Hz. Peygamber’in (sas) Hayatı ve Dönemi Hakkında Genel Bir Değerlendirme

Siyer Mektebi programlarının bu seneki son dersini Muhammed Emin Yıldırım Hocamız yaptı. Hocamızın “Hz. Peygamber’in (sas) Hayatı ve Dönemi Hakkında Genel Bir Değerlendirme“ başlığı altında yapmış olduğu bu ders ile 5 senedir devam etmekte olan Siyer Mektebi projemiz de nihayete erdi. 5 sene boyunca derslerimize iştirak eden Hocalarımıza ve talebe kardeşlerimize teşekkür eder, Rabbimizden bu çalışmayı salih bir amel olarak kabul etmesini niyaz ederiz.

Siyer Mektebi programlarının tümünü Siyer Tv web sitemizden takip edebilirsiniz: www.siyertv.com/siyer-mektebi/

Ders Notları

21 Ekim’de başlattığınız bu güzel yolculuğu bugün 21 Nisan itibari ile bitirmiş oluyorsunuz.

İstikrar ve azim ile derslere devam eden siz siyer sevdalısı kardeşlerimi kutluyorum.

İlmin en önemli iki temel azığı: Güçlü bir arzu ve düzenli bir çalışmadır.

Bu dersler boyunca şu hususları çok iyi fark etmiş olmanız gerekir:

1. Peygamber’in (sas) cihana bıraktığı mesajlar asla belli bir zamanla, belli bir zeminle, belli muhataplarla sınırlı değil, yani yerel değil, evrenseldir.
2.  Peygamber’in (sas) rehber ve örnekliği, sadece ibadet ve bazı ahlaki sahalarla sınırlı değil, hayatın tamamını kapsayacak niteliktedir.

Arkadaş olarak Hz. Peygamber
Muallim olarak Hz. Peygamber
Eş olarak Hz. Peygamber
Baba olarak Hz. Peygamber
Gençlerle iletişimde Hz. Peygamber
Çocuklarla iletişimde Hz. Peygamber
İnsan yetiştirmede Hz. Peygamber
Komutan olarak Hz. Peygamber
Bir Medeniyet Banisi olarak Hz. Peygamber
Bir siyasi kişilik olarak Hz. Peygamber

Ve daha neler, neler…

3. Peygamber’in (sas) kutlu hayatı sadece tarihi bir malumat olarak değil, ideal kulluğun yaşanabilmesi için örnek ve model olarak ele alınması gereklidir.
4. Peygamber’in (sas) hayatında olan tüm hadiseler ve söylediği sözler –ki bunlar hadis-i şeriflerdir- muhakkak sebep-sonuç ilişkisi gözetilerek ve sözün bağlamı dikkate alınarak anlaşılmalıdır.
5. Peygamber’in (sas) bereketli hayatı daha fazla çalışmayı gerektiren, daha birçok alanda ciddi gayretler ortaya koymayı bekleyen bir nitelik taşımaktadır.

Tarihte yaşamış büyük bir âlimimiz var, Zâhirî mezhebinin en büyük temsilcisi, usulcü, fakih, muhaddis, tarihçi, edip ve şair olan, Endülüs coğrafyasının yetiştirdiği o büyük insan İbn Hazm (v.456/1064) Allah kendisinden ebeden razı olsun…

İbn Hazm, kalemi çok bereketli olan bir âlimimizdir. Oğlunun verdiği bilgiye göre babasının yazdığı kitaplar 80.000 varaka yani 400 cilt olmuştur.

Birçok sahada kitap yazmıştır ama özellikle bizim alanımız olan Tarih ve Siyer alanında 4 tane önemli eseri vardır, elimizden düşmeyen…

1. Cemheretü Ensâbi’l-Arab
2. Haccetü’l-Vedâ
3. Hulâsa fî uśûli’l-İslâm ve târîhihî
4. Cevâmiu’s-Sîre

İbn Hazm, bu kitabının mukaddimesinde, asıl meşhur eseri olan el-Fasl’da geçen şöyle bir tespit yapar: “Allah Resûlu’nün (sas) sîreti, üzerinde düşünüp taşınana O’nu doğrulamayı kaçınılmaz kılar. O’nun gerçekten Allah’ın elçisi olduğuna, (yaşadığı hayat) şahitlik eder. Şayet Resûlullah’ın (sas) sîreti dışında başka herhangi bir mûcizesi olmasaydı, o sîret tek başına mûcize olarak yeterdi.”  (İbn Hazm, Cevâmiu’s-Sîre, s. 18)

