Yedi Güzelden Biri; Abdullah b. Ömer

Muhammed Emin Yıldırım Hocamızın “Hadis Kahramanları” üst başlığında, Sahabenin hadis anlayışını müksirûn denilen çokca Hadis rivayet etmiş Sahabe efendilerimizin üzerinden anlattığı Hadis Medresesi derslerinin üçüncüsü gerçekleştirildi. Hocamız bu dersinde “Yedi Güzelden Biri; Abdullah b. Ömer” konusunu işledi.

Dersten Notlar:

Abdullah b. Ömer’in kendi sözleri:

“Vallahi, gündüzleri hep oruç tutsam, geceleri hep namaz kılsam, malımı Allah için kapı kapı dolaşarak dağıtsam; öldüğüm gün kalbimde, Allah’a itaat edenlere bir sevgi, Allah’a itaat etmeyip günah işleyenlere de bir tepki yoksa bu yaptıklarımın bana fazlaca faydası olmayacaktır.”  (İmam Gazzalî, İhyâu Ulûmi’d-Din, II/246)

“İnsanın, ilimde önemli bir mertebeye gelebilmesi için, kendisinden yüksekte olana haset etmemesi, altta olanı ise hor görmemesi, ayrıca para ve dünyevi menfaat için ilmin peşinde koşmaması gerekir.”  (Tehzîbu Hılyetü’l-Evliya, 1/218)

“Sabahın işini akşama bırakma! Sağlıklıyken hastalık için hazırlık yap! Yaşarken kabrin arkası için çalış! Abdullah! Yarın öyle bir ana erişeceksin ki adının bile ne olduğunu bilemeyeceksin!” (Tirmizî, 2333)

Abdullah b. Ömer, Abadile’den; yani İslam Tarihi’nin önemli Abdullah’larından biri…

Hz. Peygamber’in ashabı arasında Abdullah isimli 300 kadar sahabi bulunmaktadır. Fakat bunların içinde geniş fıkıh kültürü ve fetvalarıyla şöhret bulan dört sahabi Abadile ünvanlıyla tanınmıştır.

Abadile’nin kimler olduğu Ahmed b. Hanbel’e sorulmuş, o da Abdullah b. Abbas, Abdullah b. Ömer, Abdullah b. Zübeyr ve Abdullah b. Amr b. As’ın isimlerini saymış, Abdullah b. Mes’ûd’un Abadile’den olmadığını belirtmiştir.

Beyhaki de fıkıh ilminde önemli bir yeri bulunan Abdullah b. Mes’ûd’un Abadile’den sayılmayışını onun çok erken tarihlerde vefat etmesi (32/ 652), Abadile’den sayılan diğer Abdullahların ise daha uzun yaşayarak ilimlerinden büyük ölçüde faydalanılmasıyla izah etmiştir.

Zaten Abadile terimi Abdullah b. Mes’ûd’un vefatından sonra ortaya çıkmıştır. Her ne kadar Zemahşeri ile Rafıi, Abdullah b. Mes’ûd’u Abadile’den saymışlarsa da usul âlimleri bunu doğru bulmamıştır.

Hepsi de Kureyş kabilesine mensup olan ve yetmiş yıldan fazla yaşayan Abadile’nin en son vefat edeni, 73 (692-93) yılında seksen beş veya seksen yedi yaşında vefat Abdullah b. Ömer’dir.

Abdullah b. Ömer, el-Fukahâü’s-Seb’a/Yedi Fakih sahabiden biridir.

Kimdir bu 7 isim? Hz. Ömer, Zeyd b. Sâbit, Abdullah b. Ömer, Hz. Osman, Hz. Âişe, Abdullah b. Abbas ve Abdullah b. Mes’ûd’dur.

“İbn Ömer böyle fetva verdi diyerek sırtımızın cehennem köprüsü haline getirilmesini mi istiyorsun?”

Yanlış fetva vermek suretiyle günaha girmekten korktuğu için Halife Osman’ın kadılık teklifini kabul etmemiştir.

