Hz. İbrahim’in (as) Hayatından Bâki Hakikatler, Fâni Şahsiyetler

Siret-i Enbiyâ derslerimiz Hz. İbrâhim’in (as) bereketli hayatı ile devam ediyor. Bu haftaki dersimizde Muhammed Emin Yıldırım hocamız,  “Hz. İbrâhim’in (as) Hayatından Bâki Hakikatler, Fâni Şahsiyetler” serlevhasının altında, Hz. İbrâhim’in nasıl bâki bir hakikate gönül verdiğini ve onun için nasıl bir ömür gayret ettiğini anlattı. Ayrıca hocamız, Hz. İbrâhim’in (as) siyerini, daha iyi anlayabilmemiz için beş önemli meseleye değindi. Haftaya, doğumu ile birlikte Hz. İbrâhim’in (as) hayatını detaylı bir şekilde dinlemeye devam edeceğiz.

Dersten Cümleler

Mensup olmakla şereflendiğimiz aziz dinimiz İslâm’ın en önemli meselesi hiç şüphesiz tevhiddir. Tevhid, bir olanı birlemek, Allah’a (cc) ait olan hiçbir vasfı, özelliği, sıfatı, fiili kim olursa olsun hiçbir beşer ile hiçbir otorite ile hiçbir varlık ile paylaşmamaktır.

Her kim diyorsa, “Falanca olmasaydı olmazdık. Filanca olmasaydı bu topraklarda İslâm olmazdı. Filanca olduğu için İslâm bugünlere geldi.” Bu sözlerin hepsi batıldır, ayaklar altına alınmalıdır.

“Her kim Muhammed’e tapıyorsa bilsin ki o ölmüştür. Her kim Allah’a tapıyorsa bilsin ki Allah mutlak anlamda haydır, diridir, bakidir, ezelidir.” Hz. Ebû Bekir (ra)

“Baki bir hakikat, fani şahsiyetler üstüne bina edilmez. Edilse, hakikate zulümdür. Her cihetle kemalde ve devamda bulunan bir vazife, çürümeye ve çürütülmeye maruz ve müptela şahsiyetlerle bağlanmaz; bağlansa, vazifeye ehemmiyetli zarardır.” (Emirdağ Lahikası, s. 63)          

“Bir vakit de İbrâhim babasına ve kavmine dedi ki: Haberiniz olsun, ben sizin taptıklarınız her şeyden beriyim/uzağım.” (Zuhruf 43/26)

“Ben, yalnız beni yaratana taparım. Çünkü O, beni doğru yola iletecektir.” (Zuhruf 43/26)

“İbrahim ardından geleceklere bu sözü, (bâki bir kelime/hakikat olarak) devamlı kalacak bir miras olarak bıraktı. Artık belki doğru yola dönerler.” (Zuhruf 43/26)

Müspet Şahsiyetler

– Allah’ın peygamberi Hz. İbrâhim
– Peygamber’in mü’mine hanımı Sâre
– Hicretin nazlı gelini Hacer
– Bir müjde ile gelen Hz. İshâk
– Teslimiyet kahramanı Hz. İsmâil
– Ağır imtihanların sahibi olan Hz. Lût

Menfi Şahsiyetler

– Put yapıcısı ve zalim hükümdarın gözde adamı Âzer
– Put mabedinin yöneticisi ve put yapıcısı Hz. İbrâhim’in dedesi Nahûr
– Gücü ile her şeyi yapacağını zanneden hükümdar Nemrud
– Mısır firavunlarından olan, hiddetli ve şiddetli kral Totis
– Hz. İsmâil’in ilk hanımı ve Hz. İbrâhim’in gelini Umâre
– İnkârda ve ihanette sınır tanımayan bir kadın Hz. Lût’un hanımı Vâhile

Yapılması gerekenler şunlardır:

1- Bâkî hakikatlere gönül vermek
2- 
Fani şahsiyetlere bel bağlamamak
3- 
Hayatı bâkî hakikatler uğrunda geçirmek
4- 
Bâkî hakikatler için yaşayanların yolunu/izini takip etmek
5- 
Fani şahsiyetlerin özellikle menfi olanların gücüne, imkânlarına, seslerinin çok çıkmasına asla aldanmamak

