Gözler O’nun (sas) Yolunu Gözlüyor! | er-Ravdü’l-ünüf Okumaları 3. Bölüm
Siyerin Anlaşılması İçin Üç Alana Dair Bilgileri Öğrenmek Gerekir:
1. Hz. Peygamber’e (sas) kadar gelen peygamberlik ve nesep silsilesini biraz olsun öğrenmek
2. Hz. Peygamber’e (sas) kadar uzanan tarihi süreci, en önemli şahısları ve olaylarıyla öğrenmek
3. Hz. Peygamber’e (sas) nübüvvetin verildiği zamanda o günkü dünyayı biraz olsun öğrenmek
Okunan Bölümün 5 Ana Konusu
1. Şehir ve Medeniyet tarihleri
2. Melik ve vali olan şahsiyetlerin özellikleri
3. Hadiseler ve hadiselerin etkileri
4. Bazı fıkhî meseleler ve onların şerhleri
5. Gelecek son Nebi’nin gündem olması ve dünyanın buna hazırlanması
Rebîa b. Nasr ve Rüyası
İbn İshâk dedi ki: Yemen hükümdarı Rebîa b. Nasr, Tübbaʻ hükümdarların zayıfları arasındaydı. Gördüğü bir rüya onu dehşete düşürmüş ve korkutmuştu. Bu sebeple ülkesi ahalisi arasından kâhin, sihirbaz, ‘âif ve müneccim olup da yanına toplamadığı hiç kimse bırakmamıştı.
Onlara dedi ki: Beni dehşete düşüren ve korkutan bir rüya gördüm. Siz de bana bu rüyamı ve onun yorumunu bana haber verin. Ona: Rüyanı bize anlat, biz de sana onun yorumunu yapalım, dediler. O şöyle dedi: Ben size rüyamı bildirecek olursam sizin yorumuna dair söyleyeceklerinizden emin olamam. Çünkü benim rüyamın yorumunu ancak rüyamı kendisine bildirmeden yorumlayabilen kişi bilebilir. Aralarından bir adam ona şöyle dedi: Hükümdar böyle bir şey istiyorsa o hâlde Satîh’e ve Şıkk’a haber göndersin. Çünkü onlardan daha bilgili kimse yoktur. Onlar hükümdara hakkında soru sordukları hususları haber vereceklerdir.
İbn İshâk dedi ki: Bunun üzerine onlara elçi gönderdi ve yanına Satîh, Şıkk’tan önce geldi. Hükümdar ona şöyle dedi: Beni dehşete düşüren ve korkutan bir rüya gördüm. O rüyanın ne olduğunu bana söyle. Çünkü sen onu isabet ettirecek olursan yorumunu da isabet ettirirsin.
Satîh: Yapayım, dedi. Sen karanlıktan çıkan bir parça ateş gördün. Bu ateş parçası alçak bir yere (Tihâme’ye) düştü. Orada kafatası olan her bir şeyi yedi. Hükümdar ona: Bu rüyam hakkında hiçbir yanlışın olmadı ey Satîh! Peki, yorumu hakkında ne biliyorsun, dedi. O da şöyle cevap verdi: İki kara taşlık arasında bulunan her türlü av hayvanına yemin ederim ki, Habeşliler sizin topraklarınıza konacaktır. Onlar Ebyen’den Cüreş’e kadar olan yerlere sahip olacaktır. Bunun üzerine hükümdar ona şöyle dedi: Baban hakkı için yemin ederim ey Satîh! Şüphesiz böyle bir şey bizi öfkelendirir ve bize acı verir. Bu ne zaman olacak? Benim dönemimde mi olacak yoksa daha sonra mı? Satîh: Hayır, senden bir süre sonra olacak. 60 yahut 70 yıldan fazla bir zaman geçtikten sonra olacak, dedi.
Satîh bu açıklamalardan sonra uzun bir süre daha yaşadı. Hz. Peygamber’in (sas) doğuşuna yetişti. Kisrâ, Enuşirvân b. Kubâz b. Feyruz’un gördüğü Eyvan’ın sarsılması ve ateşlerin sönmesini de görmüştür. Hâlbuki bundan önce bin yıldan bu yana bu ateş sönmüş değildi.[209] Sarayından da on dört balkon yıkılmış ve Mûbezân -onların dillerinde hâkim ya da müftü demektir- oldukça güçlü develerin Arap atlarının önlerinden gittiğini gördüğünü ve kendi ülkelerinde yayıldıklarını, Sâve Gölünün yerin dibine geçtiğini gördüğünü haber verdi. Bunun üzerine Kisrâ Abdülmesîh b. Amr b. Hayyân b. Nüfeyle el-Gassânî’yi Satîh’e göndermişti. Satîh ise Abdülmesîh’in dayılarındandı. Bundan dolayı Kisrâ, Taberî’nin zikrettiklerine göre Satîh’e bu hususa dair bilgiyi ondan öğrenmek ve aynı zamanda Mûbezân’ın rüyasını yorumlamasını istemek üzere göndermişti.
