Şehadetle Biten Bir Ömür ve Hz. Zekeriyyâ’nın Son Mesajları | Muhammed Emin Yıldırım

Sîret-i Enbiyâ derslerimizde bu hafta itibari ile Hz. Zekeriyyâ’yı (as) bitirmiş olduk. Onun hakkında yaptığımız son dersimizde Muhammed Emin Yıldırım hocamız, “Şehadetle Biten Bir Ömür ve Hz. Zekeriyyâ’nın Son Mesajları” başlığı altında önce onun çocuk talep etme duasına gelen icabeti, sonrasında yaşananları ve şehadetini anlattı. En son olarak da özellikle Hz. Zekeriyyâ’nın bize verdiği son mesajlarının neler olduğu üzerinde durdu. Haftaya inşallah yolculuğumuz Hz. Yahyâ (as) ile devam edecek…

Dersten Cümleler

Hz. Zekeriyyâ’nın (as) rahlesinin önündeki talebeliğimiz devam ediyor, inşallah bugün onun hakkında beşinci ve son dersimizi yapacağız, haftaya onun oğlu olan Hz. Yahyâ ile yolculuğumuzu devam ettireceğiz.

Hz. Zekeriyyâ’nın nüzul ortamında ilk anlatıldığı yer Meryem sûresidir. Bu sûredeki âyetler, (Meryem 19/1-11. âyetleri) Nübüvvetin 5. yılının ortalarında inmeye başlamıştır.

İnen âyetler o günün Müslümanları için; bir teselli, takviye, temkin, teenni, teşvik ve tevekkül vesilesi olacaktır:

Teselli – Üzüntü içindeki birini rahatlatmak ve gönlünü ferahlatmak
Takviye – Bir şeyi güçlendirmek, desteklemek veya dayanıklılığını artırmak
Temkin – Bir işi sağlamlaştırmak ve daha dayanıklı hâle vardırmak
Teennî – Acele etmeden, düşünerek, ölçülü ve tedbirli davranmak
Teşvik – Destek vermek ve motive etmek
Tevekkül –Gereken çabayı gösterdikten sonra sonucu Allah’a bırakıp güvenle teslim olmak

Mevlâ nasıl ilk Müslümanları Hz. Zekeriyyâ ile ferahlandırdıysa bizleri de aynı şekilde ferahlandırsın inşallah…

Hz. Zekeriyyâ (as) Hangi Şart ve Durumda Allah’tan Çocuk İstemişti?

1. Derinden ve yüreğini yakan bir yakarışla (Meryem 18/3)
2. Yaşlılıktan kemikleri zayıflamış bir hâlde (Meryem 19/4)
3. Saçı, başı tamamen beyazlamış bir durumda (Meryem 19/4)
4. Umudunu hiç yitirmeden ısrar ve tekrar ile niyaz ederek (Meryem 19/4)
5. Endişelerini net bir şekilde ortaya koyarak (Meryem 19/5)
6. Hanımın kısır olduğunu ve ondan çocuğunun olmayacağını bilerek (Meryem 19/5)
7. Kendisine emanet edilen nübüvvet mirasının korunmayacağından korkarak (Meryem 19/6)
8. Hayatında tek başına kalacağının korkusunu derin bir şekilde hissederek (Enbiyâ 21/89)
9. 
Kendinden sonra neslinin devam etmesini isteyerek (Âl-i İmrân 3/38)
10. Allah’ın her duasını işittiği bilincini daima hatırında tutarak (Âl-i İmrân 3/38)

İki önemli nokta:

1- Hz. Zekeriyyâ (as) çok zor ve sebepler dairesinde imkânsız gibi görünen bir şey istediğinin çok iyi farkındadır.

2- Hz. Zekeriyyâ (as) istediği makam için asla bir zorluğun ve imkânsızlığın olmadığının da çok iyi farkındadır.

يَا زَكَرِيَّٓا اِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَامٍۨ اسْمُهُ يَحْيٰىۙ لَمْ نَجْعَلْ لَهُ مِنْ قَبْلُ سَمِيًّا

“Allah buyurdu ki: “Ey Zekeriyyâ! Biz sana Yahyâ adında bir oğul müjdeliyoruz. Bu adı daha önce kimseye vermedik.” (Meryem 19/7)

Müjdeye bakın müjdeye…

Bu âyette 5 müjde var. Nedir bu müjdeler?

