Bir Muallim, Bir Muhaddis, Bir Müfessir: İmrân b. Husayn

Muhammed Emin Yıldırım Hocamız ile “Sahâbe İklimi” üst başlığında, Allah’ın (cc) razı ve memnun olduğu hayatların sahipleri olan Sahâbe efendilerimizi anlamaya çalışacağımız programların son programı gerçekleştirildi. Hocamızın “Bir Muallim, Bir Muhaddis, Bir Müfessir: İmrân b. Husayn” başlığı altında yapmış olduğu bu son programla Sahâbe Medresemizin bu seneki programları da nihayete ermiş oldu.

Dersten Notlar

Mevsim, bir rahmet mevsimi… Gölgesi üzerimize düşen Ramazan’a adım adım yürüdüğümüz, Şaban-ı Muazzama’nın son dönemeci…

Meclis, Sahabe Medresemizin son dersi ve Sahabe İklimi üst başlığında planladığımız 7 dersin de şu an son dersi…

İmrân b. Husayn (ra) bize neler öğretir?

1. İmrân b. Husayn, fitneler yayıldığı zaman nasıl bir ideal tavır sergilenmeli hayatı ile bize bunu öğretir.
2. İmrân b. Husayn, imtihanlar, hastalıklar, belalar çoğaldığı zaman nasıl ideal bir sabır kuşanılmalı hayatı ile bize bunu gösterir.
3. İmrân b. Husayn, fikri ve zihni karmaşalar arttığı zaman nasıl ideal bir manada değerlere sahip çıkılır bize bunu kavratır.
4. İmrân b. Husayn, dünya her türlü cazibesi ile önüne serildiğinde, mevki, makam, şan, şöhret bütün bunlara karşı nasıl ideal bir tavır takınılır bize bunu belletir.
5. İmrân b. Husayn, birçok sahabi efendimizde olduğu gibi daha iyi bir hayatın ardından değil daha iyi bir ölümün ardından nasıl koşulacağının ideal halini zihinlere nakşettirir.

Otuz sahâbe ile görüşen Tabiin neslinin büyük imamlarından, fakihlerinden olan Muhammed b. Sirin: “Resûlullah’ın (sas) ashabı içinde İmrân’dan (ra) daha faziletli hiç kimse Basra’ya ayak basmamıştır.” (İbn Sa’d, Tabakât, 5, 202)

Yine Tabiin neslinin en meşhur isimlerinden olan Hasan-ı Basrî: “Basra’ya, sahabîler arasından İmrân b. Husayn’dan (ra) daha hayırlı hiç kimse gelmemiştir.” (İbn Sa’d, Tabakât, 5, 202)

el-İstiâb isimli meşhur sahâbe kitabının müellifi olan İbn Abdilberr: “O, sahabe efendilerimizin en faziletlileri ve fakihleri arasındadır.”  (İbn Abdilberr , el-İstiab, IV, 705)

İmam Zehebî: “O, sahabenin cevherlerinden ve faziletlilerindendir.” (Zehebi, Siyer, II, 510)

İki sözünün üzerinde biraz tefekkür edelim:

Ondan birçok hadis rivayet eden Katâde diyor ki: “İmrân b. Husayn çok sık şöyle der ve gözyaşı dökerdi: “Keşke rüzgârların savurduğu bir kül olsaydım!” (İbn Sa’d, Tabakât, 5, 203)

Mutarrıf b. Abdullah diyor ki: “İmrân b. Husayn ile birlikte, Kûfe’den çıkarak Basra’ya gittik. Bu esnada her gün mutlaka bir şiir söyler ve şöyle derdi: “Sizin için yalana karşı kinayelerde, bir alternatif vardır.” (İbn Sa’d, Tabakât, 5, 203)

Bir Muallim Olarak İmrân b. Husayn

İslam Medeniyeti şehirler kuran bir medeniyettir. Medine bunun merkezidir.

Kûfe, Basra, Şam, Bağdat, Fustat, İstanbul, Kurtuba, Gıranada ve daha niceleri…

“Kur’ân-ı Kerim nazil olmuş, Allah’ın Peygamberi de bize yol göstererek, ‘Arkamdan gelin. Yemin ederim ki, şayet bizi dinlemezseniz şaşkınlık içinde helak olacaksınız.’ buyurmuştur.”derdi.

Basra valisi Ziyad b. Ebihî onu zekât memuru olarak vazifelendirmişti. İmrân vazifeden döndüğünde yanında bir dirhem dahi para yoktu. Ziyad bundan hoşlanmadı. “Hani bir şey getirmedin mi?” dedi. İmrân hiç çekinmeden şu cevabı verdi: “Sen beni sana mal getireyim diye mi gönderdin?! Ben, Peygamberimizin zamanında zekâtları nasıl tahsil ediyorsak öylece tahsil ettim ve onun zamanında kimlere veriyorsak onlara verip döndüm.” Onun bu cevabı karşısında Ziyad söyleyecek bir şey bulamadı.