Tübbân’ın Medinelilere Gazap Edişinin Sebebi
İbn İshâk dedi ki: (Tübbân) Doğudan geldiği zaman yolunu Medine’ye düşürmüştü. İlk gelişinde de Medine’ye uğramış; fakat Medine halkını rahatsız ve tedirgin edecek bir iş yapmamıştı. Aralarına da bir oğlunu bırakmış; ancak oğlu bir suikast ile öldürülünce Medine’ye şehri tahrip etmek, oranın ahalisinin kökünü kurutmak, hurma ağaçlarını kesmek niyetiyle dönüş yapmıştı.
Ensârdan bu kabile halkı toplanıp onun huzuruna geldi. Başkanları Neccâroğulları’na mensup ayrıca Amr b. Mebzüloğulları’ndan biri olan Amr b. Talle’ydi. Mebzül’ün adı ise Âmir b. Mâlik b. Neccâr’dır. Neccâr’ın adı ise Teymullah b. Sa‘lebe b. Amr b. Hazrec b. Hârise b. Sa‘lebe b. Amr b. Âmir’dir.
Resûlullah (sas) da şöyle buyurmuştur: “Ben Tübbaʻnın lanet olunan biri olup olmadığını bilmiyorum.”
Yine ondan (sas): “Tübbaʻya sövmeyin. Çünkü o mü’mindi.” buyurduğu da rivayet edilmiştir. Bu son hadis sahih ise şüphesiz ki ona Tübbaʻnın durumunun bildirilmesinden sonra onu söylemiştir.
Diğer taraftan bizler Tübbaʻların hangisini kastettiğini de bilmiyoruz. Ancak Ma‘mer’in Hemmâm b. Münebbih’ten, onun Ebû Hüreyre’den rivayet ettiği bir hadise göre Resûlullah (sas): “Es‘ad el-Himyerî’ye sövmeyiniz. Çünkü Kâbe’ye ilk örtü giydiren kişi odur.” buyurmuştur.
Bu ise birinci hadisten daha sahih ve hadiste Es‘ad’ın adını zikrettiğinden ötürü de daha açıktır. Bu da daha önce sözü edilen Tübbân Es‘ad’dır. Birinci Tübbaʻ da aynı şekilde Nebî’ye (sas) iman etmiş biriydi. Râiş diye bilinen de odur. O da Hz. Peygamber’in (sas) peygamber olarak gönderileceğini ifade eden bir şiir söylemiştir.
Tübbân’ın Medineliler ile Savaşma Hikâyesi
İbn İshâk dedi ki: Adî b. Neccâroğulları’ndan Ahmer adında bir adam Tübbaʻnın şehirlerine konakladığı esnada arkadaşlarından bir adamın üzerine hücum edip onu öldürmüştü. Buna sebep onun kendisine ait bir hurma ağacının hurmasını dermekte olduğunu görmesiydi. Derhâl elindeki orağıyla ona vurup öldürdü ve: Hurma ancak onu (ağacını) aşılayıp bakan kimseye aittir, dedi. Bu Tübbaʻnın onlara karşı öfkesini daha da artırdığından birbirleriyle savaşa tutuştular. Ensârın iddia ettiğine göre gündüzün onunla savaşmakla birlikte geceleyin misafir olarak onu ağırlarlardı. Onların bu yaptıkları onun hoşuna gider ve kendisi de: Allah’a yemin olsun ki bizim bu kavmimiz (bizimle savaşan ensâr) çok kerem sahibi insanlardır, derdi.
İbn İshâk, onun kendisine ait hurma ağacının hurmasını dermekte olduğunu görmesiydi.Tübbaʻ bu şekilde onlarla savaşmaktayken Kurayzaoğulları’ndan Yahudi hahamlarından iki haham/âlim ona geldi. Kurayza, Nadîr, Neccâm ve Amr -ki o Hedl’dir- Hazrec b. Sarih b. Tevmân b. Sıbt b. Yesa’ b. Sa‘d b. Lâvi b. Hayr b. Neccâm b. Tenhûm b. Âzer b. İzrâ b. Hârûn b. İmrân b. Yashur b. Kâhes b. Lâvî b. Ya‘kûb -ki o İsrâil’dir- b. İshâk b. Ya‘kûb b. Halîlurrahmân’ın -Allah hepsine salât eylesin- oğullarıdır.