Bu sözlerin sahibi olan İbn Hazm, Resûlullah’ın (sas) hayatındaki mûcizeleri inkâr eden birisi değildir. Cevâmiu’s-Sîre’nin hemen ilk sayfalarda, “Resûlullah’ın Allah’ın elçisi olduğuna dair deliller” başlığında, tam otuz yedi tane mûcizeye yer vermiştir. O, tüm bu mûcizeleri bilen ve kabul eden biri olarak, Efendimiz’in (sas) hayatının tamamının da bir mûcize olduğunu beyan etmiştir.

Siyer-i Nebi’nin böyle bir potansiyeli içerisinde barındığını unutmadan, Hz. Peygamber’in hayatına bir baksak, birçok alanda mucize sayılabilecek adımları görürüz de özellikle iki alan çok ama çok önemli şeyler bize söylemektedir.

Nedir bu iki alan?

1. Peygamber’in (sas) insan yetiştirme, istihdam etme ve insan unsurunu değerlendirme konusunda yaptıkları
2. Peygamber’în (sas) aile içi iletişimde, hanımları ile çocukları ile hısım ve akrabaları ile kurduğu sağlıklı ve selim bağları

Hz. Peygamber (sas) ile aranızda kurmanız gereken bağın sahih bir bağ olabilmesi için altı temel kavramın iyice anlaşılması gerekir.

Nedir bu 6 kavram?

1. İstıfâ/Seçmek, tercih etmek
2. İtaat/Boyun eğmek, kalben teslim olmak
3. İttiba/Tabi olmak, fiilen teslimiyet ortaya koymak
4. İbtida/Bidat ihdas etmek, din adına ortaya bir şeyler çıkarmak
5. İ’tisam/ Sünnete sarılmak, bağlanmak, yapışmak, sığınmak ve güvenmek
6. İtidal/Duygu, davranış ve düşüncelerde dengeli davranmak, her türlü aşırılıktan uzak durmak

1. Istıfâ/Seçmek, tercih etmek

İstıfâ, Allah’ın (cc) bizim çokta mahiyetini anlayamayacağımız şekilde peygamberleri seçip, kavimlerine veya son peygamber Efendimiz gibi tüm âlemlere göndermesidir.

Malumunuz Kelam kitaplarımızda gönderilen tüm peygamberlerin ortak özellikleri aktarılır. Nedir bunlar?

1. Nübüvvetlerini teyit etmek için mûcize göstermek
2. Vahiy almak ve onu aldığı gibi muhataplarına tebliğ etmek
3. Beşerî niteliklere sahip olmak ve beşer üstü olmamak
4. Her türlü günah işlemekten korunmuş olmak yani ismet sıfatına sahip olmak
5. Doğru sözlü ve güvenilir olmak yani sıdk ve emanet sahibi olmak
6. İnsanlar içinde bilhassa akıl, zekâ ve firâset olmak üzere her bakımdan en üst derecede olmak yani fetanet sahibi olmak
7. Allah tarafından seçilmiş olmak yani mustafa olmak/İstıfâ

“Ve dediler ki: Bu Kur’an iki şehirden bir büyük adama indirilse olmaz mıydı?” (Zuhruf, 31)

İki şehir: Mekke ve Taif
İki adam: Velid b. Muğire ve Urve b. Mes’ûd es-Sakafî

Başkaları da var bekleyen, Ümeyye b. Ebi’s-Salt, Ebû Cehil, Abdullah b. Übeyy b. Selûl, Ebû Amir er-Rahib ve daha niceleri…

Bu karşı çıkanların ortak hastalığı: Hased…

“Seçen Allah’tır, bu iş beklemekle olmaz, seçilmekle olur!”

2. İtaat/Boyun eğmek, kalben teslim olmak

İtaat, bilinçli ve sınırlı bir şekilde söylenenleri yerine getirmektir.

İtaat, acıtmasına rağmen boyun eğmektir!

İtaat, bazen bazı şeylerin sevilmemesine rağmen isteneni yerine getirmektir!

