Kuyudan Pazara Pazardan Saraya Hz. Yusuf

Siret-i Enbiyâ derslerimizde Hz. Yûsuf (as) yolculuğumuz devam ediyor. Bu haftaki konumuz Hz. Yûsuf’un kuyudan çıkıp, saraya gitmesi süreçlerinde yaşadıkları idi. Muhammed Emin Yıldırım hocamız, “Kuyudan Pazara Pazardan Saraya Hz. Yûsuf” serlevhasının altında Hz. Yûsuf’un bu süreçlerde neler yaşadığını ve bize bu süreçlerin verdiği mesajların neler olduğunu anlattı. Her ders olduğu gibi bu derste de günümüz için çok mühim mesajları almış olduk.

Dersten Cümleler

Hz. Yûsuf ile alakalı yaptığımız derslerimizin dördüncüsüne ulaştık bugün…

Bu dersimize o büyük İslâm Peygamberi hakkında yazılmış bir güzel şiir ile başlamak istiyorum. Şiiri ben okurken siz kime ait olduğunu anlayacaksınız ve anladığınız andan itibaren de o büyük Diriliş Şairi’ne rahmet okuyacaksınız…

“Pencere açmış ölüm zindanına
Ve kapılar açmış doğum zindanına
Diriliş ayazmasına
Yusuf’un hücresine
Düş olmuş
Düşmüş asmalardan
Babil’in dudaklarından
Kudüs sarnıçlarından
Çalkantılar taşımış
Mısır’ın kızgın umutsuzluk akşamlarına
– Bahar gelmiş Yusuf
Çok düş gördük
Gül getirilmiş hapishaneye
Çok düş yorumladın ama
Henüz çıkamadık geniş
Ve aydınlık yeryüzüne
Bir gül getirilmiş
Ama aşamadık duvarları
Çıkamadık gül
Bahar ülkesine”

(Sezai Karakoç, Gün Doğmadan, s. 388)

Allah (cc) binlerce rahmet eylesin Sezai Karakoç üstadımıza… Mekânı cennet, makamı âli olsun.

Filistin, Kenan diyarında şöyle bir manzara var;

 Kuyunun içinde Rabbi ile baş başa kalan bir Yûsuf var…

 Kuyunun dışında haset, öfke, kin ve düşmanlık ile kalpleri kararmış kardeşleri var

 Evlerinde Yûsuf’un yolunu gözleyen, merak ve büyük bir endişe ile yerinde duramayan Hz. Ya’kûb var…

– Masum bir yürek ve büyük bir korku ile abisinin yolunu gözleyen küçük Bünyamin var…

 Acaba çocuklarımız yanlış bir şey yaptılar mı diye korku ile evin içerisinde dolaşıp duran Hz. Ya’kûb’un hanımları var…

Zaman geçtikçe sabırlar tükeniyor, kızgınlıklar artıyor, pişmanlık cümleleri dökülüyordu.

“Yûsuf’u götürüp kuyunun içine/kenarına bırakmaya karar verdikleri zaman biz de ona, “Andolsun, (senin Yûsuf olduğunun) farkında değillerken onların bu işlerini sen kendilerine haber vereceksin” diye vahyettik.” (Yûsuf 12/15)

Allah (cc) bir kuluna sekinet indirirse kuyu insana saray olur. Sekinet vermezse saray insan kuyu olur.

وَجَٓاؤُٓ۫ اَبَاهُمْ عِشَٓاءً يَبْكُونَۜ

“Geceleyin ağlayarak babalarına geldiler.” (Yûsuf 12/16)

Bu ayette iki kelime çok önemli: “‘işâen/ geceleyin, yebkûn/ağlayarak”

Neden akşam geldiler?

1. “Bu saate kadar Yûsuf’u aradık ama bulamadık” demek için
2. “Bir daha dönün arayın” denecek bir fırsat bırakmamak için
3. Gecenin karanlığında yüz ifadelerinin tam olarak anlaşılmaması için
4. Hz. Ya’kûb yorgun olsun ve o yorgunlukla bu planı kabullenmesi için
5. Kimselere haber verilemesin ve sabaha kadar olay başkaları tarafından duyulmaması için

Peki, neden ağlayarak geldiler?

Gözyaşı her zaman için haklılığın göstergesi değildir.

Bu ayetten biz şunları çıkarabiliyoruz:

Gözyaşları her zaman sahibini haklı kılmaz.
Gözyaşları her zaman için delil/kanıt niteliği taşımaz.
Gözyaşları her zaman haklılığın işareti olamaz.
Gözyaşları suçu ve suçluluğu ortadan kaldıramaz.
Gözyaşları bir hakikati kapatacak veya gölgeleyecek bir hale dönüşemez.