Gelen iki âlim ilimde oldukça derinleşmiş kimselerdi. Onun (Tübbaʻnın) Medine’yi ve Medine halkını helak etmek istediğini işittikleri için gelip ona şöyle demişlerdi: Ey hükümdar! Böyle yapma. Çünkü sen mutlaka istediğini yapmaya kalkışacak olursan senin bunu yapmana ve burayı tahrip etmene engel olunacaktır. Bununla birlikte dünyada senin cezalandırılmayacağından da emin olamayız.
Tübbân’ın Hristiyanlığı Kabul Edişi ve Kavmini Hristiyan Olmaya Çağırışı
İbn İshâk dedi ki: Tübbân ve kavmi putları olan ve onlara ibadet eden kimselerdi. Yemen’e giderken yolu üzerindeki Mekke’ye yöneldi. Nihayet Usfân ile Emec arasında bir yerdeyken Hüzeyl b. Müdrike b. İlyâs b. Mudar b. Nizâr b. Mead’dan bir topluluk ona gelerek: Ey hükümdar! Biz sana senden önceki hükümdarların fark etmediği pek yoğun malın bulunduğu bir evi gösterelim mi? Orada inci, zümrüt, yakut, altın ve gümüş bulunuyor, dedi.
O: Elbette gösterin, deyince onlar: Bu Mekke’de, Mekke halkının kendisine ibadet ettikleri ve yanında namaz kıldıkları bir evdir, dediler. Hüzeylliler bu yolla onun helak olmasından başka bir şey istememişlerdi. Çünkü onlar bu eve zarar vermek isteyen ve bu evin civarında haddi aşan kimselerin helak olduğunu çok iyi biliyorlardı. Onların dedikleri dolayısıyla bu sefer o iki Yahudi âlimine haber gönderdi ve her ikisine de buna dair soru sorunca ona şu cevabı verdiler: Sana bunu söyleyenler senin helak olmandan ve askerlerinin telef olmasından başka bir maksat gütmemişlerdir. Bizler Allah’ın yeryüzünde bundan başka kendisi için bir ev edinmiş olduğunu bilmiyoruz. Şayet onların istediklerini yapacak olursan sen de seninle beraber olanlar da birlikte helak olacaksınız.
“Allah’ın haram kıldığı Beyt’i,
Üst üste düzenli şekilde yerleştirilmiş örtülerle ve çizgili örtülerle kapladık,
Biz orada ayın on gününde ikamet ettik,
Onun kapısına da bir anahtar yaptık,
Şi’b denilen dağ yolunda altı bin (deve) boğazladık,
İnsanların onlara doğru geldiklerini görürsün,
Oradan Süheyl’e doğru yola koyulduk,
Ve sancağımızı bağlayarak yükselttik.”
Zûnüvâs’ın Hükümdarlığı
Derken onu kendilerine hükümdar yaptılar, Himyer ve Yemen kabileleri onun hükmü altında toplandı. Himyer hükümdarlarının sonuncusudur. Uhdûd sahibi de odur. Kendisine Yûsuf adını verdi ve bir süre hükümdarlığını sürdürdü.
Necrân’da Hz. Îsâ (as) Dinine Mensup Olanlardan Geri Kalanlar
Necrân’da Meryem oğlu Îsâ (as) dinine mensup olanlardan İncil (şeriatı) üzerine kalmış bazı kimseler de vardı. Bunlar dinlerine mensup olanlar arasından fazilet ve istikamet ehli kimselerdi. Bunların Abdullah b. Sâmir adında bir liderleri vardı. Bu dinin asıl yeri Necrân’daydı. Necrân ise o zaman için Arap topraklarının ortalarındaydı. Necrân ahalisiyle Arapların hepsi, taptıkları putları bulunan putperest kimselerdi. Fakat onların Hristiyanlıkla tanışması uzun sürmedi ve bu durum şöyle oldu: Burada Feymiyûn adındaki bir adam vardı. O, halkın arasına karışarak onları yeni dine çağırdı. Onlar da bunu kabul edip onun etrafında toplandı.