İtaat, zoruna gitmesine rağmen nefsini ayaklar altına alıp, Allah (cc) için eyvallah demektir.

“Ya Resûlullah! Zoruma giden işlerde bile sana itaat edeceğime dair biat ediyorum.”

“Ey İman Edenler! Allah’a, Resulü’ne ve sizden olan emir sahiplerine itaat edin.” (Nisa, 59)

“Peygamber’e itaat edin demek; sağlığında kendine, vefatından sonra da Sünneti’ne uyun demektir.”

“Kur’an’da Resul’e itaati emreden ayetlerin manası, Kuran’da olmayan hususlarda Peygamber’in sünnetine sarılın, demektir.” (İmam Şâtibî, el-Muvafakat, III, 14 )

“Resulullah’a itaatin Allah’a itaatle birlikte yan yana zikredilmesinde ki incelik, Allah’ın Resul’ünün değerini ortaya koymak, Kuran’da bulunmayan dini emirleri yapmak gerekmez zannını kesinlikle yıkmak ve Peygamber’in Kuran’dan ayrı ve müstakil olarak (hadislerinde) ortaya koyduğu emirlerine itaat etmektir.” (İmam Âlûsî, Ruhü’l-Me’ani)

Ebû Hureyre (ra) şöyle dedi: Resulullah (sas) şöyle buyurdu: “Ümmetimin hepsi cennete girecektir ancak imtina edenler giremeyecektir!”

Sahabe efendilerimiz:

“Ya Resulallah! İmtina edenler kimlerdir?” diye, sordular.

Resulullah (sas) şöyle buyurdu:

“Her kim bana itaat ederse, cennete girecektir. Her kim de bana asi olursa, o da imtina etmiş olacak ve cennete giremeyecektir!” (Buhari, İ’tisam, 2; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 14/342, 343)

3. İttiba/Tabi olmak, fiilen teslimiyet ortaya koymak

“(Resûlüm!) De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki (bana ittiba ediniz ki) Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir.” (Ali İmran, 31)

Allah’ı sevmenin ispatı, Hz. Peygamber’e ittiba etmek
Allah’ın sevgisini kazanmanın yolu, Hz. Peygamber’e ittiba etmek
Allah’ın sevgisinin mükâfatı, Allah tarafından sevilmek
Allah’ın sevgisinin tezahürü, Allah tarafından bağışlanmak
Allah’ın sevgisinin tecellisi, Gafur ve Rahim isimlerinin muhatabı olmak

4. İbtida/Bidat ihdas etmek, din adına ortaya bir şeyler çıkarmak

Bidat’ı konuştuğumuz bir yerde, kesinlikle Sünneti de konuşmuş oluyoruz.

Bid’at Sünnet’in zıddıdır.

Bid’at kavramı ne yazık ki, çok doğru anlayamadığımız bir kavramdır.

Arapça’da “icat etmek, örneği olmaksızın yapıp ortaya koymak, inşa etmek” anlamlarına gelen “bed‘a” kökünden türeyen bid‘at, “daha önce benzeri bulunmayıp sonradan ortaya çıkan (muhdes) şey” anlamına gelir.

“İşlerin en kötüsü sonradan ihdas edilenlerdir.” (Müslim, Cum’a, 43)

“Sonradan ihdas edilen her şey bid’attır.” (İbn Mâce, Mukaddime, 7)

“Her bid’at dalalettir ve her delalet ateştedir.” (Müslim, Cum’a, 43)

Cabir b. Abdullah naklediyor: “Kim İslam’da güzel bir çığır açarsa ve bu güzel çığır kendisinden sonra tatbik edilip sürdürülürse kendi sevaplarından hiç bir şey eksilmeden onu sürderenlerin sevaplarının benzeri kendisine yazılır. Ve her kim de İslam’da içinde kötü bir adet çıkarır ve bu kötü adet kendisinden sonra sürdürülürse kendi günahlarından hiçbir şey eksilmeden onu sürdürenlerin günahlarının benzeri de o kimseye yazılır. ‘’

Temel bir kaide: Aslı Sünnette olan bir amelin şeklinin değişmesi onu bid’ate çevirmez.