“Vallahi ben onun ateşinde yanarken Horasan halkının onun gölgeliğinde sefa sürmesini istemiyorum. Memuriyetim sırasında Ziyad’dan bana mektup gelmesinden korkarım! Emredeceği yanlış bir şeyi onun hatırı için yapacak olursam helak olurum!”

Bir Muhaddis Olarak İmrân b. Husayn

“Vallahi eğer istesem aralıksız ve hiçbir tanesini tekrarlamadan iki gün Peygamberimizden hadis nakledebilirim.”

“Kim benim adıma kasten yalan söylerse cehennemdeki yerine hazırlansın” (Buhari, İlim, 38; Cenaiz, 34; Enbiya, 50; Müslim, Zühd, 72; Ebû Davud, İlim, 4; Tirmizi, Fiten, 70)

“Bu hadis yüzünden sahâbe ve tabiûndan bazıları, eksik veya fazla söylemek ya da yanılmak kaygısıyla, Resûlullah’tan (sas) çok hadis rivayet etmeyi hoş görmemişlerdir. Hatta tabiûndan bazıları hadisi Nebî’ye ref’ etmekten (merfu) korkmuş, sahâbede bırakarak (mevkuf) rivayet etmişlerdir. ‘Sözü sahâbeye mal etmek, Resûlullah’a (sas) isnad etmekten daha az veballidir.’ demişlerdir. Bazıları hadisi ref’ etmiş, bazıları ‘bana ulaştığına göre’ diyerek rivayet etmiştir. Bütün bunlar Resûlullah’dan hadis rivayet etmekten kaçınmalarının kaygısından ve cehennemlik olma korkusundan dolayıdır.” (Beğavî, Şerhu’s-Sünne, I/255-256)

“Bende basur hastalığı vardı. Resûlullah’a (sas) namazı nasıl kılacağımı sordum. Dedi ki: “Ayakta kılması daha efdaldir. Kim oturarak kılarsa, ona ayakta kılanın ecrinin yarısı verilir. Kim de yan üzeri yatarak kılarsa, ona da oturarak kılanın ecrinin yarısı verilir” buyurdu.” (Buhârî, Taksîru’s-Salât, 18, 17, 19; Ebû Dâvud, Salât, 179)

“Fetih günü, Resûlullah (sas) ile birlikte Mekke ‘de hazır bulundum. Mekke’de on sekiz gece kaldı. Bu esnada namazları hep iki rekât şeklinde kıldı. Mekke halkına şöyle hitab ediyordu: “Ey bölge halkı! Siz bize bakmayın, dört kılın. Biz seferîyiz. (bu sebeple ikişer rekât kılıyoruz!)” (Ebû Dâvud, Salât, 270)

“Resûlullah (sas): “Ümmetimden yetmiş bin kişi (mahşerde) hesaba çekilmeden cennete girecektir!” buyurdu. Kendisine: “Ey Allah’ın Resûlü! Bunlar kimlerdir?” diye soruldu. “Onlar, kendilerine dağlama yapmayanlar, büyü yaptırmayanlar, teşâ’üme (uğursuzluğa) inanmayanlar ve Rablerine tevekkül edenlerdir!” buyurdu. Ukkâşe (ra) kalkıp: “Ey Allah’ın Resûlü! Dua buyur, Allah beni onlardan kılsın!” dedi. Resûlullah (sas): “Sen onlardansın!” müjdesini verdi. Bir başkası daha kalkıp: “Ey Allah’ın Resûlü! Beni de onlardan kılması için Allah’a dua ediver!” dedi. Resûlullah (sas): “O hususta Ukkâşe senden önce davrandı!” cevabını verdi.” (Müslim, İman, 371)

Resûlullah (sas) şöyle buyurmuştur: “Ümmetimden bir grup, hak üzerine savaşmaya devam edeceklerdir. Onlar kendilerine meydan okuyanlara karşı muzafferdirler. Öyle ki, bunların sonuncuları Deccal ile de savaşırlar.” (Ebû Davud, Cihad, 4)