Uhdûd Ashâbı ile İlgili Rivayet ve Mânâsı
Derken Zûnüvâs askerleri ile üzerlerine yürüdü. Onları Yahudiliği kabule çağırdı. Onları Yahudiliği kabul etmek ile öldürülmek arasında seçime zorladı. Onlar da öldürülmeyi seçtiler. Bunun üzerine kendisi onlara Uhdûd denilen hendekleri kazdı. Kimilerini ateşte yaktı, kimilerini kılıçla biçti. Onların organlarını vücutlarından ayırdı, onlardan yaklaşık yirmi bin kişi öldürdü. İşte Zûnüvâs ve askerleri hakkında şanı yüce Allah, Resûl’ü Efendimiz Muhammed’in (sas) üzerine: “Tutuşturulmuş ateş hendek sahiplerine lanet olsun. O zaman onlar o ateşin etrafında oturuyorlar ve mü’minlere yaptıkları şeyleri görüyorlardı. Onların bunlardan intikam almalarının tek sebebi hükmüne karşı konulamayan (aziz) ve her övgüye layık (hamîd) olan Allah’a iman etmiş olmalarıydı.” (Burûc, 85/4-8) buyruklarını indirdi.
Ebrehe’nin Kilisesi
Ebrehe San‘a’da Kulleys kilisesini bina etti. Burası, kendi zamanında yeryüzünün hiçbir yerinde benzeri görülmedik bir kiliseydi. Sonra Necâşî’ye şöyle bir mektup yazdı: “Ey hükümdar! Ben senin için senden önce hiçbir hükümdar adına benzeri inşa edilmemiş bir kilise inşa ettim. Arapların buraya haccetmesini sağlamadıkça da işin arkasını bırakmayacağım.”
Araplar, Ebrehe’nin Necâşî’ye yazdığı o mektuptan bahsetmeye başlayınca Fukaym b. Adî b. Âmir b. Sa‘lebe b. Hâris b. Mâlik b. Kinâne b. Huzeyme b. Müdrike b. İlyâs b. Mudaroğulları’ndan biri ve nesî uygulaması yapan bir adam bu işe çok kızdı.
Nesî/Ay Erteleme Uygulaması
” النّسَ: Nesî uygulayıcıları” Câhiliye döneminde Araplar için ayları erteleyen kimselere denilirdi. Bunlar haram aylardan bir ayı helal kılıyor, onun yerine helal aylardan bir ayı haram kılıyor ve o ayı ertelemiş oluyorlardı. İşte şanı yüce ve mübarek Allah: “Nesî/haram ayların yerlerini değiştirmek ancak küfürde bir artıştır. Kâfirler onunla şaşırtılır. Onu bir yıl helal, bir yıl haram sayarlar ki Allah’ın haram kıldığına sayıca uysunlar da Allah’ın haram ettiğini helal kılmış olsunlar.” (Tevbe, 9/37) buyruğunu bunun hakkında indirmişti.
Ebrehe’nin Kâbe’ye Hücum Etme Sebebi
İbn İshâk dedi ki: Kinâneli bir adam kabilesinden çıkıp Kulleys’e geldi ve orada çömeldi -İbn Hişâm dedi ki: Orada abdestini bozduğunu kastediyor-. İbn İshâk dedi ki: Sonra oradan çıkıp kendi vatanına geri döndü. Bu durum Ebrehe’ye haber verilince: Bu işi kim yaptı, dedi. Ona: Arapların Mekke’de haccettikleri Beyt’in ahalisinden biri senin: “Ben Arapların burayı haccetmelerini sağlayacağım.” sözünü işitince kızdı ve sonra gelip burada oturarak bu işi yaptı, denildi. Yani burası haccedilmeye layık bir yer değildir, demek istedi.
O vakit Ebrehe öfkelendi ve Beyt’in üzerine yürüyüp onu yıkacağına dair yemin etti. Habeşlilere verdiği emir üzerine onlar da hazırlanıp savaş için donandılar. Sonra Ebrehe’nin ordusu yola koyuldu. Üstelik orduyla birlikte filler de sefere çıktı. Araplar bunu işitince bu işin pek büyük bir iş olduğunu idrak ettiler ve bundan dolayı dehşete kapıldılar. Onun Allah’ın haram evi Kâbe’yi yıkmak istediğini işittikleri zaman da ona karşı cihat etmenin vazifeleri olduğunu düşündüler.
Ebrehe maksadını gerçekleştirmek üzere yoluna devam etti. Has‘amlıların topraklarına geldiğinde Has‘amlı Nüfeyl b. Habîb, Has‘am’ın iki kabilesi Şehrân ve Nahis ile diğer Arap kabilelerinden müttefikleri karşısına çıktılar. Ebrehe onlarla savaştı ve onları bozguna uğrattı. Nüfeyl esir alınıp Ebrehe’nin karşısına getirildi. Ebrehe onu öldürmek isteyince Nüfeyl: Ey hükümdar! Beni öldürme. Çünkü Arapların topraklarında senin yol rehberin olurum. İşte benim iki elim senin lehine Has‘am’ın iki kabilesi Şehrân’a ve Nâhis’e karşı emrini dinleyip itaat edecek, deyince Ebrehe onu serbest bıraktı.
(47)







