Sahâbe’nin Dünyasında İki Azık: Fedakârlık ve Sebat

Nebevî Miras derslerimizin bu haftaki konusu Sahâbe’nin bu mirası kendilerinden sonrakilere aktarmak için ödedikleri bedel ile alakalı idi. Muhammed Emin Yıldırım Hocamız, “Sahâbe’nin Dünyasında İki Azık: Fedakârlık ve Sebat” serlevhasında, özellikle bu iki kavram üzerinden çok güzel ve mesaj yüklü örnekleri bizlerle paylaştı.

Dersten Cümleler

Sahâbe nesli, ne melektiler, ne masumdular, onlar beşerdi; ama beşer var, beşer var…

Onlar, melekleri kendilerine hayran bırakan bir nesildiler…

Aktarılan rivayet, İmam Mâlik’in talebelerine fıkıh notları yazdırırken, derste söylediği notların derlendiği bir kitap olan el-Müdevveretü’l-Kübra kitabında aktarılır bu rivayet (Müellifi, İmam Sahnûn’dur. v. 240/854) ve yine İbn Sa’d’ın Tabakâtı’nda aktarılır ve başka kaynaklarda da aktarılır…

Rivayetin kahramanı Ensar’ın gençlerinden Avf b. Mâlik el-Eşcaî’dir.

Latifeler, latif olmalıdır…

Avf b. Mâlik’in Hz. Peygamber’den (sas) rivayet ettiği hadislerin sayısı 67 olup bir kısmı Kütüb-i Sitte’de de yer almıştır.

“Ömer üç şeyden dolayı insanlardan üstün kılındı: Hakkını vererek yerine getirdiği hilafet, hayatının sonunda kazandığı şehadet, hiçbir kınayıcının kınamasından korkmadan ikame ettiği adalet…”

“Sen Ebû Bekir’in yanında benim üstünlüğüme dair bir rüya anlatıyorsun. Hiç Ebû Bekir’in yanında böyle şey anlatılır mı? Sen Ebû Bekir’in yanında bunu anlatırken utanmadın mı?”

“Yerinde dur Ey Uhud! Senin üstünde bir Nebi, bir Sıddık ve iki Şehid var.”

“Vallahi önüme gelen iki davalının kim olduğuna önem vermem. Yakınlığına, uzaklığına bakmam kim haklıysa ona hakkını verir, ona adaletle hüküm ederim…” (Sahnûn, el-Müdevvenetü’l-Kübrâ,1/416; İbn Sa’d, Tabakât, 3/387, 388)

Allah el-Aziz, gönderdiği din Aziz, o dini bize öğreten Peygamber Aziz, o peygamberin mübarek ellerinde yetişen o güzide nesil Aziz… İnşallah bizlerde hakkınca bu hakikatlere kendimizi muhatap kılabilirsek, bizde Aziz olacağız, yani izzeti, şerefi kazanacağız…

Resûlullah’ın (sas) vefatında İbn Abbas’ın o büyük arzusu

“Duysam ki, Ashabtan birinde bende olmayan bir hadis var; koşa koşa onun yanına gider onu ondan öğrenirdim. Medine’nin dışında olsa bile bundan geri durmazdım…”

“İlim ayağa gitmez, ilmin ayağına gidilir.”

Ebû Hüreyre’nin fırıncı iken karın tokluğuna katlandığı o büyük fedakârlığı…

O günkü zor şartlar altında ya unuttuğu bir hadisi hatırlamak, ya unuttuğu bir kelimeyi iyice sağlamlaştırmak, ya şüpheye düştüğü bir hadisi teyit etmek, yada bilmediğini öğrenmek maksadı ile şehirler, ülkeler, coğrafyalar aşılırdı bu sevda için…

Rıhle kültürü veya Rıhle Medeniyeti…

Ukbe b. Âmir, Ebû İhâb İbn Aziz’in kızı Ümmü Yahya ile evlidir; bu evlilik üzerinde nakledilen rivayet…(Buhari, Şehadat, 4, 13, 14; İlm, 26; Büyu, 3; Nikâh, 23; Tirmizi, Rada, 4, (1151); Ebû Dâvud, Akdiye,18)

Ebû Eyyüb el-Ensari, o gün için Mısır’da olan Ukbe b. Âmir’e gidişi…

“Kim bir mü’minin ayıbını örterse, Allah da kıyamet gününde onun ayıplarını, günahlarını örter!”(Ebû Dâvud, Edeb, 39)

Cabir b. Abdullah bir hadis işitti; “Bunu Resûlullah’tan kim duydu?” diye sordu. “Abdullah b. Üneys” dediler. “O nerede şimdi?” “Şam’da” dediler. Hemen hazırlığını yaptı ve yola koyuldu, tam bir ay süren bir yolculuk ile Şam’a ulaştı.