Biz Resûlullah’ın (sas) yanındayken bir adam gelerek selam verdi ve: “Esselamu aleyküm!” dedi. Resûlullah (sas) selamına mukabele etti. Adam oturunca Resûlullah (sas): “On (sevap kazandı!)” dedi. Sonra birisi daha geldi. “Esselâmu aleyküm ve rahmetullâhi!” dedi. Resûlullah (s.a.) onun selamına da mukabele etti. Adam oturunca Resûlullah (sas):“Yirmi!” dedi. Sonra biri daha geldi ve: “Esselâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtuhu” dedi. Resûlullah, selamına mukabele etti, adam da oturdu. Hz. Peygamber bu sefer: “Otuz!” buyurdu. (Ebû Dâvud, Edeb, 143; Tirmizi, İsti’zan, 2)

Bir Müfessir Olarak İmrân b. Husayn

Bir gün Basra’da bir ders halkası oluşturmuş, kendine sorulan sorulara cevaplar veriyor. Adamın biri şefaat hakkında bir soru sordu, İmrân b. Husayn’da hadislerle şefaatin hak olduğunu, kimlerin kimlere nasıl şefaat edeceğini anlatmaya başladı. Bir anda bir itiraz yükseldi cemaatten içindeki bir adamdan ve o adam dedi ki: “Ey Ebü Nüceyd (Bu İmran’ın künyesidir)! Bize Kur’an’dan bahset! Sen Kur’an’da olmayan şeyleri bize anlatıyorsun!” Bu sözler bir anda meclisin havasını değiştirdi, İmran b. Husayn’da biraz öfkelenerek o sözün sahibi olan adama dedi ki: “Sen ve senin gibiler Kur’an’ı okuyorsunuz (değil mi?). Bana, namazdan, namazın içindeki davranışlardan bahsedebilir misin? Bana Kur’an’dan akşam namazının 3, yatsı namazının dört, sabah namazının iki, öğle ve ikindi namazlarının 4 rekât kılındığını söyleyebilir misin? Yine bu namazlarda gündüz namazlarının sırren, yatsı, akşam ve sabah namazlarının cehren kıraatin yapılabileceğini söyleyebilir misin? Bana altının, sığırın, devenin ve diğer malların zekâtından bahsedebilir misin? Bunlardan bahsedemeyeceksin. Çünkü bütün bunları biz Resulullah’tan öğrendik, sen yokken, ben peygamberle beraberdim. O bize ne dediyse biz işittik ve itaat ettik ve onun gereğini yerine getirmeye azmettik.”

Bu sözlerin ardından adam özür diledi ve dedi ki: “Allah sana merhamet etsin Ey Ebû Nüceyd! Sen beni ihya ettin, Allah da seni ihya etsin!” Olayı bize nakleden Hasan-ı Basrî demiştir ki “Bu adam daha sonra müslümanların en fakihlerinden biri oldu!” (Hâkim, el-Müstedrek, 1,109-110)

“Kim Kur’ân okursa (isteyeceğini) Allah’tan istesin. Zira bir takım insanlar zuhur edecek, onlar Kur’ân okuyup, okudukları Kur’an mukabilinde halktan (dünyalık) isteyecekler.” (Tirmizî, Sevabu’l-Kur’ân, 20)

İslam’ın ilk günleri İmrân b. Husayn bir grup sahabi ile Resûlullah’ın yanında otururlarken, babası oraya doğru yürümeye başladı. İmrân saklandı, ‘aman babam beni görmesin, yine kötü sözler söyleyecek, yine bize tehditler savuracak’ diye… O günde Kureyşliler, Husayn’ı seçip, Resûlullah’ı ikna etmek için göndermişler… Husayn b.Ubeyd, Resûlullah’ın yanına girince çok sert bir üslup ile: “Ey Muhammed!” dedi… “Birliğimizi bozdun… Gücümüzü böldün… Onu yaptın… Bunu yaptın… Mal istiyorsan mal toplayalım da malı en fazla olanımız sen ol… Kadın istiyorsan, seni en güzel kadınla evlendirelim… Krallık istiyorsan, seni başımıza kral edelim…”

Husayn sözlerini ve vaatlerini böylece sürdürdü… Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- onun sözleri karşısında sessizce dinliyordu…

Husayn konuşmasını bitirince… Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-: “Bitirdin mi? Ey Ebû İmrân!” diye sordu. Husayn “Evet” dedi. Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle devam etti:

– Sorduklarıma cevap ver!
– Ne istiyorsan sor!
– Ey Ebû İmrân! Kaç ilaha ibadet ediyorsun?
– Yedi ilaha… Altısı yerde… biri gökte!
– Malın helak olduğu zaman kime duâ edersin?
– Göktekine duâ ederim.
– Yağmursuzluk çektiğinde kimden yağmur istersin?
– Göktekine duâ ederim…
– Çocukların aç kalırsa kime duâ edersin?
– Göktekine duâ ederim…
– Duâna icabet eden sadece o mu yoksa hepsi birden mi icabet ederler?
– Elbette ki o tek başına icabet eder…
– Tek başına icabet eder… Tek başına sana nimet bahşeder… Ama sen ötekileri de ortak edersin… Yoksa senin aleyhinde ona karşı onların galip gelmesinden mi korkuyorsun?
– Hayır… Ona karşı güç yetiremezler…
– Ey Husayn! Müslüman ol da sana Allah’ın fayda vereceği bazı sözler öğreteyim…