“Ey nefsim! Kalbim gibi ağla ve bağır ve de ki: “Fânîyim, fânî olanı istemem; âcizim, âciz olanı istemem. Ruhumu Rahmân’a teslim eyledim, gayrı istemem. İsterim, fakat bir yâr-ı bâkî isterim. Zerreyim, fakat bir şems-i sermed isterim. Hiç ender hiçim, fakat bu mevcûdâtı umumen isterim.” (Bediüzzaman Hazretleri)

Değinilmesi gereken beş önemli mesele:

1- Hz. İbrâhim’in isminin menşei
2- Hz. İbrâhim’in soyu
3- Hz. İbrâhim’in yaşadığı tarihi dönem
4- Hz. İbrâhim’in doğum yeri
5- Hz. İbrâhim’in ilk muhataplarının özellikleri

İbn Abbas (ra) diyor ki:“Efendimiz (sas) dedesi Adnan’a kadar soyunu sayar, sayılmasına müsaade eder, ondan ötesine ise geçmez ve şöyle derdi: “Bundan sonrası için nesep âlimleri yalan söylemişlerdir.”

İbn Abbas (ra) sözünün devamında der ki: “Şayet Allah Resûlü Adnan’dan sonrasını öğrenmek isteseydi, elbette öğrenirdi.”(İbn Sa’d, Tabakât, 1, s. 34)

Dikkat edilmesi gereken üç mesele:

1- Hz. İbrâhim’in babasının kim olduğu
2- 
Annesi hakkında her hangi bir bilginin olup olmadığı
3- 
Kardeşlerinin kimler olduğu

Tevrat ve İncil kaynaklarında Hz. İbrâhim’in babasının adı Terah’tır. Kur’ân-ı Kerim’de En‘âm 6/74’de Hz. İbrâhim’in babasının ismi Âzer diye verilmiştir. Sadece bir ayette ismi zikredilmiş, geri kalan bir çok ayette isim verilmeden “İbrâhim’in babası” diye anılmıştır. Mesela; Meryem 19/42-45; Enbiyâ 21/52; Şuarâ 26/70, 86; Sâffât 37/85; Zuhruf 43/26’da “babası” diye isim verilmeden zikredilmiştir.

Âlimlerimizin Hz. İbrâhim’in (as) babası hakkındaki görüşleri:

1- Hz. Ya‘kûb’un hem Ya‘kûb hem de İsrâil diye iki adı olduğu gibi Hz. İbrâhim’in babasının da Âzer ve Târeh olmak üzere iki adı vardır.

2- Bu ikisinden Târeh ad, Âzer lakaptır. Hz. İbrâhim’in babasının adı Târeh’tır; Nemrud, veziri olan Târeh’ın görüş ve tavsiyelerine güvendiği, kendisine işlerini gördürdüğü için ona Âzer adını lakap olarak vermiştir.

3- Âzer, Târeh’ın hizmetinde bulunduğu putun adı olup hizmeti sebebiyle kendisi de bu putun adıyla anılmıştır.

4- “Sapıklığa düşen” mânasındaki Âzer, Târeh hakkında hakaret maksadıyla kullanılmıştır.

5- Târeh Hz. İbrâhim’in öz babası, Âzer ise amcasıdır. Amca baba diye isimlendirildiğinden dolayı “babası Âzer” diye anılmıştır.

Hz. İbrâhim’in (as) annesine gelince, annesi hakkında çok fazla bir malumatımız yok. Kaynaklarda isminin Nu’nar, Leyûsa, Ûşâ, Nûnâ veya Ebyûnâ olduğu söylenir.

Kardeşlerinin kimler olduğu gelince,Tevrat’a göreHz. İbrahim’in iki kardeşi daha vardır. Bunların adı Nahor ve Haran’dır.

Hz. İbrâhim, ya Milattan önce 1900-1750 yılları arasında yada Milattan önce 2050-2296 yılları arasında yaşamıştır.