“Ağlayan da ziyanda ağlamayan da ziyanda…” (İmam Gazali)

Geceleyin ve ağlayarak babalarına geldiler ve dediler ki:

“Ey babamız! Biz yarışa girmiştik. Yûsuf’u da eşyamızın yanında bırakmıştık. (Bir de ne görelim) onu kurt yemiş. Her ne kadar doğru söylesek de sen bize inanmazsın” dediler. (Yûsuf 12/17)

Yalanın karşı tarafta karşılık bulabilmesi için detayları olması gerekir. Ne kadar detay verirseniz o kadar ikna edici olur.

Sözlerini nasıl tamamlıyorlardı:

وَمَٓا اَنْتَ بِمُؤْمِنٍ لَنَا وَلَوْ كُنَّا صَادِق۪ينَ

“Her ne kadar doğru söylesek de sen bize inanmazsın” dediler.” (Yûsuf 12/17)

“Gömleğinin üstünde sahte bir kan ile geldiler. (Ya’kûb) dedi ki: Bilakis nefisleriniz size (kötü) bir işi güzel gösterdi. Artık (bana düşen) hakkıyla sabretmektir. Anlattığınız karşısında (bana) yardım edecek olan, ancak Allah’tır.” (Yûsuf 12/18)

Burada bir kelimenin ve bir tavrın üzerinde biraz duracağız. Nedir o kelime ve o tavır?

 بِدَمٍ كَذِبٍۜ/ bi demin keżib / sahte kan

Tavır ise canından çok sevdiği Yûsuf’unu kaybeden baba Ya’kûb’un tavrı…

Ney ile geldi kardeşler?

Sahte gözyaşları
Sahte kan
Sahte hüzün
Sahte plan
Ve Sahte gömlek

Böyle bir plan karşısında bir baba ve bir peygamber olarak Hz. Ya’kûb’un tavrını görüyoruz. Ne dedi Hz. Ya’kûb 10 çocuğuna?

– “Yalancılar, yalan söylüyorsunuz” mu dedi?
– “Sizin planınız batsın bu nasıl plan” mı dedi?
– “Hani siz onu koruyacaktınız, siz güçlü bir topluluktunuz, bu mu sizin gücünüz” mü dedi?
– “Katiller, kardeşinizi öldürdünüz” mü dedi?
– “Allah sizi şöyle böyle yapsın” diye beddualar mı okudu?

Bunların hiçbirisi değil… Hz. Ya’kûb oğullarının Kabilleşmesinden korkuyordu.  Kabilleşmek nedir biliyor musunuz? İşlediği günahla yüzsüzleşmektir.

“Bir kervan gelmiş, sucularını suya göndermişlerdi. Sucu kovasını kuyuya salınca, “Müjde! Müjde! İşte bir oğlan!” dedi. Onu alıp bir ticaret malı olarak sakladılar. Oysa Allah, onların yaptıklarını biliyordu.” (Yûsuf 12/19)

Hz. Yûsuf için kuyuya atılmaktan daha ağır gelen bir imtihanda kardeşleri tarafından değersiz birkaç dirheme satılmaktı…

“Onu düşük bir değerle birkaç dirheme sattılar. Ona zaten fazla önem vermemişlerdi.” (Yûsuf 12/20)

“Onu satın alan Mısırlı kişi, hanımına dedi ki: “Ona iyi bak. Belki bize yararı dokunur veya onu evlat ediniriz.” İşte böylece biz Yûsuf’u o yere (Mısır’a) yerleştirdik ve ona olayların yorumunu öğretelim diye böyle yaptık. Allah, her işinde galiptir, fakat insanların çoğu bunu bilmezler.” (Yûsuf 12/21)

Hz. Yûsuf’u satın alan Aziz, öngörüsü çok kuvvetli birisi idi. Hz. Yûsuf’taki cevheri hemen fark etti.

وَكَذٰلِكَ مَكَّنَّا لِيُوسُفَ فِي الْاَرْضِۘ

“İşte böylece biz Yûsuf’u o yere (Mısır’a) yerleştirdik!”

وَلِنُعَلِّمَهُ مِنْ تَأْو۪يلِ الْاَحَاد۪يثِۜ

“Ona olayların yorumunu öğretelim diye böyle yaptık.”

وَاللّٰهُ غَالِبٌ عَلٰٓى اَمْرِه۪ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ

“Allah, her işinde galiptir, fakat insanların çoğu bunu bilmezler.” (Yûsuf 12/21)

Ayetin bu kısmı 8 asır koca bir medeniyet olan Endülüs’ün kendisine serlevha ettiği “Ve la galibe illallah” parolasının Kur’anî delilidir.

