, 32, Bed’ü’l-Halk, 9, Fezailu’l-Ashab, 19, Nikâh, 107; Müslim, Fezailu’s-Sahabe, 21

“Abdullah ne güzel bir adamdır; ahh bir de gece namazı kılsa!”

Bu rivayeti anlatan gerek İmam Nâfî, gerek Abdullah b. Ömer’in oğlu Salim diyor ki: “O günden sonra Abdullah bir daha gece namazını bırakmadı ve gecelerini çok az uykuda geçirdi.”

Ebû Hureyre (ra) aktarıyor, diyor ki: “Resulullah’ın etrafında oturmuştuk, Allah Resulü (sas) bize Cennet’ten bahsediyordu. Bir ara dedi ki:  “Bir adam cennette ziraat yapmak için Rabbinden izin isteyecek. Rabbi ona diyecek ki: ‘Sen arzuladığın hâl üzerine değil misin?’ O da şöyle diyecek: ‘Evet. Fakat ben ziraatı seviyorum.’ diyecek. Ona izin verilecek, hemen tohum ekecek bir anda ekin verecek, büyüyecek, harmanı yapılıp, dağlar gibi mahsul yığılacak… Rab Teâla ona: “Ey Âdemoğlu! Senin gözün doymaz ama al bakalım bunu buyuracak…”

Ebû Hureyre diyor ki, biraz sessizlik oldu, herkes sevindi, ama sonra Âdemoğlu’nun kanaatsizliği üzerinde tefekkür oluştu. Tam esnada bir Bedevi dedi ki: “Ya Resulullah! O cennette ziraat isteyen kişi ya Kureyş’tendir, yada Ensar’dandır. Çünkü onlar çiftçidir. Biz değiliz, ben olsam Cennet’te yan gelip yatmayı isterim, ne işim var, ziraatla uğraşmaya!” dedi. Ebû Hureyre diyor ki: “Bu sözler, öyle bir Resulullah’ın hoşuna gitti ki, azı dişleri görünene kadar güldü, o güldü, bizde güldük!”  (Buhari, Tevhid, 38)

“Ya Resulullah! Cennet’te kılıç var mı?” Efendimiz (sas): “Evet, var dedi ve başladı Cennet kılıçlarını vasfetmeye!”

Bir diğeri bu sefer: “Ya Resulullah! Cennette at var mı?” diye sordu. Aleyhissalatu vesselam da: “Allah Teâla seni cennete koyduğu takdirde, kızıl yakuttan bir at üzerinde orada dolaşmak isteyecek olsan, o seni istediğin her yere uçuracaktır.” buyurdular. Bunun üzerine diğer biri de: “Ya Resulullah! Peki, Cennette deve var mı?” diye sordu.  Efendimiz (sas) baktı ki soruların ardı arkası kesilmeyecek, bunun üzerine dedi ki: “Eğer Allah seni cennete koyarsa, orada canının her çektiği, gözünün her hoşlandığı şey bulunacaktır.” (Tirmizi, Cennet, 11)

“… Orada nefislerin arzu ettiği ve gözlerin lezzet/zevk aldığı her şey vardır. Ve siz orada süresiz kalacaksınız.” (Zuhruf, 43/71)

“… Orada nefislerinizin arzuladığı her şey sizindir ve istediğiniz her şey de sizindir.” (Fussilet, 41/31)

“… Onlar nefislerinin arzuladığı (sayısız nimet) içinde ebedi kalıcıdırlar.” (Enbiya, 21/102)

Ebû Hureyre diyor ki: Efendimiz (sas) buyurdular ki: “Yüce Allah, ‘Ben salih kullarım için cennette hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir insanın hayal bile edemeyeceği nimetler hazırladım!’ buyurdu.”  (Buhari, Bed’ü’l-Halk, 8)

“Cennet hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir insanın hayal bile edemeyeceği bir nimetler yurdudur!”