İz İbn Abdisselâm ise daha farklı bir şekilde meseleyi ele alır ve bid’atin, vacip, haram, mendup, mekruh ve mübah gibi kısımlara ayrıldığını belirtir ve şu izahı yapar: “Bir bid’atin bu sınıflardan hangisine girdiğinin tesbiti, şer’î kaidelere arz edilmek suretiyle yapılır. Dolayısıyla bid’at, şer’î vacip kaidelerine giriyorsa vacip, tahrim kaidelerine giriyorsa haram, mendup kaidelerine giriyorsa mendup, mekruh kaidelerine giriyorsa mekruh ve mübah kaidelerine giriyorsa mübahtır.”

İmam Rabbani’nin bir sözü: “En bahtiyar odur ki, İslâm’ın ve Müslümanların garip düştüğü bir zamanda terk ve ihmal edilmiş sünnetlerden birisini ihya edip yaygın olan bid’atlerden birisini yok edip kaldıran insandır. Şimdi öyle bir zaman ki, Resûl-i Ekrem Sallallahu Aleyhi vesellem gönderileli bin seneyi geçmiştir, kıyamet alametleri de teker teker çıkmaya başlamıştır. Resûlullah’ın (sas) Saadet Asrından uzaklaştıkça sünnetler perdelenmiş, bid’atler yalan illetinin yaygınlaşmasıyla çoğalmıştır. Şimdi öyle bir mücahide ihtiyaç vardır ki, sünnetleri ihya etsin, bid’atleri kaldırsın. Çünkü bid’atlerin revaç bulması dinin tahribine sebep olur.” (Mektubat, 1:34-35)

5. İ’tisam/ Sünnete sarılmak, bağlanmak, yapışmak, sığınmak ve güvenmek

“Size sarıldığınız sürece asla dalalete düşmeyeceğiniz iki emanet bırakıyorum: Allah’ın kitabı ve benim sünnetim.”  (Muvatta, Kader, 3)

“…Gerçek şu ki sizden, benden sonra yaşayacak olanlar, pek çok tefrika görecektir. Bu olaylara şahit olduğunuzda siz benim sünnetime ve doğru yola iletilmiş raşid halifelerin sünnetine, azı dişlerinizle ısırırcasına sımsıkı sarılın.” (Ebû Davûd, Sünnet 5; Tirmizî, İlim, 16, İbni Mace, Mukaddime, 6)

6. İtidal/Duygu, davranış ve düşüncelerde dengeli davranmak, her türlü aşırılıktan uzak durmak

Malumunuz, İtidal; Adl kökünden masdar olup, sözlüklerde “iki aşırı tutum ve davranış arasındaki orta hal” şeklinde tanımlanır. Genel anlamı, “orta halde bulunma, ölçülü ve ılımlı olma, soğukkanlılık, denge, düzgünlük, doğruluk üzere davranmak” şeklinde açıklanmıştır.

İtidali sarsan iki kavram, ifrat ve tefrittir.
İfrat tavrı: Değerinden fazlasını vermek
Tefrit tavrı: Değerinden aşağıya düşürmek
İtidal tavrı: Değerinin hakkını teslim etmek

Vehb b. Münebbih ise şöyle der: “Her şeyin iki ucu bir ortası vardır. Bu uçların birinden tutuluyorsa, diğer uç ağır basar; ortasından tutulursa iki uç da dengede kalır. Öyleyse siz her şeyin ortasından tutmaya çalışın.” (Heysemî, Mecmau’z-Zevaid, 8/112)

Urve b. Mes’ûd Hudeybiye’de…

“Ey kavmim! Vallahi, ben vaktiyle birçok hükümdarın; Kayser’in, Kisrâ’nın, Necaşî’nin huzurlarına elçi olarak çıkmışımdır. Vallahi, ben bunlardan hiçbir hükümdarın adamlarının onları Muhammed’in ashabının Muhammed’i sevdikleri ve saydıkları, sevip, saydıklarına şahit olmadım. Vallahi, ben kavmi arasında Muhammed’in ashabı arasındaki itibarı gibi itibarlı olan hiçbir hükümdar görmedim. Bilirsiniz ki; ben birçok ulu kişiler görmüş, hükümdarların yanlarına varmışı mıdır? Allah’a yemin ederim ki; ashabı arasında Muhammed’den daha büyük sayılan ne bir hükümdar, ne de bir ulu kişi görmüşümdür!”

(131)