İbn Abbas (ra) diyor ki: “Hz. Âdem ile Hz. Nûh arasında 1200 yıl, Hz. Nûh’tan Hz. İbrâhim’e 1142 veya 1143 yıl, Hz. İbrâhim’den Hz. Musa’ya 565 veya 575 yıl, Hz. Musa’dan Hz. Davud’a 560 veya 579 yıl, Hz. Davud’dan Hz. İsa’ya 1053 yıl, Hz. İsa’dan Hz. Muhammed’e 600 yıl vardır.”

Kur’ân’ın sustuğu yerlerde susmakta fayda var…

Tahminen Hz. İbrâhim’in Millattan Önce 2200 ile 2000 yılları arasında yaşadığını söyleyebiliriz. Bu tarihi esas aldığımızda Hz. İbrâhim ile bizim aramızda 4220 veya 4020 yıl vardır.

Hz. İbrâhim, kimine göre Ur şehrinde, kimine göre Babil şehrinde, kimine Kûşâ’da, kimine göre Susa şehrinde, kimine Hürmüz şehrinde, kimine göre ise Harran’da doğmuştur.

M.Ö.2100 yıllarında Ur şehrinin nüfusunun 250.000 hatta 500.000 olduğu tahmin edilmektedir. O zaman Ur gelişmiş bir endüstri ve iş merkeziydi.

Ur’da halk üç sınıfa ayrılıyordu:

1- Amelu: Bu sınıf din adamları, devlet memurları ve askerlerden oluşuyordu.
2- Nuşkenu: Tüccarlar, zanaatkârlar ve çiftçiler bu sınıfa dâhildi.
3- Ardu: Bunlar da kölelerdi.

Kadının sömürüldüğü, zayıfların ezildiği, adaletin olmadığı, güçlünün haklı olduğu bir düzen vardı.

Kur’ân-ı Kerim’de Hz. İbrâhim’in Kavmi

1- Yıldızlara, Ay’a, Güneş’e ve diğer gök cisimlerine tapan bir kavimdi.  (En’âm 6/76)

2- Putlara tapan ve onların olağanüstü güçleri olduğuna inanan bir kavimdi. (Meryem 19/42)

3- Putlara gönülden sevgi besleyen bir kavimdi. (Şuarâ 26/71) 

4- Nübüvveti kabul etmeyen bir kavimdi. (Meryem 19/43)

5- Şirk içerisinde olan ve akidevî karışıklık yaşayan bir kavimdi. (Saffât 37/86)

6- Gök cisimlerine göre hareket eden ve onlarla hayatlarına yön veren bir kavimdi. (Saffât 37/88)

7- Şeytanı memnun edecek her türlü çirkinliği yapan bir kavimdi. (Meryem 19/44)

8- Dalalette/sapkınlıkta ve sapıklıkta çok ileri giden bir kavimdi. (En’âm 6/74)

9- Akıllarını tam anlamı ile kullanmayan bir kavimdi. (Enbiyâ 21/67)

10- Atalarının yolunu körü körüne taklit eden bir kavimdi. (Şuarâ 26/74)

11- Yalana ve yanlışa alıştıkları için doğrudan ve doğruları söyleyenden rahatsız olan bir kavimdi. (Enbiyâ 21/68) 

12- Rezzak olarak Allah’ı değil, putları ve gök cisimlerini kabul eden bir kavimdi. (Ankebût 29/17)

13- İnanılmaz boyutta dünyayı seven ve ahiret hayatını hiç düşünmeyen bir kavimdi. (Meryem 19/46)

14- Zulüm ve zorbalıkta sınır tanımayan bir kavimdi. (Saffât 37/97)

15- Zorba bir hükümdar tarafından yönetilen ve onun verdiği hükümleri asla sorgulamayan bir kavimdi. (Bakara 2/258)

Adaletin yerini zulmün, hakkaniyetin yerini tarafgirliğin, merhametin yerini menfaatin, paylaşmanın yerini sömürünün, haklının değil güçlünün hâkim olduğu bir yönetim vardı.

(649)