1. Müjde: Erkek çocuk verilmesi
2. Müjde: İsminin Allah tarafından konması
3. Müjde: Bu ismin ilk kez birine verilmesi
4. Müjde: Verilen isim üzerinden önemli bir mesajın iletilmesi
5. Müjde: Verilen çocuğun tam istenildiği gibi babasına varis kılınması

فَاسْتَجَبْنَا لَهُۘ وَوَهَبْنَا لَهُ يَحْيٰى وَاَصْلَحْنَا لَهُ زَوْجَهُۜ

“Biz onun da duasını kabul ettik ve ona Yahya’yı verdik; eşini de kendisi için (çocuk doğurmaya) elverişli kıldık…” (Enbiyâ 21/90)

Bu âyette 3 şeyi okuyoruz, 4 şeyi anlıyoruz:

– Duasını kabul ettik.
– Ona Yahyâ’yı verdik.
– Hanımını doğum yapmaya elverişli hâle getirdik
– Yaşlı Zekeriyyâ’yı da baba olacak bir kıvama vardırdık.

فَنَادَتْهُ الْمَلٰٓئِكَةُ وَهُوَ قَٓائِمٌ يُصَلّ۪ي فِي الْمِحْرَابِۙ اَنَّ اللّٰهَ يُبَشِّرُكَ بِيَحْيٰى مُصَدِّقًا بِكَلِمَةٍ مِنَ اللّٰهِ وَسَيِّدًا وَحَصُورًا وَنَبِيًّا مِنَ الصَّالِح۪ينَ

 “Zekeriyya mâbedde durmuş namaz kılarken melekler ona şöyle nida ettiler: Allah sana, kendisi tarafından gelen bir Kelime’yi tasdik edici, seyyid/efendi, iffetli ve sâlihlerden bir peygamber olarak Yahyâ’yı müjdeliyor.” (Âl-i İmrân 3/39)

قَالَ رَبِّ اَنّٰى يَكُونُ ل۪ي غُلَامٌ وَكَانَتِ امْرَاَت۪ي عَاقِرًا وَقَدْ بَلَغْتُ مِنَ الْكِبَرِ عِتِيًّا

“Zekeriyya: ‘Rabbim!’ dedi, karım kısır olduğu, ben de ihtiyarlığın son sınırına vardığım halde, benim nasıl oğlum olabilir?” (Meryem 19/8)

Hz. Zekeriyyâ (as) hisleri coşarak istiyor, bu aşk hâli; ama icabet gelince makul düşünmeye çalışıyor, buna akıl hâli diyebiliriz. Dolayısı ile duayı aşk halinde yaptı Hz. Zekeriyyâ ama cevap gelince aklı ile değerlendirmeye çalıştı.

قَالَ كَذٰلِكَۚ قَالَ رَبُّكَ هُوَ عَلَيَّ هَيِّنٌ وَقَدْ خَلَقْتُكَ مِنْ قَبْلُ وَلَمْ تَكُ شَيْـًٔا

“Allah: ‘İşte böyledir.’ dedi; Rabbin: ‘O bana kolaydır. Daha önce, sen hiçbir şey değilken seni de yaratmıştım!’ buyurdu.” (Meryem 19/9)

قَالَ رَبِّ اَنّٰى يَكُونُ ل۪ي غُلَامٌ وَقَدْ بَلَغَنِيَ الْكِبَرُ وَامْرَاَت۪ي عَاقِرٌۜ قَالَ كَذٰلِكَ اللّٰهُ يَفْعَلُ مَا يَشَٓاءُ

“Zekeriyyâ ise şöyle dedi: ‘Rabbim! Bana ihtiyarlık gelip çattığı, üstelik karım da kısır olduğu halde benim nasıl oğlum olabilir?’ Buyurdu ki: “İşte böyle; Allah dilediğini yapar.” (Âl-i İmrân 3/40)