Fıkhın hemen her dalında vermiş olduğu fetvalar Muhammed Revvâs Kal‘acî tarafından konularına göre alfabetik olarak tasnif edilip neşredilmiştir. (Mevsû‘atü fıkhi ‘Abdillâh b. ‘Ömer, Beyrut 1406/1986)

“Kur’ân okuyan müminin misâli turunç gibidir; portakal gibidir. Kokusu güzel tadı hoştur. Kur’ân okumayan müminin misâli hurma gibidir. Tadı hoştur fakat kokusu yoktur. Kur’ân’ı okuyan facirin misâli reyhan otu gibidir. Kokusu güzeldir, tadı acıdır. Kur’an okumayan fâcirin misali Ebu Cehil karpuzu gibidir, tadı acıdır, kokusu da yoktur.”

Biz Abdullah b. Ömer’in hayat defterinin başına oturur oturmaz; hemen bizi sarsacak düzeyde beş kokuyu birden hissederiz. Nedir bu beş koku?

1- Nübüvvet bahçesinin kokusu
2- Farukiyet kametinin kokusu
3- Şahadet özleminin kokusu
4- Merhamet melteminin kokusu
5- İbadet aşkının kokusu

Abdurrahman b. Avf’ın oğlu Ebû Seleme diyor ki: “Hz. Ömer’in yaşadığı devirde Ömer gibi olan sahabiler çoktu; fakat Abdullah’ın yaşadığı devirde, onun gibisi yoktu.”

Hz. Ömer dedi ki: “Allah Zeyd’e rahmet eylesin. O iki güzellikte beni geçti. Hem benden önce Müslüman oldu; hem benden önce şehadete ulaştı.”

Abdullah b. Ömer’in Kudame, Abdullah, Saib ve Osman isminde dört tane dayısı vardı.

Miladi 614 ve Abdullah dünyaya geliyor. İki yıl sonra babası Ömer iman edecek, hemen arkasından annesi Zeynep iman edecektir…

Abdullah b. Ömer: “Medine’ye hicret ettikten sonra hiç evime gitmedim. Ne zaman evimizin önünden geçsem gözlerimi kapatır; görmek istemezdim. Eğer evimizi görür de ona özlem duyarsam mescidi terk ederim korkusu ile bunu yapardım.”

Abdullah b. Ömer: “Hayatımda Bedir askerleri içerisinden ayrıldığım gün kadar üzüldüğüm ve ağladığım başka bir olay hatırlamıyorum. O gün sabaha kadar yatakta ağlayıp durmuştum.”

Hendek Gazvesi’ne katılmış, o günden sonra bütün gazvelere ve seferlere iştirak etmiş, Hudeybiye, Hayber, Kaza umresi, Mute, Tebuk ve nicelerinden adım adım Efendimiz’i izlemişti. Efendimiz’in vefatından sonra da cihad ve şehadet aşkı hiç azalmamış, Şam, Irak, Basra, Mısır ve Afrika fetihlerine katılmış, Horasan ve İran seferlerinde bulunmuştu. Hicretin 49. yılı İslam askerleri günkü adı ile Kostantineye’ye geldiklerinde o günler yaklaşık 60 yaşlarında olan Abdullah’da o ordunun içerisinde yerini almıştı.

Abdullah b. Ömer’in rivayet ettiği hadis sayısı da 2630 olmuştur.

Abdullah b. Ömer’in gerek sahabeden gerek tabiin neslinden çok talebesi vardır; Abdullah b. Abbas, Cabir b. Abdullah ve daha nice sahabi onun ellerinde yetişmiştir. Tabiin neslinden ise Enes b. Sirin, Hasan-ı Basri, Said b. Müseyyeb, Mücahid, Tavus, Şa’bi, Nafi onun talebelerindendir.

Tabiin neslinin önemli simalarından İmam Şa’bi şöyle derdi: “İbn Ömer’in hadis bilgisi gayet iyi ve gayet sağlamdı.” (İbn Esir, Üsdü’l-Ğabe, III, 228)

Hz. Ali’nin oğlu olan kendisi de büyük bir âlim olan Muhammed el-Hanefiyye, şöyle demektedir: “İbn Ömer, bu ümmetin bilgesidir.” 

İmam Malik onun için: “İbn Ömer, bir mıknatıs gibi insanları kendine çekiyor, İslam coğrafyalarının dört bir tarafından ona soru sormaya insanlar geliyordu.” demiştir.