Allah kıyamet günü insanları, çıplak ve sünnetsiz olarak haşredecektir.”

Abdullah b. Mes’ûd: “Allah’a yemin ederim ki, Allah’ın Kitabı’ndan hiçbir sûre yoktur ki, onun nerede indiğini en iyi bilen ben olmayayım! Hiçbir ayet yoktur ki, onun niçin indiğini en iyi bilen ben olmayayım… Ama bilsem ki develerin ulaşabileceği yerde Allah’ın Kitabı’nı benden daha iyi bilen biri var, mutlaka deveye binip ona giderdim.”

Muhammed Zahid el-Kevseri: “İbn Mes’ûd hayata gözlerini yumduğunda arkasında tam 4000 tane âlim bırakmıştı.”

İmam Mücahid: “Utanan ve kibirlenen asla tam anlamı ile ilim öğrenemez.”  (Buhari, Sahih, 1/44)

Âiz b. Amr; Müzeyne kabilesine mensup ve Ebû Hübeyre lakabı ile meşhur biridir.

“Hayır, öyle demeyin; bunlar Âiz b. Amr ve Ebû Süfyan’dır deyin. Çünkü Müslüman, Müslüman olmayandan daha izzetlidir. İslâm yücedir, onun önüne geçilmez!” buyurdu. (İbn Hacer, Fethu’l-Bâri, III, 261)

“Ey Âiz! Söyle bakalım, Allah Resulü’nden ne işittin?”

“En büyük cihad, zalim sultanın karşısında hakkı haykırmaktır.”

“Yöneticilerin en kötüsü, yönettiklerine karşı acımasız davranandır.” (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, V, 64; Müslim, İmâre, 23)

“Otur yerine! Sen ancak Resûlullah’ın (sas) ashabının nühâlesi/ döküntüsüsün.”

“Sahabîler içerisinde döküntü olanlar mı var? Asıl döküntüler onlardan sonrakilerin ve onların dışındakilerin içlerinde vardır.”

Ebû Zer (ra): “Vallahi beni öldürmek için kılıcı boynuma koysanız, ben de Resûlullah’tan işitmiş olacağım bir sözü, siz işinizi tamamlayıncaya kadar infaz edebileceğimi, yânî i’lân edebileceğimi bilsem yine infaz ederim.” (Buhari, Kitabü’l-İlm,10)

Sahâbe’nin sebatı meselesini konuştuğumuzda önümüze iki temel nokta çıkar:

Onlar ilmi asla ele-ayağa düşürmediler.

Şöhrete mağlup olup, sadakat çizgisini zedelemediler.

“Ey Ebâ Abdurrahman (İbn Mes’ûd)! Bizler senin sohbetini çok seviyoruz ve ona büyük bir istek duyuyoruz. Ne olur bizi bundan mahrum etmesen ve bize her gün hadis dersi yapsan!”

“Biz Resûlullah’tan ne gördüysek, size aynısını yaparız. Vallahi O (sas) asla insanlara bıkkınlık verecek şekilde hiç bize bir şey anlatmadı.”

İbn Abbas’ın taleberinden birine tavsiyesi: “İnsanlara her Cuma sadece bir defa ders yap. Eğer onlardan ciddi bir rağbet ile gelirse bunu ikiye çıkar. Bir müddet sonra yine rağbet ederlerse bunu üçe çıkar, ama ondan sonra arttırma. Sakın insanları usandırma!”

Söz ilim şehrinin kapısı olan Hz. Ali’den (ra): “Gerçek fakih/âlim, insanlara Allah’ın rahmetinden umut kestirmeyen, azabından ise emin kılmayan ve Allah’ın masiyetlerine ruhsat vermeyen kişidir. İçinde ilim bulunmayan ibadette hayır yoktur; içinde kavrama bulunmayan ilimde de hayır yoktur. Ve içinde düşünme ve tefekkür bulunmayan okumada da hayır yoktur.”  (Sünen-i Dârimi, 1/86)

İkinci söz bugün çokça adını duyduğumuz Abdullah b. Mes’ûd’dan (ra): “Ortadan kalkmadan ilme sarılmalısınız. Onun ortadan kalkması ilim sahiplerinin yok olup gitmesidir. İlme sarılınız; çünkü siz ona ne zaman muhtaç olacağınızı bilemezsiniz. Öyle insanlarla karşılaşacaksınız ki, Kur’an’ı arkalarına attıkları halde, sizi Allah’ın Kitabı’na çağırdıklarını iddia edeceklerdir. İlme sarılınız! Bidatleri ortaya çıkarmaktan uzak durunuz. Gereksizce detaylara girmekten, size faydası olmayan şeylere dalmaktan da uzak durunuz. Siz eskiye (selef-i salihin) sarılınız.” (Sünen-i Dârimi, 1/53)

(333)