قَالَ رَبِّ اجْعَلْ ل۪ٓي اٰيَةًۜ قَالَ اٰيَتُكَ اَلَّا تُكَلِّمَ النَّاسَ ثَلٰثَ لَيَالٍ سَوِيًّا

“O: ‘Rabbim!’ dedi, (çocuğum olacağına dair) bana bir âyet/işaret ver. Allah: ‘Sana işaret, sapasağlam olduğun halde üç gece insanlarla konuşamamandır.’ buyurdu.” (Meryem 19/10)

Hz. Zekeriyyâ’nın (as) tavrının üç temel sebebi var:

1- Kalbinin İbrâhimvari bir şekilde tatmin olması
2- Hanımına bu müjdeyi izah edebilmesi
3- Topluma bunun ilahî bir mucize olduğunu delil ile anlatabilmesi

Hz. Zekeriyya’nın işaret istemesi Ali İmran 41’de ise şöyle anlatılır:

قَالَ رَبِّ اجْعَلْ ل۪ٓي اٰيَةًۜ قَالَ اٰيَتُكَ اَلَّا تُكَلِّمَ النَّاسَ ثَلٰثَةَ اَيَّامٍ اِلَّا رَمْزًاۜ وَاذْكُرْ رَبَّكَ كَث۪يرًا وَسَبِّحْ بِالْعَشِيِّ وَالْاِبْكَارِ۟

“Zekeriyyâ: ‘Rabbim! (Oğlum olacağına dair) bana bir alâmet göster!’ dedi. Allah buyurdu ki: Senin için alâmet, insanlara, üç gün, işaretten başka söz söylememendir. Ayrıca Rabbini çok an, sabah akşam tesbih et.” (Âl-i İmrân 3/41)

İmâm Zemahşerî bu âyeti tefsir ederken şöyle bir konuya dikkat çekmektedir: “Şayet “Neden insanlarla konuşmaktan men edildi, bu konuda dili tutuldu?” dersen, şöyle derim: Bu süreyi sadece Allah’ı zikrederek geçirmesi ve dilini başka bir şeyle meşgul etmemesi için, bu büyük nimetin hakkını verebilmek, bir alâmet talep etmesine sebep olan şükran vazifesini yerine getirebilmek üzere zamanını buna vakfedebilmesi için böyle yapılmıştır. Sanki kendisi şükredebilmek için bir alâmet isteyince, “senin alâmetin dilinin şükür dışında her şeyden alıkonulmasıdır” denilmiştir. Haddizatında en güzel ve etkili cevap, sorudan yola çıkılarak, sorudaki kelimeler kullanılarak verilen cevaptır.” (Zemahşerî, el-Keşşâf, 1/934).

İki âyet (Meryem 19/10- Âl-i İmrân 3/41):

قَالَ اٰيَتُكَ اَلَّا تُكَلِّمَ النَّاسَ ثَلٰثَ لَيَالٍ سَوِيًّا

“Sana işaret, sapasağlam olduğun halde (üç gün) üç gece insanlarla konuşamamandır.”

قَالَ اٰيَتُكَ اَلَّا تُكَلِّمَ النَّاسَ ثَلٰثَةَ اَيَّامٍ اِلَّا رَمْزًاۜ

“Senin için alâmet, insanlara, üç gün, işaretten başka söz söylememendir.”

Susma orucunun mesajları:

1- Büyük bir olayı hazmedebilmenin en önemli yollarından biri susmaktır. Dil susarsa, akıl daha fazla çalışır. Çünkü çoğu zaman “Susmak, düşünceyi derinleştirir.”

2- Büyük olaylara şahit olan kitleleri söz ile ikna etmek her zaman mümkün olmayabilir. Sükûttan bir şey anlamayan, sözden de bir şeyler anlamıyor.

فَخَرَجَ عَلٰى قَوْمِه۪ مِنَ الْمِحْرَابِ فَاَوْحٰٓى اِلَيْهِمْ اَنْ سَبِّحُوا بُكْرَةً وَعَشِيًّا

“Zekeriyyâ bunun üzerine mabedden çıkıp milletine: ‘Sabah akşam Allah’ı tesbih edin’ diye işarette bulundu.” (Meryem 19/11)

Hz. Yahyâ’nın İsrâiloğulları içerisinde hem büyük bir sevince hem de derin bir hasede yol açıyor.