“Cennetteki nimetlerden bir tırnağın taşıyabileceği kadar az bir şey dünyaya gösterilmiş olsaydı gökler ve yeryüzü her tarafıyla süs içerisinde kalırdı. Cennetliklerden bir kişi dünyaya bir baksa ve bileziklerinden biri dünyaya görünse, güneşin yıldızların ışığını silip süpürdüğü gibi o da güneşin ışığını silip süpürürdü.” (Tirmizi, Sıfatü’l-Cennet, 7)

Cennetliklerin Özellikleri Nelerdir?

1. Meleklerin dostluğu ve selamlaşmaları her daim onları sevindirecek. (Fussilet, 30-32)
2. Yüreklerinde kin, nefret, haset ve her türlü kötü duygu tamamen sökülüp atılacak. (Hicr, 45-48)
3. Dostları ile oturup, dünyadaki hatıralarını konuşup, sevinecekler. (Vakıa, 15, 16)
4. Kalplerinde tarifi mümkün olmayan bir sükûnet ve bir tatmin olacak. (Fecr, 27-30; Hûd, 23)
5. Yaşları ömrün en güzel dönemine sabitlenecek ve asla ihtiyarlık olmayacak. (Vakıa, 35-37)

“Biz Cennet’e girecek kadınları yeniden yaratacağız, (yepyeni bir yaratılışla yaratacağız) onları eşlerine âşık, hep bir yaşıt bakirelere dönüştüreceğiz.” (Vakıa, 35-37)

Erkeklerin yaşlarını biz hadisten öğreniyoruz. Muaz b. Cebel’in bize aktardığına göre Efendimiz (sas) buyurmuşlardır ki: “Cennet ehli cennette, otuz yada otuzüç yaşında sakalsız, kılsız ve gözleri sürmeli olarak girerler.” (Tirmizi, 2545)

6. Yüzleri ay gibi parlayacak ve güzellikleri bakanlara hayranlık verecek. (Abese, 38, 39)
7. Sürekli emniyet halinde, huzur ve güven içerisinde olunacak. (Sebe, 38)
8. Her türlü korkudan ve üzüntüden uzak olarak yaşanılacak. (Araf, 35)
9. Ne bir yorgunluk ne de bir bıkkınlık asla olmayacak. (Fatır, 35)
10. Duaları tesbih ve tenzih, parolaları selam, sözlerinin sonu ise hamd olacak. (Yunus, 10)

“Onların oradaki duası: ‘Allah’ım! Seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz!’ sözleridir. Orada birbirleriyle karşılaştıkça söyledikleri ise selâmdır. Onların dualarının sonu da şudur: Hamd, âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.” (Yunus, 10)

“Rab olarak Allah’tan, din olarak İslam’dan, Nebi ve Resul olarak Muhammed’den razı oldum, diyen birine Cennet vacip olur.”

“Yaptıklarına karşılık olarak, onlar için (Cennet’te) ne mutluluklar saklandığını hiç kimse bilemez.” (Secde, 32/17)

Sahabe’nin sustuğu yerde susan, felaha erer…

Ashâbü’l-A‘râf’tan kimlerin kastedildiği hususunda da müfessirler farklı görüş ileri sürmüşlerdir.  Bu iddiaların tamamını biz şu şekilde özetleyebiliriz:

1. Âhirette müminlerle kâfirleri yüzlerinden tanıyacak olan melekler.
2. Cennet ve cehennem ehlini birbirinden ayırarak haklarında şahadette bulunacak olan peygamberler, şehidler ve âlimler gibi yüksek şahsiyetler.
3. Cennete veya cehenneme girmeyi gerektirecek durumda olmayan belli kişiler.
4. Sevapları ve günahları eşit olan müminler

İmam-ı Gazâlî’ye göre A’râf ehli, ehl-i necâttır; Cehennem azabından kurtulmuşlardır…

Cennetin bir mümini özlemesi… Cennet’in nimetlerinin o mümini beklemesi…

“Cennet şu üç kişiye müştaktır; yani üç kişiyi özlemektedir: Ali, Selman ve Ammar!”

Kaf Süresi 32-33. ayet ve Ali İmran Süresi 133-134. ayet…

(266)