Bunun üzerine Husayn iman etti. O ana kadar bir yerlerde gizlenip konuşulanları dinleyen İmrân ortaya çıktı ve babasının elini, ayağını öpmeye başladı. Bu tabloyu gören Efendimiz (sas) ağlamaya başladı. Sahabe: Ya Resûlullah! Neden bu gözyaşları dediklerinde, Efendimiz (sas) buyurdular ki: “İmrân’ın hareketinden dolayı ağladım! Babası içeri girdiği zaman İmrân ne ayağa kalkmış, ne de yüzüne bakmıştı. Fakat Husayn, Müslüman olunca babalık hakkını ödedi.” (İbn Hacer, el-İsâbe, 1/337-338)

İbn Sa’d, Tabakat’ta bu kısmı anlatırken güzel bir ayrıntı daha verir. İmrân b. el-Husayn’dan, o da babasından şöyle dediğini rivayet etti: Kendisi, Nebî’ye (sas) gelerek ona, “Ey Muhammed! Abdülmuttalib, kavmine senden daha hayırlıydı. Çünkü o, onlara ciğer ve hörgüç yedirirdi; sen ise onları boğazlıyorsun.” dedi. Resûlullah (sas) da kendisine, Allah’ın dilediği şeyleri söyledi. O oradan ayrılmak istediğinde, “Ne söyleyeyim?”

dedi. Resûlullah (sas) ona, “De ki: “Allah’ım, beni nefsimin şerrinden koru ve bana işlerimde doğru istikameti takip etme azmi ver!” dedi. O dönüp gittiğinde, henüz Müslüman olmamıştı. Daha sonra Müslüman olarak gelip, “Ey Allah’ın Resûlü! Ben daha önce geldiğimde bana (bir şeyler) öğret dediğimde bana, ‘Allah’ım, beni nefsimin şerrinden koru ve bana işlerimde istikameti takip etme azmini ver!’ dememi söyledin. Müslüman olduğum şu anda ne diyeyim?” diye sordu. Resûlullah (sas) kendisine “Allah’ım, beni nefsimin şerrinden koru ve bana işlerimde istikameti takip etme azmini ver. Allah’ım, gizli ve açıktan yaptığım, bilmeyerek veya bilerek yaptığım, farkına varıp, varmadığım her türlü günahlarımı ve hatalarımı bağışla!” de.” dedi. (İbn Sa’d, Tabakât, 5, 201, 202)

Cemel Vakası’nda…

Huceyr b. er-Rebî… İmrân b. Husayn’ın, kendisini ikindi vakti Adîoğulları’na göndererek, “Onlara git, mümkün mertebe herkesi, Mescid’de topla ve ayağa kalkarak kendilerine şunları söyle! ‘Beni size, Resûlullah’ın (sas) arkadaşı olan İmrân b. Husayn gönderdi. Sizlere selâm söylemekte ve sizin için rahmet dilemektedir. O, benim sizlere öğüt verici olduğumu bildirmekte ve kendisinden başka hiç bir ilâhın olmadığı Allah’a yemin ederek; isabet etsin, etmesin karşı karşıya gelerek, birbirine ok atan iki (Müslüman) gruptan biri olmaktansa, dağ başında, ölünceye kadar yavrulu keçilerini otlatan kıvırcık saçlı Habeşli bir köle olmanın kendisi için daha sevimli olduğunu söylemektedir. O halde, anam, babam size feda olsun, durun, yapmayın!’ de.” dedi.

Katâde, Mutarrif b. Abdullah b. eş-Şihhîr’den şöyle dediğini rivayet etti: İmrân b. Husayn ölüm döşeğindeyken veya vefatı öncesi acılarını çekerken, beni çağırdı. Yanına gittiğimde şunları söyledi: “Ben sana bazı şeyler söyleyeceğim, onlardan yararlanmanı Allah’tan umarım. Eğer yaşarsam bu söylediklerimi saklı tut! Eğer vefat edersem, istediğin gibi anlat! Durum şu ki, bana (melekler tarafından) selâm verilmiştir. Şunu da bil ki, Allah’ın Nebîsi (sas) hac ile umreyi bir arada eda etti.”

Vefat tarihini kaynaklarımız Hicri 52, 53, Miladi, 672, 673 olarak verirler. Basra’da vefat etmiştir.

(362)