Biz tarihi rivayetleri dikkate aldığımızda Yahudilerin en 5 peygamberi öldürdüklerini görmekteyiz. Kimdir bu peygamberler?

– Zekeriyyâ b. Yehoyada
– Eşiyâ (Yeşea) b. Emsiyâ
– Ermiyâ/İrmiya b. Hılkıya
– Zekeriyyâ b. Eden/Berahiya
– Yahyâ b. Zekeriyyâ

Hz. Zekeriyyâ’nın elbisesinin ucu dışarıda kaldı ve bunun üzerine adamlar balta ile testerelerini aldılar, ağacı ikiye biçtiler ve Hz. Zekeriyyâ’yı testereyle keserek şehit ettiler.

Allah (cc) binlerce rahmet eylesin hem şahid hem şehid olan bu yüce İslam Peygamberine…

Onun kabrinin nerede olduğuna dair birçok rivayet var.

Hz. Zekeriyyâ’nın (as) kabri, Yahudi ve bir kısım Hıristiyanlara göre Kudüs’te; Kidron Vadisi’nin doğu tarafındadır.

İslâmi kaynaklarda Hz. Zekeriyyâ’nın kabri Halep’tedir. Suriye’nin Halep şehri bize sahabenin armağanıdır ve onun kabri oradadır.

Kebîrizâde Abdurrahman Yüsrî, 1799 yılında vefat etmiş, Halep’te bir dönem kadılık yapmıştır. Bu risalede Hz. Zekeriyya’nın kabri ile ilgili şöyle bilgiler geçmektedir:

“Medrese hücrelerinin kapısında bulunan beyaz mermer üzerinde Ömer b. Abdülaziz bir süre oturarak dinlenmiştir. Dünyaya küsmüş, gamlı kişiler burada bir süre otururlarsa ferahlarlar. Caminin ortasında mermerden, güzel ve gösterişli dikey bir sütun vardır. Hz. Nebi’nin (Zekeriyyâ) yanında namaz kıldığı rivayet olunmaktadır. Bir diğer rivayet de Hz. Zekeriyyâ’nın içine girip gizlendiği ağaçtır. Daha sonra o ağacın anısına bu mermer sütun dikilmiştir. Bu sütunun tepesinde eskiden demir bir sahan olduğu rivayet edilir. Bunun içinde bazen kandil yakılır, bazen de demir ışıltısıyla camiyi aydınlatırdı. Cami-i Şerifin bir özelliği de, karamsar ve gamlı bir insan burada bir kaç rek’at namaz kılarsa ferahlayıp, sıkıntısından sıyrılmıştır.” (Hüsamettin Aksu, “Halep Ulucamii Risâlesi”, 62).

فَاسْتَجَبْنَا لَهُۘ وَوَهَبْنَا لَهُ يَحْيٰى وَاَصْلَحْنَا لَهُ زَوْجَهُۜ اِنَّهُمْ كَانُوا يُسَارِعُونَ فِي الْخَيْرَاتِ وَيَدْعُونَنَا رَغَبًا وَرَهَبًاۜ وَكَانُوا لَنَا خَاشِع۪ينَ

“Biz onun da duasını kabul ettik ve ona Yahyâ’yı verdik; eşini de kendisi için (çocuk doğurmaya) elverişli kıldık. Onlar (bütün bu peygamberler), hayır işlerinde koşuşurlar, umarak ve korkarak bize yalvarırlardı; onlar, bize karşı derin saygı içindeydiler.” (Enbiyâ 21/90)

Bu âyette 5 önemli mesaj vardır:

وَاَصْلَحْنَا لَهُ زَوْجَهُۜ / İman sayesinde gençleşmek
كَانُوا يُسَارِعُونَ فِي الْخَيْرَاتِ / Hayır işlerinde yarışmak
وَيَدْعُونَنَا رَغَبًا / Ümitle ve Allah’ın rahmetini umarak dua etmek
وَرَهَبًاۜ / Korkuyu hayattan çıkarmamak
وَكَانُوا لَنَا خَاشِع۪ينَ / Haşyeti hayatın eksenine yerleştirmek

(281)