Abdullah b. Ömer: “Bana yapılacak iş için farz, vacip, müstehap olduğunu söylemeyin, bu işi Efendimiz (sas) yapmış mı, yapmamış mı onu haber verin. Eğer Efendimiz (sas) yapmışsa ben de yaparım, yapılan iş ne olursa olsun.”

Hz. Aişe validemiz: “Efendimiz’i (sas) Abdullah b. Ömer kadar adım adım takip eden başka birini ben görmedim.”

“Allah’ım! Abdullah b. Ömer’i bizler yaşadığımız sürece yaşat ki, ona tabi olalım. Çünkü senin peygamberinin sünnetine ondan daha bağlı birini bilmiyoruz.”

“İstiyorum ki, izim izine karışsın.”

“Oğlum! Ben sana Allah Resulü’nün sözünü söylüyorum, sen kalkmış bana ama diyerek görüşünü söylüyorsun. Resulullah’ın sözüne ama diyerek karşı bir söz söyleyen biri benim oğlum olamaz. Ölene kadar senin yüzün bana haram olsun.”

“Biz o hadis bitmeden ruhunu teslim edeceğini zannederdik. Çünkü öyle bir hale girerdi ki, biz onu dışarıdan fark ederdik.”

“Abdullah ne güzel bir adamdır; ahh bir de gece namazı kılsa!”

“O günden sonra Abdullah bir daha gece namazını bırakmadı ve gecelerini çok az uykuda geçirdi.”

1- Allah’ı razı etmenin yolu, namazdan geçer.
2- Namazı hakkıyla kılmanın yolu, değer ve kıymetini kavramaktan geçer.
3- Değer ve kıymeti kavramanın yolu, aklı, zihni, kalbi, bedeni boş işlerden muhafaza
4- Muhafaza etmenin yolu, yediklerinden ve içtiklerinden geçer.

“Ey İnsanlar! Biz öyle bir hayat yaşadık ki, bizlere Kur’an’dan önce iman verildi. Bir sûre Efendimiz’e nazil olur olmaz bizler, o süre de Allah’ın bizlere vermek istediği mesajları anlamak için gayret sarf eder, helalleri haramları öğrenmeye çalışırdık. Yani siz şimdi nasıl Kur’an’ın lafızlarını öğrenme hususunda çaba harcıyorsanız, biz bu çabadan daha fazlasını bunun için harcardık. Ama bakıyorum ki, bizden sonra gelenler Fatiha’dan başlayıp, sonuna kadar okuyup ezberlemelerine rağmen, emirler nelerdir, nehiyler nelerdir, üzerinde kafa yorulması gereken meseleler nelerdir bunları önemsemeden aynen kötü cinsli hurmaların görüntüsü ve tadı gibi işin sadece lafızları ile ilgileniyorlar. Böyle olunca da Kur’an’dan istifade edemiyorlar.”

“Haydin namaza deyin geleyim. Haydin felaha deyin koşayım, haydin cihada deyin sürünerek geleyim. Ama Haydin Müslüman kardeşinin kanını akıtmaya, malını almaya derseniz ben o işte yokum.”

“Şu dünyada beni en çok üzen ve kahreden; Hz. Ali’nin ve Hz. Hüseyin’in yanında yer almamaktır. Beni onların yanından alıkoyan tek şey ise Müslüman kanı akıtmama hassasiyeti idi; ama gelişen olaylar gösterdi ki Hz. Ali kesinlikle haklı idi.”

“Müslüman Müslümanın kardeşidir ona zulmetmez; onu düşmana teslim etmez. Kim bir Müslüman kardeşinin ihtiyacını giderirse, Allah da onun bir ihtiyacını giderir. Kim bir Müslümanın sıkıntısını giderirse, Allah da kıyamette onun bir sıkıntısını giderir. Kim de bir Müslümanın ayıbını örterse, Allah da kıyamette onun bir ayıbını örter.” (Buhârî, Mezâlim, 3; Müslim, Birr ve Sıla, 15; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 9/463)

Abdullah b. Ömer’in dilinden düşürmediği bir dua:

“Allah’ım! Beni bugün dağıtacağın her hayırdan, indireceğin her hidayet nurundan, yazacağın her rahmetten, vereceğin her rızıktan, defedeceğin her zarardan, kaldıracağın her beladan ve önleyeceğin her fitneden en fazla nasiplenen kullarından eyle…”

(172)