Bu ayetin Hz. Yûsuf’un hayatının bu sürecine kadar verdiği mesajlardan bazıları şunlardır:

Hz. Ya’kub (as) Hz. Yûsuf’a rüyanı anlatma dedi; Allah’ın emri galip geldi; rüya duyuldu.

Hz. Ya’kub (as) Hz. Yûsuf’u (as) kardeşleri ile göndermek istemiyordu; Allah’ın emri galip geldi; göndermek zorunda kaldı.

Hz. Yûsuf’un kardeşleri onu öldürmek istiyorlardı; Allah’ın emri galip geldi; Yûsuf’u kuyuya atmak zorunda kaldılar.

Kardeşleri Yûsuf’tan kurtulduktan sonra babalarının sevgilerini kazanacaklarını zannettiler, Allah’ın emri galip geldi; yine bu sevgiyi kazanamadılar.

Kardeşleri Yûsuf’tan kurtulduktan sonra tevbe eder salih kimselerden oluruz dediler, Allah’ın emri galip geldi; yıllarca o günahın altında ezilip durdular.

Kanlı gömlekle babalarını kandıracaklarını zannettiler, Allah’ın emri galip geldi; babaları onların yalanlarına inanmadı.

Kervan Hz. Yûsuf’u kuyudan çıkardı, kardeşleri onu değersiz birkaç dirheme sattılar; Allah’ın emri galip geldi, Mısır’a sağ-salim ulaştı.

Kervancılar onu Mısır pazarında sattılar, Allah’ın emri galip geldi; yüzlerce insanın içerisinden onu Aziz satın aldı, böylece Yûsuf saraya girdi.

Hz. Yûsuf saraya köle olarak girdi, Allah’ın emri galip geldi; çok kısa bir zamanda sarayın en gözde isimlerinden biri oldu.

Allah’ın emri galip geldiğinde kim o emre karşı gelebilir.

Kim Allah’ın o emrini durdurabilir.

Kim Allah’ın o emrini farklı bir şey ile değiştirebilir.

وَلَمَّا بَلَغَ اَشُدَّهُٓ اٰتَيْنَاهُ حُكْمًا وَعِلْمًاۜ وَكَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ

“Olgunluk çağına erişince, ona hikmet ve ilim verdik. İşte biz, iyi davrananları böyle mükâfatlandırırız.” (Yûsuf 12/21)

وَكَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ

Bu kalıbın Kur’ân’da geçtiği yerler:

– En’âm Sûresi 84. ayette Hz. İbrâhim, Hz. İshak, Hz. Ya’kûb, Hz. Nûh, Hz. Davud, Hz. Süleyman, Hz. Eyyüb, Hz. Yûsuf, Hz. Musa ve Hz. Harun için
– Kasas Sûresi 14. ayette Hz. Musa için
– Sâffât Sûresi 80. ayette Hz. Nûh için
– Sâffât Sûresi 105. ayette Hz. İbrâhim için
– Sâffât Sûresi 110. ayette Hz. İbrâhim için
– Sâffât Sûresi 121. ayette Hz. Musa ve Hz. Harun için
– Sâffât Sûresi 131. ayette Hz. İlyas için
– Mürselât 44. ayette Mü’minler için

Neydi Muhsin?

– İhsan üzere yaşayan, yani yaptığı her işi Allah için yapan
– Yaptığı hiçbir iş karşılığında dünyevî bir beklentiye girmeyen
– Karşısındaki muhataplarının tavırlarına göre tavır belirlemeyen
– Şartlara teslim olmayıp her daim inandığı değerleri koruyan
– Yaptığı her işi en iyi ve en kaliteli bir şekilde yapan

Bu kavramın Yûsuf Sûresi’nde 5 yerde Hz. Yûsuf için kullanıldığını görüyoruz:

– 22. ayette; kendisine peygamberliğin verildiği yerde
– 36. ayette; zindan arkadaşlarının onu anlattıkları yerde
– 56. ayette; Mısır’a maliye bakanı olarak görevlendirilmesinin anlatıldığı yerde
– 78. ayette; kardeşlerinin ondan yardım istedikleri yerde
– 90. ayette; kardeşlerinin onu tanıdıkları yerde

Hz. Yûsuf hayatın beş ayrı yerinde yine Muhsin, Muhsin…

İlmin derinliklerinde
Zindanların içerisinde
Mülkün ortasında
Kendisine acı çektirenlerin karşısında
Gücün zirvesinde

(181)